İçeriğe geç

Opposite poles. (BxB)

Bölüm 5 · 5 dk okuma

Opposite poles. (BxB)

Bölüm 5

Beşinci bölüm

başında durdurdu.

Adres doğruydu.

Kang Minjae’nin adamlarından birinin kullandığı eski bir ev…

“Yalnızca bakacağım,” diye mırıldandı.

Great’e haber vermemişti.

Çünkü…

Onu riske atmak istememişti.

Kapıyı yavaşça itti.

Gıcırdayarak açıldı.

Ev karanlıktı.

Toz kokuyordu.

İçerisi sessizdi.

Jihoon silahını çıkardı.

“Kimse var mı?” dedi.

Cevap yoktu.

Bir adım daha attı.

Sonra

Kapı arkasından hızla kapandı.

Jihoon arkasını döndü.

Aynı anda her yerden duman yükselmeye başladı.

Bir köşede ateş yanıyordu.

Sonra bir tane daha.

Bir tane daha.

“Lanet olsun!”

Koştu.

Kapıya yüklendi.

Açılmıyordu.

Kilitlemişlerdi.

Camları kırmaya çalıştı.

Ama camlar demirliydi.

Duman ciğerlerini yakıyordu.

Gözleri yanmaya başladı.

“Great…” diye fısıldadı.

Dizlerinin bağı çözüldü.

Nefesi kesiliyordu.

Başının içi dönüyordu.

Son gördüğü şey…

Alevlerdi.

Ve karanlık.

*****†*****

Great masasında dosyalara bakıyordu.

Bir anda telefonu titreşti.

Jihoon’dan mesaj:

"Bir adrese gidiyorum. Sonra konuşuruz.”

Great’in içi sıkıştı.

“Yine tek başına…”

Haritayı açtı.

Konum paylaşılıyordu.

Ve…

Kırmızı uyarı.

Bir şey olmuştu

Ceketini kaptığı gibi çıktı.

Arabayı son sürat sürdü.

Kalbi deli gibi atıyordu.

“Dayan… sakın ölme…”

Varmişti.

Alevler gökyüzüne yükseliyordu.

İtfaiye henüz gelmemişti.

Great arabadan fırladı.

“İÇERİDE BİRİ VAR!”

Kimse onu tutamadan eve koştu.

Duman gözlerini yakıyordu.

“Jihoon!”

Cevap yok.

“JIHOON!”

Öksürerek ilerledi.

Sonunda…

Yerde yatan birini gördü.

Hareketsizdi.

“Jihoon…”

Yanına çöktü.

Onu kucağına aldı.

Yüzü is içindeydi.

Nefes almıyordu gibi görünüyordu.

“Uyan… lütfen…”

Great titriyordu.

“Beni böyle bırakma…”

Jihoon öksürdü.

Zayıf bir nefes aldı.

Great’in gözleri doldu.

“Şükürler olsun…”

Onu sırtına aldı.

Alevlerin arasından çıkardı.

Dışarı çıkardı nefes almaya başlamıştı.

Elini tuttu.

Sessizce fısıldadı:

“Bir daha…

asla yalnız gitme.”

Jihoon yarı baygın halde mırıldandı:

“…Söz…”

Great iki elinide jihoonun yüzünd gördü.

Dudağına hafif bir öpücük kondurdu..

***†*****†***

Great yavaşça hastane odasının kapısını açtı.

İçeri girdiğinde Jihoon uyanıktı.

Yatağa yaslanmış, pencereye bakıyordu.

Great bir an durdu.

Onu öyle görünce içi rahatladı.

Sonra sessizce yanına yaklaştı.

“Elin…” dedi Jihoon.

Great fark etmeden elini tutmuştu.

Bırakmadı.

“Beni çok korkuttun,” dedi alçak sesle.

“Bir daha… yalnız başına bir yere gitmeden önce bana haber ver.”

Jihoon ona baktı.

Gözlerinde şaşkınlık vardı.

“Merak mı ettin?” diye sordu.

Great cevap vermedi.

Sadece biraz daha yaklaştı.

Jihoon’un dudağına kısa bir öpücük kondurdu.

Çok kısa.

Ama çok gerçekti.

Sonra geri çekildi.

Jihoon olduğu yerde donup kaldı.

Ne diyeceğini bilemedi.

Kalbi hızlandı.

“Great…” dedi ama sesi kısıktı.

Great hiçbir şey söylemeden arkasını döndü.

Jihoon kolundan tuttu.

“Gitme.”

Great durdu.

Arkasını döndü.

Bir an göz göze geldiler.

Sonra hafifçe gülümsedi.

“Daha sonra,” dedi.

“Şimdi iyileş.”

Jihoon’un elini nazikçe bıraktı.

Ve odadan çıktı.

Jihoon yatağa yaslandı.

Elini hâlâ Great’in tuttuğu yerde hissediyordu.

Ve kendi kendine fısıldadı:

“Bu… neydi şimdi?”

(Sanki seks istiomuşsunuz gibi geldi bana kuşlar söyledi 👅 ama bu kurgu seks üzerine yapılmadı hadi sg)

*************

Jihoon taburcu olduktan sonra gece olmuştu.

Great onu kendi evine götürdü.

“Yalnız kalmanı istemiyorum,” dedi kısa bir şekilde.

Jihoon itiraz etmedi.

Zaten

Kalmak istiyordu.

Eve girdiklerinde ortam sessizdi.

Şehir ışıkları camdan içeri süzülüyordu.

Great ceketini çıkarıp sandalyeye astı.

“Dinlenmelisin,” dedi.

Jihoon koltuğa oturdu.

“Yanımda sen varken daha iyiyim.”

Great durdu.

Ona baktı.

“Bunu bilerek mi söylüyorsun?” dedi.

Jihoon başını kaldırdı.

“Bilmiyorum,” diye fısıldadı.

“Ama doğru.”

Aralarındaki mesafe yavaşça kapandı.

Great karşısına geçti.

Jihoon ayağa kalktı.

Birbirlerine çok yakındılar artık.

Nefesleri karışıyordu.

“Bugün seni kaybedeceğimi sandım,” dedi Great.

“Bir daha bunu yaşamak istemiyorum.”

Jihoon elini Great’in göğsüne koydu.

“Buradayım,” dedi.

“Seninleyim.”

Great dayanamadı.

Onu kendine çekti.

Bu seferki öpücük

Kaçamak değildi.

Kısa değildi.

Gerçekti.

Jihoon da karşılık verdi.

Parmakları Great’in yakasına dolandı.

Dilleri dans ediyordu resmen.

Great jihoon'un belinden tutup kendine çekti.

Birlikte yatak odasına çıktılar...

******************

(Sonlardayiz artık geriye 2 bölüm kaldı umarım beğenirsiniz fazlasıyla çok uğraşıyorum çünkü)

Sabah, odanın içine usulca sızan ışıkla geldi.

Perdelerin arasından süzülen soluk güneş, yatağın kenarına vuruyor, odanın içini yavaş yavaş aydınlatıyordu.

Jihoon gözlerini araladığında ilk başta nerede olduğunu anlayamadı.

Tavan… yabancıydı.

Birkaç saniye boyunca sadece baktı.

Sonra hatırladı.

Hastane.

Korku.

Great’in sesi.

Great’in elleri.

Ve… gece.

Bir anda kalbi hızlandı.

Başını hafifçe çevirdi.

Yanındaydı.

Great.

Yüzü ona dönüktü. Gözleri kapalıydı ama nefesi sakindi. Bir kolu Jihoon’un beline dolanmıştı, sanki gece boyunca bırakmamış gibi.

Jihoon kımıldamadı.

Kıpırdarsa her şey bozulacakmış gibi hissetti.

“Bu… gerçek mi?” diye düşündü.

Dün gece yaşananlar bir rüya gibi geliyordu şimdi.

Ama sıcaklık gerçektir.

Nefes gerçektir.

Kalbinin hızlanması gerçektir.

Yavaşça doğrulmak istedi.

Ama tam o anda—

“Kaçma.”

Great’in sesi.

Kısık. Uykulu. Ama net.

Jihoon irkildi.

“Uyanıksın…”

“Uzun zamandır.”

Great gözlerini açtı. Bakışları direkt Jihoon’unkine kilitlendi.

Bir anlık sessizlik oldu.

İkisi de konuşmadı.

Sadece baktılar.

Dün gecenin ağırlığı, odanın içinde asılı kaldı.

Jihoon yutkundu.

“Dün gece için…”

Great hemen araya girdi.

“Pişman mısın?”

Jihoon düşünmedi bile.

“Hayır.”

Great’in dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.

“Ben de.”

Jihoon başını eğdi.

“Ben… korktum sadece.”

“Neden?”

“Ya… sadece bir anlıksa diye.”

Great doğruldu. Yatağın kenarına oturdu.

Jihoon’un elini tuttu.

“Sence ben seni bir anlık mı seviyorum?”

Jihoon şaşırdı.

“Seviyor musun?”

Great ona baktı.

Uzun uzun.

Kaçmadan.

Saklamadan.

“Uzun zamandır.”

Jihoon’un boğazı düğümlendi.

“Ben de,” dedi kısık bir sesle.

“Fark etmeden… çoktan.”

Great gülümsedi.

Sonra ciddileşti.

“Jihoon.”

“Hmm?”

“Benimle… sevgili olur musun?”

Jihoon’un gözleri büyüdü.

“Şimdi mi soruyorsun bunu?”

“Evet.”

“Böyle mi?”

“Başka zaman bulamadım.”

Jihoon güldü.

“Saçmasın.”

“Biliyorum.”

“Ciddisin.”

“Çok.”

Jihoon bir an sustu.

Sonra Great’in elini sıktı.

“Zaten olmuşum galiba.”

Great’in yüzü aydınlandı.

“Yani… evet mi?”

“Evet.”

Great eğilip alnına küçük bir öpücük kondurdu.

“Resmen benim sevgilimsin.”

Jihoon gülümsedi.

“Sen de benim.”

Bir süre konuşmadılar.

Sadece yan yana oturdular.

Sessizlik bu kez ağır değildi.

Huzurluydu.

Sonra Jihoon mırıldandı:

“Şimdi işe geç kalacağız.”

Great güldü.

“Biraz geç kalabiliriz.”

“Niye?”

“Çünkü ilk günümüz.”

Jihoon kaşlarını kaldırdı.

“Ne günü?”

“Sevgili olarak ilk günümüz.”

Jihoon başını omzuna yasladı.

“Tamam.

Beş dakika daha.”

Great kolunu ona doladı.

“On dakika.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.