İçeriğe geç

Opposite poles. (BxB)

Bölüm 3 · 5 dk okuma

Opposite poles. (BxB)

Bölüm 3

Üçüncü bölüm

Gece kulübünün önü her zamanki gibi kalabalıktı.

Neon ışıkları yanıp sönüyor, müzik sokağa taşıyordu.

Great arabayı biraz uzakta durdurdu.

“Direkt polis gibi girersek herkes susar,” dedi.

Jihoon başını salladı.

“O yüzden çiftiz.”

Great kaşını kaldırdı.

“Ne?”

Jihoon gülümsedi.

“Sevgili.

El ele, normal.”

Great homurdandı.

“Bu dosya bitince seni öldüreceğim.”

Ama elini tuttu.

Kapıdan girer girmez müzik üzerlerine çöktü.

Işıklar karanlık. Hava ağır.

Jihoon eğilip kulağına konuştu.

“Rahat ol.”

“Şüpheli gibi durma.”

Great dişlerinin arasından fısıldadı.

“Şu an aşırı şüpheliyim.”

Ama dışarıdan bakınca…

Gerçekten çift gibiydiler.

Barın yanına oturdular.

Jihoon içki sipariş etti.

Great çevreyi tarıyordu.

Nina yoktu.

Ama tanıdık yüzler vardı.

Bir kız, köşede ağlıyordu.

Başka biri panikle telefonla konuşuyordu.

Jihoon fark etti.

“Burada bir şey var"

Bir adam elinde içki ile great'in yanına yaklaşti.

"Acaba boşta'misiniz?"

Jihoon kadehini havaya kaldırıp

"Değil." Dedi.

Great ve Jihoon kısa süreliğine göz göze gelmişti.

Aniden Kulübün ortasında bir kız bağırdı:

“AAAAA!

AŞAĞIDA BİRİ VAR!!”

“HARAKETSİZ!!”

Müzik kesildi.

Herkes döndü.

Panik başladı.

Great ayağa fırladı.

Jihoon ceketin içinden rozetini çıkardı.

“Polis!”

Great bağırdı:

“Herkes olduğu yerde kalsın!”

İkisi koşarak merdivenlere yöneldi.

İnsanlar sağa sola kaçıyordu.

Bağırışlar. Çığlıklar. Telefon flaşları.

Alt kata indiler.

Kapıyı tekmeyle açtılar.

İkiside silahını çıkarıp Yavaşça içeri daldılar

Koku önce geldi.

Sonra görüntü.

Nina yerdeydi.

Kan içindeydi.

Göğsünde bıçak.

Eli titremiş gibi yarı açık.

Yanında küçük poşetler.

Haplar.

Şırınga.

Jihoon’un nefesi kesildi.

Great diz çöküp Nabzına bakdı.

“Ölü.”

Jihoon fısıldadı:

“Tam baskın yapacaktık…”

“Bir adım geç kaldık.”

Great gözlerini cesetten ayırmadı.

“Bizi izliyorlar.”

“Kim yaptıysa, Ne yaptığımızı biliyor.”

Yukarı çıktıklarında kulüp boşaltılıyordu.

Dört şüphelinin yüzü gözünün önüne geldi.

Mark. Neo. Pure. Nina.

Artık biri eksikti.

Great sakin ama sert konuştu:

“Bu oyun büyüdü.”

Jihoon ona baktı.

“Ve biz ortasındayız.”

Bir an göz göze geldiler.

Bu artık sadece bir dava değildi.

Great çevreyi dikkatle inceliyordu.

Her köşeyi.

Her izi.

Jihoon depo raflarının yanına çömeldi.

“Great… buraya bak.”

Great hemen yanına geldi.

Yerde, kanın biraz dışında kalan bir şey vardı.

Beyaz bir zarf.

Tertemizdi.

Kan bulaşmamıştı.

Sanki bilerek oraya konmuş gibiydi.

Jihoon eldivenini taktı.

Yavaşça aldı.

Zarfın üstünde siyah kalemle yazılmış bir isim vardı:

Neo

Great’in kaşları çatıldı.

“Neo?”

“Demek hedef oydu.”

Jihoon dikkatlice açtı.

İçinden birkaç fotoğraf düştü.

Yere yayıldılar.

İkisi de dondu.

Fotoğraflarda Neo vardı.

Sarhoş kızlarla, Bazıları baygındı.

Bazıları kendinde değildi.

Bazılarının gözleri kapalıydı.

Ve Neo onlara taciz ediyordu.

Ama sonra zarfı çevirdi.

Arkasında tek bir cümle vardı:

“İşime karışmayın."

İkisi de sustu.

Jihoon fısıldadı:

“Biri bize mesaj veriyor.”

“Bu bir cinayet değil sadece, Bu bir uyarı.”

Great başını kaldırdı.

“Ve bu kişi Neo’nun yaptıklarını biliyordu.”

“Kanıtları vardı. Ve onu cezalandırdı.”

Jihoon’un aklına tek bir şey geldi.

“Ya sıradaki?”

“Başka biri varsa?”

Great cevap vermedi.

Jihoon sessizce söyledi.

“Bu ekip sandığımızdan daha karanlık.”

Great ona baktı.

“Onların içinden biri olabilir.”

Jihoon zarfı delil torbasına koydu.

“Bu mektup"

“Bizi oyuna davet edio.”

Great kapıya yöneldi.

“Ve biz kabul ettik.”

Karakolda

Saat üç olmuştu.

Jihoon sandalyesinde geriye yaslandı.

“Başım ağrıyor…”

Great hemen refleksle yaklaştı.

Elini Jihoon’un alnına koydu.

“Hararetin var mı diye baktım.”

Jihoon dondu.

Great de fark etti.

Bir anda elini çekti.

“Şey, pardon.”

İkisi de sustu.

Oda daha da sessizleşti.

*****

Elektrikler bir anlık gitti.

Oda karardı.

Sadece acil ışıklar yandı.

Jihoon refleksle ayağa kalktı.

Ayağı sandalyeye takıldı.

Düşüyordu ki,

Great hemen belinden tuttu.

Jihoon’un yüzü Great’in göğsüne çarptı.

İkisi de nefesini tuttu.

Çok yakındılar.

Fazla yakındılar.

Jihoon başını kaldırdı.

Göz göze geldiler.

Kimse konuşmadı Nefesleri karıştı.

Great fısıldadı:

“İyi misin?”

“İyiyim.”

Ama sesi titriyordu.

Great hâlâ bırakmamıştı.

Sonra fark etti.

Yavaşça çekildi.

“Özür dilerim"

Jihoon başını salladı.

“sorun yok.”

*********

Jihoon eve giderken şunu düşündü:

“Neden onun yanındayken kalbim böyle oluyor?”

"Dava bitince ortaklik da biter o zaman bu hiss geçer"

Diye düşündü.

**********

Sabah, Bangkok her zamanki gibi kalabalıktı.

Arabalar korna çalıyor, motosikletler aralardan geçiyor, insanlar işe yetişmeye çalışıyordu.

Great de onlardan biriydi.

Direksiyonu tek eliyle tutmuş, diğer eliyle kahvesinden bir yudum almıştı. Yüzü her zamanki gibi sakindi. Ama aklı dünden kalmaydı.

"JİHOON"

Dün gece söyledikleri. Bakışları. Sessizliği.

Derin bir nefes verdi.

Tam bir kavşağı dönerken

Arkasından bir araba hızlandı.

Sonra bir tane daha.

Üç araç birden.

Great fark ettiğinde artık çok geçti.

Bir anda önüne kırdılar.

Fren yaptı. Direksiyon kaydı.

Arabası kaldırıma çarptı.

“LaneT olsun”

Kapılar kilitlendi.

Camına biri vurdu.

Tak (X3)

Başını kaldırdığında yüzü tanıdı.

Kang Minjae.

Yıllar önce yakalatıp içeri attığı uyuşturucu baronu.

Ama şimdi Özgürdü, Ve gülümsüyordu.

“Uzun zaman oldu, komiser.”

Cam kırıldı.

Bir el yakasından tuttu.

Great’i dışarı sürüklediler.

Yere düştü.

Daha kalkamadan ilk tekme geldi.

Sonra bir tane daha

Midesine. Yüzüne. Kaburgalarına.

Nefesi kesildi.

Kan ağzına doldu.

“Sana dokunamayacağımı sanmıştın, değil mi?” diye fısıldadı Minjae.

Great cevap veremedi.

Sadece inledi.

Son darbede bilinci kaydı.

Jihoon ofisteydi.

Ekrana bakıyordu ama hiçbir şey görmüyordu.

Elinde telefonu vardı.

Saatine baktı.

09:17

Great her sabah bu saatte arardı.

Bugün aramamıştı.

Kaşları çatıldı.

Telefonu aldı.

Aradı.

Çalıyor ama cevap yokdu.

İçinin içine kötü bir his çöktü.

Konum paylaşımını açtı.

Great’in telefonu hâlâ açıktı.

Haritaya baktı.

Bir sokakta sabit duruyordu, Uzun süredir.

Ceketini kaptığı gibi çıktı.

Arabaya bindi, gaza bastı.

Kırmızı ışık, trafik, hiçbir şey umurunda değildi.

Tek düşündüğü:

“Lütfen iyi olsun"du

On dakika sonra gösterdiği konuma vardı Aracı kenara çekti.

Koşarak indi.

Sokağa girdi.

Great, kaldırımın yanında yatıyordu.

Yüzü kan içindeydi.

Gömleği yırtılmıştı.

Nefes alıyordu.

Jihoon’un kalbi paramparça oldu.

Dizlerinin üzerine çöktü.

Ellerini yüzüne koydu.

Great’in kirpikleri hafifçe kıpırdadı.

Zorla gözlerini araladı.

Jihoon’u gördü.

Çok zayıf bir gülümseme belirdi suratın da

Sadece başını hafifçe yana kaydırdı

Ve Bayıldı.

Jihoon hemen ambulansı aradı.

*********

Hastane odasında sessizlik hakimdi. Monitörlerin bip sesleri hafifçe yankılanıyordu.

Great bilincini kısmen kazanmıştı ama gözleri hâlâ kapalıydı. Nefesi düzensiz, yüz

ü hâlâ kanlıydı.

Jihoon doktorla konuşuyordu, talimatları not alıyordu. Doktor odadan çıktıktan sonra Jihoon hemen Great’in yanına yürüdü. Diz çöküp saçlarını okşadı.

Great hâlâ gözlerini açmamıştı ama

dudakları hafifçe kıpırdıyordu.

Jihoon eğildi ve dudağını hafifçe Great’in dudaklarına değdirdi.

Great ilk başta durdu, sonra yavaşça karşılık verdi.

Jihoon bir an durdu,

sonra tekrar yaklaştı.

Elini saçında gezdiriyor,

Bip sesleri odada devam ediyordu ama ikisi sadece birbirine odaklanmıştı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.