SELAAMM!! Öncelikle neden bu kadar uzun süredir yeni bölüm atmıyorum? Hem üşeniyorum hem hastayım hem yazılılar falan işte. Zaten 32 okunma var yani cok önemli degil 😭😭 Neyse ben o 32 okura da kurban olurumm 😻😻
Zar zor da olsa açmış kahve saçlı, gözlerini. Açtığı gözler ilk olarak içinde bulunduğu eski kulübeyi gezmiş, en son ise hemen başında oturan kızılı görmüş. Onu görmesiyle telaşla doğrulmuş yataktan, tabii bu esnada heyecandan güzel bir yumruk yapıştırmış Kızıl Prens'e.
Prens, yediği yumruk ile şok içinde geriye doğru sendelemiş.
"Sen kimsin? Hemen çıkar beni buradan!"
Kızıl Prens, duyduğu şirin, ince, zarif ama bir o kadar da telaşlı ve öfkeli çıkan sese çevirmiş başını. İstemsizce sırıtmış. Onun bu sırıtışı daha da delirtmiş Jisung'u.
"Ne sırıtıyorsun? Kimsin dedim!"
"Bana teşekkür edeceğin yerde bağırıyorsun, eğer orada uyusaydın bir daha uyanamayacaktın. Oralarda hep serseriler gezer."
Bunun üstüne derin bir iç çekmiş küçük beden, sakince konuşmaya çalışmış.
"Pekâlâ, teşekkür ederim. Şimdi, burası neresi? Sen kimsin?"
"Önce bir yemek ye bakalım, aç olmalısın." diyerek minik masanın üstündeki sandviçleri göstermiş eliyle Kızıl Prens.
"Sana nasıl güveneceğim?"
"Burada benden başka kimse sana iyi davranmaz çünkü."
"Ya arkamdan iş çeviriyorsan?"
"İnan bana, iyiliğini istiyorum."
"O nedenmiş? Benim iyilik perim falan mısın?"
İyilik mi? Başta afallamış Kızıl Prens. Ancak hızlıca kendini toparlayıvermiş.
Yavaş yavaş güzel periye doğru adımlamış. O pamuk ellere dokunmuş, okşamış onları.
"Elbette, ben senin iyilik perinim."
Sıcak sıcak gülümsüyormuş. Mutlu mutlu güzel çocuğun ellerini okşarken birden geri çekilmiş eller.
"İsmin İyilik Perisi mi?"
Başını hafifçe sallamış kızıl.
"İsmim İyilik Perisi. Ben senin iyilik perinim. Şimdi o yemekleri yiyecek misin?"
Jisung, bu yalana nasıl inanırmış? Elbette biliyormuş karşısındaki kişinin İyilik Perisi olmadığını. Yine de içinde bir yerlerde ona inanmak varmış. Sebepsizce güvenmek istemiş ona. Onun al dudaklarından çıkan sözler fazlasıyla samimiymiş.
"Peki... Yiyeceğim."
Kızıl, eliyle sandalyeyi geriye doğru çekmiş ki bu güzel çocuk rahatça oturabilsin.
Kıkırdayarak oturmuş Jisung sandalyeye.
"Fazlasıyla centilmensin."
"İyilik Perileri böyle olur." İmayla çıkan sesiyle birlikte kendisi de oturmuş gencin karşısına.
"İsmin ne senin?"
"Han." İlk ismini söylemiş Jisung, ona 'Han' şeklinde hitap eden kimse yokmuş. Bu hitabın İyilik Perisi'ne özel olmasını istemiş.
"Ya senin?"
"İyilik Perisi, dedim ya."
"İsminin bu olmadığını biliyorum, yine de bir şey demeyeceğim."
"Han..." Gülümseyerek mırıldanmış İyilik Perisi. "Han, Han... Bir sincaba fazlasıyla yakışan bir isim."
"Sincap mı?"
"Evet, ah, yoksa sen sincap değil misin? Gerçekten bir sincap olduğunu sanmıştım."
Gülümseyerek göz devirmiş Jisung.
"Ben de tavşanlara İyilik Perisi dendiğini bilmiyordum."
Bunun üstüne boğazındaki ekmek parçasını öksürerek kurtarmış İyilik Perisi.
"Bir tavşana mı benziyorum?"
"Kimse söylememiş miydi?"
"Hayır..."
"Öyleyse ben söyleyeyim, tıpkı bir tavşana benziyorsun."
"Bunu bir iltifat sayıyorum."
"Ah, tabii ki de öyle. Delirdin mi?"
"Sanırım beni sen deli ediyorsun."
"Kapa çeneni, bu arada... Bu evde mi yaşıyorsun?"
"Gibi gibi diyelim." Bu cümle Han'ın İyilik Perisi'ne tip tip bakmasını sağlamış.
"Nasıl yani?"
"Normal şartlarda burada kalma iznim yok, ancak ne zaman kendimi kötü hissetsem kaçıp buraya geliyorum."
"İyilik Perisi değil misin sen, neden birilerinden izin alma gereği duyuyorsun?"
"Çünkü iyiler buna mahkûmdur."
"Al işte, bir de başımıza özlü sözlük çıktı."
"Ne güzel işte, azıcık edebî değerin olsun."
Zaman su gibi akıvermiş. Sanki bu ikili yıllardır tanışıyor gibiymiş, birbirlerini ilk gördükleri anda aralarında anlamsız bir bir kıvılcım kopmuş. Bu çekişme fazlasıyla huzur vericiymiş.
Ardından güneş, daha doğrusu bu yerde doğru dürüst ışık bile yaymayan güneş yerini aya bırakmış. Geç olmuş saat.
"Ben, ah... Gitmeliyim ama yarın erkenden geri geleceğim. Sana söz veriyorum. İyilik Perisi sözünü tutar."
"Nereye?"
"Ailemin yanına. Sahi, senin ailen nerede?"
Sertçe yutkunmuş Han. Kelimeler boğazına kadar gelmiş. Ne şans, o kelimeler orada düğümlenmemiş. Aksine birazı dökülüvermiş dudaklarından.
"Tek bir ailem vardı, onu da aldılar elimden."
Yavaşça oğlana yaklaşmış İyilik Perisi. Eliyle küçük suratın gözlerinden süzülen minik, boncuk yaşları silmiş.
"Sence sana o tek aileni geri verebilir miyim?"
" ... "
Sessizliğin ardından kızıl olan, boştaki eliyle hafifçe minik bedenin çenesini kaldırmış. Gereksiz yakınlarmış. Kızılın sıcak nefesleri Jisung'un boynuna kadar erişiyormuş.
"Yüzüme bak, sence bunu yapabilir miyim?"
"Kim Seungmin'i tanıyor musun?"
Doğru ya, bir peri neden başka burada olsun? Elbette ki prensini aramak için burada olabilir. Aslında onu kurtarmak büyük bir zahmet değilmiş kızıl olan için. Zaten suçsuz birinin acı çekmesini istemiyormuş, onun burada olması kendisinin değil, annesinin emriymiş.
"O benim tek ailem... Onu kurtarabilir misin?"
"Yapabilirim."
Kızıl, bunu söylemesiyle boynunda sıcak kollar duymuş. Minik bedeni kendi bedeninde hissetmiş. Ve yavaşça omzunu ıslatan küçük göz yaşları...
"Gerçekten yapabilir misin?"
"Sil bakalım o göz yaşlarını, ağlama sen, kızarım sonra."
Han, kollarını büyük bedenin boynundan çekmiş ve gözyaşlarını silivermiş hemen."
"Yapabilirsin, değil mi?"
"Ben senin İyilik Perinim. Senin için neyi yapamam?"
Burukça konuşmuş Han, "Beni gerçekten İyilik Perisi olduğuna inandırıyorsun."
"İnanmamış mıydın?"
"Seungmin'i nasıl kurtaracağız?"
"Sarayda yas adına bir etkinlik düzenlenecek. O etkinlikte seni gizlice saraya sokabilirim ve Seungmin'i kurtarabiliriz."
"Çok teşekkür ederim! Sen gerçekten İyilik Perisi'sin."
"Sana söylemiştim."
"Sormak haddime değilmiş gibi hissediyorum ama bu yas kimin için?"
Derin bir iç çekmiş kızıl.
"Kardeşim için, buradan sürgün edilmesinin birinci yıl dönümü. O hep kurallara karşı çıkardı, kendisi olmasına engel olan her şeye karşı çıkardı. En sonunda sürgün edildi."
"Keşke ben de sana kardeşini geri verebilsem..."
"Düşünmen bile bana yetiyor Han, saraya gidelim mi?"
"Ah, beni saraya nasıl sokacaksın?"
"Büyücü kılığına girmeyi kabul edebilir misin, Seungmin için?"
"Sanırım bir sakıncası olmaz."
"Güzel, öyleyse gözlerini kapat. Sakın açma, tamam mı?"
Onaylar anlamda kafasını sallamış kahve saçlı. Ardından kızıl, derin sesiyle bir kaç kelime mırıldanmış.
"Gözlerini açabilirsin."
Kahve saçlı gözlerini açıp kendi üzerini incelemiş yavaşça. Üzerinde simsiyah ve minik gümüş taşlarla süslenmiş bir ceket, altında ise bol ve beyaz dikişli bir pantolon duruyormuş.
"Sanırım senin tarzın değil gibi, yine de bu şekilde dolaşmalısın. Üzgünüm..."
"Üzgün müsün? Hiç de sorun değil! Üzgün ve mahcup olması gereken benim, İyilik Perisi."

