İçeriğe geç

One Touch / Hyunlix

Bölüm 9 · 8 dk okuma

One Touch / Hyunlix

Bölüm 9

Yang Jeongin

"Seungmin? Sana yiyecek bir şeyler getirdim ki açlıktan ölme." Derin ses, alayla girmiş zindana. Yavaşça ardında Seungmin'in bulunduğu parmaklıklara yönelmiş. Minik Seungmin, yerde öyle kıvrılmış, tir tir titreyerek kendini ısıtmaya çalışıyormuş.

"Seungmin? İyi misin?"

"Burası çok soğuk..."

Demir parmaklıkların kilidini açıp küçüğün yanına kadar gelip eğilmiş büyük beden. Eli, küçük olanın bedenine değdiği anda buz kesivermiş.

"Üşüyorsun."

Hızlıca üstündeki ceketi çıkarıp Seungmin'in üstüne sermiş ancak pek etki etmiş gibi değilmiş.

Sonrasında kaşığa uzanmış ve çorbaya batırmış. Üşüse bile küçüğün ağzı yansın istemiyormuş, bu yüzden kaşıkla yavaş yavaş karıştırarak, bir yandan da çorbaya üfleyerek ılıtıyormuş. Kaşığın çorbaya olan her dokunuşunda minik hava bulutları yayılıyormuş çorbadan.

"Aç bakalım ağzını." İçi çorba dolu olan kalığı Seungmin'e doğru uzatıyormuş Chris. Seungmin ise başta anlam veremese çok kafa yormamış, yeterince aç ve susuzmuş. Karşısındaki adamın kendisine uzattığı kaşığı ağzına almış.

"Bir süre buradan kaçmak ister misin?"

"Sen ciddi misin?" Küçüğün heyecanı sesinden dolayı apaçık ortadaymış. Karşısındaki kişinin ne kadar sert ve acımasız bir imajı olsa bile merhamet etmiş kendisine.

Kafasını onaylar anlamda sallamış büyük olan.

"Neden bana bu kadar iyi davranıyorsun anlamıyorum."

Gülümsemiş Chris bunun üstüne. Ellerini küçüğün altın saçlarına götürmüş ve okşamış usulca.

"Sana kıyamıyorum."

İnce beli tutarak havaya kaldırmış Seungmin'i. Çok zayıfmış, öylesine zayıfmış ki, tıpkı bir tüy gibi hafifmiş. Chris, ne kadar şaşırsa bile bu şaşkınlığını mimikleri arasında gizlemiş.

"Buradan çıkmak zor olmayacak, gözlerini kapat."

Seungmin, kucağında bulunduğu adamın lafını tereddüt etmeden yerine getirmiş ve kapatmış gözlerini.

Ardından Chris, bir kaç kelime mırıldanmış ve önünde açılan delik, portal ya da her neyse... Sakince içine doğru adımlamış. Bir yandan da kollarındaki beden rahatsız olmasın diye uğraşıyormuş.

"Gözlerini açabilirsin!"

Seungmin, gözlerini açtığında nutku tutulmuş resmen. Şuanda bulunduğu, gözlerini gezdirdiği yer mükemmellmiş. Karanlık bir ormanın en orta yeriymiş burası. "Karanlık" betimlemesi kulağa pek iyi gelmiyor olabilir ama buranın karanlığı ayrı bir ışıkmış sanki. Karşılarında kocaman bir göl, onun ortasında da küçük, güzel bir adacık bulunuyormuş. Ağaçların yaprakları renkli kristallerden oluşuyormuş. Bu kristallerin etkileyici ışığı vuruyormuş adaya. Gerçekten burasının karanlığı diğer karanlıklar gibi değilmiş. Buranın karanlığında ışık varmış, aşk varmış. Tıpkı onu buraya getiren kıvırcık adamda olduğu gibi...

Parlak ve mavi gölün üstünde adacığa ulaşabilmek için küçük taşlar duruyormuş.

"Burası," demiş heyecanla. Öyle heyecanlıymış ve öyle etkilenmiş ki cümlesini devam ettiremiyormuş bile. "muhteşem!"

"Beğeneceğini biliyordum! Burası çok özel bir yer. Gerçekten çok özel... Peki, oraya gidelim mi?" demiş kıvırcık, elleriyle adacığı işaret etmiş küçük olan anlasın diye.

Seungmin heyecanla başını sallayınca Chris, elinden tutup onu köprü işlevi gören taşlara doğru ilerlemiş. Taşlara yaklaştığında ise çocuğun elini bırakmanın zorunluluğunu ile ilk taşa atlayıvermiş. Ardından ise hemen sonraki taşa.

"Gelsene."

"Geliyorum!"

Birlikte tek tek tüm taşlardan atladıktan sonra adacığa ulaşmışlar. Ulaştıkları gibi hemen parlak çimenlere uzanmış Seungmin. Ne kadar mutlu olduğu, heyecanlı okunuyormuş. Gözlerinden mi yoksa gülüşünden mi okunuyormuş ki, belki de onu okuyabilen tek kişi bu centilmen adammış. Onun bu mutlu halleri kendisini de mutlu ediyormuş. Ondan eksik kalmamak adına hemen yanına uzanmış.

Uzanmasıyla eline bir menekşe geçmiş. Güzel menekşe, Seungmin'e gülümsüyormuş sanki.

Chris, menekşeyi özenle koparmış ve yanındaki çocuğa uzatmış.

"Ah, bu da nedir?"

"Bir menekşe."

"Benim için mi?"

"Tabii ki!"

"Gerçekten mi, bu çok güzel! Teşekkür ederim."

Seungmin, hızla kapmış büyük olanın uzattığı çiçeği. Elindeki bitkiyi daha iyi incelemek için oturur pozisyona geçmiş hemen.

"Kardelen ve menekşenin aşkını hiç duydun mu?" diye sormuş kıvırcık.

"Ah, hayır. Ne aşkıymış ki?"

"Buralarda ünlü bir efsanedir. Kimileri inanır, kimilerine göre ise bir hikayeden ibarettir."

"Lafı dolandırmasana, çok merak ettim şimdi!"

Derin bir iç çekmiş kıvırcık, bir kaç kez öksürerek konuşmaya hazırlamış kendini.

"Bir zamanlar Kardelen Menekşe'ye çok aşık olmuş. Ama kendisi kışın, Menekşe ise yazın açıyormuş. Kardelen Menekşe'ye açılmak için yazı beklemiş. Ancak yaz gelene kadar dayanamamış ve solmuş. Menekşe ise sevildiğinin asla farkında olamamış. Yalnız olduğunu ve sevilmediğini sanmış hayatı boyunca.

"Tanrım... Bu çok üzücü. Menekşe ne kadar sevildiğinin farkında değil, ya Kardelen? Ne kadar güçlüymüş. Keşke açılabilseymiş sevdiğine.

"Bu efsaneyi insanlara uyarlayan bir hikaye daha var. Onu da anlatayım mı?"

"Evet! Çok isterim."

Gülümseyerek konuşmaya devam etmiş kıvırcık. Yanındaki çocuğun heyecanlı halleri fazlasıyla tatlıymış.

"Bir zamanlar iki insan varmış. Biri askeriyede bir asker, öteki ise aynı askeriyede olan bir doktor. Çok aşık olmuşlar birbirlerine. Öyle sevmişler ki..."

"Bir saniye, onların isimleri neymiş?"

"Onların isimleri bilinmiyor, ama baş harfleri olduğu düşünülen harfler var. Asker olana L, doktor olana H deniyor. Bunlar onların muhtemelen ilk isimlerinin baş harfi, yani öyle diyorlar."

"Anladım, hadi devam et."

"L ve H çok aşık oluyorlar. Ama onlara engel olan bir şey çıkıyor ortaya."

"Hayır! Ağlayacağım şimdi, ne oluyor sonra?"

"Lafımı kesme bakalım. Anlatıyorum. Askeriyeye gelen gönüllü askerlerden biri olan HH, H'nin kardeşi ancak düşmanın tarafında. İhanet etmiş vatanına. H de tabii ki onu görünce afallıyor, çıldırıyor.

Onun bu hallerini gören L, ne kadar dil dökse bile sevdiği bir türlü çıkarmıyor ağzındaki baklayı. En sonunda L, kardeşi gibi gördüğü Y'ye gidiyor ve bu durumu araştırmasını istiyor. L, Y'yi kardeşi gibi görüyor ama Y L'ye sırılsıklam aşık. Ve elbette ki H'yi çok kıskanıyor. L'nin isteği üzerine durumu araştırınca HH'nin H ile kardeş olduğunu öğreniyor ve H'yi tehdit ediyor. Eğer L'den uzak durmazsa vatan haini bir kardeşi olduğunu ve onun şuan bu askeriyede olduğunu ifşa edeceğini söylüyor. Bunun üzerine H, hiç istemese de L'den ayrılıyor.

Bundan az zaman sonra L, düşman asker tarafından şehit ediliyor. H, ne kadar doktor olsa da geri getiremiyor. L'nin kalbi; sevdiğinin kucağında, onun dudaklarını tadarken duruyor. Son..."

Hikayesini tamamladıktan sonra yanındaki sarı saçlı çocuğa dönmüş büyük beden.

"Bekle, ağlıyor musun?"

"Bu çok üzücüydü! Nasıl ağlamayayım?"

Kıvırcık eliyle, yumuşak dokunuşlarla silmiş küçüğünün gözyaşlarını.

"Ağlama bakalım, o senin gözlerine yaşlar değil ışık yakışıyor."

Seungmin, gülümseyerek çekmiş kırmızı burnunu.

"Geç oluyor, geri dönmeliyiz."

"Beni o korkunç zindana geri mi kapatacaksın?"

İçi acımış büyük olanın, küçüğünün o soğuk zindanda acı çekmesine kendisi de çok üzülüyormuş. Ama kurtaracakmış onu. Ne yapıp ne edecek, bir şekilde çıkaracakmış miniğini."

"Seni her gün buraya getirsem beni affeder misin?"

"Belki..."

"Üzülme Seungmin, belki biraz zaman alacak ama özgür kalacaksın. Kurtaracağım seni."

Minik Seungmin, tekrardan akmaya başlayan gözyaşlarını silmiş elinin tersiyle. Karşısındaki dolgun dudaklara minik bir buse kondurarak atmış ilk adımı.

"Sana güveniyorum..."

Chris'in ise dudaklarında hissettiği minik buse ile titremiş kanı. Bu küçük öpücük yeterli değilmiş onun için. Şehvetli bir öpücük istiyormuş o. Çok zaman geçmemiş, almış istediğini. İkilinin dudakları birbirleri için yaratılmış sanki. Hatta sadece dudakları değil, ruhları ve bedenleri de birbirleri içinmiş. Seungmin'in dudağının alı karışıyormuş Chirs'in soluk dudaklarına. Soğuk bedeni Seungmin ile ısınıyormuş. Ancak ne yazık ki her şeyin bir sonu olduğu gibi bu öpücüğün de bir sonu varmış.

"Saraya dönmeliyiz sevgilim..."

"Beni bırakmayacaksın değil mi sevgilim?"

"Sadece bir aptal senin gibi birini bırakabilir..."

( ... )

Minho ve Jisung, birlikte sarayın kasvetli havasına karşı koyarak ilerliyorlarmış. Eğer kimseye görünmeden bir yere varabilseler şükredecekmiş kızıl olan.

"Nereye gidiyoruz İyilik Perisi?"

"Onu kurtarmak için bir büyüye ihtiyacım var. Büyü odasına gidiyoruz Han."

Uzun uğraşlar sonucunda büyü odasına varmışlar. Han çevreyi incelerken kızıl olan gerekli büyüyü arıyormuş.

"Burası ne değişik."

"Ah, değil mi? Ben de hep burayı değişik bulmuşumdur... Hey, Han! Beni izle."

Han, bu sözler üstüne kafasını kızıl olana çevirmiş. Kızıl, bir kaç kelime mırıldanmış. Onun mırıltılarıyla minik, kalp şeklinde pembe ışık topları saçılmış etrafa.

"Bu muhteşem!"

Han, elleriyle yakalamaya çalışıyormuş minik kalpleri. Ancak tek birine bile dokunamamış. Ta ki kızıl olan onu belinden sarmalayıp havaya kaldırana kadar.

"Şimdi yakalayabilirsin!"

Han, belinde hissettiği eller ile heyecanlanmış, Öyle heyecanlanmış ki kalp atışları on metre öteden bile duyulabilirmiş. Bir iki kalbi yakalayabilmiş sadece. Beceriksizliğinden değil, belini saran beden öyle döndürüyormuş ki başını, kalplere odaklanmak mümkün değilmiş.

Ardından kızıl, telaşla yere indirmiş küçüğü.

"Sorun nedir?"

"Biri yaklaşıyor."

"Ah, ne?"

"Saklan!" Kızık olan, Han'ı hızla boş bir dolaba kapatıvermiş ve kendisi ise bir masanın altına girivermiş aceleyle.

Biraz sonra tamamen siyaha bürünmüş, bir oğlan girmiş içeri. Oğlan, uzun pelerininin şapkasını çıkarmış kafasından. Ancak yüzü, kızılın görüş alanında değilmiş. Ne kadar uğraşsa da masanın altından yüzü görünmüyormuş. Oğlan, elindeki anahtar ile çekmeceli masalardaki çekmecelerin kilidini açmış ve içinden bir büyü kitabı çıkarmış. Kitabı büyü kürsüsüne yerleştirmiş dikkatle. Ardından kitaptan bağımsız olarak bazı kelimeler mırıldanmış. Bu kelimeler iletişim büyüsünün sözleriymiş. Uzaktaki biri ile konuşacakmış anlaşılan. Bizim telefonlarımız gibi yani.

"Ah, güzelim? Her şey yolunda mı?" Oğlanın çağırısına biraz kalın bir erkek cevap vermiş ancak sesi tam olarak gitmiyormuş kızıla.

"Fazlasıyla, aradığım büyüyü buldum bebeğim. Hazır ol."

"Gerçekten mi? Sabırsızlanıyorum. Güzel sevgilimi görememek zehir gibi geliyor bana."

Kıkırdamış siyah oğlan.

"Sen benim halüsinasyonumsun."

"Biliyorum güzelim..."

"Şimdi o büyüyü yapacağım. Seni özlüyorum sevgilim, görüşürüz!"

"Kendine dikkat et bebeğim!"

Ardından sona ermiş çağırı.

Oğlanın tam önündeki büyü kitabından yararlanacak, büyüsünü yapacakken gözü Han'ın bulunduğu dolaba kaymış. Sanki içinde biri olduğunu anlamış. Kızıl olan telaşla büyülü sözcükler söyleyerek Han'ı sarayın yas yapılan salonunun bir köşesine göndermiş. Onu kulübeye yollamak daha mantıklıymış elbette ki ancak anın telaşıyla başka bir yere yollamış.

Oğlan ise tam Han gittiğinde açmış dolabı. Han bir peri olduğu için dolabın içi Han'a özel olan o yağmurdan sonraki toprak kokusu gibi kokuyormuş.

Kaşlarını çatmış oğlan, ardından arkasını dönüp bakmış arkasına ve kızılı farketmiş.

Öfkeyle devirmiş masayı. "Sen kimsin lan?"

"Ben senin prensinim..."

İkili birbirlerinin yüzlerini gördüklerinde dona kalmışlar.

Özellikle de kızıl karşısında kardeşi gördüğü Jeongin'i görünce afallamış.

Jeongin ise hiç hesaba katmadığı bu kişi ile karşılaşmanın şokunu yaşıyormuş.

"Jeongin... Sen ne yapıyorsun?"

"Sen... Senin burada ne işin var?"

"Bunu ben sana sormalıyım Yang Jeongin!"

Jeongin ise soğukkanlılıkla doğrultmuş kılıcını prense doğru.

Vayoc burda bitilir mi diyebilirsiniz canlarim ben tam bi serefsiz oldugum icin bitirilir. Hem suclu hem güçlüyüm anlayacagınız. Bayadır bölüm atmıyorum ozurr 😭😭 Söylemeliyim ki 3-4 günde bir atarım sanırım danslı gününüzdeyseniz belki daha sık atabilirim. Bas karakter olmalarına ragmen iki bölümdür hyunlix ortalarda yok bunun icin ayrı bir ozuurr en kısa zamanda onlar da olaya karısıcaklar merak etmeyin. Bu arada Chan'ın anlattıkları bir arkadasimın (🤨) fic'nına gönderme. Okumak isteyen olursa diye söyliyim fic adı Kardelenin İmkansızı yazar micoq_straykids (yorumlarda bulabilirsiniz 😔) Opuldunuuzz!! 💋💋

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

10. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

2 yorum