Kael Marveth, kardeşleri arasında her zaman en ağırbaşlı olanıydı. Ne kahkahası taşardı ne de öfkesi aceleye gelirdi. Sessizliği, insanlar için güven demekti. Çünkü Kael konuştuğunda, karar çoktan verilmiş olurdu. Bir demircinin oğluydu. Babası, demir tozu ve kömür isinin ciğerlerinde biriktirdiği öksürükle yavaş yavaş eriyen bir adamdı. Güçlü değildi, sağlıklı hiç değildi ama Kael’e karşı hep nazikti. Her gün, biraz daha fazla çalıştı. Oğlunun bir gün bu dünyada ezilmemesi için. Kael, babasının ölümünü izledi. Zulmü de. O gün, kimsenin bir daha aynı kaderi yaşamaması için yemin etti. Adalet yemini. Ve o yemin için babası ona bir bıçak yaptı. İlk şövalye sınavına gireceği gün, elleri titreyerek verdi o bıçağı. Ne kutsaldı ne süslü. Ama içinde bir babanın bütün umudu vardı. Yıllar geçti. Kael şövalye oldu. Ser Kael Marveth… Kralın adaleti. Halkın güvencesi. Ama kalbinde taşıdığı bir şey vardı ki, hiçbir zırh onu bastıramadı. Elen. Elen çoktan başka biriyle evlenmişti. Bir tüccarla. Sakin, düzenli, mutlu bir hayatı vardı. Kael bunu biliyordu. Ve bu bilgi, onu içten içe çürütüyordu. O gece, koku yayıldı. Yağmurdan sonra kalan nem, bacalardan çıkan is, tezek… ama bunların altında başka bir şey vardı. Esperan’ın fısıltısı. Zıtlığın kokusu. Kael evinde, sobanın dibindeki sedirde uyuklarken bir karganın çığlığıyla irkildi. Dışarı çıktığında sokak sessizdi. Dünya, henüz olan biteni bilmiyordu. Elen’in kapısını çaldı. Çıldırmamıştı. İşte korkunç olan buydu. İçeri girdiğinde düzeni gördü. İki kişilik bir hayat. Yarım kalmış bir yemek. Huzur. Kael, “Mutlu musun?” diye sordu. Elen “Evet” dedi. Yalan değildi. Kael bıçağı o an çekti. Öfkeyle değil. Nefretle hiç değil. Sanki bir hüküm mühürler gibi kullandı. Elen yere düştüğünde, lanet doğdu. Çünkü Kael onu nefretle değil, adalet adına öldürmüştü. Tanrı buyruğu ilk kez burada çatladı. Kael çıldırmadı. Yerden kalktı. Ellerindeki kanı sildi. Kalbi sakindi. Ağıla gitti. Kralın ona tahsis ettiği gri-beyaz dişi at, Teodora, onu görünce ürktü ama kaçmadı. Yılların tanışıklığı, gecenin karanlığından güçlüydü. Kael ata bindi. Gece onlara yol verdi. Şehri terk edene kadar durmadı. Gittiği her yerde adaletsizliği gördü. Karısını dövenler, çocukları ezenler, zayıfı sömürenler… Kael uyarmadı. Yargıladı. Ve geçtiği yerlerde bedenler kaldı. Ormana vardığında gökyüzünde ilk çatlaklar belirdi. Yıldızlar titredi. Ay’ın ışığı bölündü. Tanrı buyruğu çoktan çiğnenmişti. Hiçbir tür kendi türünü öldüresiye incitmeyecekti. Ama Kael bunu bilinçle yapmıştı. İşte bu yüzden tanrılar sustu. Ser Kael Marveth, ilk lanetli şövalye oldu. Ve onunla birlikte dünya, On Üçüncü Mührün gölgesine girdi.

