İçeriğe geç

On Sekiz

Bölüm 5 · 7 dk okuma

On Sekiz

Bölüm 5

81 DÜZCE

Yaklaşık üç buçuk saat yol gittikten sonra ilk durağımız Düzce'ye varmıştık. Tabii ki daha kısa sürede varmamız mümkündü lakin Gülsevde'yi inanılmaz yol tutmuştu ve Mehmet Eren'in de saat başı idrar kesesi doluyordu. Bu ikisi her yola çıktığımızda böyle olacaksa hiç de zevkli olmayacak diye düşünürken Memo bizi her seferinde güldürüp hem Sevde ile hem de kendi ile dalga geçtiği için pek rahatsız değildi kimse. Defne'yle yan yana oturmam hayatımda yaşadığım en şanslı olay olabilir zira o kadar iyi bir yol arkadaşı ki... Kerem'e diyecek lafım yok zaten, kendisi kaynaşmamız için çok zevkli oyunlar oynatıp durdu, iyi bir hikaye anlatıcısı aynı zamanda. Defne'nin arkasındaki Kübra da biz ne zaman toplumsal bir konuda konuşsak dahil oluyor, sempatik ve kültürlü biri olduğu belli sosyoloji okumayı düşünüyormuş zaten fakat fazla konuşkan olduğunu söylemem gerek. Ona da hak veriyorum çünkü yanındaki Ali denen arkadaş yol boyu ağzını açıp yalnızca ismini söyledi. Sosyalleşmeye gelmediysen bu turda ne işin vardı kardeşim diye sorası geliyor insanın. Ben camdan dışarı bakarak düşüncelere daldığım sırada Kerem'in "Hadi bakalım geldik!" seslenişiyle arabadan indim.

Güzeldere Tabiat Parkı denilen bir yere gelmiştik. Necla abla bize rehberlik ediyor biz de yavru ördek yavruları gibi iki sıra halinde peşinden gidiyorduk. Ben en arkalara düşmüştüm ve yanımda Özgür vardı, en arkadaysa Kerem kimse kaybolmasın diye yavaş yavaş temkinli temkinli ilerliyordu. Özgür tuhaf bir çocuk gibi gelmişti bana, yol boyu yanında geveze ve fırlama Furkan ile oturmasına rağmen o da konuşacak fırsat bulup sohbete dahil olmuştu fakat yirmi dakikadır yan yana yürümemize rağmen tek yaptığı fotoğraf makinesi ile etrafı, hayvanları çekmek olmuştu. Belki de ben sohbet açmalıydım diye düşündüm.

-Eee Özgür?

-Daha daha mı nasılım? İyiyim sen nasılsın?

-Tabii ben de tam onu soraca-..

-Harika sen de iyiysen mükemmel. Oldu o zaman, tabii haberleşiriz ben bu taraftayım, güle güle!

Koşarcasına şelalenin sol tarafından geçip gitti. Demiştim tuhaf diye...

Sağ taraftan da kim çıktı? Kerem. Bu herif bana çok gizemli ve havalı geliyor.

-Selam Barış!

-Aleyküm selam...

-Hayırdır sen bir buruk gibisin.

-Hayır iyiyim, sorun yok da...

-Babanla aran nasıl?

-...

-Ahh kusura bakma ben öyle laf olsun diye sormuştum.

-Sorun değil. Aslında iyidir. Yani... İyiydi. Son zamanlarda biraz üstüme geliyor o kadar.

Kerem tam ağzını açmış bir şey diyecekken yukarıdan kafamıza yapraklar yağmaya başladı. Kenara çekilip ağaca baktığımızda Defne ve Tuğba'yı yukarda bize kahkaha atarken gördük. "Ne kadar komiksiniz öyle. Sevde'nin midesiyle uğraşmaktan yol boyunca senin espritüel kişiliğini yakalayamamışız sanırım Tuğba?" dedi Kerem. "Eee abartma sen de iki yaprak düştü kafanıza prensesler." dedi Tuğba ama cümleyi biz kafamızda tamamladık çünkü gülmekten kelimeleri doğru düzgün söylememişti bile. "Tamam güldük, eğlendik şimdi aşağı inin." sesim emrivaki yaparcasına çıkmıştı. "İstersek ineriz, şu an marsupilamicilik oynayasımız var, sanane lolipop?" diye dalga geçti Defne. İkisinin de içinden barzo birileri çıkmıştı, Kerem'e hadi biz gidelim işareti yapıp yanlarından ayrıldık. Necla ablaya da şikayetimizi iletip aşağı inmelerini sağladığımız için alnımız ak, boynumuz dik, gururlu gururlu tur atıp sohbet ediyorduk. Derken Emre ve Ezgi'yi yan yana çok tuhaf bir şekilde gülüşürken bulduk. Kerem beni dedikoducu teyze gibi dürterek: "3 saat soluksuz sohbet etti bunlar otobüste biliyor musun?" dedi.

-Tabi sen gıybetçi bir muavin olarak insanları dışarda da çekiştirdiğin için-..

-Dalga geçiyorum!

-Ben de dalga geçiyorum! Neden herkes sözümü kesiyor benim?

2 Saat Sonra

Yemek yemek için bir restoranta geldik. Yolda bir şeyler atıştırmış olsak da kurt gibi açtım. Önümüze dümdüz gözleme gelince yaşadığım hayal kırıklığını anlatamam... Necla abla suratımı fark etmiş olacak ki "Barışçığım bu Akçakoca mancarlı pidesi, bir tadına bak anlayacaksın beni." dedi gülümseyerek. Mancarın ne olduğunu hiç sorgulayasım yoktu, belli ki bir çeşit ottu ve ben etçil, ilkel bir hayvandım. Tadına bakınca pek beğenmedim fakat Hülya'nın sanki yeryüzündeki en iyi gözlemeymiş gibi abartmasının hatrına tabağımı bitirip masanın ortasındaki garip görünüşlü salatayla kesişmeye başladım. Merve ve Yusuf löpür löpür götürüyordu. Necla abla ismine kaldirik demişti, bir çeşit turşuymuş. Tam tadına baktığım sırada masaya köfteler geldi. Çok şükür rabbim, sana hamdü senalar olsun! Memleketimin her köşesinin köftesi meşhur. Yanımda oturan Defne cadısı bıyık altından bana kıs kıs gülüyordu. Köfteler ağzımdayken "Ne? Açım yani ne var?" dedim zorlanarak. Defne: "Biz de açız da siz XY kromozomlular neden evrimini tamamlayamamış mağara adamları gibi etlere saldırıyorsunuz şu an çözemedik." dedi. Bu kız neden erkek düşmanı feminaziler gibi tavır alıyordu. Espirisine onun tabiriyle biz "XY kromozlular" hariç herkes gülüyordu. En son fırlama Miraç: "Kızım yoldan geldik, bir ton yol yürüdük, merdiven çıktık. Hepimiz sizin gibi otlarla doymuyor." diye lafını bitirdiğinde hiç beklemeden iki tane köfteyi daha ağzına tıktı. Mehmet Eren de hunharca kafasını sallayarak, ağzındaki köftelerle: "Evet ne yapalım? Açıktan ölelim mi?" dedi. Damla'nın kimseye tahammülü olmadığı belliydi, yol boyu en arka dört koltukta Yusuf, Miraç ve Mehmet Eren ile oturması hayatında aldığı en kötü karamış gibi duruyordu zaten. Üzerine Memo reis de lafa girince içindeki ejderha ortaya çıktı kızın. "Eren sus lütfen! Bir yemek yiyeceğiz onda da sizin ağzınız doluyken böm böm konuşmanızı çekemeyek kimse!" dedi ve Necla ablayla göz göze geldiği sırada özür dileyerek ortamı germek istemediğini ama üç kafadara gıcık olduğunu açıkladı.

Yemeklerimiz yedik, az önce gözlemede adı geçen Akçakoca'nın bu sefer sahiline gelmiştik. Herkes üstünü değiştirdi, mayolarını giydi fakat ben anneannemlerin evinin yakınlarında denize dair bir su birikintisi olmadığı için mayo almamıştım yanıma. Kerem'in yanına gidip durumu açıkladım o da onda fazladan olduğunu ama istersem yakınlardaki dükkandan almaya gidebileceğimizi söyledi. Genellikle deniz kenarındaki illere gideceğimiz için yedeği ona lazım olur diye düşündüm ve birlikte bahsettiği dükkanlardan birine girdik. Bir de ne görelim içerde Tuğba, Gülsevde, Hülya ve Ezgi far görmüş tavşan gibi bize bakıyordu. "Eee selam Tuğba... Kızlar..." dedi Kerem. Asla konuşmuyorlardı, hayır bir sohbet açmalarına da gerek yok selamını alsalar çocuğun yeter. Tuğba bir şeyler çevirdiği kesin arkadaşlarına baktı sonra dükkan sahibi amcaya baktı. "Eee o zaman biz sonra gelelim Fatih abi, sen bizimkileri ayırırsın. Oldu o zaman Kerem. Ee Barış... Hoşça kalın!" dedi ve koşarcasına çıktı, diğer üçlü cadı da önce bize bakıp mahçup bir gülümseme bırakıp Tuğba'nın peşinden koştular. Ne çeviriyordu bunlar böyle?

Sahil güneşin batışıyla çok daha güzel ve romantik görünüyordu. 2 ay önceye kadar Ayça'yla buraya birlikte gelmek için neler vermezdim... İlişkimiz gayet güzel giderken sınavın yaklaşmasıyla birbirimizden kopmuştuk, aslında ayrılma sebebimiz de belli değildi. Bir kavga etmedik, birbirimize kırılmadan ikimiz de oldukça sıkıldığımızın farkında olup medenice ayrılmıştık. Onu evet hala seviyordum fakat aşık değildim, o da bana değildi zaten. Önüme bakmam gerektiğini biliyordum lakin onu özlemediğimi söylersem yalan söylemiş olacaktım. Aslında onu mu özlüyordum yoksa aşk duygusunu, sevme, sevildiğini bilme halini mi emin değildim...

Ben yine düşünce diyarında takılırken üzerime dört bir tarafımdan su fırlatıldı. Tuğba, Sevde, Hülya, Ezgi... Su tabancalarıyla ıslatmışlardı beni ve denizin içinde tüm ekibi kovalıyorlardı. Hadi kumsalda mantıklı da denizde zaten elinle ittirsen ıslatırsın birilerini. Her şeyde mantık aramamalıyım sanırım, bazen keyifli olanı yapıp eğlenmek iyidir. Defne'yle uğraşmaya başladım, bana yaptıklarının intikamıydı bu. En son "Tamam tamam yeter boğuluyorum!" dediğinde durdum. "Özür dileyeceksin küçük cadı!" diye haykırdım. "Tamam." dedi sakince. Yanıma ilerledi, iyice yaklaştı ve gözlerimin içine masumca baktı." O an kalbim yerinden çıkacak sandım. Boyum bir erkeğe göre pek uzun sayılmazdı Defne'yle de aramızda çok boy farkı olmuyordu. O kadar yakınımdaydı ki nefesimi mi yoksa kalbimin çıkacakmışçasına hızlanmasını mı duyacak diye iyice gerilmiştim. Birden dilini çıkarıp işaret parmağıyla bir göz altını aşağı doğru çekip "Pışık! Hayatta özür dilemem!" diye haykırdı. Koşarak denizden çıktı, benim de onu kovalamamı bekliyordu ama ben hareketsiz kalmıştım. Kerem yanıma gelip beni ittirdi be suya düştüm. Ayağa kalktığımda bana sırıtıyordu.

-Ne oldu ergen aşık? Hazırlıksız mı yakalandın yoksa?

-Çok komiksin Kerem.

Ben de onu ittirmiştim ama düşmedi, kollarımdan tutup beni geri suya soktu. Birkaç saat daha ekiple denizde oyunlar oynadık, su topu oynarken Necla abla bizi üçüncü şoka sokup nakavt etti. Eski voleybolculardanmış. Bu kadın astronottum ben dese şaşırmayacağım artık. Kamp kurma zamanı gelmişti. Necla abla hepimize tek tek yardımcı oldu ve 10 tane çadır kurduk. İkili kalacaktık Kerem'le ben kalıyordum. Defne de Kübra ile kalacaktı. Herkes eşleştiğinde Damla yalnız kalmıştı, en arka dörtlüde Yusuflarla oturduğu için yakın bir kız arkadaş edinmemişti. Necla abla hemen yanına gelip "Damla kuşum ben yalnız kaldım sen benimle kalır mısın?" dedi. Damla'nın soğuk biri olduğumu düşünsem de onun adına mutlu olmuştum.

Düşünceler diyarına dalmaktan yalnızca bir insan benimle sohbet ettiğinde çıkıyordum. Herhangi bir işle meşgul olduğumda bile aklım tam anlamıyla orda olmuyordu. Hayal etmekten gerçeklikten koptuğumu zor fark ediyordum. Bunu çözmenin tek yoluysa daha çok kafamı meşgul etmekti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.