" Biliyorsun" dedi kadın koca göbeğini sallaya sallaya başına geçtiği kazanın içindekini karıştırırken.
"Dedelerinden biri de öyleydi. Tarih tekerrür eder dedikleri böyle bir şey Atabey.
Atabey, Şaman Kadını dinlemek istemiyor gibi oturduğu yerde kıpır kıpırdı. Önce sallanan bu koca göbeğe sonraysa yüzyıllar boyunca sürekli değişen ve giderek çirkinleşen bu ablak, benekli surata baktı. "Evet ama..." diye başladı söze. Şaman Kadının diyeceklerini biliyordu, buna rağmen kaşlarını kaldırıp ısrarcı bir edayla devam etti.
" Herkes aynı değil. Atası hain olduğu için torunu da hain olacak diye bir şey yok. Şu an onun tek sorunu ilgi ve eğitim. Ağaç yaşken eğilir. İstediğin yöne eğebilirsin onu. İster sana doğru ister düşmana doğru. Her ne kadar Tiginler ona yakın olsa da kendini yalnız ve dışlanmış hissediyor. Eğer böyle giderse onun sonu atasınınkinden bile beter olacak. Sadece onayını almam lazım Ebede. Onunla ilgilenmem gerek."
Gerekirse diye düşündü Atabey, onu buradan çok uzaklara götürürüm. Ama bu düşüncesini bölen Şaman Kadının söylediği acı doğruları duyunca hızlı gelen cesareti yine hızlıca umutsuzluğa dönüşmüştü.
"O zaman da ilgilendin, Atabey. Ama sonuç ne oldu. Tüm Türk ili katliama uğradı. Yaşanmaması gereken şeyler yaşandı."
" O zaman neden bu kadar uzun yaşıyorum Ebede?" Şaman Kadın bu sorudan sonra Atabeye acımış olacak ki kazanla ilgilenmeyi bırakıp Atabey'in karşısına çömeldi. Kalın kuru dudaklarını aralayıp Atabey'in sorularına soru katacak o cevabı verdi.
" Ömür, Atabey."
" Ömür dediğin nedir Şaman Kadın?"
Atabey, konuşmadan sonra obadan hızla ayrıldı. Ve sonraki günlerde de onu obada gören olmadı.
Nevruz şenliklerine son üç gün kala ava katılacak kırk kişi belli olmuş ve oba meydanında duyuruluyordu. Er Uluç, toyda alınan kararla yazılmış isimleri pahalı Çin kağıdından okurken omuzlarında biten parlak saçlarına ve müthiş bir olgunlukla parlayan kahverengi gözlerine bakıp gülüşen kızlara bakmamaya çalışıyordu. Kızlarsa hallerinden memnun Er Uluç'u baştan aşağı hiç süzmedikleri kadar süzüyor, ava katılacak olanlar onu görecek olmanın verdiği çocukça heyecanla yerlerinde duramıyorlardı. Ava katılmayacak olanlarsa diğerleriyle amansız bir dalaşa giriyor ve Er Uluç'a hediye etmeleri için Şaman kadından aldıkları uğurlu taşları veriyorlardı.
" Bak bu taş tüm kötü duyguları bir toz bulutuymuş gibi dağıtır, zihne ferahlık verir."
" Bu taş Erlik Hanı bile kaçırırmış." diye kıkırdadı başka bir kız.
Şüphesiz Er Uluç obadaki en dikkat çeken, en yakışıklı yiğitlerden biriydi.
Kulaklarda savaş davulları çınlayana kadar kızların tartışması sürdü. Dikkatler dağılmıştı. Herkes obanın girişine üşüşmüş ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Er Uluç çeviklikle kalabalığı yarıp ortaya daldı. Nefes nefese kalmıştı. Yağmaya giden bazı askerlerinden kötü haber gelecek diye günlerdir diken üstündeydi. Aklına ilk gelen de askerlerine bir şey olup olmadığıydı. Kalabalığın çevrelediği alanda Şaman Şuşa ile Tonga ve Acunu görünce daha beter oldu yüreği. Tonga bir Tigindi Acunsa binbir zorlukla eğitime aldığı erlerden biriydi. Acun'u öyle yerde kıvranırken görünce durumu anladı, adımlarını daha da hızlandırıp Şaman Şuşa'nın yanında aldı soluğu.
Şaman Şuşa, Şaman Kadın kadar işinde usta, aranan biri olmasa da gayet yetenekliydi. Şaman Kadın yokken sabah ve akşam dualarını o yapar, Hatalara şifa dağıtır, diğer acemi şamanlara eğitim verirdi.
Şaman Şuşa, Er Uluç'a dönüp Acun'u işaret etti ve durumun ağır olduğunu söyledi. Bunu duyan Er Uluç Şaman Şuşanın yakasından tuttuğu gibi kaldırdı ve bir ölü beyazlığında olan bu yüze bakıp olağan kuvvetiyle bağırdı.
" Peki sen burada ne yapıyorsun Şuşa. Hali kötü diyene kadar tedavi etsene Acuner'i
Er diyordu Acun'a, halktan çoğu kişi kabul etmese bile. Elindeki kağıdı açıp gösterdi Şuşaya hiddetli bağırışına devam ederek.
" Acuner eğitiminde gösterdiği başarıdan dolayı listenin en başında Şuşa. Hemen iyileştirip ava katılacak hale getirmezsen, onu dimdik karşımda görmezsem Kağan'ı bile dinlemem, bu obada bir dakika dahi barınamazsın!" Er Uluç tüm kızgınlığını Şaman Şuşadan çıkartıp Tongaya bakmadan Acunu kucakladı ve geldiği gibi hızla Şaman çadırına hasta bölümüne gitti. Acunu özenle hasta yatağına yatırdı, geri çekildi. Acunun her bir inlemesinde Er Uluç'un kalbine bıçaklar saplanıyordu sanki. Keder ve kırgınlık dolu gözlerini sonunda Tongaya çevirme cesareti bulmuştu. İşte o an Tengiz'in yokluğunu farketti. Sahi birbirinden kopmayan bu üç çocuk neden böyle uğursuz bir günde birbirinden ayrıydı.
" Ne oldu anlat. Bu durumda seni ve Acuner'i nasıl yalnız bırakabildi?"
Tonga pişmandı. Şuşa'nın işaretiyle Er Uluç'u dışarı çıkarıp olay mahalline gitmek için ikna etti. Tengiz de muhtemelen oradaydı. Tonganın amacı ilk olarak Tengizi bulmaktı. Onu bulur ve olaydan haberdar ederse Tengiz bir şekilde Er Uluç'u sakinleştirirdi. Ne yazıkki bu plan sadece bir düşünce olarak kaldı. Tonga, Tengizin yanına varana kadar Er Uluç'un uzun uğraşlarına katlanamayıp her şeyi baştan anlatmaya başladı. Tonga anlatıyor Er Uluçsa herhangi bir yorum yapmadan dinliyordu Tigini.
Güneş gri bulutların arkasına saklanmış, yeryüzüne karanlık bir gölge düşmüştü. Muhtemelen yağmur yağacaktı. İnsanlar bereket duası edecekti Tanrıya. Yıllardır topraklarına yağmur yağmadığından göç edecek duruma gelmiş olan halk ve Kağan, özellikle Nevruz gününe üç gün kala yağmur yağdığı için kazanları kaynatacak, şenlikler düzenleyecek. Kağan açları doyuracak, çıplakları giydirecek, sevenleri kavuşturacak ve fazladan kurbanlar kesilip adaklar adanacak. Ak çadır, ala çadır, kara çadırlar kurulacak. Tonga'nın aklı ne şenliklerdeydi, ne dualarda ne de yağacak olan sözde bereketli yağmurdaydı. Gri bulutlar o an bereketli yağmurun habercisi değildi onun için. Gözlerini bulutlardan çekip atını biraz daha yavaşlattı.
" Sabah toy toplanmadan obadan çıkmak için sözleşmiştik Acunla. Bugün Tengiz, ben ve Acun için önemli bir gündü. Gittiğimiz yeri biz ve ablam biliyordu sadece. Şimdi de sen bileceksin. Orası bizim toplanma alanımız. Kimse bilmez, burayı bilenler de uğursuz saydıkları için gelmezler. Avun en son tartıştığımız günden beri oraya bizimle gelmiyordu. Onu neşelendirmek ve aramızı düzeltmek için bir hediye aldık. Ulu ağaç var. Lanetli de derler. Metve vermeyi uzun zaman önce bırakmış ama görkemli bir ağaç. İşte, Acunu bir şekilde bu ağaçta tutacak ve Tengiz hediyeyi getirmeden indirmeyecektim. Plan tutmadı. Sözleştiğimiz saatte Tengiz gelmedi, Acun da ağaçtaki tüm okları almıştı. "
Olayı anlattıkça sanki yeniden yaşıyormuşçasına iliklerine kadar ürperdi. Gözlerini bir kere daha çevirdi bulutlara. Gri gıpgriydi bulutlar. Evet bu bulutlar bereket değil uğursuzluk habercisiydi diye düşündü Tonga duraklamadan anlatırken.
" Ben de dediğim gibi yapıp onu ağaçta biraz daha durması için çabaladım ama Acun bir şey olduğunu anlayıp aşağı inmeye çalıştı. Tüm uyarılarıma rağmen hızla ağaçtan inerken... O an oldu ne olduysa. Acun ilk başta auağa kalkamadı, hemen obaya dönelim dedim ama 'Tengiz olmadan olmaz.' dedi. Bir süre bekledik ateşi çıkıp da kıvranmaya başlayınca daha fazla bekleyemedim. Yolda gelirken at üzerinde iyice fenalaştı. Tengiz'in bu olanlardan haberi yoktur ve şimdiye ağaçın altında bizi bekliyordur."
Er Uluç duyduklarından sonra deliye dönmüştü. Gözlerinde şimşekler çakıyor, atın yularını sımsıkı tutuyordu. Parmakları yer yer bembeyaz olmuş, elleri acıyana kadar yuları öyle bir sıkıyordu ki... Tüm hıncını ondan çıkarırmışçasına. Tonga ona göre Tiginlerden en duygusuzuydu. Sabahtan beri yüzünde milim kıpırdama yoktu. Komutanlar, erler ve tabiki de Er Uluç gelecekteki kağanın içinde tek bir merhamet kırıntısı bile olmayan Tonga olmamasını umuyorlardı. Bugün bu kesinleşmişti. Oysa Tengiz'in sorumsuzluğunu anlık dahi olsa dikkate almamıştı Er Uluç. "Tonga" diyordu içinden Er Uluç. Tonga'nın bulutlara bakan gözlerinde saniye saniye Acun'un acı içinde kıvrandığı anların görüntüsünün geçtiğini bilmeyerek. "Kağan olmamalı. Acun'a bile acıma göstermiyor. Ki Acun onun dostu." Sadece bu da değildi düşündüren. Eğitimlerde haylazlık yapıp ortalığı karıştıran, merkez obadaki düzeni bozmaya çalışan bir varlıktı Tonga ona göre. Oysa her çocuğun içinde bir haylazlık yatar, her çocuk tembel olmak isterdi. Tigin olsa bile.
Er Uluç'un kafasının içinde yılanlar cirit atmaya devam ederken Tonga ile birlikte Tengizi bulup gerisin geri obaya yollandılar. Vardıklarında hava çoktan kararmıştı.