Arabanın arka koltuğundayken pencereden hafif sızan esinti yüzüme değiyordu. Sırtımdaki ağır çanta sırtımı ağrıtıyordu. Aldığım ağır soluklar burnumun içini hafif yakıyordu. "Hasta olacağım" diye düşündüm. Bu akşam vakti hiç uyumak istemiyordum. Tanıdık yollardan geçmeye başladık. Evet eve yaklaşmıştık. Son bir sağa dönüşle varış noktasındaydık. Araba da oturmaya alışmıştım bu yüzden kalkmak istemiyordum ama babam beni inmeye zorladı. Tek ikimiz binmiştik arabaya. Duvarları soyulmuş ve eskimiş apartmana giriş yaptıktan sonra zemin kattaki dairelerden birinin zilini çaldık. Kapıyı annem açtı. Normal ve sıkıcı bir gündü. Elime bir kağıt alıp köşeye geçtim. Bir şeyler karalıyordum. Büyük ihtimalle bir çizimidi. Evde tek üçümüz yaşıyorduk. Basit bir evimiz ve basit bir yaşamımız vardı. Genellikle bana iyi davranırlardı. Sanki hiç bir sorun yokmuş, sanki az önce bağıra çağıra kavga etmemişler, sanki ben bunları duymamışım gibi beni severlerdi. Ama birbirlerini sevmezlerdi. Küçükken bana iyi davranmalarının değerini bilememiştim. Küçük bir ilçede yaşardık. O zamanlar henüz 13 yaşındaydım. O akşam anne babamla toplanıp yemek yemiştik.
Sonraki gün okuldan eve geldim ve kapıyı birçok kez çaldım. Hiç kimse açmayınca anahtarımla açtım. Evde kimse yoktu. Normalde annem hep evde olurdu ama şuan öyle değildi. Mutfak masasını üzerinde bir not vardı. Üstünde "Babanla dışarı çıktık dolapta dünkü yemek var onu yiyebilirsin" yazıyordu. Tencereyi dolaptan çıkarıp ocağa koydum. Odama üstümü çıkarmaya gittim. 5 dakika yerde oturduktan sonra üstümü giyindim. Mutfağa attığım adımla fark ettim ki yemek yanmak üzereydi. Koşarak ocağı kapattım ve masaya koydum.
Saatler geçse bile benim dışımda bir insandan belirti yoktu. Acaba ne zaman geleceklerdi? Acaba nereye gitmişlerdi?
Kaç saat geçti bilemiyordum. Hala yoklardı. Saat 12'ye geliyordu. Yapacak bir şeyim de yoktu. Dünkü karalamalarıma devam ettim.
Uykum vardı. Yatmaya karar verdim. Yatağımda yatarken nefes almam zorlaşıyormuş gibi hissettim. Gözümden yaşlar süzülüyordu. Korkmaya başlamıştım. Hayır onlar annem ve babam ne yaptıklarını biliyor olmalılar.
Burnumun içinddeki yanma artıyordu. Başıma çok keskin bir ağrı çarptı.
Yarı uyumuştum. Aklımın ucundan kapıyı kilitlemediğimi geçirdim. Sürekli kapıyı kilitlemem gerektiğimi kafamda tekrarlıyordum.
Hasta olmuştum. Her yerim ağrıyordu. Vücudum bir ceset gibi ağırdı. Aynı şeyleri düşünürken uyuya kaldım.
Sabah uyanmadım. Saatlerce uyudum. Rüyalarım bana anne babamın başına bir şeyin geldiğini söylüyordu.
Işıklar açıkken uyuya kalmıştım, tekrar. Uyandığımda parlak ışıklar göz kapaklarımı yoruyordu. Tüm kemiklerim fazlasıyla kırılgan geliyordu. Sanırım 2 gün geçmişti. Hala onlardan hiç bir belirti yoktu.
Annemin basit şeylere sinirlenmesini, babam tarafından dövülmeyi, kavga ettikleri zaman komşuların şikayete gelmesini ama hala her şey iyiymiş gibi davranmalarına kadar özlemiştim.
Zayıf ve güçsüz bacaklarımı yere bastığımda neredeyse kırıldıklarını hissetttim. Yatağımın yanındaki peçeteden bir parça koparıp burnumu sildim. Bıkkım bir şekilde duvara yaslanarak yere çöktüm. Kuru tenimden süzülen tuzlu sular biraz olsun beni rahatlatıyordu.
Günlerden pazardı. Hala kimse birşey sormamıştı. Çok acıkmıştım. 2 gündür hiç bir şey yememiştim. Kafayı yiyecektim. Beni öylesine terk mi etmişlerdi? Kapıyı açtım ve dışarı baktım. Kimse yoktu. Camdan dışarı baktım. Kimse yoktu. Evin her yerini aradım. Kimse yoktu. Güneş doğmaya başlıyordu. Onların odasını aradım. Tüm çekmeceleri, tüm dolapları aradım. Uzun bir süreç ardından önceden görmediğim bir çeşit kağıttan oluşan, eski bir iple bağlanmış, yarısı ateşle yakılmış, etrafında karalamalar olan bir zarf buldum.
O zarfı elimde tutarken kaç tane farklı şey hissediyordum bilmiyorum. Karnıma bir ağrı saplandı. Korku tüm varımı ve yokumu ele geçirirken yavaşça ipi çözdüm. İçerisinde bir not kağıdı vardı. Elime alıp açtığımda alt yarısı yakılmıştı. Notta yazanları yavaşça okumaya başladım. Bir itiraf mektubuna benziyordu. Yazanlar annemin el yazısına benziyordu. Sonrasında yazanlar kalbime bir bıçak sapladı. Tüm yaşamım boyunca sevip saydığım insanlardan böylesine bir ihanet görmek kadar acıtan bir şey yoktu. Ellerimle gözlerimi kaplayarak yıkıldım. Gözlerim kapanmayı unutmuştu. Benim kapatmam gerekiyordu.