"Çok şey değil, bana bir el uzat yeter
Kurtar beni bu okyanustan.
Boğuluyorum.
Boğuluyorum sevginle.
Bana bakışlar atma.
Bırak bu gereksiz merakı.
Elime çizikler atılır her küçük ilgiyle.
Keskin metal kayar aciz derimde.
Buruşuk eklemlerimde takılır biraz.
Boğuluyorum, boğazımı sıkıyorsun elinle.
Yolunu bulursun kolumdan göğsüme.
Sözlerini saplarsın derinlere.
Diri diri gömersin, atarsın beni içeriye.
Her şeyimi alsan bile.
Bir gülümseme gösterdiğinde.
Boğuluyorum haz ile.
Kenara bırakılmış uzun bir süre.
Geri gelecek merak etme.
Hafif paslansa,
Körleşse
Belki pes eder, acıyı hisseder."
Kağıt parçasında oluşan mürekkep lekelerine defalarca göz gezdirdim. Tekrar tekrar okuyarak bir mana aradım.
Anlamsız şeyler yazarken, içlerindeki anlam, sonuç değildi. Gerçek sebep kendini kaptırarak kalemini hareketli tutmak. Yazmaya kapılmıştım ve aklıma geleni yazmak yerine biraz düşünmeye başlamıştım.
Kağıdı bir kere daha elime alıp okudum.
"Vay be, bu gerçekten berbat." dedim ve klişe bir şey yazdığıma karar verdim.
İlk satırdaki "ölmek istiyorum yazısının üstünü çizerek yanına "kendimi öldürmek istiyorum" yazdım.
Zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştım. Yarım saatlik ara vaktim bitmişti bile. Ön tezgahta kalabalık yüzünden can çekişen iş arkadaşım da epey sinirlenmişti. Kapanmamıza 30 dakika kalmıştı. İnsanlar artık gitsin diye uğraşırken çoğalıyorlardı. Koşa koşa tezgaha gelip sipariş almaya başladım. İnsanların birden saat 10'da kafein krizine giresi tutmuştu resmen. Tek iki kişi çalıştığımız bir gündü zaten.
Nihayet o cehennemden kurtulduğumda kendimi yazdığım şiiri ararken buldum. Biliyorum felaket bir şiir ama bunu itiraf etmekte zorlansam bile yanımda götürmek hatta ona göstermek istiyorum. Hem burada kalması dalga geçilmeye bir yem bırakıyormuş gibi olurdu.
Elimde kağıdı tutarken bir "One" sesi duyarak irktim. Anı bir panikle buruşturup cebime sokuşturdum. İş arkadaşım merakını öylesine bırakarak "Hiç bir şey." Dedim.
Yarım saat sonra hafif esinti geçiren bir camdan dışarı bakarken kendimi buldum. Yanından geçtiğimiz her binayla birlikte gözlerim ileri geri gidiyordu. Başım dönmeye başladığı için kafamı iki yana salladım. Bacaklarımı koltukta iki yana açarak ellerimi birleştirdim. Yorgunluktan ayak bileklerimden aşağısını hissedemiyordum. Gözlerim sürekli kapanmaya çalışıyor ve ağır göz kapaklarım bir türlü yukarıda durmuyordu.
Otobüsten indiğimde yürümeyi unuttuğumu düşündüm ve neredeyse yere yıkılıyordum. Birbiri ardınca gelen her adım göz kapaklarıma bir uyarış gibi geliyordu.
Asansörün 3. Kattan inmesini bekliyorken. Aklıma gidip yatmak dışında bir şey gelmiyordu. Kafede çalışmama rağmen bu kadar uykusuz olmam biraz ironik olsa bile öyleydi.
Soğuktan titriyordum. Sonunda evime gelsemde hala üşüyordum. Kendimi yatağıma attım ve başka hiç bir şey yapmak istemiyordum. Başım ağrıyordu ve tek çözüm uyumaktı.