İçeriğe geç

Ölümün şiiri

Bölüm 8 · 4 dk okuma

Ölümün şiiri

Bölüm 8

8

Korku ve dehşet dolu bir kabustan uyandım. Kesik kesik nefes alıyordum. Korkudan başım ağrımaya başlamıştı. Odamın duvarları daralıyormuş gibi hissettim. Ama gerçekten daralıyordu. Gözlerimi ovuşturdum. Şuan hayatta hissetmiyordum. Sanki her şey birbiriyle karışıyordu. Gözlerim açık durmakta zorluk çekiyordu. Bunların hiç biri gerçek gelmiyordu. 5 dakika bu mide bulandırıcı hisleri hissettikten sonra uyanabilmiştim ve gerçekliğe geri dönebilmiştim. 5 dakikadır çalan alarmı durdurdum. Unuttum sandığım bu anılar nerden çıkmıştı? Ailemi nasıl kaybettiğimi hiç bu kadar sorgulamamıştım. Hayır, bunlar bir yalan olmalıydı. Gerçek olamazdı. Bu çocukluk travması bir rüyadan ibaretti. Değil mi?

"O zamanlar henüz 13 yaşındaydım. O akşam anne babamla toplanıp yemek yemiştik."

Şundan haberim yokmuş. O son akşam yemeğimizdi.

Gerçekleri kabul etmek istemiyordum. Telefonumu elime aldım ve saate baktım.

Geç kaldım.

Banyoya gidip ateşli yüzümü suyla yıkadım. 5 saniyeliğine bir rahatlama hissetsem bile pek uzun sürmedi.

Aceleyle üstümü giyindim. Çantamı sırtıma geçirerek komidinden anahtarımı aldım. Koşa koşa merdivenleri indim ve hızlı adımlarla durağın yolunu aldım. Ucu ucuna otobüse yetiştim ve kendimi koltuklardan birinin üzerine attım. Hala çok stresli hissediyordum. Kısa bir yolculuktan sonra varmıştık. Titreyerek otobüsten aşağı indim. Direk sınıfımın yolunu aldım. Etrafta su birikintileri vardı. Bahçe bomboştu. Başımı yerden kaldıramıyordum. Kimseye aldırış etmeden sırama oturdum. Hiç kimse ve hiç bir şey umurumda değildi. Tüm gün başımı sıramdan kaldırmadım. Hiç bir şey düşünmedim. Hiç bir şey hissetmedim. Yanlızca derin bir boşluk. Eve gitme vakti gelmişti. Bir solukta zaman geçmişti. Sanki tüm hislerini kaybetmiş bir cesettim. Başka bir şeye benzemiyordum çünkü. Tekrar durağın yolunu aldım.

Ben şuan ne yapıyorum? Gerçek olmayan saçma bir rüya beni nasıl bu kadar etkiliyordu. Sanki az önceye kadar yaşadıklarım gerçek değildi. Sanki az önce uyanmıştım. Sanki az önce gerçekliğe dönmüştüm. O rüyada gördüklerimi de hatırlayamıyordum. Az önce hepsini detaylı bir şekilde hatırlıyordum. Şimdi ise tek hatırladığım yanık bir mektupdu. Aciz zihnim anında unutuvermişti hepsini. Çok gergindim. En küçük dokunmayla birden bir çığlık patlatacak da zihinsel bir çöküntü yaşayacaktım.

Apartmanımın merdivenlerini çıkarken anahtarımı unutmamış olmam için dua ediyordum. Cebime elimi soktuğumda ise büyük bir rahatlama yaşadım. Kilidi açtığımda kapatmayı unuttuğum ışıklarla karşılaştım. Kapıyı sertçe çaparak içeri girdim. Ellerimi iğrenç hissiyatından kurtarmak için sabunladım. Bugün işe gitmeyecektim. Rahat olabilirdim. Ama normalden farklı hiç bir şey hissetmedim. Üstümdekileri çıkarttım ve daha temiz şeyler giyindim. Koltuğuma yıkılarak telefonumu elime aldım. Hiç bir şey yapmasam bile yorulmuştum. Her şeyden umudumu kesmeye başlamıştım ki ondan bir mesaj aldım.

"Hey bugün buluşmak ister misin?"

Sanki kurtulmuştum. Tüm hislerim ve insanlığımın geri geldiğini hissettim. Basit bir mesajdı sadece. Sevinmiştim. Heyecanla cevapladım.

"Olur nereye gitmek istersin?"

Sevinçten üzüntümün sebebini unutmuştum. Hatta titremeye başlamıştım. Çabucak yanıt aldım.

"İstersen evime gelebilirsin."

"Çok mu uzakta yaşıyorsun" dedikten sonra devam ettim." Ayrıca evde başka birisi varsa biraz utanırım."

Bir kaç dakika cevap alamadım.

"Ben gelip seni alabilirim oradan da birlikte yürürüz."

"Tamamdır saat kaçta gelirsin?"

"6 gibi sana uygun mu?"

"Uygun"

"Hadi görüşürüz o zaman."

"Görüşürüz."

Telefonumu kapattım. Onu öyle çok özlemiştim ki. Tekrar görüşmek için çok heyecanlıydım. Saat şuan 5'i 10 geçiyordu. 1 saatten az kalmıştı. Yarım saat boyunca öylesine oturdum. Üzgün olduğum için, umutsuz olduğum için değildi. Sadece yapacak bir şeyim yoktu ve başka bir şey yapmayı başaramıyordum. Zaman geçmiyormuş gibiydi. Sanki bir göz kırpışımla bir dakika kaybediyordum. Hayatımın sınırlı dakikalarını yanlızca oturarak geçiriyordum. Her dakikanın sonuna yetişebileceğim hiç bir garantisi yoktu ancak bu kesinmiş gibi yaşamaya devam ediyorduk. Belki de 5 dakika sonra ölecektim. Belki 1 dakika sonra ölecektim. Ama hala böyle bir olasılık yokmuş gibi davranıyordum. Telefonuma tekrar baktığımda 15 dakikam kaldığını fark ettim. Büyük iç çekişle birlikte kendimi iki ayağım üzerinde durmaya zorladım. Dağınık dolabımdan giyecek bir iki kıyafet bulmaya çalışıyordum. Kirli olmayan bir şey bulmak zor olsa bile sonunda kot bir pantolon ve baskılı siyah bir t-shirt bulmuştum. Yerde bulduğum kırmızı bir bereyi de kafama geçirdim. Son olarak hırkamı da giydikten sonra ellerimi cebine soktum. Bulduğum kağıtın ne olduğunu unuttuğum için içini açıp baktım. Dün yazdığım şiirdi bu. Evet bunu ona gösterecektim. Canlı bir mutluluk hissettikten sonra onun düşüncesiyle kağıdı bağrıma bastım. Hırkayı üstüme giydikten sonra birden büyük bir ısı dalgası hissettim. Terliyordum. Hırka ve beremi çıkartıp banyoya gittim. Sıcaktan başım dönüyordu. Dünya etrafımda dolanıyordu. Yüzümü soğuk suyla yıkadım. Hiç bir sebep olmadan titriyordum. Hiç bir sebep... Gözüm kararıyordu. Yavaş yavaş tüm duyularımı kaybediyordum. Başımı etrafımdaki heryere çarpıyormuş gibi hissettim. Ve başka hiç bir şey... Hiç bir şey hissetmedim. Dünya tamamen kararmıştı. Boşluktaydım. Sonsuza dek.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.