İçeriğe geç

Ölümün şiiri

Bölüm 17 · 10 dk okuma

Ölümün şiiri

Bölüm 17

Sonraki gün göz açıp kapayıncaya kadar geçmişti ve Pazartesi günü gelmişti. Okula gitmek istemiyordum ama Cumartesi günkü buluşmamızdan sonra artık moralimi çok az şey bozabiliyordu. İlk defa gülümseyerek içeri girdim. Sırama oturdum ve beni gören Elenaor "Ne oldu sana böyle? Sanki gülümsüyorsun." dedi.

"Ah Elenaor. Ne olduğunu keşke bende bilebilsem." dedim yumuşak bir şekilde gülümseyerek.

"Güzel bir şey olmuşa benziyor."

"Güzellik öznel bir şeydir. Buna bir şey diyemeyeceğim." diye karşılıık verdim. Tam o sırada yüzümdeki gülümsemenin anında silinmesine yol açan, Leslie karşımda belirdi.

"Sen ne yaptığını sanıyorsun?" dedi, iğrenç pembe rujlu dudaklarını birbirine sürterek. İşte moralimi bozabilecek sınırlı şeylerden biri buydu. Ne demeye çalıştığını bile anlamıyordum ama anlamam gerek yoktu.

"Efendim? Sen... kiminle konuşuyorsun?" dedim.

"Birde benimle masumiyetçilik oynama, seni pislik."

"Ne demeye çalıştığın hakkında hiç bir fikrim yok ama ne diyeceğim, Leslie, ne zaman Hollywood filmlerindeki herkesin sinir bozucu kızın oyunculuğunu sadece stüdyoda yapmaya ne dersin? Burası pek uygun bir ortam gibi gözükmüyor." dedim, olur olmaz bir gülümsemeyle.

Leslie ansızın bir kahkaha patlattı ve "kafayı sıyırmışsın." dedi ve çekip gitti.

Olanlara tanıklık eden Elenaor sinirli bir şekilde "Bu Leslie'nin sorunu ne?" diye sordu.

"Bilmiyorum. Bana hep zorbalık yapılır ve Leslie de bunu yılın başından beri yapıyor ama sanki son zamanlarda bir şey onu daha da başağrıtıcı olmaya tetikledi."

"Hayatta onu tek seven kişi Bay Stevenson sanırım." dedi

"Ne diyorsun?"

"Bunu kimseye söyleme ama Bay Stevenson'ın Leslie ile çıkıyor olabileceğini düşünüyorum." dedi. Elenaor insanları shiplemeye bayılırdı ama ilk defa mantıklı geliyordu. Bu her şeyi açıklardı. Bay Stevenson'ın ona hep iyi davranmasını ve her zaman ona iyi notlar vermesini, Leslie'nin onun yanında bu kadar rahat olmasını, her şeyi...

"Bu çok mantıklı böyle olmama şansı yok, bir düşünsene-" diyemeden sözümü kesti.

"Biliyorum ama biraz sesini alçalt. Bunu öğrendiğimiz öğrenilirse biteriz. Bunu ona karşı nasıl kullanmak için bir plan-"

Sesimi alçaltmaya çalışarak sözünü kestim. Bu her ne kadar cazip gelse de sonuçları katlanamayacağımız kadar büyük olabilirdi. Fikir değiştirerek "Elenaor, bak intikam almayı bende isterdim ama böyle işlere karışmamalıyız ve şuan kendimi mutlu hissediyorum. Bunu onun gibi pisliklere bulaşarak bozmak istemiyorum. Lütfen bunu yaşamama izin ver." dedim.

"Ama bu onu rezil etmek için harika bir fırsat."

"Bunu yaparken biz de rezil olabiliriz ve Leslie gerçekten Bay Stevenson ile çıkıyorsa Stevenson onu bu durumdan kurtarmak için bir şey bulacak ve bizim de eğitim hayatımız sona erebilir."

"Okumak istemediğini söylemiştin."

"Belki fikir değiştirmişimdir. Ben de emin olmasamda benim intikamım için senin de böyle bir işe bulaşmanı istemem."

Üzgün bir şekilde dudaklarını büzüştürdü ve "Anlıyorum" dedi.

O gün okul çıkışı yine Archie'yi, gözümün ucuyla gördüm. Görmemiş gibi davramaya çalışarak uzaklaşıyordum. Belki de ona biraz katı davranmıştım. Tabii ona hakaret etmişti ama yine de özür dilemiş ve bana hediye bile almıştı. Gidip ondan özür dilemek için yol aldım. Ama yanına varamadan Leslie ve çetesi onu peşinde sürüklemeye başladı. Onların yanında mutsuz olduğu belliydi. Ama neden onlarla takılıyordu? Archie'yi boşverip eve gittim. Apartmanın merdivenlerini çıkarken aklıma bir şey geldi. Çiçeği sulamamıştım! Aceleyle evin kapısına yöneldim ve içeri girdim. Çiçeğe bir bardak su döktüm ve bir rahatlama yaşadım. Günün kalanı ise normaldi. Kafeye gittim, çalıştım ve geri dönüşte otobüse bindim. Sarsıntılı bir yolculuk sonrasında eve varmıştım. Asanssöre bindim ve üst kata çıktım. Ama asansörden dışarıya adım attığım an başım bir acı dalgasıyla sarsıldı. Dengemi kaybedip ilerideki merdivenden aşğıya yuvarlanmaya başladım. Öyle tuhaf bir histi ki... Sanki olanlar gerçek değilmiş ve bir rüyaymış gibiydi ama bunun farkına varamıyordum. O kadar şaşırmıştım ki zihnim heyecanı veyada korkuyu unutmuştu. Ama öylesine açıklanılamayacak derece güzel bir histi ki. Hislerini bir keresine olsa bile susturmak ve duymamak öylesine iç açıcıydı ki, ironik olsa bile. Sonunda gözlerimin önündeki bulut kalktığında, görüntüm netleştiğinde, sersemliğim gittiğinde alt katta kendimi yere yığılı bir şekilde buldum. Başkalarının bunu duyup yardıma koşmamalarını umdum ve istediğim gibi oldu. 'Vay canına, gerçekten çok açım.' dedim kendi kendime. Anlımda keskin bir acı vardı. Yüzümü ovuşturmaya çalıştığımda ise ellerimin ve büyük ihtimalle yüzümün de her yerine kan bulaştı. Ayağa kalkmak için güç aradım ve bu çok zordu. Kendimi bir şeyi yapmaya hazırlayıp zihnimde tek bunu düşündükten sonra bunu yapmanın -benim durumumda ayağa kalkmanın- zorluğunu sonradan anlar ve ani hareketimle bir şey başaramazdım. Merdivenin korkuluklarına tutunarak titreyen bacaklarımı kaldırmaya çalıştım. Sonunda kalktığımda ise bacaklarım kırılmamıştı veya da felç olmamıştı. Sadece biraz ağrıyordu. Kendimi zar zor yukarı çıkarttım ve kapıma gelebildim. Titreyen ellerimle kapının kilidini açmakta epey zorlandıktan sonra açabildim. Kendimi kapıdan içeri attım ve aynaya alnımın yarasına baktım. Epey büyük bir yaraydı ve kanıyordu. Yüzümün etrafı ise sönük ve lekeli bir kanla kaplıydı. Kurumuş ve sıcak, kahverengi bir hal almıştı. Ellerim ile yüzümü biraz suyla yıkadım ve yanmayla yüzümü geri çektim. Bir parça peçeteyi anlıma dayarken diğer elimle ve dişimle bir parça bant keserek peçeteye yapıştırdım. Yatağımın üstüne yatarak kanın durmasını ve acının geçmesini bekledim.

Aslında böyle bir şeyi sadece kolumda soyulmuş bazı yerler ve alnımda bir kesikle atlatmam büyük şanstı. O akşam sadece yatağımda yattım. Ne kafamı çevirdim ne de ayağa kalktım. Karanlık odamda tavanımla göz kırpmama yarışı yapıyordum. Dışarıda yağmur yağmaya başladığını duyabiliyordum. Ardından şimşek çakmaya ve gök gürlemeye başladı. Yağmur epey şiddetli olmalıydı ama kısa süre sonra durdu. 10 dakikadan fazla sürmemişti yağması.

Uyandığımda saat daha 4.20'ydi. Bu kadar erken kalksam da uykum yok denecek kadar azdı. Ama başım hala çok ağrıyordu. Kendimi geri uyutmaya çalıştım ama bir kere uyandıktan sonra bu epey zorlaşıyordu. Yatağımdan doğruldum ve açık perdemden dışarı bakmaya başladım. Güneş yeni doğuyordu. Sabahın bu erken saatinde dışarıda oluşan turuncu ve sarı geçişler çok hoştu. Kendimi başımın o kadar ağrımasına rağmen gülümserken buldum. Bir sigara yakacaktım ama hiç kalmadığını hatırladım. Yatağıma geri uzandığımda ise, odanın içine sızan turuncu ışıkların eşliğinde uyumak çok kolay gelmişti.

Sabah normalden az bir yorgunlukla uyandım ve aynaya baktım. Bantladığım peçete artık yerinde değildi ama kanaması durmuştu. Ama hala acıyordu. Çekmecelerimi biraz karıştırdım ve sonunda yara bandı buldum. Yaramı tamamen kaplayacak şekilde iki tane yapıştırdım. Biraz sonra evden çıktım ve gidip bir paket sigara aldım. 2-3 tane içtikten sonra otobüse binip okula gittim. Sırama oturdum ve normal bir günün başlamasını bekledim. O gün Elenaor okula gelmemişti. O günü boş bir sıranın tadını çıkararak geçirdim. Okul çıkışı dünkü manzaranın aynısıyla karşılaştım. Archie yine duvarın önünde sanki birini bekliyordu. Bu sefer gidip ona özür dilemenin vakti olduğunu anlamıştım. Yanına gittim ve " Hey, Archie" dedim.

Hafif soluk bir ifadeyle "Merhaba" dedi.

"Şey diyecektim... Geçenlerde sana kaba davrandığım için özür dilerim. Yani, sende hatalıydın ama bende... Daha iyi karşılayabilirdim."

Sözlerime karşın şaşırmıştı. "Bende özür dilerim ama... Şey soracaktım-" diyemeden Leslie karşımızda belirdi.

"Hey Archie, canım, onun gibi bir ezikle ne işin var?" dedi sinirli bir tavırla. Her şeyi mahvetmeye gelmişti. O an kendimi daha fazla tutamayacaktım.

"Seni ilgilendiren bir şey olduğunu sanmıyorum. " dedim.

"Tabi ki de beni ilgilendirir. Archie'yi ilgilendiren her şey beni de ilgilendir." dedi onun omzuna yüklenerek.

Şaşkınlıkla "Sizin aranızda bir şey mi var?" dedim.

Archie, "Hayır alakası yok." dedi Leslie'yi omzundan iterek. Leslie'ye döndü ve devam etti. "Artık senin ve pisliğinin parçası olmayacağım. Ve bana bir daha dokunma." dedi ve çekip gitti.

O an bir soruna yol açtığımı biliyordum. Büyük ihtimalle bende çekip gitmeliydim ama artık çekip gitmekten ve köşede sessizce acı çekmekten bıkmıştım.

"Seni ucube! Ne yaptığını zannediyorsun!" diye patladı yüzüme. O an ki sinirimi artık bedenime sığdıramayacaktım.

"Sen ne yaptığını zannediyorsun? Beni alakadar eden ne var burada? Belki de kendi çakma sarı saçını arada yıkasaydın pislikten kokmazdın da insanlar yanına yaklaşmaya korkmazdı!" dedim. Bunun üzerine bana fiziksel şiddet uygulayacaktı. Bileklerini tutarak onu engelledim ve yüzümde bağırmaya devam etti.

"Senin yüzünden Archie'yi kaybedeceğim! Zaten senin peşinde dolanıp duruyor, şimdi onu bana karşı çevirdin!" dedi

"Onu peşinden sürükleyen sensin! Senin yanında olmayı sevmiyor bunu anlayabiliyorum çünkü insani duygularım var."

"Hayır! Hayır, o beni seviyor bunu engelleyen tek kişi sensin!"

"Seviyor mu? Sen yoksa Archie'yi mi seviyorsun? Bende sadece kendinden 'düşüklere' patronluk taslamayı seviyorsun sanıyordum. Yoksa onu seninle olması için tehdit falan mı ettin-"

"Kapa çeneni aptal kahpe! Her şey senin yüzünden oldu! Belki de şu aptal göz kalemini silseydin seni sevmeyecek ve peşinde dolanmayacaktı!" dedi ve elleriyle yüzümdeki göz kalemimi dağıttı. İşte bu hareketi bardağı taşıran son damlaydı. O an gözlerim kana bulanmıştı. Nefret dışında bir şey göremiyordum. Onu düğümlenmiş saçlarından tutup bir ara sokağa çektim.

"Ne yaptığını zannediyorsun? Archie'yi elimden aldığın yetmedi mi?!" diye kükredi ve anlımdaki yara bandını hızlı bir hareketle çekip kopardı. O an yüzüne var gücümle bir yumruk attım ama güçsüzlüğümden pek bir şey olmadı. Böyle küçük bir yumruğun bile etkisine dayanamayıp toparlanmaya çalışırken onu omuzlarından ittim ve duvara tosladım. Tüm umudumu şuan onu alt etmeye bağlamıştım ve başka hiç bir şey düşünmüyordum. Düşünmeden aklıma gelen her şeyi söylemeye başladım.

"Sen Bay Stevenson'la çıkmıyor muydun? Neden Archie'ye bu kadar bağlandın anlamıyorum. 'Ezikleri' ezmeyi bu kadar mı çok seviyorsun?" dedim. Gözleriyle adeta ruhumu deliyordu.

"Bunu nereden çıkardın bilmiyorum ama sanırım düşüncelerinde aynı senin gibi iğrenç!" diye bağırdı.

"Masum rolü yapma Leslie. İyi notlar almak için böyle yaptığın için gerçekte iğrenç olan sensin."

Sanki gerçek yüzünü yeni gösteriyormuş gibi bir şeytani bakışla sırıttı. "İyi notlar mı? Gerçekten tüm bunları sadece iyi notlar için mi yapacağımı düşündün? Bunları yapmamın tek sebebi sensin. Archie'nin acı çekmesinin de, benim iğrenç biri olmamın da... Sen kötü bir insansın!"

Bu sözleri havayı kesip bilmem kaç yerimden beni bıçakladı. Acıyla yanan anlıma dokundum ve bunun üstüsinden gelmeye çalıştım.

"Cehennemi ölmeden hissettiren sensin ve bana kötü biri olduğumu söylüyorsun. Kendi saplantıların ve sorunların için beni suçlayamazsın! Başkalarının sorunları yok mu zannediyorsun!" anısızın gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı "Herkes senin gibi istediğini yapabilecek ve tek işi aptal planlar kurup başkalarının mezarını deşmek olan bir dünyada değil!" sesimde bağıracak daha çok güç kalmamıştı "Ama haksızlıklar bu dünyayı dünya yapıyor."

Sözlerimi şaşkınlıkla dinledi ve tekrar şeytanın ta kendisine benzer bir şekilde sırıttı. "Hala anlamadın değil mi? Düşündüğümden daha safmışsın. Archie'nin besbelli sana aşık! Ona verdiğim ilgi ve hediyeleri asla umursamadı ve sadece sana gözlerini dikti! Tüm her şeyin sebebi ve tüm sorunlar sensin, anladın mı? Senin yüzünden beni sevmedi ve şimdide benden nefret ediyor. Bay Stevenson'la çıkmamın tek sebebi ise senin eğitim hayatını cehenneme çevirmesi içindi. Ben bir yolunu bulup Stevenson'un yardımıyla bu olaydan çıkacağım ama sen tek başınasın ve kendi leşinin kokusunda çürümekten başka bir şeye layık değilsin!" dedi ve cebinden bir kelebek bıçağı çıkardı. "Sanırım bunu kendi ellerimle yapacağım." dedi. Ağır nefesleriyle terlemiş bedenini bana yaklaştırdı ve bana saldırmaya çalıştı.

"Sen kafayı yemişsin! Gerçekten onun beni sevmesi benim suçum değil ve olamaz da! Kendini birisine asla zorla sevdiremezsin! Aşık olduğu kişiyi öldürdükten sonra Archie'nin gerçekten seni seveceğini mi zannediyorsun?" sözlerimi böldü ve aniden ağlamaya başladı.

"Kapa çeneni! KAPA ÇENENİ! Beni sevmemesinin tek sebebi sensin ve başka bir şey hak etmiyorsun." dedi. Yaşlı gözlerini bana dikti ve hızla üzerime koşmaya başladı ama elleri titriyordu. Bunu yapmaya korkuyordu ve de acemiydi. Bıçağı bana saplamadan tuttum ve elimde sıktım. Bileklerimden aşağı kanlar süzülmeye başladı ve Leslie şaşkın gözlerini bana dikti. Elini gevşetmesiyle bıçağı elinden kaptım ve çevirdim. Alnımdaki yara ve elimde oluşan kesiklerin acısı adeta yok olmuştu.

"B-bu acımıyor mu?" diye sordu.

"Acayip çok acıyor ama sana karşı üstünlük kazanmanın zevkinin yanında bu bir hiç."

Korku içinde titremesi ve güçsüzlüğüne karşın bu fırsatı onu duvarada doğru tekmelemekle buldum. Yere yıkıldı ve acıyla kıvranmaya başladı. Üstüne doğru yürüdüm.

"L-lütfen bana acı." dedi.

"Cehennemde geber." dedim ve suratını ayağımla ezdim. Bir kaç kere daha tekmeledikten büyük ihtimalle bayılmıştı. Sonunda onu orada kendi pis kokusunda gebermesi için bırakmıştım. O ara sokaktan çıktım ve evimin yolunu aldım. Elimde hala bıçak vardı ve ağzımdan ağır nefesler vererek yol alıyordum. Elimden büyük ihtimalle kan akıyordu ama bu sadece benim kanımdı. Bıçağı onun üzerinde kullanmamıştım ve benim dışımda hiç kimse kan akıtmamıştı. Eve geldim ve yorgunlukla koltuğumun üzerine yıkıldım. Elimde kanlı bir bıçak ve kan akıtan derin bir kesikle orada uyuyakaldım, her şeyi unutmayı umdum. Böyle bir şeyle neden uğraşmam gerektiğini sorguluyordum. Leslie'nin sözleri zihnimi esir almıştı. Hareket etmiyor olsam bile bu çok yorucuydu. Gerçekten kötü bir insan mıydım? Gerçekten benim yüzümden miydi? Bunları düşünmek kaybettim sandığım acı hissini geri getiriyordum. Acıya alışmak onu yok etmiyordu sadece daha dayanılabilir yapıyordu normalde ama şuan olabilecek en dayanılmaz şeydi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.