İçeriğe geç

Ölümün şiiri

Bölüm 18 · 5 dk okuma

Ölümün şiiri

Bölüm 18

O sabah uyandığımda saat 6'ydı ve her tarafım acıyla yanıyordu. Uzun zamandır bu kadar çok uyumuştum ama yinede çok yorgundum. Uykunun sonuna gelmiştim ama ne kadar uyursam uyuyayım yorgun olacaktım. Elimde hala derin bir kesik vardı ama kanaması zar zor durmuş gibiydi. Koltuğumun üzerinde kocaman bir kan lekesi vardı. Ayağı kalkıp aniden yere yıkıldım. Kan kaybından başım dönüyordu. Zar zor sürünerek çekmecemden eski bir tişört bulup tek elim ve dişimle yırttım. Sıkıca bağladım ve kendi kendime şunu düşündüm. En azından elinin tam ortasında yaranın aynısından bende de vardı. Kendimi zar zor kaldırdım ve hırkamı alıp dışarı çıktım. Yürüyebilmek için tüm duvarlardan ve korkuluklardan tutundum. Biraz yürüdükten sonra biraz alıştım ve biraz da olsa normal yürüyebildim. Normal tarihinden 5 gün geç olsa bile pazartesi günü maaşımı alabilmiştim. Uzak olmasa bile uzun ve yorucu bir yol sonrasında kendimi bir kafede buldum. Bir kahve ve sandviç aldım. Soğuk havada hiç kimse oturmasa bile dışarıdaki bir masaya oturdum. Baş ağrımın ve açlığım geçmesini umarak yemeğimi yedim ve bir sigara yaktım. Soğuk esintinin sıcak derime vurmasını ve yaralı elimin acısının az da olsa dinmesinin tadını çıkararak orada oturdum. Yemeğim bittikten sonra orada durmaya normalde utansam bile beni sorgulayacak kimse yoktu etrafta. Olsalar bile sadece bu soğukta dışarıda olmamı sorgularlardı. Bir kaç sigara daha içtikten sonra saat 7'y1i biraz geçmişti. Masadan kalktım ve kafenin önündeki duraktan bir otobüse okuluma gidip gitmediğini sordum ve gittiğini söylemesine karşın o otobüse bindim. Okula girer girmez dünkü yaşananlardan başımın derde gireceğini biliyordum ve öyle oldu. Dersin başlamasına yarım saat erken gelsem bile gelir gelmez müdür odasına çağırıldım ve tabi ki Leslie ve Bay Stevenson da oradaydı. Leslie gözüne kafasının yarısını kaplayan bir sargı sarmıştı ve olayı abartarak anlatmaya başladı. Bay Damian da uzun lafın kısası onu destekliyordu ve kendi sözlerini ve hareketlerinin hiç birini anlatmadı.

Rahatsız olmuş bir şekilde dediklerini ve Leslie'nin sahte göz yaşlarını izledikten sonra bana söz hakkı vermelerini istedim. Sonunda konuşmama izin verdiklerinde tarafsız olmaya çalışan müdürün karşısında yorgun gözlerimle sadece bunu yapıp gitmek istediğim belliydi.

"Ne dersem diyeyim bundan kurtulamayacağım belli olduğu için sadece Leslie'nin bana bizzat kendisinin itiraf ettiği şeyleri söyleceğim. Leslie, Bay Stevenson'la okula uygun olmayan bir ilişki yaşadığını ve bu ilişkinin tek sebebinin bana zorbalık yapmak ve beni hayattan soğutmak olduğunu söyledi. Ayrıca Bay Stevenson en azından genç olduğu için bunu başka hiç bir hocayla yapmayacağını da belirtti." O son yeri uydurmuştum ama yine de ondan çıkabilecek bir sözdü. "Ve bende gerçekten ikisinin de düne kadar hayatımı cehenneme çevirdiğini onaylayabilirim. Bizim okul dışında yaşadığımız kavga sırasınca tehlikeli bir alet taşıyan tek kişi Leslie'ydi ve kan döken tek kişi de bendim. Bunları bildiğimi bilmesine rağmen hangi yüzle beni şikayet ediyor hiç bir fikrim yok ama yine de benim sadece kendimi savunduğumu ve bir öğretmenin bir öğrencisiyle yaşadığı ilişki yüzünden ona yüksek notlar vermesinin ve suçsuz bir öğrenciye zorbalık yapmasını çok daha uygunsuz buluyorum." dedim duyguzca. Tüm sözlerim sırasınca hiç bir his göstermedim ve kılımı kıpırdatmadım. Dediklerimin sonucu ne olursa olsun umurumda olmayacaktı. Tabi ki de beklediğim gibi ikiside bunların uydurma olduğunu ve doğru olmadığını defalarca savundu ve benim Leslie'ye bıçakla darbede bulunduğumu iddia ettiler. Müdür sanki benim dediklerime ikna olmuş gibi görünse de meslektaşı olan Bay Stevenson'a hak vermesi gerektiği ve benim elimde kanıt olmadığı için bana 1 hafta Leslie'ye de 2 gün uzaklaştırma cezası verdi. Keşke daha uzun olsaydı, dedim içimden. O ikisinin yüzünü bir daha asla görmek istemezdim ama artık ne yaparlarsa yapsınlar umurumda olmayacaktı. Hiç itiraz etmeden müdürün kararını destekledim ve çekip gittim. Okulda zamanımın 1 saatten fazlasını harcamamıştım ve bu beni sevindirdi. Direk en yakın otobüs durağına yürüdüm ve bir sigara yaktım. Uğraştığım şeyleri üzerimden atmam gerekiyordu. Artık bir hafta boyunca okula erken kalkmam ve sevmediğim kişileri görmem gerekmeyecekti. Hafifce gülümsedim ve gelen otobüse bindim. Eve vardığımda saat 9'a çeyrek vardı. Çalışma saatim gelene kadar yanlız olacaktım. Yanlızlığımı kabul ederek yere oturdum. Koltuğuma veya da yatağıma kadar gitmek bile istemiyordum. Odamın etrafını süzmeye başladın. Masamın üzerinde duran saksıya gözlerim takıldı. Çiçeği filizlenmişti. Küçük tomurcukları oluşturmuştu. Onu büyütmeyi başarmanın sevinciyle gülümsedim ve yerimden kalkıp onu suladım. Bu basit çiçek bana anlatılamaz bir sevinç vermişti. O an öyle bir yanlızlık ve umutsuzluk yaşıyordum ki bu çiçek beni sanki tüm çaresizlik ve yorgunluğa rağmen sırtımda küçük bir gün ışığı varmış gibi hissettiriyordu. Bana bu duyguları sağlayan ve çiçeği veren kişiyi düşündüm. Pürüzsüz güzellikte olan cildi, en güzel şekilde biçilmiş dalgalı saçları, kızların isteyeceği gürlükte olan kirpikleri, üzüldüğünde hemencecik sönen yanakları... Hepsi zihnimde bulanık bir şekilde canlandı. Bana verdiği bu saksıyı elime alıp öylesine tuttum. Zarif elleriyle bunu kendisi seçmişti, elinde tutmuştu, derisi en küçük pürüzüne kadar buna işlemişti. Ellerimi ve bedenimde dokunduğu yerleri anımsadım ve neredeyse onun kokusunu aldım. Adeta vücudunun sıcaklığı hala oradaydı ve beni alıp götürüyordu. Kendi kendimin elini tuttum ve sanki oradaymış gibi davrandım.

Vakti geldiğinde kendimi çalıştığım kafede buldum. Epey normal bir gündü. Değişik olan tek şey bugün ortalık çok sessizdi. Neredeyse hiç müşteri yoktu ve iş arkadaşım da izin alıp gelmemişti. Adeta yanlızlığıma mahküm edilmiştim. Ama bundan bir şikayetim yoktu. Benim zihnimi dolduran ve doldurmasını istediğim tek bir kişi vardı. O bana göre güzelliğin tanımıydı ama gerçekten de öyle miydi? Benim zihnimdeki hali kusurlarından arınmış mıydı yoksa onun aslı da böyle miydi? Beni yanlızca büyüsüne mi kaptırmıştı yoksa gözlerim buğulu mu görüyordu? Bu yüzden mi onu her hatırladığımda bulanık bir görüntü oluşuyordu? Yoksa bilincim sadece bana oyun mu oynamak istiyordu? Defalarca yüzüne tanık olsam bile şuan en ufak ayrıntısından bile emin olamıyordum.

Biraz zaman sonra sıkıntı ve yanlızlık farklı bir boyut almaya başladı. Oysaki önceden bu yanlızlık bu kadar yakıcı değildi. Ama insan bir kere alışınca bir daha bırakmak istemiyor sevdiği birisiyle konuşmayı. Archie bile etrafta yoktu. Belki de önceki günden etkilenmişti. Fark etmeden önümdeki kağıda bir şeyler yazmaya başlamıştım.

"Kimse olmasa bile etrafta, suyu akar şelalenin

Sesi kesilmez asla

Göz yaşları olsa bile kendinin

Belli etmez kimseye

Yoktur, istediği herhangi bir şey

Bilememiştir istemek nedir

Gözlerinin önünden geçip gider her şey

Hiç bir yere gidemez de

Tepeden yere kadar akar durmaksızın,

En dibe vurduğunda

Beyaz bir renk oluşur, istenmeksızın

Yaklaşınca yanına

Fark edilir küçük damlalar sıçrattığı

Fark edilmek istemediğini söylese bile

Muhtaçtır, kusur sahibi her kulun olduğu gibi sevgiye."

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

19. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.