İçeriğe geç

Ölümün şiiri

Bölüm 14 · 2 dk okuma

Ölümün şiiri

Bölüm 14

14

Çalıştığım kafeye giriş yaptığımda beklediğim gibi Archie de oradaydı. Neden beni bir salmıyordu? Beni görünce el salladı. Bende başımla karşılık verdim. Tezgahın arkasından önlüğümü alıp taktım ve sıkıcı bir güne başladım. Robot gibi tek yaptığım siparişi alıp konuşmadan onu yapmaktı. İş arkadaşım hala etrafta yoktu. Çok sık geç kalırdı. Müşteri sırası bittiğinde Archie karşımda belirdi.

"Hey, bana neden hiç pas vermiyorsun?" dedi.

"Bilmem" dedim olur olmaz bir ses tonuyla.

"Peki bana bir filtre kahve verebilir misin?"

"Tabi."

Kahvesini gelişi güzel bir şekilde hazırladım ve eline tutuşturdum.

"Peki nasılsın?" diye sordu tezgaha dayanmış, kahvesini yudumlarken.

"Parasını hala vermedin." dedim.

"Ah tabi tabi. Buyur." dedi ve elime 100 lira uzattı. para üstü 50 lirayı geri vermeye çalışınca da "Üstü senin olsun canım." dedi.

İşte bu bardağı taşıran son damlaydı.

"Archie ne yapmaya çalışıyorsun bilmiyorum ama 10 yıldır tanışıyormuşuz gibi davranarak beni acayip sinir ediyorsun! Ayrıca buruşuk 50 lirana da muhtaç değilim." dedim parayı yüzüne fırlatarak.

Birden şaşkın bir şekilde doğruldu "Sana söylediğim tüm o bilgilerden sonra bana böyle davranman hiç hoş değil canım. Hem neden onun hakkında o kadar çok şey bilmek istiyorsun? O kafayı sıyırmış tek gözlünün teki, tamam mı? Bilmen gereken tek şey bu." dedi. Bu son sözleri beynime kan sıçratmıştı. Kapıdan yeni giren iş arkadaşıma seslenerek "Hey benim yerimi alır mısın? Epeydir yoksun."dedim.

Kabul ettikten sonra Archie'nin şaşkın yüzüne bakmadan arka odaya geçip oturdum. Hayatımda hiç birisini bu kadar çok bıçaklamak istememiştim. Nasıl böyle bir şey söylerdi? Onu ne kadar tanıyor olabilirdi ki? Cidden kendini ne zannediyordu? Saçma tavırlarla neyin peşindeydi? 15 dakika sonra tezgaha döndüğümde ortalıkta yoktu. Rahatlama hissettim ve işime geri döndüm.

Eve vardığımda koltuğuma oturup gelirken aldığım yeni paket sigarayı açtım. Beyaz çakmağımla bir tane yaktım ve aklımdan geçen düşüncelerimle baş başa kaldım. İntihar etmeye korkuyorum demiştim ama sigara içmek de kendi ölümünü yavaşça getirmek oluyordu. Ama bağımlılık bunu yokmuş gibi gösteriyordu.

Gün boyunca yaşadıklarımı düşündüm. Archie'yi düşündüm. Leslie'nin peşinde dolanarak nasıl kötü birine dönmüştü. Hepsini öldürmek istiyordum. Bay Stevenson'u da Leslie'yi de... Ama bunu nasıl başarırdım ki? Birini öldürmek nasıl bir şeydi? Ölümüne bıçaklar mıydım yoksa boynundan asar mıydım? İşkencelere boğup sonrasında onu öldürmem için yalvarışlarını görmezden gelerek kendini öldürmesi için bırakır mıydım? Bir tabancayla vurur muydum yoksa yüksek bir yerden aşağı mı fırlatırdım? Kafasını mı kopartırdım, bedenini böceklerle mi kaplardım? Etini yamyamlara mı satardım yoksa toprağın diplerine mi gömerdim? Bunu nasıl başarırdım. Seri katillerin bu kadar çok olmasının sebebi ne olmalıydı? Gerçekten bu kadar haz verici bir şey miydi. Keskin bir bıçağı birisinin göğsüne saplayarak sıcak kanıyla ellerini kirletmek, iki elini kullanarak günahlara boğulmak ve bir cana son vermek ne kadar da heves uyandırıcı geliyordu. Hiç pişmanlık hisseder miydim? Yoksa dünyanın en kötü insanları sırasına mı katılırdım?

Camı açmayı unuttuğum için sigara dumanıyla boğuldum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.