"Aciz Gözlerim
En sevdiğim kitap
Bir şahesere benzer
Beni yansıtır adeta
İçinde tüm sevdiğim hislerin bir patlama yaşamasıdır
Beni alıp götürür; renkleriyle, uyumuyla
Parlak cildindeki yansımam bile güzel gelir
Her sayfasına işlemiş göz yaşları ve emek
Kahkahalarla sevmek
Öpmek
Asla bırakmak istememek
Böyle kalsa sonsuza dek
Zaman dursun
Evren dursun
Tam bu şekilde
Renklerinle beni kör et
Sözlerinle beni terk et
Dokunmayı bile men et
Zehiri içine çek
En güzel şeylerin bile bir kusuru vardır
Tek kusurun bu
Kusursuzsun
Küçük kusurların arasında gidip gelmek
Aklımı kaybetmek ile etmemek arasında bir şey seçmek
Bunun tek sebebi körlüğüm
Kendime çektirdiğim bu acıyla gözlerimi deliyorum
Kendimi boğmak istiyorum
Ancak dünya ne güzel
Sonsuz olasılıklar
Büyüleyici görüntüler
Sürükleyici renkler
Kusursuz renkler
Sonsuz renkler
Olasılıklara bürünmüş sonsuz renkler
Her yerde saklanır, asla gitmez
Güzelliğinin geniş serinliği
Herkesi hayran bırakır
Ama her güzel şeyin bir sonu mu vardır?
Sonsuzluk gerçek değildir
Hiç biri eskisi gibi değil
Bunun sebebi bendim
Sonsuz, mükemmel, geniş renklerin bile
Ne kadar dar bir alanın görer aciz gözlerim
Bunları yazdığım kağıdı ona uzattım ve fark edip elimden alması için büyük bir çaba gösterdim. Şaşkın ama biraz daha sakin bir şekilde başını kaldırdı. Hiç bir şey söylemeden gözlerimin içine bakarak kağıdı aldı. Ağır bir şekilde gözlerini kağıtta gezdirmeye başladı. Gözleri dolmaya başlıyordu. Yüzünden hafif yaşlar süzülüyordu. Kağıdın sonuna geldiğinde burnunu çekerek gülümsedi. Bana bakarak "Bu hayatımda gördüğüm en güzel şiir, teşekkür ederim." dedi.
O an delicesine yapmak istediğim bir şeyi yaptım. İçgüdülerimin asla yapmamamı ve bu düşünceyi anında unutmamı söylediği şeyi yaptım. Hiç bir şey şu ana kadar bu kadar cazip gelmemişti. Kollarımı onun etrafına sararak arkada birleştirdim. Yüzümü göğsüne dayayarak ona sarıldım.
Bir an şaşırdı ancak buna ihtiyacı varmış gibi aynısını yaptı.
Bir kaç dakika öylesine durduk. Hayatımda hissetiğim en büyülü duyguydu. Sanki hiç bir şeyin anlamı ve önemi yokmuş gibi geliyordu. On an her şeyi unutmuştum. Hiç bir şey bilmiyordum. Tüm dünya yanımdan geçip gidiyormuş ve tüm o kaos tüm o dramanın hiç bir sebebi yokmuş gibiydi. Kelimelerle anlatılamayacak kadar güzeldi. Sonsuza dek buna devam edebilirdim sanki. Onu sevmek zor değildi. İyi kalpli, nazik, sevimliydi. Gözleri büyüleyiciydi. Sevginin tek anlam ve önemiydi.
Bu iki kelime zihnimi esir almıştı. Artık bu sözleri tükürmem gerekiyordu. Ve sonunda, uzun süre tereddüt ettiktin sonra o delicesine şeyi yaptım. Başımı göğsünden kaldırıp kulağına "Seni seviyorum." diyerek fısıldadım. Biraz zaman sonra kollarını serbest bırakmaya başladı ve aynısını bende yaptm. Sonrasında hafif kısılmış sesiyle "Yanlız olmadığıma sevindim." dedi. Gülümseyerek gözlerine bakabilmek için yüzünü bana doğru çevirdim. Biraz öylesine durduk ve rastgele bir şey hakkında konuşmaya başladık. Ne konuştuğumuzun bir önemi yoktu. En sevdiğimiz yazardan tut dün markette ne gördüğümüze kadar ne konuşursak konuşalım zaman akıp giderdi, ayrı bir hızla... Saatlerce oturup sadece sohbet ettik. Kendimi hiç bu kadar sohbetin akışında kaybolmuş hissetmemiştim. En basit şeylerden konuşsak bile, en ufak hareketiyle bana dokunsa bile tüm vücudumu ifade edilemeyecek bir mutluluk kaplardı. Belki de gerçek mutluluğu hiç bir zaman tadamamıştım bu yüzden basit şeylir beni böylesine mahvediyordu.
Onun yanında hayatım boyunca söylemeye veya da sormaya utandığım her şeyi diyebilirdim. Çünkü asla beni utandırmazdı. O benim bu koca dünyada huzur bulabildiğim tek şeydi.
"Mükemmeliğe inanır mısın?" diye sordum.
"Bu cevaplaması zor bir soru çünkü mükkemeliyet dünya çapında mümkünlük taşıyan bir şey değildir ve bu öznel veya nesnesllikten ibarettir. Her insanın gözünde mükkemmel gözüken bir şey olur ama bu ona özeldir. Yani... Ben, bu soruda susma hakkımı kullanıyorum." diye karşılık verdi.
İkimizde güldük. "Doğru söyledin" dedim.
İşte, diye düşündüm. Mükemmellik buradan gelmeliydi. Gerçek kusursuz oydu. O iki kelime hala zihnimden çıkmıyordu.