İçeriğe geç

ÖLÜMÜN KRALİÇESİ 18+

Bölüm 2 · 4 dk okuma

ÖLÜMÜN KRALİÇESİ 18+

Bölüm 2

BÖLÜM 2

İmza gününden sonra eve döner dönmez kendimi çalışma masama attım. O antika kalem hâlâ elimdeydi, parmaklarımın arasında hafifçe ısınmış gibi hissediyordum. Defterimi açtım, boş sayfaya baktım ve derin bir nefes aldım. Hikâyem kafamda dönüp duruyordu zaten, ama bu kalemle yazmak... Sanki kelimeler kendiliğinden akacakmış gibiydi. Adını "Kumarın Kraliçesi" koymuştum, ama nedenini tam bilmiyordum. İçinde sadece kumar yoktu; intikam, gizem, şehvet ve karanlık sırlar vardı. Okuyunca anlayacaksınız, her sayfa sizi biraz daha derinlere çekecek. Başroldeki kadınım, Artemis... Ah, o tam bir fırtına. Adı gibi güçlü, ama aynı zamanda zehir gibi kurnaz. Haydi, size onun dünyasına sokayım. Artemis, eski bir kasabada yaşayan o tür kadınlardandı; bakınca unutulmaz, yaklaşınca tehlikeli. Yirmi yedi yaşında, yalnız bir evde kalıyordu. Güzelliği dillere destandı: Uzun siyah saçlar, yeşil gözler ki içlerine bakınca boğulurdunuz, ve bir gülümsemesi vardı ki erkekleri diz çöktürürdü. Ama o güzellik bir silah gibiydi. Kasaba halkı ona "cadı" derdi, çünkü zekâsı korkutucuydu. Erkekler onu hem kıskanır hem arzularlardı. Evli olanlar geceleri rüyalarında onu görür, bekarlar peşinden koşardı. Ama kimse bilmezdi ki Artemis küçüklüğünden beri sokaklarda büyümüştü. Ailesini kendi elleriyle öldürmüştü – o karanlık sırrı kimse bilmezdi. Halk, ailesinin onu terk ettiğini sanırdı, "lanetli cadı" diye. Hırsızlık yapardı, kasabanın en usta hırsızıydı; yüzünü gören olmamıştı. Kumar masalarında da efsaneydi, zekâsını ve çekiciliğini kullanıp erkekleri soyardı. Ve evet, katildi de – maskeli bir gölge, görenler yaşayamazdı. Ama Artemis'in bilmediği bir şey vardı: O, şehvet prensesi ve ölüm büyücüsüydü. Kara büyü onun kanında akıyordu, ama henüz uyanmamıştı. Ölüm büyücüleri nadir bulunurdu; dünyada sadece üç tane vardı. Biri ölmüştü, diğeri yaşlılıktan gücünü yitirmişti. Artemis tek kalmıştı, ama farkında değildi. Yakında uyanacaktı o güç, ve dünya cehenneme dönecekti. Peki, kontrol edebilecek miydi? Yoksa kendi cehennemine mi hapsolacaktı? ARTEMİS Kumarhanenin loş ışıkları altında, dumanlı hava burnumu yakıyordu. Karşımda üç adam oturuyordu: Zengin, kibirli, kendilerini dünyanın efendisi sanan tipler. Bana küçümseyerek bakıyorlardı, sanki bir kadın olarak masada ne işim varmış gibi. Bilmiyorlardı ki ben Artemis'tim – zekânın ta kendisi, gücün ve arzunun somut hali. Onlar sırıtıyordu şimdi, ama az sonra karşılarındaki kadının ne olduğunu anlayacaklardı. Bu masayı cehenneme çevirecektim. Üçü de gözlerini dekolteme dikmişti, tipik erkekler. Solumdaki kilolu, kel, kısa boylu adam – adının Friedrich olduğunu öğrenmiştim – pis bir sırıtışla konuştu: "Hazır mısın bebek? Kaybedince ağlama. Eğer ağlamak istersen, omzum her zaman hazır." Zoraki güldüm, ama içimden yumruğumu yüzüne indirmek geçiyordu. Gözlerini yerinden çıkarmamak için kendimi zor tutuyordum. Sağdaki uzun boylu, sakallı adam – ona Victor diyeyim – kartları karıştırırken sırıttı. Ortadaki ise, en kurnaz görünümlü olanı, Hans; gözleri hesapçıydı, ama ben ondan bir adım öndeydim. "Çok konuşmayın," dedim sakin bir sesle, gülümsememi koruyarak. "Başlayın. Poker mi oynuyoruz, yoksa sohbet mi?" Friedrich kartları dağıttı. İlk el başladı. Ben hemen gözlemlemeye koyuldum – zekâmın en büyük silahı buydu. Friedrich'in eli titriyordu hafifçe, her blöf yaptığında sol kaşını kaldırıyordu. Victor'un dudakları geriliyordu kazandığını sandığında, ama kaybederken parmaklarını masaya vuruyordu. Hans ise daha zorluydu; göz bebekleri genişliyordu heyecandan, ama bunu gizlemek için sigarasını fazla içiyordu. İlk elimde düşük kartlar geldi: İki papaz, bir vale, geri kalan çer çöp. Ama blöf yapacaktım. Friedrich bahsi açtı, düşük bir miktar koydu – korkak olduğunu belli ediyordu. Victor artırdı, Hans pas geçti. Sıra bana geldiğinde, gözlerimi Friedrich'in gözlerine diktim, hafifçe eğilip "Ben de artırıyorum," dedim. Sesim yumuşaktı, ama bakışım keskin. Friedrich tereddüt etti, kaşını kaldırdı – blöf yapıyordu, eli zayıftı. Victor parmaklarını vurmaya başladı – kaybedeceğini biliyordu. El bittiğinde, benim iki papazım yetmişti. Friedrich'in eli berbattı, Victor'un da öyle. Hans pas geçtiği için kurtulmuştu. "Şanslı başlangıç," diye mırıldandı Friedrich, ama ben biliyordum: Şans değildi, gözlem. İkinci elde kartlar daha iyiydi: Üçlü bir set. Ama onları şaşırtacaktım. Hans bu sefer bahsi açtı, yüksek koydu. Friedrich hemen gördü, Victor da. Ben pas diyecektim gibi yaptım, ama son anda artırdım – ve hafifçe dekoltemi düzelttim, dikkatlerini dağıttım. Üçü de bir an bakakaldı. Friedrich'in eli titredi, Victor'un dudakları gerildi. Hans sigarasını fazla içti, göz bebekleri genişledi – eli güçlü değildi, blöf yapıyordu. "Ne diyorsunuz beyler?" dedim, gülümseyerek. Friedrich gördü, ama terliyordu. Victor pas geçti. Hans artırdı, ama biliyordum: Korkuyordu. Ben de artırdım, ve el açıldı. Benim üçlüm hepsini yendi. Hans'ın eli sadece bir çift papazdı – blöfü tutmamıştı. Üçüncü el kritik oldu. Kartlarım ortalama: Bir floş başlangıcı. Ama onları okuyordum artık. Friedrich'in her blöfünde kaşını kaldırdığını, Victor'un kaybetme korkusunda parmak vurduğunu, Hans'ın heyecanında sigara içtiğini not etmiştim. Bahisler yükseldi. Ben düşük başladım, onları cesaretlendirdim. Sonra, kritik anda blöf yaptım: "Tüm paramı koyuyorum," dedim, gözlerimi Hans'a kilitleyerek. O tereddüt etti, sigarasını yere attı – eli zayıftı. Friedrich pas geçti, Victor da. Hans gördü, ama yüzü solmuştu. El açıldı: Benim floşum yoktu, ama onun da yoktu – sadece bir çift. Zekâm kazanmıştı; onların tell'lerini okuyarak, blöfümü yutturmuştum. Masadan kalkarken üçü de şok içindeydi. "Nasıl...?" diye mırıldandı Friedrich. Gülümsedim: "Zekâ, beyler. Zekâ her zaman kazanır." Kumarhane cehenneme dönmüştü – onların cehennemine. Ama bu sadece başlangıçtı. Artemis'in gücü uyanıyordu, ve kimse hazır değildi.

Bölüm sonu

5 yorum