İçeriğe geç

Ölümle Vals

Bölüm 33 · 2 dk okuma

Ölümle Vals

Bölüm 33

İki Tarafı Keskin Bıçak1

'Aah, olamaz... Öleceğim... En azından yanımda o pisliği de götürüyor olmayı dilerdim...' diye mırıldandı. Gözlerini son kez kapattı. Vücudu gücünü kaybederek gevşemeye başladı. Kulaklarını, uzaklardan gelen bir akarsuyun hafif şırıltısı doldurdu. Usulca akan su, bir süre durmaksızın ilerliyor fakat bir noktada sıkışıp kalıyordu. Aniden düşünceleri bir şimşek gibi çaktı. Duyuyordu! Ölümle yaşam arasında süzülen ruhu bir kez daha hayata tutundu. Akarsu sandığı şeyin damarlarında dolaşan kan olduğunu fark etti. Zehirin engellediği akışa odaklandı. Zihni hızla çalışırken bunun son şansı olduğunun farkındaydı. Damarlarında ilerliyormuşçasına kanla bütünleşti, problemin köküne indi. Ardından düğüm çözer gibi adım adım akışı açtı. Gittikçe berraklaşan zihni doğru yolda olduğunu kanıtlıyordu. Tam o anda, o da ne! Uzaklardan gelen tiz bir çığlık kulaklarını sağır edercesine çınladı. Önce bir şeylerin yanlış gidiyor olabileceğini düşünüp telaşa kapıldı. Ancak yarı bilinçli bir halde gözlerini kırpıştırdığında bu düşüncerden ve çığlıktan eser kalmamıştı. Dudaklarından birkaç kelime döküldü,

"Başarabildim mi?" Fakat sorusuna cevap alamadan bilincini kaybetti.

Vildur, genç kızın cansız bir bebek gibi duran bedenini özenle yatağa yerleştirdi. Kapıya doğru yürüdü. Çıkmadan önce son kez arkasına bakıp,

"Şimdilik sana öğreteceklerim bu kadar. Her şeyi duyabildiğinde beni bulacaksın. Tabii hâlâ öğrenmeyi istiyor olursan..." Dedi. Ve öylece gitti.

Nova kendine geldiğinde yatağında uzandığını fark etti. Ne kadar zamandır baygın olduğunu sormak için Vildur'a baktı. Ama küçük odada kendinden başka kimsenin olmadığını görünce anladı. Gitmişti. İçinde hayalkırıklığı hissetse de istemsizce gelen bir rahatlamanın ona eşlik etmediğini söylemek yalan olurdu. Yavaşça yatağından kalktı. Dışarı çıkmak için üzerini değiştirdi. Masada duran metal anahtarı yanına alarak oradan ayrıldı.

Güneş ışınlarının tüm sıcaklığıyla sergilediği Gardenya'ya öğlen koşturmacası hakimdi. Gözlerini ışığın yakıcılığından korumaya çalışan Nova, elini siper etti. O sırada etrafta gazete satmak için gezinen cılız çocuğu durdurdu. Bir tane gazete aldı ve en yakınındaki kaldırımın kenarına oturup okumaya başladı. Gözleri telaşla irileşirken zihninde tek bir cümle kendine yer buldu, 'Gardenya'da uzun zamandır beklenen Av'a son iki gün!'

Odasına döndüğünde hâlâ okuduklarının etkisindeydi. Hızla hazırlanmaya koyuldu. Gün sonuna kadar soluksuz çalıştı. Ve artık ava hazırdı, ya da öyle olmasını umuyordu. Yavaşça odasından ayrılıp Aryan kalesine doğru yola koyuldu.

Av bölümlerini ayırmak adına bu bölümü bir öncekinin devamı olarak yayınlıyorum. Peki, söylesenize... Sizce de artık avlanma vakti gelmedi mi?

Bölüm sonu

2 yorum