"Karanlığı uyandırmak istiyorsan onu en derinlerine kadar keşfetmelisin. Ama hükmetmek istiyorsan... Karanlığın kendisi olmalısın..."
Konuşmanın ardından Vildur aniden ortadan kayboldu. Onun ayrılışıyla birlikte Nova, bitkin bir şekilde yatağına uzandı. Önceki hayatında, onu satın alan herkesi öldüren bir köleye dair pek çok hikaye duymuştu. Bir ara söylentiler o kadar artmıştı ki gazetelerde haber olarak bile yayınlanmıştı. Ardından tesadüfen buna benzeyen bir hikayeye çok eski görünümlü bir kitabın yıpranmış sayfalarında rastlamıştı. Bununla birlikte duyduklarını araştırmaya başlamış ancak tüm hikayelerin başlangıç noktası olan bir tarihten başka bir şey elde edememişti. Çok sonraları Altar sayesinde o dönem bir açık artırmanın düzenlendiğini ve yalnızca bu açık artırmada köle satıcılığı yapılabildiğini öğrenmişti. İsmini söyleyen herkese sonsuz bir sadakatle bağlanan köle... Nova iki tarafı keskin bu bıçağı tutmaktan çekinmedi. Ama şimdi fark ediyordu ki o hükmedemeyeceği kadar tehlikeliydi. Yine de, her şeye rağmen bu riski alacaktı. Bilincini kaybetmeden önce aklından geçen bu son düşüncenin getirdiği titremeyle kolları güçsüz bir şekilde bedeninin yanına düştü.
Kolunda hissettiği anlık acı onu uyanmaya zorladığında çoktan sabah olmuştu. Başını çevirdi, pulları metalik bir ışıltı yayan yılanın dişlerini geçirdiği yerden sızan incecik kan, yere düştüğünde yavaşça doğruldu. Dikkatini yerde bağdaş kurmuş oturan sıska figür çekmişti.İnce dalları andıran kolları zemine tutunmuş, gözleri kapalı sessizce oturuyordu. Dudakları kıpırdamadan, derin bir sesle,
"Dinle." Dedi, "Öğrenmenin ilk adımı dinlemektir..." Nova yatağından kalktı. Kolundaki yılan doymuş olmanın getirdiği memnuniyetle hafifçe tısladı ve kızın kolundan ayrılıp sıska adamın boynuna dolandı. Vildur zaten onu bekliyormuş gibi başını okşayıp kulağına bir şeyler fısıldadı. Yılan, daha önce Nova'ya bile göstermediği bir uysallıkla başını eğdi. Genç kız şaşkınlığını gizleyemeden bu sahneyi izledi. Ardından kararsız bir tavırla Vildur'a bir şeyler söyleyecek gibi ağzı açıldı. Ancak vazgeçti. İçinde dalgalanan şüphe rüzgarlarını dindirip Üstat'ın yanına oturdu. Tıpkı onun gibi ellerini soğuk zemine bıraktığında hava bacalarından gelen tıkırtılar haricinde hiçbir şey duyamadı. Yine de dinlemeye devam etti. Çünkü bu sözlerde henüz anlayamadığı bir bilgelik seziyordu. Aradan ne kadar süre geçti bilinmez, Vildur sessizliği böldü,
"Duymak kulakla, dinlemekse zihinle olur. İnsan beyni öyle gariptir ki her şeyi duyar ancak kendisine zarar verecek şeyleri bilinçaltı süzgeciyle ayıklar. Şimdi senden istediğim bu süzgeçten kurtulman... Beyninin yarattığı savunma duvarlarını yık ve öyle dinle. Unutma; dinlemek anlamaktır, anlamak acı çekmektir..." Nova söyleneni anlasa da bunu uygulamak çok zor bir işti. Tüm benliğiyle ellerini bıraktığı zeminde neler olduğunu duymaya çalıştı. Ama hala farklı herhangi bir şey duymuyordu.
Bir süre sonra zaman algısını yitirmişti. Zihni uykuyla uyanıklık arasında bir evrede seyrediyordu. O anda bir şey duyduğunu sandı. Ancak dikkatini topladığı an bunun bir yanılsama olduğunu fark etti. Yorgunluğun getirdiği hayalkırıklığıyla gözlerini açtı. Odada kendisinden başka kimsenin olmadığını görünce ayağa kalktı. Uzun süre aynı pozisyonda oturmanın getirdiği eklem ağrıları dikilmesini zorlaştırırken acıktığını fark edip atıştırmalık bir şeyler aldı. Ardından tekrar oturdu. Gözlerini sıkıca kapatıp ellerini kuruluktan çatlayan toprağın üzerine bıraktı.
Bir haftayı dinleme egzersizi yapıp çeşitli zehirler hazırlayarak geçirdi. Bu süre boyunca tek kelime etmeden çalıştı, çalıştı... Ve o haftasonu çalışmaları karşılığını verdi. Yine hep yaptığı gibi oturmuş duymaya, dinlemeye çalışıyordu. Zihni gerçeklikten koptuğunda birden bilinç denizinde bağımsızca yüzen ses parçalarına rastladı. Çok anlamsız şeylerdi ama bu bile Nova'nın yüreğinin özgüvenli bir heyecanla dolmasına yetti. Duyduklarını anlamlandırabilmek için tekrar etmeye çalıştı. Uzun süredir konuşmadığından dolayı çatallanan sesi harfleri yan yana sıraladığında,
"Sonunda duymaya başladın demek... Beklediğimden hızlı..." Sözleriyle tüm odağı bozuldu. Üstat ona her zamanki gülümseyen ifadesiyle bakıyordu. Buruşuk elini uzatıp Nova'ya kalkması için yardımcı oldu,
"Bu duyduğun kendi bedeninin fısıltıları. Şimdi bedenin aracılığıyla başka şeyleri de duymanı sağlayacağım." Derken cebinden ufacık bir şişe çıkardı. Genç kız, karşısındaki mor ışıltılar yayan siyah sıvıya şaşkınlıkla baktı. Bu bir damlasıyla bile insan öldürebilecek kadar kuvvetli Masniya zehriydi. Buraya ilk geldiğinde hazırladığı güçlü bir zehir. Vildur şişenin tıpasını açtı, burnuna doğru götürdü ve derin bir nefes aldı. Memnun bir ifadeyle,
"Tam istediğim gibi..." Diyerek şişeyi genç kıza uzattı, "Al. Devam edebileceğini düşünüyorsan içmekten çekinme." Nova kendinden emin bir şekilde şişeyi aldı. Üstadın hâlâ onu sınadığını biliyordu. Ancak halihazırda ölen biri için hayatıyla sınanmak komik bir şakadan ibaretti. Zehiri bir dikişte içti. Üstat, o bilincini kaybederken anlamlandıramadığı bir şeyler söyledi,
"Yapman gereken... Bir gün içinde ... Süren dolduğunda... Hâlâ duyamıyorsan... Ölecek..."
Nova göremediği, duyamadığı daha doğrusu algılayamadığı karanlık bir yerdeydi. Boşlukta süzülürken bir an için tekrar ölmüş olabileceğinden şüphelendi. Ancak hissettiği yoğun bir acı bu düşünceyi yalanlamakta gecikmedi. Sanki ruhu, bedeninin içinden koparılıyormuşçasına bir his tüm duyularını uyarırken bir kez daha bilincini kaybetmemek için çabaladı. Biraz olsun zihnini sakinleştirebildiğinde dinlemeye başladı. Ancak bir türlü istediği gibi odaklanamıyordu. İçinden "Dinle, dinle, dinle..." Diye milyonlarca kez tekrar etti. Bedenini sarıp nefes almasını dahi güçleştiren acı giderek artarken üzerindeki baskı düşünmesini zorlaştırıyordu. Yavaşça bilinci onu terk etmeye başladı. 'Aah, olamaz... Öleceğim... En azından yanımda o pisliği de götürüyor olmayı dilerdim...' diye mırıldandı. Gözlerini son kez kapattı. Vücudu gücünü kaybederek gevşemeye başladı.
