İçeriğe geç

Ölümle Vals

Bölüm 31 · 4 dk okuma

Ölümle Vals

Bölüm 31

Karanlığa Hükmeden

Nova cebinden çıkardığı altın parayı kapıda dikilen adama uzattı. Adam parayı dikkatli gözlerle inceledikten sonra genç kıza içeri geçmesi için başıyla işaret etti. Dar ve havasız bir koridor onu karşıladı. Başındaki şapkayı yüzüne kadar indirip yürümeye devam etti, devasa bir avizenin aydınlattığı amfi şeklindeki oturma düzeniyle dikkat çeken bir salona ulaşana kadar. Etrafına bakındı. Oturacağı sakin bir köşe bulduğunda o tarafa seğirtti. Koltuğuna yerleştiğinde gösterinin başlamasını bekledi.

Çok geçmeden sahneye çıkan güzel bir kadın açık artırmanın başladığını duyurdu. İlk ürün oldukça değerli görünen bir bilezikti. Hemen kendine bir alıcı buldu. Arkasından çeşit çeşit benzer kalitede aksesuarlar, ipekli giysiler, uzak diyarlardan kuşlar getirildi. Pek çoğu sahibine kavuşurken alınmayanlar geri gönderildi. Nova uykusunun gelmeye başladığını hissedebiliyordu. O anda etrafın sessizleştiğini fark etti. Gözlerini sahneye çevirdiğinde yüzünü geniş bir gülümseme kapladı. Beklediği an gelmişti. Üzerinde dokuz yazan karton parçasını kaldırdı. Ondan sonra birkaç kişi daha fiyatı yükseltse de sonunda almayı başaran Nova oldu. Dük Aryan'la olan anlaşmasından bu iş için gereken parayı kazanmıştı. Ardından açık artırmanın bitmesini beklemeden salondan ayrıldı.

Çıkışta çantasından çıkardığı küçük bir serveti bıraktı. Yanında kendinden daha kısa, zayıflıktan yüzündeki kırışıklıklar belirginleşen yaşlı bir adamla çıktı. Sokağın loş ışığı altında yanındaki adam, gözlerini hayatındaki en huzurlu anı yaşıyormuşçasına kapatıp sakin bir sesle konuşmaya başladı,

"Bu dünyada iki tür insan vardır. Arzulayanlar ve arzusuna hükmedenler... Sen hangisisin?" Bu cümleyle birlikte Nova'nın adımları durdu. Peşinden gelen figüre doğru alev alev yanan gözlerle baktı,

"Ben, savaşacak tek şeyi kalmayanım. Zorunlu bırakılanım, yapmam gerekene mahkum edilenim..." Yaşlı adam bu sözlere hafifçe kıkırdadı,

"Hahah... Bugüne kadar her şeyini kaybetmiş pek çok kişi gördüm. Ve hiçbiri senin gibi değildi. Gözlerindeki bu ateş, içindeki bu yangın sönmeden sen... Kaybedecek en çok şeyi olansın. Arzulayansın." Nova bu sözleri o zaman idrak edemedi. Ama bir gün anlayacaktı.

Nova'nın küçük yeraltı odası onları karşılamak için bekliyordu. Kapıyı ardından kapatan genç kız, yanındaki yaşlı adama oturması için sandalyeyi gösterdi. Kendisi de yatağa oturdu. Kısa bir sessizliğin ardından yavaşça konuşmaya başladı,

"Tarihin uzun süre önce unutulmuş sayfalarına yazılan, ismi çok önceleri kaybolup gitmiş, intikamın ateşiyle kavrulan bir genç nereden geldiğini bilmediği bir yabancıyla tanışır. Gecenin karanlığında yüzünü dahi görmediği bu yabancıya içini döker. 'İntikamdan başka çarem kalmadı.' der genç. Yabancı ise sakin bir sesle 'Bedeli ne olursa olsun isteğin bu mu?' diye karşılık verir. Genç, yaşlarla ıslanan gözlerini siler ve emin bir şekilde yanıtlar, 'Evet, bedeli ne olursa olsun istediğim bu.' Yabancı başını sallar ve gence isteğini gerçekleştireceğini söyler. Genç onu ciddiye almaz, aralarında geçen bu konuşmayı ve yabancıyı unutur. Birkaç ay sonra genç, ailesini öldüren soyluların tek tek ortadan kaybolduğu haberini alır. Ama o zaman da hatırlamaz. Ta ki bir gün yabancı onun karşısına çıkana kadar. 'İsteğini gerçekleştirdim.' der yabancı. Genç ona anlamayan gözlerle bakınca devam eder, 'Şimdi sıra, isteğinin bedelinde...' Bunları söyleyip gözden kaybolur. Genç, ne yapacağını bilemeden öylece kalır. Ardından rüzgarın getirdiği bir fısıltı duyar, 'İsimlendirebildiğin her şeye hükmedersin. Şimdi söyle... Benim adım ne?' Korkuyla sıçrayan genç, düşünmeden 'Bilmiyorum.' der. Bir yandan da yabancının nerede olduğunu anlayabilmek için telaşlı bir ifadeyle etrafına bakmaktadır. Bu soru o bilmediğini söyledikçe tekrar eder. Hatta bu durum o kadar ileri gider ki artık genç, başka bir şey düşünemez hale gelir. Aklındaki tüm isimleri söyler, yetmez harfleri anlamlı anlamsız sıralar ama yine de bulamaz. Milyonlarca denemenin ardından rüzgar bir gün farklı bir cümle getirir onun kulaklarına, 'Bedeli ödeyemedin.' Genç o an bedeninin kasıldığını hisseder. Tüm hücreleri zerresine kadar ayrılıp rüzgara karışırken bir kelime dökülür dudaklarından..." Nova tam burada susup karşısındaki adamın gözlerine baktı. Adamın değişmeyen, hafif gülümseyerek sergilediği bilge tavrı tahminlerinin doğruluğunu kanıtlar nitelikteydi. Yüzünü saran zehirli bir gülümsemeyle devam etti,

"Vildur... Zamanın başlangıcından beri var olan Üstat..." Yavaşça ayağa kalkıp adama yaklaştı,

"Öyleyse söyle... Sana hükmedebilecek miyim?" Aniden sıska adamın görünüşünde absürt bir değişim oldu. Kasları gelişip kilosu arttı. Yüzündeki kemikler belirgin bir hâl aldı. Gözleri irileşti, irislerinden biri açık maviye dönüşürken diğeri koyu gri oldu. Gözbebekleri küçülerek adeta yok oldu. Ayağa kalktığında boyu Nova'nın neredeyse iki katına ulaşmıştı. Cüssesine tezat oluşturan zariflikle hafifçe eğildi. Nova'nın gözlerine baktı. Yüzündeki anlaşılamayan bilgelik onu bir köleden ziyade efendiye dönüştürse de,

"Bu zamana kadar bana gelen kimseyi geri çevirmedim. Bir bedel de istemedim. Onlara tek verdiğim şey istekleriydi... Öyle zavallı yaratıklardı ki isteklerinden doğan karanlığı göremediler. İsmine de bedel dediler..." Dedi ve devam etti,

"Sadece ne istediğini söyle... Büyü yapmak istersen öğretirim, güçlenmek istersen hayal dahi edemeyeceğin gücü önüne sererim, şan, şöhret veya parayla seni yüceltebilirim..."

"Benim ne istediğimi biliyorsun. Yine de beni test etmek istiyorsan... Öyle olsun." Diyen Nova masada duran şişelerden birini aldı. Şişedeki tehlikeli kırmızı bir ışıltı yayan zehir, hafifçe çalkalandı. Nova tatlı bir sesle devam etti,

"Bu dünyada tanrı ya da adalet yok, tek bir şey var: Güç... Artık sadece kendi gücüme güvenebileceğimi biliyorum. Kendimi bu dünyaya kabul ettiremem. Ama diğerlerinin de benim yarattığım illüzyona hapsolmasını sağlayabilirim. İşte senden istediğim de bu. Bir şişeyle cesetlerden dağlar yaratabileceğim, tek kelime etmeden kalplerine korku şarkıları fısıldayabileceğim bir güç...Bu dünyaya karanlığa boğabileceğim bir güç..."

Kararlı bir ifadeyle elindeki şişenin tıpasını açıp içti. Odaya yayılan kimyasal koku oldukça rahatsız ediciydi. Yüzü kemik rengine dönerken Üstat Vildur ona yaklaştı ve elini solgun yüzüne yerleştirdi,

"Karanlığı uyandırmak istiyorsan onu en derinlerine kadar keşfetmelisin. Ama hükmetmek istiyorsan... Karanlığın kendisi olmalısın..."

Bu bölümü tek okuyucuma, @mavigoz ithaf ediyorum. Hep yanımda olduğun için teşekkür ederim.

Bölüm sonu

3 yorum