Süre başlamıştı, diğerleri saklanmak için koşuşturmaya başlamıştı. Ben koltukta öylece otururken yanıma 2 tane kar maskeli görevlilerden geldi. Beni kollarımdan tutup kaldırdılar ve evin dışına sürüklemeye başladılar. Maskelilerden birinin kadın, diğerinin erkek olduğu vücut hatlarından anlaşılıyordu. Onlarla göz teması kurmamaya çalışarak beni sürüklemelerine izin verdim. Evden çıktığımızda beni eve girerken burada olduğunu fark etmediğim bir banka oturttular. Eve dönük oturtulmuştum fakat camlar eskisinin aksine içeriyi göstermiyordu. Evdeki camlar uçaklarda bulunan elektro-kromik camlardan olmalıydı. Bu camlar belirli bir kumanda veya düğmeyle karartılabiliyordu. Yanımda hala o iki görevli duruyordu. Hiçbir kuraldan bahsetmemişlerdi. Normal saklambaç kurallarına göre oynayacağımızı düşünüyordum. Aslında aklımda bir plan vardı. Yerimden ayrılmayacaktım ve onlar benim yerimden ayrıldığımı düşüneceklerdi. Bu sebeple sobelemeye geleceklerdi. Fakat ben onlar sobeleyecek yere ulaşmadan zaten orada olduğumdan onları daha önce sobeleyecektim. Ancak sobelenecek bir yer olup olmadığını bilmiyordum. Direkt bulduğum ilk kişinin elendiğini varsayabilirlerdi. Yanımdaki görevliye döndüm. "Bulduğum kişiyi sobeleyeceğim bir yer var mı?" Görevli kalınlaştırılmış sesiyle konuştu. "Evet, kapının hemen önü." Bu bilgiyi de öğrendiğime göre birazdan planımı uygulayabilirdim. Hiç çaba sarf etmeden birini eleyecektim. Kaya'nın elenip elenmeyeceği konusunda bu tur çok endişelenmiyordum. Sonuçta ölüm yoktu ve elenirse de güvende olacaktı. Acaba herkes kapıya sobeleyip kendini güvence altına alırsa ve ben kimseyi sobeleyemezsem ne olacaktı? Ben mi elenecektim? Görevliler tekrar kollarımı kavradığında beni eve doğru yönlendirdiler. Kapıdan içeriye girdiğimde beni bıraktılar ve dışarıya çıktılar. Evden hiç ses çıkmıyordu. Temkinli adımlarla tam kapının önüne geçtim ve beklemeye başladım. Süre sıkıntımız olmadığından biri çıkana kadar bekleyecektim. Üst kattan küçük de olsa adım sesleri geliyordu. Kişiyi sadece görmem yeterdi. Anında sobeleyebilirdim. Adım sesleri iyice yaklaşırken bir bedeni döner merdivenlerin en üst kısmında gördüm. Refleksle elimi kapıya yasladım ve "Sobe!" diye bağırdım fakat turun bittiğine dair bir anons yapılmadı. Neler oluyor burada Arsel? Beden hiçbir şey olmamış gibi aşağıya inmeye devam etti. Gördüğüm kişi bir takım elbise giymişti ve yüzünde bir kar maskesi vardı. Bu kişi yarışmada kuraları çeken kişi olmalıydı. Merdivenler bitince bana doğru yaklaşmaya başladı. Neden böyle bir şey oluyordu ki şu an? "Sen kimsin?" dedim bağırmamdan kaynaklı hafif kısılmış sesimle. Adamda da ses değiştirme cihazı vardı. Sesi boğuk ve mekanik geliyordu. "Rai." Rai'nin Türk olduğundan neredeyse emindim fakat neden böyle bir ismi vardı ki? Bu takma isim gibi bir şey miydi? "Eğer çekilirsen dışarıya çıkacağım," dedi mekanik sesiyle. Kapının önünden ayrıldım ve ona yolu açtım. O kısa bir süre içinde çıktığında tekrar kendim ve bulmam gereken kişilerle yalnız başıma kalmıştım. Mutfakta gördüğüm bir siluet vardı. Siluet giderek yaklaşırken tekrar bağırdım. "Sobe!" Bu sefer anons sesi yankılandı. "Sevgili oyuncularımız 5. tur sona etmiştir. Yerlerinizden çıkabilirsiniz." Ne zamandır tuttuğumu fark etmediğim nefesimi verdim. Kimi elemiştim? Bana yaklaşan kişiyi nihayet gördüğümde onu elediğime hiç üzülmedim. Elediğim kişi Aras'tı. Diğerleri saklandıkları yerden çıkarken Aras kapıya doğru gidiyordu. Hiç de üzgün durmuyordu. Belki de sona kalmadığından dolayı şanslı hissediyordu. Kaya dışında herkes salonda toplandığında Aras hiç konuşmadan kapıdan çıkmıştı bile. Bende bu sırada tekli koltuğa oturmuştum. Aras'ın yokluğunu fark etmeleri tabii ki çok uzun sürmemişti fakat kimse elenmesiyle alakalı konuşmamıştı. Sanırım elenme yöntemi normal olduğundan Arsel. Kaya'nın nerede olduğu bir yandan kafamı kurcalarken ayağa kalktım ve herkese iyi geceler dileyerek merdiven tarafına ilerledim. Oda numaramız ile ilgili bir bilgi vermemişlerdi. Merdivenin çaprazında karşı karşıya duran iki odanın kapılarına baktım. Birinde "Arsel Karun" diğerinde "Kaya Yıldırım" yazıyordu. Demek ki bize bir bilgi verilmemesinin sebebi odaların kapısında zaten adımızın yazmasıydı. Kendi adımın yazdığı kapının kulpunu aşağıya doğru çektim ve kapıyı açtım. Odanın hemen ortasında büyük boy yatak, yatağın hemen yanında tüm duvarı kaplayan göl manzaralı bir pencere vardı. Hava karardığından dolayı gölü gözümle çok seçemiyordum. Yatağın sol yanında ise bir gömme dolap vardı. Umarım kıyafet seçeneği öncekine göre daha fazladır Arsel. Odaya girdim. Kısa adımlarla camın önüne yaklaştım. Saatin kaç olduğunu bile bilmiyorduk. Uykum gelmişti. Uyumak istiyordum. Camdan ayrılıp yatağa doğru yaklaştım. Bedenimi yavaşça yatağa bıraktım.
...
Uyandığımda camdan içeriye sızan güneş ışığı iyice gözümü alıyordu. Yatakta güneş ışığından kurtulmak için ters yöne doğru döndüm. Fakat bir işe yaramamıştı. Zorlanarak yatakta doğruldum. Kendime giyecek bir şeyler ayarlamalıydım. Yataktan destek alarak kalktım, dolabın önüne geçtim. Dolabın kapağını açtığımda beni renkli elbiseler, tişörtler, şortlar ve kotlar karşılamıştı. İlkbaharda olmamıza rağmen benim fikrimce bu kıyafetler çok inceydi. Hele göle girersek kesinlikle donardık. Çok da özenmeden bir elbise seçtim. Elbiseyi giymeden elbiseye bir göz attım. Pötikare desenli kırmızı bir elbise seçmiştim. Hızlıca kıyafetlerimi çıkardım ve elbiseyi üzerime geçirdim. Uzun süredir elbise giymememin nedeniyle olacak ki elbise giyince çok rahatsız hissetmiştim. Tek sorun elbisenin seni rahatsız etmesi mi Arsel? Hayır, tabii ki değildi fakat garip hissettirmişti işte. Odamdan çıktım. Gözlerimle elimi yüzümü yıkayabileceğim bir banyo aradım. Göremedim. Anlaşılan bu evi tamamen keşfetmem baya bir zaman alacaktı. Birilerine yerini biliyorlarsa sorabilirdim. Koridordan çıktım ve salona doğru ilerledim. Salonda da kimse yoktu. Tek çarem hemen karşı odamda olan Kaya'ya sormaktı sanırım. Tekrar koridora girdim ve kendimi Kaya'nın odasının önünde buldum. Kapısını çok güç sarf etmeden tıklattım. Bekledim ama kapıyı açan olmadı. Tam bir daha kapıyı tıklatacaktım ki Kaya kapıyı açtı. Dağılmış saçları ve yüzündeki yastık izi onu yeni uyandırdığımın kanıtı olarak gösterilebilirdi. "Ben banyoyu bulamadım da, onu soracaktım. Uyandırdıysam özür dilerim." "Uyandım fakat özür dilemene gerek yok. Banyo üst kata çıkınca hemen solda." Başımı aşağı yukarı salladım. Gözüm tekrar Kaya'ya takılmıştı. Üzerinde mavi bir tişört ve altında gri bir eşofman vardı. Dağınık saç ona yakışmıştı. Yüzündense yorgunluğu anlaşılıyordu. "Bu sefer oyun alanındayız fakat sen hala beni incelemekten vazgeçmedin Arsel." İlk oyun alanımıza giderken aramızda geçen diyalogdan bahsediyordu. Kıkırdadım ve onun yanından ayrıldım. Seni utandırdı Arsel! Merdivenlere yönelirken her zamanki gibi iç sesimi görmezden geldim. Umursamaya gerek yoktu. Merdivenlerden dikkatli adımlarla çıktım. Kaya'nın dediği gibi sola yöneldim ve karşımdaki kapıyı açtım. Modern şekilde düzenlenmiş bir banyoydu. İçeriye girdim ve kapıyı kapattım. Musluğu açıp elimi yüzümü yıkadım. Ardından tuvalet ihtiyacımı karşılayıp banyodan çıktım. Katı dolaş Arsel. İçimdeki dürtüye engel olamadım ve katı dolaşmaya başladım. Banyonun hemen karşısında İdil'in odası, hemen ileride de Boran ve Elif'in odası vardı. Başka bir oda yoktu. Bu katta sadece 3 oda görmüştüm. 2 tane de aşağıda vardı. Toplam 5'di. Fakat biz bu eve geldiğimizde 6 kişiydik. Ayrıca kapıların üstünde de isimlerimiz yazıyordu. Aras'ın odası yoktu. Aras'ın eleneceğini biliyorlar mıydı? Böyle bir şey nasıl olabilirdi ki? Belki de kapıların üstündeki isimleri sonradan takmışlardır Arsel? Bu imkansızdı. Biz görmeden isimleri takabilecekleri bir zaman dilimi yoktu. Yapımcılar nasıl benim kimi eleyeceğimi benden daha önce bilebiliyordu?
Okuduğunuz için teşekkürler! Bu bölüm biraz daha Ölümcül Saklambaç evreninin derinliklerine girdiğimiz bir bölüm oldu. Bölüm hakkında düşüncelerinizi yazarsanız çok sevinirim!