Kaya görevlileri çağırmış, hastane odam temizlenmişti. Temizlenmesi iyi olmuştu fakat asla birinin öldürüldüğü bir odada yatmayacaktım! Koridorda tekerlekli sandalyemde oturmuş duvarı izliyordum. Diğerlerinden herhangi bir haber almamıştım. Yani şu an yaşadığını bildiğim kişiler sadece Kaya ve Aras'tı. Bu hastanede çok uzun süre boyunca kalacağımızı da düşünmüyordum. Son turları bir hastanede oynamamızı beklemiyorlardı herhalde.
Gerçekten kaç tur kalmıştı oynamamız gereken? Kaç kişi kalmıştı daha ölmesi gereken? Bu yarışma hakkında bildiklerimiz çok azdı. Bizimle oynayan yapımcılar biliyordu her şeyi. Bu yarışmanın başında toplam 11 tane yapımcı olduğunu duymuştum. 8'i yardımcı gibiydi, geriye kalan 3'ü ise ana yapımcılardı. Şu ana kadar yapımcıların oyun alanında bulduğu saklanma yerleri çok zekiceydi. Eğer buradan sağ olarak çıkabilirsem onlarla tanışmak isterdim.
"Arsel?" Hızlıca başımı çevirdim ve karşımda Kaya'yı gördüm.
"Efendim?"
"Hazırlan yeni oyun alanına gidecekmişiz." dedi ve çıkış kapısına doğru yöneldi.
Yerimde gerindim ve tekerlekli sandalyemi çıkışa doğru sürmeye başladım. Saklanma konusunda çok zorlanacaktım. Kaya'nın yardımcı olacağını umuyordum. Çıkışa ulaştığımda karşımda duran 3 tane minibüs gördüm. Kaya ise ortalıkta görünmüyordu. Kar maskeli görevlilerden birisi yanıma ulaştı ve arkama geçerek tekerlekli sandalyeyi diğerlerinden biraz farklı görünen bir minibüse doğru sürmeye başladı. Umarım yeni oyun alanı bir önceki gibi eski olmazdı. Düşünsene Arsel yine üstünüze yıkılıyormuş. Aslında bahçeli göl kıyısında olan bir ev güzel olabilirdi. Sonuçta şu an en iyi ihtimalle 6 kişiydik. Küçük bir ev bize yeterdi. Minibüse bindiğimizi fark ettiğimde tekerlekli sandalyeden sol ayağımdan destek alarak kalktım ve bir koltuğa oturdum. Görevli tekerlekli sandalyeyi katlayıp sürücü koltuğunun altına koydu. İçerisi dışarıdan bakıldığında büyük gözükse de aksine küçüktü. Görevliye doğru döndüm.
"Yolculuk ne kadar sürecek?"
Görevli bana boş boş baktı ve minibüsün kapısını kapattı. Cevap verse ne olacaktı sanki? Sürücü koltuğunla aramda siyah film kaplı bir cam olduğundan orada biri olup olmadığını bilmiyordum. Fakat kısa bir süre sonra minibüsün çalışma sesinin gelmesi orada birinin olduğunun göstergesiydi. Bir önceki yolculuğun aksine gözlerimi bağlamadıklarından ötürü tek zaman geçirme yöntemim dışarıyı izlemekti.
…
Sonunda araba giderek yavaşladığında sesli bir şekilde nefesimi verdim. 2 saate yakın süredir bu arabadaydım. Öyle değişik yollardan geçmiştik ki... Minibüsün kapısı açıldığında karşımda buraya gelmeden önce hayalini kurduğum eve aşırı benzer bir ev duruyordu. Arsel acaba senin zihnini mi okuyorlar? Yüzümde hafif bir sırıtış oluşurken görevlinin koltuğun altığından çıkardığı tekerlekli sandalyeye oturdum. Minibüsün engelli rampası açıldı ve aşağıya indim.
Karşımda duvarları griye boyanmış, iki katlı ve modern gözüken bir ev vardı. Ağaçlık bir bölgenin tam ortasında duruyordu ve yanındaki küçük ama tatlı göl evi iyice görsel şölene çeviriyordu. Bu evde böyle bir oyunun oynanacak olması haksızlıktı. Camdan gördüğüm kadarıyla öbürleri çoktan eve gelmişti. Tekerlekli sandalyeyi evin kapısına doğru sürdüm. Geldiğimi anlamış olmalılar ki kapıyı daha ben çalmadan açtılar. Beni Elif karşıladı. Elif'in hemen arkasında İdil, Boran, Kaya ve Aras masada akşam yemeği hazırlıyorlardı. İçeriye geçtim. Elif arkamdan kapıyı kapattı.
"Müjdemizi isterim," dedi Elif. Elif'e döndüm.
"Ne oldu ki?"
"Kişi sayısının yarıya inmesi şerefine son 2 kişi kalana kadar oyunlar normal saklambaç olarak oynanacak, ölüm olmayacak."
Son 2 kişi kalana kadar oyuncuların ölmemesi, elenmesi çok güzel olmuştu. Zaten yeterince kayıp vermiştik. Elif'e gülümseyip koltuklara doğru yöneldim. Kaya masayı hazırlamayı bırakıp bana doğru geldi.
"Bileğinde zaten küçük bir çatlak vardı, o da iyileşmiştir. Tekerlekli sandalye olmadan yürüyebilirsin yani ama zorlama kendini." Başımı salladım ve sol ayağıma ağırlığımı vererek tekerlekli sandalyeden kalktım. Küçük bir sızı hissetsem de yürünmeyecek kadar değildi. Onlar masa hazırlarken koltuğa oturursam ayıp olurdu. Bu yüzden bende onların yanına, masaya doğru ilerledim. İki çeşit salata ve 3 çeşit yemek vardı. Nihayet düzgün bir yemek yiyebileceğiz Arsel! Gelmişti yine baş belası iç sesim. Bir yandan bardakları masaya koyarken Aras'a döndüm.
"Neden hastane odama öyle bir yazı yazdın Aras?"
"Ne yazısı?"
"'Sıra sana da gelecek' yazısı."
"Benim öyle bir şeyden haberim yok."
"Peki, şimdilik inanalım sana."
Masa tamamen hazır olduğunda hepimiz masaya oturduk. Günler sonra midemize doğru düzgün yiyecekler giriyordu. Bu oyun boyunca sadece psikolojik olarak yıpranmamıştım. Bedenimde aynı şekilde yıpranmıştı. Saçlarım daha çok dökülmeye başlamıştı, çok da zayıflamıştım. Herkes yemeğine başlamıştı. Mercimek çorbası, bulgur pilavı ve köfte vardı. Onlar benden baya önce gelmiş olmalılardı. Bu kadar yemeği kısa sürede yapmaları imkansızdı. Harbi Arsel onlar neden seninle aynı sürede gelmediler? Aynı arabalara bindiniz sonuçta. Mantıklıydı ama benim bindiğim araba öbürlerine göre biraz farklı duruyordu. Belki daha az süratle gidiyordu benim bindiğim araba. Düşünmeyi bırakıp yemeğimi yemeye başladım.
…
Yemeğimizi bitirip masayı toplamaya başlamıştık. Bulaşıkları yıkama işini Elif ile Boran üstlenmişti. Biz ise salonda oturmuş öylesine konuşuyorduk.
"Ya bir şey diyeceğim. Evin hemen yanında göl var ya, bir gün oraya gidip yüzsek mi?" Kaya başıyla beni onayladı. İdil ise söze atıldı.
"Neyi bekliyoruz ki? Yarına elenip elenmeyeceğimiz belli değil."
"Şahsen ben akşam akşam bu soğukta göle girmeye karşıyım," dedi Kaya. Kaya girmiyorsa sende girme Arsel.
"Ya da boş verin, yarın sabah gireriz," dedim.
İdil üzülmüşçesine başını öne doğru eğdi. Bu sırada Elif ve Boran da salona gelmiş, koltuğa oturmuşlardı. Yan yana oturmaları beni şaşırtmıştı.
"Siz barıştınız mı?" Sözümün üstüne Elif başını salladı.
"Ah Elif ah, ex'ten next olmayacağını bilmiyor musun?" İdil'in bunu söylerken ki tonlaması hepimizi güldürmüştü. Salonun içinde göz gezdirirken köşede duran şömine dikkatimi çekti.
"Neden yakmadınız şömineyi?" diyerek bir soru yönelttim ortaya.
"Bilemedik şimdi nasıl yakacağımızı, dikkatli olmak lazım sonuçta bir de başımıza yangın falan çıkar." Sohbetimizde şu ana kadar hiç konuşmaya girmeyen Aras ilk kez konuşmuştu.
"Anladım."
Bizim Aras ile olan küçük diyaloğumuz sırasında Boran ayağa kalkmış, üst kata çıkan merdivenlerin bulunduğu yere doğru ilerlemişti. Ben görüş açıma girebildiğince Boran'ı meraklı gözlerle takip ederken Boran elinde bir CD ve bir CD çalar ile içeriye girdi. İdil hızla ayağa kalktı.
"O ne öyle?"
"Merdivenlerin oradaki küçük dolapta buldum."
İdil müzik dinleyebileceğimizi anladığındaki sevinçle üç dört kez yerinde zıpladı. İmkanımız varken bari güzel bir müzik dinlememizi dilerdim. Eğilip Boran'ın elindeki CD'nin üzerinde yazanı okumaya çalıştım fakat başaramadım. Kendi kendime hangi şarkı olduğunu öğrenemeyeceğime kanaat getirdiğimde çareyi Boran'a sormakta buldum.
"Hangi şarkının CD'si bu?"
"Pera-Biri Vardı"
Güzel ve dinlenebilir bir şarkıydı. Boran CD'yi CD çalara taktı ve şarkı çalmaya başladı.
"Yürüyorum bomboş sokak
Kaldırımlar ıslak
Ve gözümde bir damla yaş"
Uzun süre sonra ilk kez şarkı dinlemenin etkisiyle herkesin yüzünde -Kaya hariç- gülücükler açıyordu. Gözüm Kaya'ya takıldığında huzursuzca bacaklarını salladığını fark ettim. Ellerini birbirine kenetlemiş, çenesine yaslamıştı. Yere doğru bakıyordu. Ona doğru baktığımı hissetmiş olmalıydı ki başını hızla bana doğru çevirdi. Ağır hareketlerle tekli koltuktan kalktı, yanıma oturdu ve bana bir soru yöneltti.
"Seviyor musun bu şarkıyı?"
"Seviyorum da neden ki?"
"Sana söz, eğer buradan ikimiz sağ çıkarsak seni Pera konserine götüreceğim."
Ona cevap verecektim fakat müziğin yükselen sesi bana engel oldu.
"Biri vardı
Kalbinde güzü bahar sandırdı
Ona sorsan ben yokum
Ama bende biri vardı"
Duyulmak için sesimi biraz yükselttim "Umarım Kaya, umarım." Belki de sonuna kadar bu istek hayal olarak kalacaktı fakat andaydık, anı yaşıyorduk. Böyle bir oyunda herhangi bir şeyi ertelemek mantıksızdı. İki dakika sonra elenip elenmeyeceğimiz belli değildi sonuçta. Diğerleri sanırım kendilerini şarkıya fazla kaptırmıştı. Boran yüksek sesle bağırdı.
"İstek şarkı var mı?" Elif yerinden kalktı ve Boran'ın elinden CD çaları aldı. Ardından Boran'a söylenmeye başladı.
"Borancım insanlar içerek sarhoş olur. Sen bildiğin müzikle sarhoş oldun! O ne öyle sarhoş gibi bağırmalar?!"
Boran sesini çıkartmadı, Elif'te CD çaları kapattı. Elif, Boran'ı kolundan tutmuş koltuğa doğru çekiştirirken evin içindeki tüm elektrik kesildi ve kurtulamadığımız o alarm sesi hepimizin kulaklarına ulaştı. Çark döndü.
"EBE SEÇİLDİ."
"ARSEL KARUN." Yerimde donakaldım ve kısa bir anlığına soluğum kesildi.
"ÖLÜMCÜL SAKLAMBAÇ OYUNCULARI, SAKLANMAK İÇİN 5 DAKİKANIZ VARDIR. SÜRENİZ BAŞLADI."