(Not:Hataları düzelttim tekrardan atıyorum)
Gözlerimi açtığımda kuzeyin yatağında olmuğumu fark ettim. Yastığına sinen o güzel kokusunu çok net alabiliyordum. Yatakta kuzey yoktu doğrulup etrafa göz gezdirdim. Arkamdaki koltuğa oturmuş beni izliyordu.
"Günaydın" dediğinde etrafa bakındım. Çoktan sabah olmuştu.
"Sanada günaydın saat kaç? "
Kuzey yanındaki masada duran telefonunun ekranına baktı.
"Saat 10'a gelmek üzere"
"Bir dakika odama birisi girmemiştir değil mi? Beni odamda bulamadılarsa? Olamaz bittim ben" Üstümdeki yorganı kenara çekip ayağa kalktım.
"Sakin ol odanın kapısını kilitledim. Bizimkilerinde kolay kolay uyanıcağını sanmam dün zor bir gün geçirdiler" dediğinde rahatladım.
"Ben... Senin yatağındamı uyudum... "
"Sorun değil iyi görünmüyordun"
Kuzey masada duran su dolu bardağı eline alıp ve birkaç yudum içti.
"Dün yaşadığımız şey sadice ikimizin arasında, tamammı? "dedi
"Hmh" diye mırıldandım.
Dün gece aklıma geldiğinde kuzeye baktım. "Yalancıya bak ya! Sadece bir tane demiştin 50 kere öptün resmen! "
"Az daha bağırırsan diğerleri kesinlikle duyar"
Kuzey gülerek ayağa kalktı ve birkaç adım atarak bana yaklaştı. Gözleri gözlerimi bulduğunda bakakaldım.
"Hoşuma gitti" dedi sessizce kulağıma fısıldayarak. Onun gözlerine bakarken kaşlarımı çattım.
"Benimde hoşuma gidiyor diye camdan mı atlayayım? Ya sabır! "
"Biliyormusun sinirlenince çok tatlı oluyorsun" dedi gözlerimin içine bakarak. Duraksadığımda kısa bir sessizlik oluştu. Gözleri yüzümde gezinirken sesim titredi.
"B-ben odama gidiyorum"hızlı adımlarla masada duran kolyemi aldım ve kapıya doğru yürüdüğümde "Kapı kilitli" dedi.
"Ah ciddimisin şimdi kapıyı açmak için benden ne isteyeceksin çok merak ediyorum"
Kuzey yanıma geldiğinde kafamı kaldırarak ona baktım.
"Sadice ben değil sende istiyeceksin"
"Ne demek bu?"
Kuzey üstüme eğildi ve ellerini kapıya koydu. Yüzünü bana iyice yaklaştırdı.
"Dün eğer sende istemiyor olsaydın bana karşı çıkardın. Döver söverdin değilmi. Ama benden etkilenmişsinki böyle birşey yapmadın" dediğinde duraksadım. Gözlerimi kaçırırken kuzeyin dudağının kenarı kıvrıldı.
Gözleri dudağıma doğru baktığında gerçektende tekrardan öpücek sandım.
"Kuzey şansını daha fazla zorlama"diyerek onu uyardım.
Fakat kapı kilidini açtığını işaret eden seni duyduğumda kuzeyi ittirip kapıyı açtım ve odama yönelmiştimki kuzeyin dediği şeyle duraksadım.
"Odanın kapısını neyle açmayı planlıyorsun" dönüp sinirlice baktım.
"Bilmem bir düşüneyim, oğlum ver şu anahtarı zaten sinirlerim bozuk"
"Tamam cici kız sen kazandın" elindeki anahtarı bana uzattığında hızlıca aldım ve yüzündeki eğlenceli gülümsemesi karşısında onu taklit edip dalga geçtim.
Söylenerek kapımı açtım "tamam cici kız sen kazandın"sesimi değiştirerek dediği cümleyi tekrarlayarak dalga geçtim
"Hah cici kızmış! "
Kapımı kapatıp içeriye doğru yürüdüm ve yatağıma kendimi attım. Dün geceki yaptığı gözümün önünden gitmiyordu. Ellerim dudağıma götürdüğümde istemsizce güldüm. Ah aptal iklim sen resmen kuzeye tutulmuşsun!
Tamam sakin ol iklim sadice küçük bir hoşlantı diyelim abatma.
Abim... Olamaz abim öğrenirse Allah bilir neler neler olur ah bittim ben. Elife söylemeliyim...
Tam yatağımdan doğrulduğumda olmaz salak sadice ikimizin arasında kalıcak dedi!
Derin bir nefes alıp kapıyı açtım ve sessizce merdivenlere doğruldum. Merdivenleri birer birer inerken mutfaktan gelen sesler duydum. Merdivenleri bitirdiğimde mutfağa doğru yöneldim. İçeriye girdiğimde karşımda Ateş'i görmeyi beklemiyordum açıkcası. Tavadaki yemeği karıştırırken bana baktı.
"Günaydın uyanmışsın"
"Sanada günaydın" deyip bir bardak aldım ve içine su doldurdum.
"Birşey sorucağım"
"Sor"
"Dün hani demiştinya onları yavaşlattığım için beni bıraktılar diye"
"Evet demiştim ne oldu? "
"Kimdi onlar"
Ateş bi an duraksayıp bana baktı, gerilmiş gibi görünüyordu. Daha sonra karıştırdığı omlete döndü.
"İsimleri Yağız, Barış, Aykut, Kaan, Merve, Eda, Sıla, Emma ve Melisa. Salgının başlangıcında Aykut, Eda, Sıla, Kaan ve Barışla karşılaşmıştık. Beni aralarına aldırlar diğerleri sonradan geldi. İşte öyle bi grup haline geldik ve bana ihanet ettiler bu kadar. "
Melisa.
Elimdeki su dolu bardaktan tam bir yudum almıştımki Ateşin söylediği Melisa ismini duyduğumda su boğazımda kaldı. Bu isim kulaklarımda yankılanırken içime bir fenalık geldi. Elimi boğazıma götürüp ve öksürmeye başladığımda ateş yanıma gelip sırtıma hafifçe vurdu.
"İklim iyimisin?"
Yutkundum ve ateşe kafa salladım.
"İyiyim iyiyim boğazımda su kaldı sadece"
Biraz daha kendime geldiğimde sinirlendiğimi fark ettim. Biz onlara yardım etmişken onların Ecrini öldürmesine inanamıyorum. Birde üstüne ateşe ihanet etmişlerdi. Peki bunların hepsinin nedeni sadice melisanın benle ve elifle olan derdimiydi? Herşey yeterince üstüme gelirken bi grup dolusu düşman edinmiştik. Ateş melisaların takımında olduğuna göre o nedenini biliyor olmalıydı değilmi?
Belli etmemeye çalışarak dolabı açıp içinden tabakları çıkarttım ve masaya teker teker yerleştirmeye başladım.
Mutfağın kapısından elif içeri girdi. Yürüyerek yanıma geldi ve masaya yaslandı.
"Günaydın"
"Günaydın"
Elifin ardından kuzey ve abimde içeriye girdiğinde gözleri kısa süreliğine üstümde dolandı. Kimseye çakdırmadan elifi dürttüm ve kulağına fısıldadım.
"Hı? "
"Gelsene bi"
Muftaktan çıkarken abime bakarak "ben diğerlerine bakiyim gelirim birazdan" dedim. Abim kafasıyla onayıp "Tamam ama sevdeye elleme dün gece baya yorgun ve uykulu görünüyordu bırak uyusun"dedi. "Tamamm" deyip mutfaktan çıkıp merdivenlerin önünde elifi bekledim. Birkaç dakika sonra arkasını kontrol ederek bana doğru geldiğinde "hadii yürü nerde kaldın" dedim. Basamakları hızlıca çıkarken "şüphelensinler istemedim ayrıca görende 2 saat beklediğini sanar! "
"Tamam tamam yürü"
Benim odama girdiğimizde kapımı kapattım ve kilitledim. Elif yatağıma oturduğunda masama yaslandım.
"Kuzeyle odalarınız yan yana"dediğinde afallamıştım.
"Nerden çıktı bu? "
"Hiç öylesine, neyse sen neden çağırdın beni? "
"Demin ateşle konuşurken melisanın onların takımında olduğunu öğrendim"
Elif şaşkınca elini ağzına götürdü. "Oha ciddimisin? "
"Hıhı, bize ihanet ettikleri gibi Ateş'e de etmişler "
"O pislikleri bir elime geçireyim varya işkencelerden işkence beğensinler! " dedi sinirle.
"Ateşe melisayı tanıdığımı söylemedim belki onların hakkında birşeyler öğreniriz diye"
"İyi yapmışsın"
"Neyse hadi aşşağıya inelim ben doruğu uyandırıp geliyim" deyip kapıya yöneldim. Kilidi açtığımda elifle ayrıldık ve doruğun odasına doğru yürüdüm. Odasına geldiğimde kapısını hafifçe tıklatıp içeriye girdim. Odası darmadağındı. Sanki odanın içinde bir fırtına kopmuş gibiydi. Doruk yatağında oturmuş camdan dışarıyı izliyordu.
"İçeri gelebilirmiyim? "
Doruk yavaşça baka baktı ve tekrardan önüne döndüğünde yanına gittim.
"Kahvaltı hazır hadi gel" dedim.
"Hayir aç değilim"
İç çekerek doruğun yanına oturdum ve onun gibi boş boş gökyüzünü izlemeye başladım.
"Biliyorum senin için daha zor bizim içinde öyle, ama ecrin şu halini görseydi çok üzülürdü. Böyle yaparak kendinide mahfediyorsun doruk ecrin geri gelmiyecek... "
Doruk hiçbir tepki vermeden camdan dışarıyı izlemeye devam ettiğinde iç çektim.
"Kendine eziyet etme doruk... "
"Bize lazımsın grup darma dağın oldu herkes bir köşeye dağıldı, toparlanmamız lazım... " diye devam ettirdim.
"Her yer zombi kaynıyorken kendimizi toparlayamassak daha fazla kişi ölür anlıyormusun? Burası güvenli diye geçiniyoruz fakat zombilerin daha nasıl türleri olduğunu bile bilmiyoruz. "
"Zombilerin canı ceheneme" dedi sinirle.
"Geçicek... Eskisi gibi herşey geçicek birbirimizin yaralarını sarıcaz, içimizi dökücez, sinirden deliricez belki, dertlerimizi anlatıcaz ister bağıra çağıra olsun yada söve söve ama ginede yapmak zorundayız, toparlanmak zorundayız" dediğimde gerçektende onun dikkatini çektiğimi biliyordum. Gözleri camdan yavaşca bana doğru kaydı. Yüzüme buruk bir gülümseme yerleştirerek doruğun konuşmak istemediğini bildiğimden ayağa kalktım ve son bir defa ona baktım.
"Seni masada bekliyor olucağım"
"Olucağız" diye düzelltim.
Kapıyı açıp dışarıya çıktığımda kuzey kapının önünde görünce hızlıca doruğun kapısını kapatım ona döndüm.
"Ne işin var burada kapı dinlemeyemi başladın yoksa? "
"Siz gelmeyince merak ettim ve konuşmanızı dinlemeyemedim bile çünkü yeni geldim"
"Tamam o zaman dorukta geliyor masaya tabak ekleyelim"dediğimde kendimden çok emindim.
Kuzey bana bakıp burnundan güldü "Şaçmalama sarı kafa doruk bu haldeyken hayatta yemek yemez acaba kendi ayağına takılıp kafanı biyerleremi vurdun? "
Dalga geçercesine güldüm ve kuzeye bakmak için kafamı kaldırdım. Evet benden biraz uzundu o yüzden kafamı kaldırarak bakmam gerekiyordu.
"Hayır iyiyim egoist benim sağlığımı düşünmen beni çok duygulandırdı. Doruğun aşşağıya kahvaltıya ineceğine eminim"
"İddasına varmısın"
"Nesine? "
Kuzeyin dudağının kenarı kıvrıldı "Ben kazanırsam istediğimi yapıcaksın"
"Ben kazanırsamda sende istediğimi yapıcaksın o zaman"dedim anlık bir gülümsemeyle.
"Görücez"
"Görücez"
Kuzeyin yanından geçerek aşşağıya kendimden emin bir şekilde indim mutfağa girdiğimde sevde ve kuzey dışında herkes oradaydı. Ortamde gergin bir sessizlik vardı kimse konuşmuyor sadece birkaç lokma yiyip tabağındakilerle oynuyorlardı. Buzdolabına doğru yürüyüp kendime bir kutu şeftalili suyu aldım ve masada bana ayırılan yere oturdum. Kuzey hayla yukarıdan gelmemişti. Tabağıma bir tane haşlanmış yumurta birkaç salatalık, sarı zeytin ve bir dilim ekmek alıp yavaş yavaş yemeye başladım. Yukarıda doruğu ikna ettiğime emindim. Güzel bir konuşma yaptığımı bildiğim için keyifle meyve suyumu içerken içeriye kuzey girdi. Kendine kahve koyup yerine oturdu. Anlık gözüm elife kaydığında sürekli tabağınla oynadığını fark ettim. Ona baktığımı anladığında burukça gülümsedim. Oda aynı şekilde gülerek tekrardan önüne döndü.
Doruğun gelmesini beklerken gözüm sürekli kuzey ve ateşe kayıyordu. Birbirlerine ölümcül bakışlar atıyorlardı resmen. Bu ikisinin birbirlerine düşman kesilmesini abimden kaynaklı buluyordum. Büyük ihtimalle abim olayları kuzeye anlatmıştı ve ateşin şerefsiz biri olduğunu anladığından böyle bakıyordur belki diye düşünürken bir yandanda ateşten o grup hakkındaki bilgileri nasıl alacağımı düşünüyordum. Herkes tabağını yarılamıştı fakat etrafta hayla doruğu göremeyince içime bir stres girdi. Acaba gerçekten gelmiyecek miydi? Kafamda kuzeyin bana yapabileceklerni kuruyordum sürekli. Kafama poşet geçirip bağırmamı yada bahçede 30 tur koşmamı belkide 40 takla falan attırır yada 1 saat amudamı kaldırır? Sabaha kadar dövüşedebiliriz artık nasıl yorulmuyorsa! Gözüm doruğun kapıdan içeriye girmesini bekliyordu. Kuzeye baktığımda çaktırmadan zafer sevinci gibi gülüyordu. Kim bilir şuan kafasından neler neler geçiyordur. Kesin bana yaptıracağı işkenceleri düşünüyordur. Kaybettiğimi anlayınca önüme döndüm ve nerede hata yaptığımı anlamaya çalıştım.
İlk ateş sonra elif daha sonrada naz ve abim masadan kalktığında hayla kabullenememiştim.
Kuzey pis pis sırıtarak oturduğu yerden kalktı ve yavaş yavaş yanıma geldiğinde aklımdan kaçma planı geldi. Odama kaçıcaktım.
"Ee sarı kafa ben doruğu göremedim"
"Öyle oldu biraz" ayağa kalktım ve kuzeyin karşında durdum. Kuzey zombilerden kaçarken benden daha iyi koşuyordu. Birde dizlerime çok fazla yara aldığımdan dolayı hayla acıyordu. Direk koşarsam beni yakalıyacaktı birşeyler düşünüyordum onu oyalamak için. Böylece ondan kaçabilirdim.
"Biraz? "
"O doruk değilmi ya? " deyip kuzeyin arkasında biri varmışta ona bakıyormuşum gibi baktım. Kuzey arkasına bakmak için döndüğünde dizine orta derce acıtacak şekilde vurup hızlıca kuzeyin kenarından sıyrılıcakken kolumdan kavradı ve kendine çekmesiyle afalladım. Yüzlerimiz birbirine çok yakındı.
"Kuzey bırak beni birisi görücek şimdi" dedim titreyen sesimle.
"Birisi görmesse böyle yapmama izin vericeksin yani doğrumu anlıyorum?"
Şaşkınlıkla kuzeye bakarken "h-hayır! Hayır hayır hayır yanlış anladın.. yani.. e.. şey.. aman ya gıcık şey! "kendimi geri çekip dilim dolanırken kuzey sırıttı.
"İddiayı ben kazandım sarı kafa şimdi ne istesem acaba"
Şuanda tam kapının tarafındaydım kaçmak için mükemmel bi zamanlama yakalamıştım. Kuzey konuşurken çaktırmadan çıkışa biraz daha yaklaştım ve aniden arkama dönüp merdivenlere koşmaya başladım.
"Çok beklersin egoist, sen bana dediğini yaptırtamassın! " diye güldüm koşarken.
"Nereye, Kaçma gel buraya hileci! "Arkamdan gelen kuzeyin ayak seslerini duyduğumda hızımı arttırdım.
"Hayırr" diye seslendim. Odama çok yaklaşmıştım arkama kuzey gelip gelmiyormu diye bakarken ayağım takılınca hemen arkamda bana yetişmiş olan kuzeyde bana takılınca birlikte yere yuvarlandık. Yere düştüğümde kuzey üstümdeydi elleri kafamın iki tarafındaydı. O benim gözlerime bakarken bir yandanda dudaklarıma bakıyordu. Kalbim delicesine atarken yutkundum. Hafiften kafasını bana yaklaştırdığında ılık nefesi yüzüme çarptı.
"Bücür ginemi düştün o ses neydi öyle? "
Abimin aşşağı kattan gelen sesini duyduğumuzda anında ayağa kalktık ve birbirimizden uzaklaştık.
Abime cevap olarak "İyiyim merak etme " deyip vakit kaybetmeden odama girip hızlıca kapısını kapattım ve olduğum yere çöküp oturdum. Bacaklarımı kendime çektim ve ellerimi birleştirdim. Kafamı yere yaslayıp ne zamandan beri tuttuğumu fark etmediğim nefesimi geri verdim.
Birkaç saniye sonra kuzeyin yavaş yavaş yaklaşıp kapımın önünde durduğunu anladım
"Şimdi kaçtın ama elinde sonunda oradan çıkmak zorundasın..."dedi çekici bir ses tonuyla. Uzaklaşan ayak sesleri merdivenlere doğru gidiyordu. Ayağa kalktım ve odada dolanmaya başladım. Kalbim hayla çok hızlı çarpıyordu onun yavaşlamasını beklerken aşşağıda mutfaktaki poşetlerde aldığim vişneli kekler geldi. Onları odama götürmeyi nasılda unutmuştum!
"Ciddenmi ya! "Diye söylenip yatağıma kendimi attım. Kuzeyin odasını gitmesini bekleyecek ve hızlıca hepsini alıp tekrardan yukarıya çıkacaktım şimdilik bir aklisilik çıkmassa planım bu kadar kolay ve basitti. Elime telefonumu aldım ve hangi uygulamaya girsem eskiden kalma zombi haberlerini görüyordum. Dediklerine göre salgın istanbuldan bulaşmıştı. Dışar ülkeden gelen şüpheli, bir bilim adamı olduğunu iddaa ediyorlardı. Salgın, şehir merkezine ulaşan zombinin şehirde olan bir etkinliğe denk gelmesiyle tüm şehri tam tamına 4 saatte ele geçirmiş. Diğer ülkelere şüpheli bir aracın deposunda bulunan zombiler jandarmalardan geçmeye çalışırken çatışma çıkmış ve zombiler arada kaynayıp jandarmaları ısırmış.
Zombiler şehirlerde koşuşturan insanların arasında kaos çıkartarak dahada hızlı yayılmışlar. Öğrenilenlere göre beyninden vurulmadıkları sürece ölmeyen zombilerin çok fazla çeşidi varmış. Bazıları 30 saniyede zombilere dönüşürken bazılarının 5 dakikaya kadar ulaşa biliyormuş. Daha yeni ısırılan insanlar zombiye dönüştüklerinde insanlık özelliklerinin hepsi anında gitçediği için belki 3 belkide 1 haftaya kadar hızlı koşabiliyormuş. Zombiler şehirlerde yangınlar çıkarttığı için elektrik kabloları bozulmuş bazı bölgelerin elektrikleride bu yüzden gitmiş. Yollar insanlardan dolayı tıklım tıklımmış, ilk başlarda zombilerden kaçıp sevdiklerinin yanına gitmek isteyenler yolları kapatırken gelen kamyondaki zombiler virüsün yalılmasını kolaylaştırmış.
Kısa sürede inşa edilen güvenli bölgeye virüs bulaşmış olan biri girdiğinde olaylar dahada karışmış. Diğer bilim adamları bu virüse etki eden bir panzehir aramaya devam ediyorlarmış.
Şuanda yaklaşık geçen 5 saatimi buna benzer haberlere bakarak geçirmiştim. Çoktan akşam olmuştu. Öğrendiklerim bu kadardı. Dikkatimi dağıtan ayak sesleri yan odama girdiğinde kapıya yöneldim. Kilidini sessizce açtım ve yavaşca kafamı çıkartarak dışarıyı kontrol ettim. Sessiz adımlarla kuzeyin kapısının önünden geçerken önüme bakarak yere düşmemek için çaba gösteriyordum. Kuzeyin kapısını geçtiğimde doruğun kapısının açıldı ve doruk içeriden çıktı.
"İklim? "
Ona susmasını elimle işaret ettim ve yanına yürürüdüm.
"Şş sessiz ol! " fısıldayarak onu uyarırken doruğu odasına tekrar geri sokup kapıyı kapattım.
"Napıyorsun? "
"Dışarıya çıkmışsın" diye sordum.
"Canım sıkıldı sadece bahçeye inip hava alıcaktım" dediğinde ters ters baktım.
"Sabah neden kahvaltıya gelmedin sen bende boşuna konuşmuşum hiçmi hatrım yoktu lan!"
"Aslında" dedi.
"Ne aslında? "
"Gelicektim"dediğinde kaşlarımı çattım.
"Ee madem seni durduran neydi?"
"Sen gittikten sonra kapımı açmıştımki karşımda kuzeyi gördüm" dediğinde içimden kuzeye sövüyordum.
"Sonra..." dediğinde lafını kestim. "Tamam tamam sonrasını tahmin etmek çok kolay" doruğa onun odasından çıkmaması için ne deyip ne edip ikna etmişti işte gıcık.
"Neden sessizce gidiyordun? " diye sordu.
"Hile yapıp odama kaçmıştım kuzey sinirlidir diye sessizce aşşağıya inmeye çalışıyordum vişneli keklerimi unutmuşum! "
Doruk kafasını salladığında "Neyse yürü aşşağıya inelim birşeyler ye"
"Hıhı" dedi doruk.
Kapısını açtığımda sessizce merdivenlerden aşşağıya indik. Ben koşup onca poşetin içinde vişneli keklerimi ararken içeriden gelen seslere kulak misafiri oldum. Herkes annesini babasını arıyordu. Bir yandanda zombiler hakkında konuşuyorlardı. Konuşma sesleri çok fazla duyamadığım için fazla anlayamamıştım fakat Naz babasıyla, elif annesiyle ve babasıyla, sevdeyde annesi ve babasıyla konuşmuşlardı. Abimin orada bulunmadığına emindim. Beni çağırmamalarına üzülmemiştim sonuçta ben kimi arıyacaktımki ölen anne ve babamımı? İşte dorukta annesiyle babasıyla konuşmak için inmişti aşşağıya o yüzden odadan dışarıya çıkmıştı.
Keklerimi ayreten küçük bir poşete koyup yukarıya çıktım. Kuzeyin kapısı hayla kapalı olduğundan uyuyakaldığını falan düşündüm. Poşeti odama bıraktım ve odamda ne yapıcağımı düşünürken balkona çıkıp dışarıyı izlemek istedim. Balkonun kapısını açtığımda kuzey puflardan birine oturmuş dışarıyı izlerken bana döndü.
"Sen balkonuma nasıl geldin?" dedim şaşkınlıkla
Kuzey kendi odasını işaret etti. "Odalarımızın balkonu ortak" dediğinde balkondan kendimi atasım geldi. Kuzey baya dalgın gördüğümde karşısındaki beyaz pufa oturdum.
"Neyse ee seninkilerden ne haber? Herkez ailesini arıyordu seninde aradığını düşündüm iyimiylermiş bari"
"O pislik adamdan hiçbirşey beklemiyorum"dediğinde ona bakakaldım. O kadar şaşırmıştımki neredeyle dilimi yutacaktım.
Ama o anda onun hikayesini merak ettim.
O anda herşeye karşı güçlü duran kuzeyin hikayesini merak ettim.
O anda kuzeyin neler çektiğini merak ettim.
O anda kuzeyin nasıl biri olduğunu merak ettim.
Kuzeyi tanımak istedim.
"Peki annen, Ona ne oldu? Tabi istersen anlat ama anlatmazsan seni anlarım sıkıntı değil "
Kuzey derin bir nefes aldı ve arkasına yaslandı. "Annem bizi ben daha küçükken terk etmiş. Babam olacaç sikikle sürekli benim yüzümden kavga ederlermiş. Annemde yanlışlıkla hamile kaldığı için mecburen evlenmişler fakat babam sürekli başka birini sevdiğini söylermiş ve sürekli kavga ederlermiş. Benim doğduğum günse annem bizi terk etmiş. Ben doğdum doğalı babamda benden nefret etti, zaten belli bi yaşa kadar beni büyüttü daha doğrusu cehennem yaşattırdı. Ben babamı bildim bileli her gün farklı kızlarla eve gelip eğlendiğidir. Sürekli alkollü olurdu beni her eve döndüğünde döverdi. Hiçbir zaman hiçbir istediğimi yapmazdı köle gibi davranırdı. Bana bakınca anneme olan nefretini kusarmışcasına döverdi. Beni sokağa attığı günleri çok iyi hatırlıyorum. 11 yaşımdan sonra borçlarda süründü beniyse yetimhaneye terk etti ve birdaha geri gelmedi"
Ağzım açık kuzeye bakarken içim içimi yiyordu resmen. Onun içindeki fırtınayı görebiliyordum çektiği acıların haddi hesabı yoktu. Hiç sevgi görmemişti. Hiç birisi ona el uzatmamıştı. Çaresizce hayat onu ordan oraya sürüklemişti. Ses çıkartmadan önüme döndüm. Kuzeyin dedikleri aklımda dolaşırken bende kuzey gibi geriye yaslanıp yıldızları izlemeye başladım.
Eliyle bir yeri işaret etti. "Bak şu kutup yıldızı, şu taraftaki yıldızlarda küçük ayı ve büyük ayı"
İşaret ettiği yıldızlara baktığımda burukça gülümsedim. "Çok güzeller"
Kuzeyin bakışları beni bulduğunda bende ona kafamı çevirdim. "Peki senin hikayen neydi? "
Ve o gün yaşananlar zihnimi ele geçirdi...
(Anne ve babasının ölüm günü)
Annem, abim ve babamla arabadaydık. Dışarıda şiddetli bir şekilde yağmur yağıyordu. Hava karanlıktı. Herşey normal gidiyor gibiydi fakat annemle babam çok gergin gözüküyorlardı. Biz abimle konuşurken ormanlık bir yerde babam arabayı durdurdu. "Gelicem beni burada bekleyin sakın arabadan ayrılmayım" dedi ve arabadan indi. Ağaçların arasında bir süre sonra kayboldu. Camdan dışarıya bakıp yukarıdaki kuşları izliyordum. Aniden silah sesleri gelmesiyle çığlık attım. Annem telaşla kemerini çıkarttı "sakın arabadan inmeyin berk tamammı? Ben hemen gelicem uslu bir cocuk olun ve sözümü dinleyin " dediğinde kafamızı salladık. Annem koşarak ağaçların arasına girerken bir çığlık koptu. Annem koşarak ağaçlar yüzünden göremediğim yere gittiğinde gine bir silah sesi duydum. Bu sefer gerçekten korkuyorduk.
"İklim korkma ben buradayım" abim beni avutmaya çalkşırken bekledik, bekledik fakat ne annem nede babam geldi. Yavaşça kapıyı açıp aşşağıya indik. Abimin arkasından yavaş ve korku dolu adımlarla ilerliyordum. Göreceklerimden korkuyordum hemde çok.
Ormana girdiğimizde karşımda annemi gördüm. Yerde kan gölünün içinde yatıyordu yanında babam vardı ve onunda heryeri kana bulanmıştı. Abim şok içinde hiç kıpırdamadı. Ağlayarak annemin yanına koştum. "Anne! " annemin yanında diz çöktüm ve onu sarsmaya başladım. "Uyan anne! " ne kadar sarssamda annem uyanmıyordu. Onun cansız benenini tüm gücümle uyanması için sarsıyordum fakat hiçbir etkisi olmuyordu.
Annem uyanmıyordu.
Yağmurun altında sırıl sıklam olmuştum fakat umrumda bile değildi. "Anne uyan... " elimi kafasına koydum ve saçlarını okşadım. Onun bedenine sımsıkı sarıldım. Ağlayarak "Anne beni bırakma" diye yalvardım ona son bir kez...
(Günümüz)
Gözlerimi kapatmış kalbimin hatırladıkça tekrardan kanayan yarasının geçmesini bekliyordum. Bu zamana kadar hep beklemiştim ama hiç geçmemişti...
"Kimin veya kimlerin yaptıklarını hiç öğrenemediler, hiç öğrenemedik, hiç öğrenemedim... " diye mırıldandım titreyen sesimle.
Kuzeye bakamıyordum bile. Birkaç saniye sonra ayağa kalkıp yanıma geldiğinde gözlerimi açıp bende ayağa kalktım.
"Ben gideyim artık... "Diye mırıldandım.
Kuzeyin gözlerine bakarken aniden ellerini belime sardı. Beni kendine biraz daha çekip sarıldı. İlk defa beynimi değilde kalbimi dinlemiştim. Abimden başkasına sarılmak tuhaf gelsede bende ona karşılık vererek sarıldım. Birinin sarilmasina o kadar çok ihtiyaç duyuyordumki kuzeyle sarılmak cidden çok iyi gelmişti. Kuzey beni anlıyordu. Benim acılarımıda anlıyordu...
"Kanıyor kuzey her hatırladığımda daha çok acıtıyor... Ben koskoca bir karanlığın içinde kayboluyorum..."
"İzin ver yaralarını ben iyileştireyim, Seni o karanlıktan kuratıcak bir el uzatıp tuttuğunda çekip kurtarayım..." kafamı kaldırıp gözlerinin içine baktım.
Onun gözlerinde sevgi gördüm, benim yaralarımı sarmak isteyen
Onun gözlerinde üzüntü gördüm, benim acı çekmeme dayanamayan
Onun gözlerinde sinir gördüm, benim canımı acıtan kişilere karşı
Biz sustuk gözler konuştu...
İşte tam bu anda kafamın içinde bir şarkı çaldı.
Şöyle diyordu şarkının sözleri:
Mavi nurdan bir ıramak
Gölgede bir salıncak
Birde ikimiz kalsak
Yıldızların altında
Yanmam gönlüm yansada ecel beni alsada
Gözlerim kapansada
Yıldızların altında...
(Şarkı:Yıldızların altında)




