İçeriğe geç

ÖLÜM PUSULASI

Bölüm 5 · 7 dk okuma

ÖLÜM PUSULASI

Bölüm 5

5.Bölüm

Herkese yine selammm,

Sonbölümlerde yeni karakterlerinizi hikayemize dahil oldu. Yeni karakterlerin geçmişleri hakkında bir bilgimiz yok ama bizim için hikayenin akışını değiştirebilecek önemli karakterler bizim için. Tetikleyici unsurlarımız yine var. Bunun bilincinde okumanız ve puan vermeniz benim için değerli. Bölüm sonunda puanınızı ve yorumunuzu eklemeyi unutmayın.

İyi okumalarrr

5.Bölüm

Kırmızı. Hayat, aşk, sevgi. Kırmızı. Ölüm, tükenmişlik, nefret. Bir renk, iki seçenek. Siyah. Sonsuz bataklık. Tek renk tek seçenek. Beyaz. Umut, hayat. Beyaz ve siyah uyumsuz ikili. Kırmızı ise tek başına çelişkili. Ben çelişki değildim. Zıt renklerin arafı değildim. Ben bendim ama ben içimde bize dağılıyordu. Duru dışlanmış beyazdı ama Dora siyahlığı ile zirveyi hedefliyordu.

Çenem korkudan titrerken sertçe yutkunan Asil ile kendime geldim. Ona sarıldığımı fark ettiğimde usulca ayrıldım ve mahcup bakışlarımı ona sundum. Sevgilisi olan biri ve erkeklerden nefret eden biri olarak utanmıştım. "Korkudan oldu. Gerçekten özür dilerim. " dediğimde ha ağladı ha ağlayacak durumdaydım. Sadece kafasını sallamakla yetindi. Bize doğru koşan Çağlar'ı fark ettiğimde Asil titrediğini anlatan sesiyle beni nazikçe yanından kovdu. "Sen eve git. Bu işi biz hallederiz. En yakınların hariç yabancı kimseyle konuşma. Bir yere gideceksen bizim haberimiz olsun. Yanına en güvendiğin bir koruma tut ve, " derin bir nefes aldı. "Kısacası defol git. " dediğinde kaşalarımı çattığımı görmedi çünkü hepsini bana bakmadan söylemişti.

Sözüne uydum ve söylene söylene birkaç adım kalan eve geldim. Benle beraber bahçeye gelen kargocu görünce şaşırmadım. Eve kargo gelmediği gün olmadığı için şaşırtıcı bir durum değildi.

Kargocu beni görünce elindeki kargoları uzattı ve "Duru Dora Duygun. " dediği gibi arkasına bakmadan gitti.

Ben bir şey sipariş etmedim ki!

İç sesimi dinlemeden odama çıktım.

Kargoları zedelenmesini umursamadan yatağın üstüne attım. Üstündekileri çıkardım ve rahat pijama takımımı giydim. Yatağa uzandığım gibi elime hafif olan paketi açtım ve açar açmaz bir kağıt düştü. İçindeki tuzlu yaramı değecek kağıdın yazdıklarından habersiz katlanmış kağıdı açtım.

"Sevgili Duru Dora,

Söze nasıl başlasam hiç bilemiyorum. 16 yıllık hasret bir günde silinip atılmaz, onu çok iyi biliyorum. Ben senin annenim. Sende baban yüzünden geçirdiğim krizde öfkemle terk ettiğim kızımsın. Hayatımın hatasını yaptığım günün cezasısın sen. Kendime geldiğimde seni almak için ne kadar uğraştım desem inanmasan bile uğraştım, kızım. Baban izin vermedi. O siyah saçlarını, yeşil gözlerini öpmeyi çok özledim, kızım. Hasretim kelimelere sığmaz, kömürüm. Biliyorum artık 18 yaşındasın. Bir yetişkinsin. Seni yanıma almak istesem buna hakkım olmadığını bildiğim için böyle bir şey demek hakkım değil.

Kızım, ben seni terk ettikten bir kaç yıl sonra evlendim. Babandan sonra daha mutluydum. Hamileydim hatta. Erkek kardeşin olacaktı. Adı Doruk olan. Ama eşimle geçirdiğim trafik kazasında hem eşimi hemde rahmimdeki beni iyileştiren bebeğimi kaybettim. Hayat benim mutlu olmamı istemiyor, kızım. Bu yaşıma kadar sadece senin yaşıyor olma ümidiyle geldim. Ve mektubumu yazıyorum.

Tek istediğim yarın aşağıya yazdığım yere öğle saatleri arasında gelmen. Müsait değilsen yada görüşmek istemezsen anlarım, kızım. Ama başka bir zaman görüşmek istersen ben olmayabilirim, kızım. Hayat bu.

Mercan Bostan"

Mektubu okumayı bitirdiğimde gözümden düşen yaşla dudaklarımı ısırdım. Annem hayattaydı. Annem sağlıklıydı. Beni özlüyordu. Benim ile görüşmek istiyordu.

Boğazımdan benden izinsiz çıkan hıçkırığa yol verdim ve yatağa ters şekilde bacaklarımı kendime çekerek hayatta asla yapmadığım şeyi yaptım. Ağladım ben. Ağlamayı güçsüzlük bulan Dora'nın, minik Duru'su karmaşık duygularına ağlıyordu.

Açılan kapı ile başımı kaldırdım. Şelale'nin geldiğini görünce burnumu sertçe çektim. Şelale beni ağlarken gördüğü gibi yanıma geldi. "Duru, ne oldu? " dediğinde cevap vermeme izin vermeden elimdeki kağıdı aldı. Okumasıyla kağıdın yere düşmesi bir oldu. Mavi gözleri bulutlanmıştı, bana bakmıyordu. Kaygı vardı gözlerinde. En önemlisi korku vardı gözlerinde. Birden gözlerinin içi güldü ve boynuma boğarcasına kollarını doladı. Sevinçli bir şekilde bir şeyler homudanıyordu ama anlamıyordum. Benden yavaşça ayrıldığında ağladığını gördüm. Gözlerinde korku yoktu.

Bana bir şeyler anlatırken hiç bir şey anlamıyordum. Konuşmasının bittiğini anladığımda yavaşça ikinci paketi pijamamın içine koydum. Odadaki koltukları gösterdim. "Sen oraya otur istiyorsan. Ben elim yüzümü yıkayıp geliyorum. " dedim ve tuvalete girdim. Klozetin kapağını kapattım ve üstüne oturdum. Paketi elimden geldiğince sessiz açmaya çalışıyordum. Paket açıldığında bir kilitli poşetin içinde pusula vardı. Evet, pusula vardı. Kuzeyi gösteren çubuk kanın kırmızı haliyle boyanmıştı. Elimle çubuğa dokunduğumda elime bulaşan kırmızı şeyin gerçekten kan olduğunu anladığımda yüzümü buruşturdum. Pusulanın yanında bir not kağıdı vardı. Kendimden beklemediğim sakinlikle notu okudum.

"Sevgili kurbanım,

Beni özledin mi? Ben seni çok özledim. Sen beni özlemedin mi yoksa? Cık, cık, cık. Olmadı hiç canım kurbanım. Neyseki beni özlemene hiç gerek kalmayacak. Peki, pusula hediyemi beğendin mi? Neden sor duysam. Tabii ki beğendin. Zorundasın zaten. Unutma, kuzeyi gösteren her pusula gerçek değildir. Ölmek istemiyorsan daha doğrusu daha erken ölmemek için benim istediklerimi yap. Ölüm fermanın iki dudağımın arasında. Yada ellerimin arasında. Seni çıplak ellerimle öldürmek daha eğlenceli olacaktır. Son günlerini iyi geçir. Bir yere kaçmaya çalışma. Sen nerde, ben orda. Seninle güzel bir yemek yemek istiyorum. Yada cesediyle mi demeliyim?

Katilin "

Okuduğum mektup demeye bin şahit kağıt parçası ile kitlenmiştim. Balık gibi dudaklarım bir açılıp bir kapanıyor. Ağalayıp yada gülemiyordum. Katilimden yazılı bir sesleniş vardı. Yada tehdit mi demeliydim? Daha doğrusu haber verme.

Bari ne zaman öldüreceğini yazsaydı, ona göre hazırlık yapardım.

Telefonumu açtım ve kağıdın fotoğrafını çektim. Pusulayı ve kağıdı dikkatlice başka bir poşete koydum ve kilitli dolabın içine yerleştirdim. Kilidi gizli yere koyduktan sonra musluğu açtım ve yüzüme soğuk suyu çarptım.

Tuvaletten çıktığımda yatağımda boylu boyunca uzanan Şelale'yi gördüm. Ona doğru geldiğimde yataktan doğruldu ve normal oturdu. Bana fotokopi kağıdı uzatınca kaşlarımı çattım. Kağıtları almadığımı görünce neşeli sesiyle kağıtları açıkladı. "Bizim eve geldiğinde yaşadıklarımızı kağıda geçirdim. Proje ödevini yaptım ve hocaya teslim ettim. Bu da kopyası. Bakmak istersin diye düşündüm. " dediğinde ağzım açıldığına emindim. Bu aralar hayatımın hızına yetişemiyordum.

Kafamı salladım ve göz ucuyla yazdıklarını okudum. Detaylı okumamıştım ama kalemi gayet sağlam ve akıcıydı. Kağıdı geri verdiğimde kapıdan gelen seslerle ürktüm. Açılan kapıdan giren Çağlar ve Çağatay ikilisini görünce Şelale'ye baktım ama onada beklenmedik sürpriz olmuştu. İçeri hışımla giren ikili den Çağatay direkt söze girdi.

"Hanımlar, şirketimiz bir ödül merasimi yapmak istiyor ve ödül alanlardan biri benim. Şirkette herkesin sevgilisi var. Bir ben sap gibi takılıyorum. Kısacası, Şelale benim sevgilim rolü yapacak. " dediğinde fazla özgüvenliydi. Şelale ayağı kalktı. "İstemiyorum. Gelmeyeceğim. " Dediğinde son noktayı koyduğunu zannediyordum. Çağatay, öyle mi dercesine bakışlarını Şelale'ye sundu ve ne ara cebinden çıkardığını bilmediğim silahını Çağlar'ın şakağına doğrulttu. "Ya kabul et yada şuracıkta canın abiciğinin beynini dağıltıp suçu senin üstüne atayım. " dediğinde Şelale'nin nutku tutulmuştu. Çağatay öldürme potansiyelli biri olduğunu bilmiyordum. Pijamamın cebinden çıkardığım uyuşturucu silahı yavaşça hırkamın içine soktum ve gözükmeyecek şekilde Çağatay'a doğrulttum. Çağatay, silahı bastırdığında hiç beklemeden gözümü kapattım ve silahı sıktım. Çağatay kurşunu yer yemez yere yığıldı. Gömleğinin üstünden sağ göğsünü bulmuştu. Çağlar ve Şelale bana şaşırmış şekilde bakarken ben dişlerimin titremesini durduramıyordum. Uyuşturucu silah kullanmayalı uzun bir süre olmuştu.

Burnumu sertçe çektim. "Yardım edin kaldıralım. Birazdan uyanır. Sonra ne yapacağımızı düşünürüz." Dediğimde Çağatay'ın kolunu tutmuştum. Çağlar bacaklarını tutarak koltuğa yatırdı. Oturur şekilde bayılan Çağatay'ın smokinini ve gömleğini çıkardım. Bu çocuk daha 16 yaşında, smokinsiz günü yok!

Göğsüne saplanan ve küçük yaradan kan akan kurşunu çıplak elimle çıkardım. Kurşunu aldığım gibi çöpe attım. Gömlekleğinide çöpe attım. Arkamda iz bırakamazdım. Benim olan ama hiç giymediğim gömleklerden birini Çağlar'ın eline tutuşturdum. "Sen onu giydir. " dediğimde onayladı ve homurdanarak giydirdi.

Uyanmaya başladığında silahı elimdeydi. Yanında başka bir silah yoktuysa güvendeydik. Ama işi elleriyle halletmek isterse onu vurmaktan çekinmezdim.

Uyandığı gibi gözünü Şelale'ye çevirdi. Korkak bakışlarını Şelale'den alıp bana çevirdiğinde korkuyla karışık nefret vardı gözlerinde. Ayağı kalkıp üzerime geldiğinde beni öldürmek istediğini anladım. "Sen! Sen beni vurdun. Babam bir duysun seni öldürmekten beter eder. " Diye kükrediğine onun istediği korkaklığı vermedim. "Benim ki kuduz köpekleri kendimizden korumak için uyuşturucuydu. İstediklerini yapmadık diye beyin dağıtmakla tehdit etmedik. " Diye bağırdığımda çenesi seğiriyordu. Konuşacakken izin vermedim. "Benim ki uyuşturucu hem. Gebermedin, ona şükret! Peki ben seni babama söylesem şirkette sana en güzel yeri verir. " dediğinde eskisi bağırmıyordum. Normal ve tehditkar konuşuyordum. Ellerini hafif kumral saçlarından geçirdi. İçindeki öfkenin geçmesi zordu ama şirkette konumu için bu kadar uğraşmışken bir öfke yüzünden boyun eğmek istemiyordu. Bana ölümcül bir bakış attığında ne söyleyeceğini beklerken çıplak elllerini boğazıma sarmasını ve beni boğacak gibi sıkmasını beklemiyordum.

"Seni öldüreceğim. Senin gömüldüğünü görmeden rahat yüzü görmeyeceğim. " Ağzından köpükler saça saça konuşurken aklına bir şey gelmiş gibi kahkaha attı. "Aynı o pislik annene benziyorsun. Asla Duygun asilliğine kavuşamayacak kadar zavallısınız, acizsiniz. " dediğinde gözüm dönmüştü. Onun zaafıyla oynadığım gibi o da benim zaafımla oynuyordu. Elindeki silahı sertçe alnına bastırdım ve zar zor nefes alabildiğim gibi kesik kesik konuşmaya çalıştım. Nefesim gittikçe azalıyordu. Sanırım Hakk'a gidiyordum.

"Bana bak asıl zavallı. Annemin yerini dolduramayan sapığın veliahtı. Şeref yoksunu olduğunu biliyordum ama bu kadar yoksunlukda fazla. Seni uyuşturmuştum ,değil mi? Yine istermisin? Ama sonsuz uyku olanından. " dedim tek gözümü kırptım. Bana aklımı kaçırmış gibi bakarken boğazımdaki elleri son kez sıkılaştı ve ondan kurtulabileceğim gibi gevşetti. Gevşetmesini fırsat bilip gülümsedim ve tetiğe bastım. Kurşun silahtan çıkmıştı.

Silahlar yakın arkadaşımdı. Kimsesizliğimi koruyordu. Beni katil sıfatına layık kılıyordu belki. Ama Duru Dora Duygun'un kim olduğunu açıkça anlatıyordu.

Bölüm sonu

1 yorum