Herkese tekrardan selamlarr
Yeni bölümle yine karşınızdayım. Bir şey söylemeden direkt sizi bölüme almak istiyorum.
İyi okumlarr
4.Bölüm
Gözyaşı dökmek yenilgiydi. Tuzlu damlanın dudaklarımla buluşması kaybettiğimim bölgesiydi. Ben ağlamayacaktım. Ben gözyaşı dökmeden de ağlayabilirdim.
Bana gelen kanlı mesajdan sonra saatler geçmişti ve kafamın içinde tek o ses vardı. Kimden geldiği hala tespit edilememişti. Kimseye söyleyememiştim. Kendi imkanlarımla bulmaya çalışıyordum ama bir halt bulamıyordum! Kim yapmış ise her şeyi planlıydı.
E bir zahmet planlı olsun.
İç sesimi susturdum ve dikkatimi önümdeki deftere vermeye çalıştım. Şelaleden bir haber yoktu. Okula da abisi de kendiside gelmemişti. Bende gitmemeyi düşünüyordum ama sadece benim duyduğum sesler kesilsin diye gelmiştim.
Burnumu sertçe çektim ve kulağıma gelen zil sesi ile çantamı sırtladım. Okul bitmişti. Sayılı ömrümden bir gün daha bitmişti.
Yürüyerek eve gittiğimde elime telefonumu aldım ve Şelale'yi aradım. Yine açmayınca çeliştiği konuda iç sesim kazandı.
Çağlar Arda Mızrak'ı aramak.
Vazgeçmemek için numarasının üstüne tıkladım ve kulağıma götürdüm. Titreyen ellerim kapatmak için yalvarırken saniyesinde açılan telefon ile ısırdığım dudağımda yara açtım. "Alo." diyen cılız sesime karşılık gelen ses stresliydi. "Alo, Duru. " diyen sese karşılık verdim. "Merhaba. Dünkü olaylar için üzgünüm. Meşguldum, Şelale'yi arayamadım. Şimdi aradığımda açmıyor. Şelale nasıl? "
"Şelale iyi. Telefonu odasında kalmıştır. "
"Onla konuşabilir miyim? "
"Evde değil. "
"Nerede? "
"Kafa dağıtmak istemişti. Birazdan gelir. Sen ne durumdasın? "
"İyi diyelim iyi olsun. Senle biraz konuşabilirmiyiz? " Olanları bir tek onla konuşabilirim.
"Tabi. Eve gel. Bir kaç misafir var. Misafir sayılmaz aslımda. Neyse, sen gel. " dediğinde kahkaha sesleri ile o da kahkaha attı.
"Görüşürüz." dedim ve onun cevabını beklemeden kapattım.
Eve geldiğimde telefonumu komidinin üstüne bıraktım ve çekmeceği açtım. Mesaj geldiğinde direkt elimdeki boyayı poşete doldurmuştum. Poşeti çantama koydum ve acil durum eşyalarımı kontrol ettim. Hepsinin olduğunu anladığımda derin nefes aldım ve üzerimdekilerden kurtuldum. İçime siyah bir bady boğazlı giydim ve üzerine kısa kollu tişört giydim. Badymi parmaklarıma geçirdim. Dışardan görünmeyecek şekilde bir çakı yerleştirdim. Altıma siyah bir kot bol paça pantolon giydim. Pantolonunun kemerine ruhsatsız silahımı yerleştirdim. Ceket olarak dizinin çok altında biten bir siyah palto giydim. Bu sayede hem üşümüyorum hemde silahım gözükmüyordu.
Saçlarımı paltonun üstüne saldım ve gözlerimi saklamak için güneş gözlüğümü taktım. Gözlerimi hep saklamak isterdim. Orman yeşili gözlerim için herkes ölürken ben normal kahverengi göz isterdim. Babamın sarışın genleri yerine tırnağıma kadar annemin genlerini almam hayatımı zindan etmişti. Kafamın içinde dönen ama nerden duyduğum cümleyi hatırlamamak bana ayrı bir vicdan azabı çektiriyordu.
Gözler anahtardır.
Gözlerimin açacağı kapının benden uzak olmasını isterim. Zaten bende çocukluğum yoktu. Çocukluğumu gözlerimle vermesinler.
Hazırlanmam bitmişti. Çantamı aldım ve aşağı indim. Evde babam ve benden başka kimse yoktu. Elindeki evrakları imzalayan babam gözlüğünün üstünden bana baktı ve onaylamaz bakışlarını bana sundu. Ela gözlerindeki eşsiz güzelliği bana iç çektiriyordu. Ona benzemek için her şeyini verirdim. Ona tebessüm ettiğimi görünce ayağı kalktı ve karşımda durdu. Bana korkuyla bakarken ilk defa böyle bakıyordu. Küçükken belalı hizmetimiz beni ölesiye döverken bile bu kadar endişeli bakmıyordu.
Hatırladıklarımla yüzümdeki tebessüm söndü ve katı halim geldi. Ellerini omzuma koydu. Ne söyleyeceğini beklerken saçlarımın üstüne dudaklarını bastırmasını beklemiyordum. Ona meraklı gözlerle bakarken güneş gözlüklerimi çıkarıdı ve göz teması kurmamızı sağladı. "Gözlerini saklama Duru Dora. " Kaşlarımı çattığımda dudaklarından bir kahkaha çıktı. "Annene çok benziyorsun. " dediğinde kaşlarımı daha çok çattım. "Baba, bana annemi hatırlatarak yarama tuz bastığının farkındasın, değil mi? " dediğinde onunda yüzü düştü. "Senin yaran benimde yaram Duru Dora. Kendine dikkat et. " dedi ve beni arkasında bırakarak çalışma odasına girdi. Kapısını sertçe kapattığında şaşkınlıkla kapıya baktım.
Ben ona annemi anlatma dediğim için 40 yaşındaki adamdan trip mi yedim?
Yaşadıklarıma gülerek evden çıktım. Ayakkabı tercihi olarak siyah topuklu botlarımı almıştım.
Malikaneye geldiğimde aralıklı olan kapıdan içeri girdim.
Kapıyı neden kapatmıyolar? Çalınacak çok eşyaları var. Tabi, evlerinin dılımda özel güvenlik olunca kapıya gerek yok.
Kendi kendime söylenirken merdivenden inen grubu gördüğümde Çağlar'ın bakışları beni buldu. Tam dudakları kıvrılacakken öksürdü ve eski ciddiyetine kavuştu. Önünden inen bir çift el eleydiler. Erkeğin siyah dağınık saçları ile yakışıklı bir imaj oluşturuyordu. Bakışları beni bulunca köyü gözlerinin üstüne serpiştirilmiş gibi duran antep fıstığı karışımı gözleri nadide bulunan özelliklerden biriydi. Beni görünce parıltı geçen gözlerine anlamsızca baktım.
Beni tanıyordu, ben onu tanımıyordum.
Yanındaki kadının yüzündeki gülümse asla solmuyordu. Uzun turuncu saçları, okyanus rengi gözleri ve beyaz teni gerçekten güzeldi. Adam, Çağlar'a bir şeyler anlatırken tam önümde durdular. Kız ile boylarımız hemen hemen aynıydı. Adam ile de Çağlar'ınkide.
Bana gülümseyen kıza bende yalancı bir gülümseme ile karşılık verdim. Çağlar bana bakarak adamın omzuna elini koydu. "En yakın arkadaşım, Asil. " Kaşlarıyla yanımdaki eski neşeli halinden eser olmayan turunçgil kızı işaret etti. "Letta Andromeda. Duygun şirketinin müdürünün kızı. Aynı zamanda Asil'in kız arkadaşı. " İkisinede memnuyetle başımı sallarken "Bende Duru Dora. Duru diye hitap ederseniz sevinirim. " dediğimde Asil denen çocuğun gözleri saçlarımda geziyordu. Bakışlarımı ondan alıp Çağlar'a yönlendirdim. "Letta, bu güzel sohbetin için çok memnunum. Asil, Letta'ya taksi çağır. Sonra odaya gel. " dedi. Bana döndü. "Duru, peşimden gel. " dediğinde sinirlerim tavana gelmişti. Selam sabah yok, direkt peşindem gel. Çok bekler peşinden gelmemi.
Merdivenin yakınlarındaki odaya girecekken benim girmediğimi görünce kaşlarını çattı. Tek kaşımı havaya kaldırdım. "Rica etsem neden olmasın? " diye sorduğumda ağzının içinden bir şeyler homurdandı. Arkamda olan Asil kahkaha patlattı. "Yanlış kızı seçmişsin, Çağlar Arda. Sana çok çektirecek. " dediğinde Çağlarla aynı anda kaşlarımızı çattığımıza emindim. Asil kutusundan çıkardığı numaralı gözlüğünü silerken odaya doğru yürüdü ve beni arkasında bıraktı. "Zaten senin gibi birini anca böyle bir kadın yola getirebilir. " dediğinde ikiside içeri girmişti ve tam peşlerinden gelecekten odadan gelen şaplak sesleriyle gerçekten Çağlar Arda'nın doğru yolda olduğunu anladım.
Odaya girdiğimde masanın önündeki iki sandalyedenin birinde karışmış saçları ile oturan Asil'i Çağlar'a öldürücü bakışlarını yolluyordu. Çağlarda ona. Asil'in tam karşısına oturduğumda masanın diğer tarafında dönen sandalyede oturan Çağlar usanmış bakışlarını bana sundu. "Evet, anlat bakalım. Konuşmak için deli olduğun konu ne? " dediğinde tek seferde çözebileceğini zannediyordu.
"Dün Şelale yaralandıktan sonra eve gittim. Duş aldım. Üstümü giyindim. Saçlarımı kuruttuktan sonra cebime koyduğum telefonumdan titreşim geldi. Telefonumu elime aldığımda cebimde olan şeyle elimi hemen telefonla çektim. " Dudaklarımı sertçe birbirine bastırdım ağlamamak için. "Elimden kan kırmızı bir boya akıyordu. Telefonuma özel numaradan mesaj gelmişti. " dediğimde telefonumu ve boya dolu poşeti masanın üstüne bıraktım. "Bana kırmızıya merhaba dememi istiyordu çünkü o demeyecekmiş. Kısacası peşimde bir katil var ve izini belli etti. " dediğimde Çağlar ve Asil telefonumu ve poşeti incelemeyi bırakmış, birbirlerine bakıyolardı. "Kendim için korktuğum söylenmez ama katil bana oyun oynamak istiyorsa bunu yakınlarımdan başlar. " Dudaklarımı tam bastıracakken Asil titreyen sesiyle "Kim mesela? " dediğinde duraksadım. Kim olabilirdi ki? "Babam, Zeren, Çağatay, Şelale, kurs hocalarım, Çağlar-" dediğimde Çağlar'ın gür sesiyle durdum. "Dur orda. Şelale neden? "Kendime emin bir şekilde cevapladım.
" Ben asosyal biriyim. Hayatımda hiç arkadaşım olmadı. Eğer katil sizinle proje arkadaşlığı bile olsa bizi yakın görüp tehdit amaçlı onu kullanabilir. " dediğinde çenesini sıvazladı.
"Biricik Bay Duygun baban biliyor mu? "
"Hayır, onun bilmesini istemiyorum. "
"Neden?
Neden mi? Beni katilin önüne yemek diye sunmasın diye. Yada beni bedavaya öldürecekken kiralık olarak sunması. Öldürmesine izin vermese bile itibarını korumak için her şeyi üzerime atmasın diye.
"Onu korkutmak istemiyorum. Hem katil ile biraz oynasak ne kaybederiz ki? " kontrolüm dışında çıkan neşeli sesim ikisinin üzerinde kasırga etkisi oluştumuştu. Bana öcüymüşüm gibi bakarken sonunda tepkimi verdim. "İşiniz yok benim psikolojimi mi tartışacaksanız? "dedim ve masadaki telefonumu aldım. Çantama yerleştirdiğimde birbirine bakışmaları hala bitmemişti. Merakla onlara bakarken Asil sonunda bana bir soru sordu. " Bildiğin kavgalı, ne bileyim düşmanın var mı? " dediğinde kafamı iki yana salladım. Asil kafasını arkaya attı ve derin bir sitemli nefes verdi. Çağlar da aynısını yapınca "Abartmayın, alt tarafı öldürüleceğim. " dediğimde ayağı kalkmıştım. Çağlar benimle ayağı kalktı. "Seni geçireyim. " dediğinde peşimden geleceğini bildiğim için dışarı çıktım. Soğuk havada ellerimi poltomun cebine koyduğumda malikanenin bahçesinde Çağlar'ı bekliyordum. Yanıma geldiğinde direkt söze başladı. "Katil konusunda stres yapma. Yanında her zaman kendini koruyabilecek şeyler taşı. Öldürücü bile olsa. " Yanımda tutukluk yapması imkansız olan silahım olduğundan ve elimin içinde organlarını deşebileceğim çakımdan haberi yoktu. "Genellikle bayıltıcı şeyler tercih et. Olan bitenden her zaman haberim olsun." dediğinde kafamı salladım ve ayrıldık. Daha 5 dakika geçmemişken arkamdan gelen sesle durdum. Asil tam önümde durdu. Gözlerinde yoğun bir duygu vardı, ama çözemiyorum. "Duru, geçmişini hatırlıyormusun? " dediğinde net olmak istiyordum.
"Hayır, belli başlı anılarım hariç çocukluğumu hatırlamıyorum. "
"Hatırladığın anılarda tehlikeli bulduğun kişiler var mı? "
"Hayır."
"Silah eğitimi aldın mı? "
"Hayır"
Kendim öğrendim.
Derin bir nefes aldı. Ne diyeceğini merakla beklerken yerde gördüğüm kanla sıçradım. Şu birikintisi oluşmuş boşlukta kan vardı. Evet, kan vardı. Boya dökülseydi bu şekilde olmazdı.
Sıçradığım da önümde olan Asil'e çarpmıştım. Düşmemem için beni sararken o da birikintiye bakıyordu.
Kırmızı renk benim kaderimdi.
