3.Bölüm
Herkese tekrardan selamlarr,
Öncelikle uyarmak isterim ki bu bölümden itibaren tetikleyici unsurlar bulunacak. Bunun dikkatinde okursanız çok sevinirim. Kitabın başında da dedim, tekrar söylüyorum. Kitapta her türlü smut, yetişkin içerik, kısa gibi içerikler yok. Şahsen bende sevmem. Kitabı yazarken bazen heyecandan hızlı yazıyorum, imla hatalarını mahzur görün.
İyi okumalar
3.Bölüm
Siyahların dibini boylamış ruhum, tepesinden parlayan beyaza aşıktı. Hak ettiği yeri istemiyordu. Kalbim ise griye aşıktı. Evet, griye aşıktı. Arafta olan cesedim kararsızdı. Paramparçaydım ben. Ben yoktum. Bir bedende 'biz' vardı.
Çağlar'ın sözüyle yüzümdeki ifadenin değiştiğine emindim. Çığlık sesi geldi, dedi. Kapıyı kapatmadan direkt çantamı aldım. Çantamı omzuma taktım ve telefonumu açtım. Şelale'yi aramama rağmen açılmamıştı. Koşarak Çağlar'ı beklemeden aşağı kattaki mutfağa girdim. Evlerinde sayısız oda vardı. Şelale tehlikede olması ihtimalini göze alırsak odaları arayacak vaktimiz yoktu.
Mutfağa girdiğimde karanlık mutfakta telefon ışığında haraket ettim. Mutfak dolaplarında gördüğüm gölge ile duraksadım. Kalbim normalinden hızlı atıyordu. Bu atağa sebebiyet verebilirdi ama hiçe sayarak inleme gelen gölgeye ışığı tuttum. Işığın aydınlattığı kadarıyla gördüğüm sarı ve kırmızı renkler ile gözlerim fal taşı gibi açıldı. Koşar adımlarla Şelale'nin yanına geldim ve dizlerimin üstüne oturduğu yere çöktüm. Şelale'nin nabzına elimi koydum. Normal atıyordu. Duyduğum yavaş ve hıçrıkık sesi bayıltıltan sonra oluşan şok etkisinin sebebiydi. Şelale'nin yaşlarla ıslanmış yüzüne baktım. "Şelale. Şelale uyan. " derken fısıldadığımı fark etmemiştim. Omzuma hissettiğim elle titredim ve dolan gözlerim ile arkama dönemedim. Şelale'nin kan izlerini arkamda kişi yapmış olması ihtimali cesedimle baş başa bırakılma ihtimalim birdi.
Dilimi sertçe ısırarak kafamı çevirdim ve gördüğüm koyu ela gözlerle çığlık attım. Çığlığımın bedenimdeki etkisi Şelale'nin kanı içeren bıçağın üzerine oturmamı sağladı. Tekrar çığlık attığımda ağzımın üstünde el hissettim. "Duru benim. " sesiyle titremelerim arttı.
Allah aşkına burda canımdan can gitsin, sen sessiz yaklaş, sonra "Duru benim." başlıcam senin Duru'na.
Ağzımın üstünden elinin çekilmesi ile kendime geldim. Kanın kalçama bulaşmaması imkansızdı. Anladıklarımla kalçamı ovaladım ve ayağı kalktım. Şelale'ye bir şeyler söyleyen Çağlar'a "Şelale'yi kucağına al. Anladığım kadarıyla bayıltılmış. Teninin üstünde yarasından akan kanlar var. Bıçaklandığı açıkça belli. " Bıçağı göstererek söylediklerimle gözlerindeki öfke arttı. "Ciddi bir yarası yok ama yinede kontrol etmem gerekiyor. " dedim ve çantamdan eldiven ve buzdolabı poşeti çıkardım. Bu ikilinin neden bende olduğunu bende bilmiyorum. Eldivenle aldığım bıçağı buzdolabı poşetine koydum ve sıkıca bağladım. Poşeti çantama koydum ve çantamı omzuma taktım. Yerden aldığım telefonumun ışığı aydınlattığı gölge ile kaşlarımı çattım. Yerdeki kapağı açılmış eter çantamdaki eterle aynıydı. Nefesimi tutarak arkasını çevirdim. Tam arkasına kocaman bir nokta koymuştum benim olduğu belli olsun diye. Nokta oradaydı. Elimi saçlarımın arasından geçirdim. Bunların hepsi kurgu olamazdı. Beynim bana oynuyordu. Evet, oyundu.
Eteri cebime attım ve Şelale'nin odasına gittim. Kapıyı tıklatma gereksiniminde bulunmadan içeri girdim ve yatakta yatan ve onun elini tutan Çağlar'a baktım. Beni görünce yutkununan Çağlar'a dikkatimi vermeden Şelale'nin elini tuttum ve kokladım. Beklediğim kokuydu. Cılız eter kokusu kendini bayılttığının kanıtıydı. Çantamdan alması ayrı bir konuydu.
Çağlar'a döndüm. "Şelale'nin kollarının bıçakla çizik olması, o bıçağın baş ucunda olması ve orda unuttuğu etere ne diyeceksin? " diye sordum. Çağlar abilik tasladığını zannediyordu. Kardeşininde yaşam aşkı ile dolup taştığını.
"Sen ne demek istiyorsun? " diye kükreyen küçük aslana ciddiyetimi kesmeden "Kardeşini biri bayıltmadı. Kendini bıçakladıltan sonra rolü gereği çığlık attı ve ağlamaya başladı. Çantamdan aldığı eter ile kendini bayılttı. Bez kullanmadı. Bileğine sürdü. Zavallı, eteri bulabileceğini hesaba katmamış. " dedim üzerime eğilen kişiye.
Ellerini saçlarının içinden geçirdi. Derin bir nefes verdiğinde mırıldanmalarla kafamızı yatağa çevirdik. Ayakta olduğum yerde kolları bağdaş kurdum ve umursamaz bakışlarımı Şelale'ye yönlerdirdim. Abisini gören Şelale boynuna atladı ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Çağlar kardeşini sakınmak ister gibi sardı.
Şelale kafasını abisinin göğsüne yasladı. Burnunu sertçe çekti. "Abi ben Duru'ya meyve tabağı hazırlayacaktım. Meyveleri kesecek kendi arkadan gelen kişiyi hesaba katmamıştım. " Dolan gözleriyle tekrar hıçkırdı. "Ne oldu?" Gözlerimi devirdim. "Mercan abla. Arkamda eter ile beni yere düşürdü. Elimdeki bıçağı tenime sürttü sertçe. Beni bayılttı." diye hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.
Çağlar buna ne diyeceksin bakışları beni ürkütmekten beter etmişti. Çantamdan çıkardığım poşeti arkama sakladım. "Meyve tabağı hazırlıyorum demiştin. Doğru mu duydum? " diye sorduğumda Şelale Betül kafasını salladı. Poşeti kaldırdım. "Başucunda ekmek bıçağının kanlar içinde olmasını açıklayabilirmisin? " dediğinde afallama bekliyordum ama tersine sesi rahattı. "Elime o gelmiştir. Ne kullandığımı hatırlamıyorum. " Duyduklarımla irkildim çünkü beni yalancı çıkarıyordu. Çağlar bana tehditkar bakışlarını umursamadım ve telefonumu çıkardım.
Babamdan mesaj yağmuruna tutulmuştum. Mesajlarına bakmadan onu aradım. Telefonu kulağıma götürdüğümde kükreyen sesiyle gözlerimi kapattım. "Nerdesin Dora sen? Saatlerdir seni aradığımın farkındasın değil mi? Benden izinsiz bir mesajla evden çıkamazsın. En son Zeren görmüş seni okula gitmişsin, sonrası yok. " diye bağırdığında soğukkanlılığımı korudum. "Arkadaşımda yatıya kalacağımı söylemiştim. Proje ödevi için çalışıyoruz. Beni mesajlarınla meşgul etmezsen çok sevinirim. " dediğimde benim için dananın kuyruğu koptuğuna işarettir. "Ben burda senin için öldüm öldüm dirildim, Dora. Bütün ilde seni arıyoruz farkında mısın? Hangi cehennemde isen çık gel, cezan katlanmasın. " dediğinde sözünü kestim ve telefonu kapattım.
Derin bir nefes verdim ve gözlerimi kapattım. Gözlerimden süzülen yaşları umursamadan "Benim acil çıkmam gerekiyor, babam beni eve çağırıyor. " dediğimde gizlice eteri çantama koymaya çalışıyordum. Kafamı kaldırdığımdada Şelale'nin tam karşımda olmasını beklemiyordum. Mavi gözlerinden süzülen yaşlara bakarken kollarını boynuma sardı. Beklemediğim haraket olduğu için afallamıştım ama bende kollarımı beline sardım. Bir sarılmaya ihtiyacım vardı. Düşmanım bile olsa. Koynunda aldığım koku ile ağlamamak için dudaklarımı ısırdım. Anne gibi kokuyordu. Kardeş gibi kokuyordu ama olamazdı. O Çağlar'a layıktı.
Benden ayrılmasını bekliyordum ama gözümden düşen tuzlu yaşın üstüne dudaklarını bastırmasını beklemiyordum. "Kendine iyi bak. Bir şey olursa beni aramaktan endişelenme. " dedi. Kafamı salladım ve arkama Çağlar'a bakmadan çıktım. Merdivenlerden inerken elime çakı aldım ve kazağımın kollarını çakı görünmeyecek şekilde çektim. Ölmeye meraklı değildim.
Büyük gösterişli kapılarının önüne geldiğimde yeşil gözlü kadına dikkatle baktım. Yüzünde masumluk vardı. Bakışlarımı sol bileğine çevirdim. Genellikle sağ elini kullanıyordu ama şimdi solunu yüzüne bakacak şekilde elbisesini saklıyordu.
"Tanıştığımıza memnun oldum. " dedim sol elimi kaldırarak. Bu sayede sol bileğine bakabilecektim. Mahcup bir gülümsemeyle sol bileğini kaldırdı. Hafif sıktım elini ve istediğim görüntüyü aldım. Boğuşmadan yaşanan kan bileğine sürtünmüştü. Hapşıran biri taklidi yaptım ve kafamı hafifçe eline eğdim. Eter ve kokusunun karışımını alınca bu sefer gerçekten hapşırdım. Gaspçı oydu. Kafamı kaldırıp ona gülümsedim ve açık kapıdan çıktım. Yağmur yağıyordu. Islanmayan yerim bırakmayan yağmur, ruhuma ulaşamıyordu.
Yağmurun altında eve geldiğimde yemek odasında ailecek yemek yiyen Duygun ailesini gördüm. Benim geldiğimi görmedikleri için gülümsedim. Ne kadar babamın evlenmesini istemesemde mutlu olmasını isterdim. Ben mutsuz olsam bile.
Islanan çantamı odamın bir daha bakmayacağım yerine attığımda üstümdekileri çıkarıp duşa girdim. Üstümü banyoda giyinip çıktığımda saçlarımdan sular damlıyordu. Belime kadar gelen saçlarımı taradım ve kuruttuktan sonra at kuyruğu yaptığımda pantolonumun cebinden gelen titreme ile irkildim. Neyse ki telefondandı. Elimi cebime attım ve telefonumu almaya çalışırkem vıcık vıcık gelen hisle yüzümü buruşturdum. Cebimden telefonumu çıkardığımda kan kırmızısı bir rengin elimden damladığını fark ettiğimde bildirim ile açılan telefondaki mesaj bana hayatımın dönümünü yaşatacaktı.
"𝙆ı𝙧𝙢ı𝙯ı 𝙧𝙚𝙣𝙜𝙚 𝙢𝙚𝙧𝙝𝙖𝙗𝙖 𝙙𝙚 𝘿𝙪𝙧𝙪 𝙘̧𝙪̈𝙣𝙠𝙪̈ 𝙤 𝙙𝙚𝙢𝙚𝙮𝙚𝙘𝙚𝙠."
