Herkese tekrar selammtrong>
Yeni bölümle yine karşınızdayım. Bu bölümde sır perdesi aralanmayacak tersine daha çok kapanacak , peki Duru Dora'yı ne gibi maceralar bekliyordu? Bu bölümde onu okuyacağız. İyi okumalartrong>
Not:Bölümde geçen şarkının adı
Yanlızlığın İlacını Bulmuşlar - Gripin
2.Bölüm
Hayat bana yolda yek olduğumu hissettirmişti. Tek olduğumu, elimden kimse tutmadığını.Ama şimdi arkamda, elinde bıçaklarla kişiler duruyordu.
Duyduğum sesle kafamı yanıma çevirdim. Bir kız vardı yanımda.Gözleri su mavisi. Cam bakışları beni süzüyordu. Sarının en güzel tonundan saçları , beyaz sıfır kol crobunun sırtından süzülüyordu. Beyaz renkle süslenmiş teni mankenlere taş çıkartıyordu. Ama kızda bir his vardı, asla hissetmediğim ama en iyi tanıdığım his...
Başımı iki yanıma salladım ve gülümsemeye çalıştım. Dudaklarımı araladım "Merhaba." Dudaklarımın arasından çıkan tek şey buydu zaten.
Kız benim soğuk selamımı aldırmadı. Aksine daha neşeli bir şekilde "Merhaba. Ben Şelale Betül. Şelale Betül Mızrak. " dedi. Elini kaldırdı. Elini tuttuğum sırada "Duru Dora. Duru Dora Duygun bende.Ama Duru olan Duygun ." dedim bana Duru demesi için. Gülümsedi. Gülümsemek ona ne kadar çok yakışıyordu. Bana ise ağlamak. Birbirimizin farklı evrenleriydik sanki.
"Tanıştığımıza çok memnun oldum." Başını önümüzde bizi dikilerek ve tek oturan erkeğe çevirdi. "Bu da deli dolu biricik abim.Projede o da yer alacak." Abisi olcak çocukta kardeşinden farklı değildi. Uzun boyu oturduğunda bile belli oluyordu. Dağınık sarıya dönük kumral saçlarının birkaç tutamı alnına dökülüyordu. Koyu ela gözleri ve köşeli çenesiyle gerçekten karizmatikdi.
Sınıfta neden bu kadar güzel kişiler varda benim haberim yok? Milleti kesmeyide çok seven biri olarak.
"İyi misin ? " duyduğum sesle bakışlarımı tekrar önümdeki çocuğa yönlendirdim. "İyiyim.Dalmışım. " diye mırıldandım. "Çağlar Arda Mızrak, adım." İsmimi duyduğundan varsayadım ve sadece kafamı salladım.
Şelale "Projenin süresi çok kısa.Duru sen bizim eve yatıya gel.Beraber kız gecesi yapalım. Abime bir yere katarız. Sonra yazıya döküp hocaya veririz. Ne dersin ?" dediğinde kafamı salladım. En erken zamanda kurtulmak istiyordum.
"Benim çıkmam gerekiyor, sonra konuşsak olur mu? " dedim çantamı sırtıma yüklerken. Kafasını salladı. "Dönüş yapacağım. " dedi. Tebessüm ederk çıktım sınıftan. Yeterince sosyalleşmiştim bugün. Biraz daha katlansam herhalde atak geçirirdim.
Eve geldiğimde direk odama çıktım. Zeren'in boşboğazlığını dinleyemezdim. Kapımı sertçe kapattım ve çantamı yatağıma fırlattım. Efsun Hanımı sevmiyordum. Yani tek başımıza dünyanın en zor konusunu sunmamızı istese gönüllü olarak sunardım. Ama grupça yapılan şeyleri sevmiyordum. Ve grubumun kişileri kardeşti. Arasanda bulunmazdı zaten.
Çantayı umursamadan bende ayaklarımı iki yana açarak yatağa attım kendimi. Uyumak iyi gelirdi belki. Unuturdum belki yaşadıklarımı. Hayır, unutmazdım. Sadece ertelendim ve bu daha çok acı çektirildi.
Israrla açan telefonla gözlerimi araladım. Kim olduğuna bakmadan kulağıma götürdüm. Gelen ince sesle kim olduğunu anladım. "Duru, saatlerdir arıyorum. Neden açmıyorsun? " Cevap verecekken sözümü kesti. "Neyse bir şey olmaz. Bugün bize yatıya gel. Abim kendi odasında olacak. Bizi rahatsız etmeyecek. Biz de benim odamda. Hem arkadaş oluruz. Alışırız, ne dersin? " Tek nefeste söyledikleri beni benden almıştı. Çok hızlı konuşuyordu. "Tamam, gelirim birazdan. " dememe kalmadan çağrı sonlandı. Omuzlarımı kaldırıp indirdim ve dolaba yöneldim. Siyah eşofman takımı giydim. Saçlarımı at kuyruğu yaptım. Makyaj yapmak yapmayı sevmiyordum. Ama bir ton kozmetik malzemem vardı.
Aldığım küçük çantaya pijama takımımı ve birkaç eşya koydum. Kendimi korumak için her zaman yanıma bibergazı, acil durum sireni, kolonya, küçük bir çakı, eter, ip, kumaş parçası bulun dururdum. Onların hepsini çantanın ilk ve en gizli gözüne koydum ve çantam hazırdı. Tanımadığım bir yere giderken yanımdan ayırmadığım parçalarımdı.
Odamı kilitledim ve aşağı indim. Zeren'e bakmadan telefonumdan babamı aradım. Açmamıştı. Durumu açıkşayan bir mesaj yazdım ve evden çıktım. Yürüyerek 5 dakika sürmeyen bir yerdir. Bu kadar yakın bir yerde oturuyolarsa neden hiç karşılaşmamıştık?
Geldiğim büyük bir malikaneydi. Derin bir nefes alarak büyük kapıyı tıklattım. Saniyesinde açılan kapı ile açan kişi ile bakıştık. Burada çalışan hizmet lilerden olmalıydı. Yeşil gözleri, siyah saçları ve çene yapısıyla çok benziyorduk. Yüzümü buluşturduk ve içeri girdim. Aklıma gelen ile arkamda hizmetliye döndüm. 𝘈𝘯𝘯𝘦𝘮𝘦 𝘣𝘦𝘯𝘻𝘪𝘺𝘰𝘳𝘥𝘶. 𝘏𝘢𝘺ı𝘳, 𝘩𝘢𝘺ı𝘳 𝘋𝘶𝘳𝘶. 𝘚𝘦𝘯𝘪𝘯 𝘢𝘯𝘯𝘦𝘯 𝘴𝘦𝘯𝘪 𝘵𝘦𝘳𝘬 𝘦𝘵𝘵𝘪. 𝘕𝘦𝘥𝘦𝘯 𝘰 𝘰𝘭𝘴𝘶𝘯? 𝘖𝘯𝘶 𝘨𝘰𝘮𝘥𝘶𝘯𝘺𝘢 𝘳𝘶𝘩𝘶𝘯𝘥𝘢𝘬𝘪 𝘮𝘦𝘻𝘢𝘳𝘭ı𝘨𝘢. 𝘜𝘯𝘶𝘵𝘵𝘶𝘯 𝘮𝘶 𝘢𝘯𝘯𝘦𝘴𝘪𝘯𝘪𝘯 𝘋𝘰𝘳𝘢'𝘴ı?
İç sesimin söyledikleriyle hala beni süzen hizmetliye seslendim. "Şelale nerde? " Dudaklarını araldı ama onu dinlemek yerine merdivenlerden gelen sese yöneldim. "Duru, gelmişsin! Bende seni bekliyordum. " dedi ve ne ara yanıma geldiğini sorgularken kollarını boynuma sardı. Bende gülümseyerek beline sardım kollarımı. Ayrı bir sıcaklık vardı , Şelale de. Benim tanımadığım ama aynı zamanda en iyi tanıdığım his vardı onda. Huzır vardı kollarında. Yabancı bir huzur.
Benden ayrıldığımda gözlerinin içine baktım. Tanıdıklık vardı cam gözlerinde. Yırtılan anıların harmanlanmış ateşi vardı şu gözlerinde.
Beraber merdivenlerden çıktık. Beni kendi odamdan küçük ama bayağı şık odaya getirdi. "Burası senin için hazırlandı. Rahat ol. Yerleş. Yemek hazır. Yerleşince aşağı gel. Abim bir tek yemekte bize eşlik edecek. Sonra özgürüz. " Dedikleri ile kafamı salladım. Tebessüm yayıldı gözüne ve oradan çıktı. Oda beyaz ve gri rengin güzelliğiyle bütünlenmişdi. Yatak odanın ortadında kocamandı. Pek bir şey yoktu odada. Misafirler için hazırlanmıştı. 𝘔𝘪𝘴𝘢𝘧𝘪𝘳 𝘰𝘭𝘥𝘶𝘨̆𝘶𝘮𝘶𝘻 𝘥𝘶̈𝘯𝘺𝘢𝘥𝘢 𝘦𝘷 𝘴𝘢𝘩𝘪𝘱𝘭𝘪𝘨̆𝘪 𝘺𝘢𝘱ı𝘺𝘰𝘳𝘥𝘶𝘬.
Kulaklığımda çalan kısık sesli şarkı ile kendime geldim.
"𝘉𝘪𝘳 𝘺𝘢𝘭𝘢𝘯 𝘦𝘬𝘴𝘪𝘬, 𝘣𝘪𝘳 𝘺𝘢𝘭𝘢𝘯 𝘧𝘢𝘻𝘭𝘢
𝘕𝘢𝘴ı𝘭 𝘰𝘭𝘴𝘢 𝘥𝘰̈𝘯𝘦𝘳 𝘥𝘶̈𝘯𝘺𝘢."
Yalanla dolu bir evrende yaşıyorduk. Birazdan şakağıma silah tutuşturulacağının garantisi yoktu. Yada öleceğimiz. Annemin yaşıyordu belki. Yalanla doluydu evren. Belki bende yalandım. '𝘉𝘦𝘯' diye biri yoktu belki.
Gözlerini kırpıştırdım ve kulaklığı çantama koyup odadan çıktım. Yemek odası dış kapının hemen yanındaki gösterişli odaydı. Yemeğini yiyen Şelale'yi görünce yanına yöneldim. Sandalyeyi çekmemle kapıdan Şelale'nin abisi girmesi bir oldu. Şelale abisini görünce ayağı kalktı ve yanına koşarak gitti. Kolllarını boynuna sardı. Şelale ile boyumuz hemen hemen aynıydı ve boyuyla bile abisinin boyuna yetişemiyordu. 𝘋𝘢𝘩𝘢 18 𝘺𝘢𝘴̧ı𝘯𝘥𝘢, 𝘩𝘦𝘭𝘢𝘭 𝘰𝘭𝘴𝘶𝘯 𝘷𝘢𝘭𝘭𝘢𝘩𝘪. 𝘈𝘮𝘢 𝘣𝘦𝘯 𝘣𝘪𝘳 𝘣𝘰𝘺𝘶𝘵 𝘴𝘦𝘷𝘮𝘪𝘺𝘰𝘳𝘶𝘮. 𝘉𝘦𝘯𝘥𝘦𝘯 𝘶𝘻𝘢𝘬, 𝘈𝘭𝘭𝘢𝘩'𝘢 𝘺𝘢𝘬ı𝘯.
Abisi gülümseyerek kardeşinin belini sardı burnunu saçlarına gömdü. Dudaklarını saçlarına bastırdı ve geri çekildi. Şelale eliyle beni gösterdi. "Bak, o Duru. Proje arkadaşımız. " dedi ve bana baktı. "Duru, abim Çağlar Arda. Abi, Duru Dora. " dedi ve Çağlar adlı abisi bana elini uzattı. Erkek teması tokalaşma bile olsa istemiyordum. Ama ilk günden kabalık olmazdı ve uzatılan elini sıktım. Tebessümü ile elini boraktım. Gözlerini yeşil irislerimden ayırmıyordu. Bir şey fark etmiş gibi. Onun ela gözlerinde kardeşinin aksine tanıdık bir soğukluk vardı. 𝘕𝘦𝘥𝘦𝘯 𝘩𝘦𝘳 𝘴̧𝘦𝘺 𝘣𝘢𝘯𝘢 𝘵𝘢𝘯ı𝘮𝘢𝘥ı𝘨̆ı𝘮 𝘦𝘯 𝘵𝘢𝘯ı𝘥ı𝘬 𝘴̧𝘦𝘺 𝘨𝘦𝘭𝘪𝘺𝘰𝘳?
Yemek masasına oturduğumuz da sessizliği Şelale bozdu. "Yemekte 𝘔𝘦𝘳𝘤𝘢𝘯 balığı var. Sonra biz de kız kıza takılcağız. " dedi abisinin irislerine dikkatli bakarak. Önüne koyulan tabakla birlikte yutkundum. 𝗠𝗲𝗿𝗰𝗮𝗻.Tropik ve ılık denizlerde yaşayan, çok geniş resifler oluşturan, çalı görünüşlü kırmızı kalker iskeletli hayvan.Beni iskeleti ile boğan. Anne diye yazılan, nefret diye okunan. Aklıma gelenleri gözlerimi yumdum. Bu balık bana annemi hatırlatmıştı. 'Alt tarafı balık' değildi benim için. Travma idi.
Sertçe kalktım masadan. Gözümden gelen yaşlara kaybetmiştim. Sertçe yutkumdum bana bakan Şelale ve Çağlar'a."Ben... Ben yi yemeyeceğim. Odamdayım. Size afiyet olsun. " dedim kekeleyerek. Şelale'nin seslen işlerini umursamadan merdivenlerde buldum kendimi. Boğazımda kendimi korumak için kullandığım ipim vardı sanki. Geçmişin her yerdeydi. Acım her yerdeydi. Ben bu dünya için fazlaydım.
Sakinleşmek için merdivene oturdum. Dudaklarım benden izinsiz titriyor, gözlerimden akan tuzlu yaşlar 𝘢𝘯𝘯𝘦 diye fısıldayan lanet isme dökülüyorsun. Zehirli kelimeler beni öldürürken tuzlu yaşlarım ıstırabımın dibini karıştırıyordu.
Yemek odasından yükselen sesler ile kendime geldim. Onlar gelmeden kendime gelmeliydi. İçimdeki Duru'yu değil, dışımdaki Dora adlı Duru' yu görmelilerdi. Gözlerimi elimin tersiyle sildim ve merdivenin korkuluklarına tutunarak yürümeye çelıştım. Ruhum bedenimi terk etmişti, cesedim bile ruhumdan ağırdı.
Odaya geldiğimde kapıyı kapattım ve kapının önüne oturdum. Gözlerimi kapttım. Sadece zihnimi dinlemek istiyordum.
Kapıdan sesler gelince kendime geldim ve kapıyı açtım. Kapıda Çağlar vardı. Endişeli ve teleşlıydı. Kaşlarımı çatmama kalmadan " Şelale yanında mı? " dedi. Kafamı salladım. "Aşağıda yemek yemiyormuydunuz? " diyerek sorusuna soru ile cevapladım. "Yemek yedikten sonra sana tabak jazırlayacağını söyledi. Beni odama gönderdi telefonlarımı açmıyor. Sana sorayım, dedim. " Kafamı iki yanıma salladım. "Benim yanıma hiç gelmedi. " Çığlık sesi kimindi? " diye sordu. O sıra kriz geçirdiğinden duymamış olabilirdim.
Karanlık beni bırakmıyordu. Kibrit çöpünü bile bana hor görüyordu. Kendimi ısıtacak meşalem özgüvenimdi. Karanlık beni istiyordu. Karadelik aşıktı bana. Ben ise yıldızlara.
Bölüm 2
2.Bölüm
Bölüm sonu
1 yorum
💯💯
1Yanıt
