İçeriğe geç

Ölüm Orkestrası

Bölüm 3 · 5 dk okuma

Ölüm Orkestrası

Bölüm 3

İki

Güneş gökyüzündeki yerini alırken bir bomba sesi duyuldu önce, sağır etti kulakları. Kıvılcımlar aleve dönüştü, alevler ölüme. Çığlıklar yankılandı yeryüzünde, haykırışlar ve gözyaşları takip etti çığlıkları. Genç bir askerin bedeni, dostlarının ise yürekleri paramparça oldu. Henüz yirmi birine yeni basmış bir genç gözlerini yumdu, dudakları acı bir gülümsemeyle kıvrılırken varlığı alevlerin arasında kayboldu.

Komutan ona sarılan kollardan ayrılıp gözyaşlarını saklamaya gerek bile duymadan dışarıya koştu. Alevler acıyarak dokunurken tenine durdurmadı adımlarını, tutmadı gözyaşlarını. Dört bir yanında kanlar içinde yatan askerlerine baktı. Az önce ona hayatının şokunu yaşatan adam yanında diz çöküp haykırarak ağlarken daha fazla duramadı ayakta, bedeni yere serildi, gözyaşlarına hıçkırıklar eşlik etti.

Etrafta koşuşturan askerleri görmez oldu gözleri, ismini haykıran seslerini duymadı. Yanındaki genç adam ellerinden destek alarak ayağa kalktıktan sonra uzun parmaklarıyla kavradı kollarını, onu sertçe ayağa kaldırdı ve sırtlandı Komutanı, güçsüz bacakları sarsılırken içeriye taşıdı.

Gördüğü ilk hücreye girip taşıdığı uzun bedeni yatağa bıraktı. Elleri titriyordu, gözyaşları durmuyor ve hatta her geçen saniye daha da artıyordu.

Kendini toparlayabilmek adına ellerini yanaklarına çarptı. Dışarıdan hala askerlerin bağırışları duyuluyordu. Çok fazla kayıp olmamıştı, hatırlıyordu. Ancak fazla ya da az fark etmezdi, bu bomba yalnızca insanların bedenini değil onlara değer verenlerin duygularını da parçalamıştı.

Komutana doğru döndü Zhan. Gözleri tek bir yere odaklanmış, dişlerini kırarcasına sıkan bu adamı kendisine getirmek için ne yapabileceğini düşündü ve yapacağı şeyin sonuçlarını bir an olsun düşünmeden Komutana sert bir tokat attı. Yibo'nun tepkisizliğinden sonra da art arda, daha sert tokatlamaya başladı onu.

"Kendine gel!" diye bağırdı. "Kendine gel, Wang Yibo!"

Sonunda komutan bir kez daha yanağına çarpmak üzere havalanan eli bileğinden kavradığında durdu Zhan. Sinirle titreyen adamın gözlerine dikti gözlerini. "Yalvarırım... kendine gel."

"Nasıl?" dedi Yibo, kesik nefeslerinin arasında. "Bunu... nasıl yaptın?"

Zhan'ın bileğini saran parmakları hala yerindeydi. Gözleri, karşısındaki adamın gözlerine bir cevap arar gibi bakıyordu.

Az önce burada bir bomba patlamıştı. Onlarca asker ölmüştü ve kim bilir kaçı tam da şu anda acıyla kıvranıyordu. Ancak Yibo'nun aklını hepsinden daha fazla kurcalayan şey bu adamın yaptığıydı.

Uzanıp genç adamın diğer bileğini de kavradı ve aldığı nefeslerle inip kalkan göğsü, onun göğsüne değene kadar çekti. "Nasıl?"

Gözlerini kapattı Zhan. "Bak..." dedi aklında kelimeleri birleştirirken.

"İsmim Xiao Zhan. 1991 yılında Chongqing'de doğdum. 2012 yılında Tsinghua Üniversitesinden mezun olduktan sonra Çin'in önde gelen bilim adamlarından Profesör Liu Haikuan ile tanışıp asistanı oldum."

Durdu ve bileklerini Yibo'nun elinden kurtarıp ellerini, onun ellerinin üstüne koydu.

"Fizik üzerine bazı çalışmalar yapan Profesör Liu'nun ana amacı zaman yolculuğu üzerinde çalışmaktı. Bu yüzden 2015 Eylül'ünde bir ekip topladı ve Mucize Projesi'ni başlattı."

Gözleri dolmuştu. Dişleri dudaklarını parçalarken gözlerini Yibo'nun gözlerinden ayırıp ellerine çevirmişti.

"Beş yıldır süregelen çalışmalar sonucunda geçtiğimiz hafta Profesör yaptığı toplantıda Mucize Projesi'nin tamamlandığını ve bir hafta içerisinde ilk denemenin yapılacağını söyledi. Ancak ben, henüz tam olarak kullanılmaya hazır olmayan Mucize'yi iki saatlik yolculuk için çalıştırdım ve kendimi burada, 1940 Çininde buldum."

Uzun parmakları, altında titreyen elleri kavradı. Güven vermek ister gibi, ona güvenmesi için yalvarır gibi tutuyordu ellerini.

"Bekle..." dedi, Yibo. Aniden elini çekti ve ceketinin kolunu yukarı sıyırdı. Altın saati hücrenin loş ışığı ile parlarken gözlerini saat ve Zhan arasında gezdiriyordu. "Buraya iki saatliğine geldiğini söyledin. Doğru anladım değil mi?"

Zhan'ın kaşları çatıldı. Kafasını onaylayacak şekilde sallarken Yibo'nun kolundan çıkartıp kendisine uzattığı saati aldı.

"Öyleyse, seni bulmamızın üstünden üç buçuk saat geçtiği halde, nasıl hala burada olabilirsin?"

19 Eylül 2020

Saat gece üçü gösterirken yavaşça açtığı kapıdan içeriye giren Zhan, koridoru aşıp dinlenme salonuna ulaştığında karanlık odada elleriyle etrafı yoklayarak ilerliyordu. Bugün nöbet sırası Chengdeydi ve Cheng uyurken kıyamet kopsa yine uyanmazdı. Yine de ekstra özen göstererek onun yanından geçti ve askılığa ulaşıp asılı olan anahtarları aldı.

Ses çıkartmamak için nefes alışverişlerine dahi dikkat ederek odadan çıktığında kulağından kayan kulaklığı düzeltip mikrofonu dudaklarına yaklaştırdığında Fan Xing ve Jingyi'ye sessiz küfürler savurmaya başlamıştı.

"Profesör beni öldürecek! Sokaklarda çıplak koşmayı tercih ederdim ama siz büyük bir gösteri izlemek için beni buna zorladınız, serseriler. İzleyin ve Mucize'nin henüz çalışmaya hazır olmadığını görün. İzlerken de döndüğüm zaman sizi döverek alacağım paraları hazırlayın."

Derin bir nefes aldı ve dinlenme odasının hemen yanındaki kapıdan Mucize'nin bulunduğu ana salona girip etrafı aydınlatan loş aydınlatmaya şükrederek telefonunu Mucize'nin hemen karşısında bulunan masaya, makineyi tamamen gösterecek şekilde yerleştirdi.

Çalışmayacağını biliyordu ancak o iki serseriye karşı haksız çıkmamak için kontrol panelinin başına geçip parmak ve ses kilitlerini açtı. Giriş kodlarını girdikten ve başlama ekranına geldikten sonra da süre kısmına iki saat şeklinde giriş yaptı. Bu, gittiği zaman diliminde iki saatliğine bulunacağını gösteriyordu.

Bütün ayarlamaları tamamladıktan sonra sesli komut sistemini açıp Mucize'nin içine girdi. Korkuyordu. Bu iddiayı kazanacağını bildiği halde, kaybetme ihtimali iliklerine kadar korkutuyordu onu.

Gözlerini kapattı, güvenlik kemerini bağladıktan sonra iki yanında bulunan tutunma kısımlarını kavradı ve "Hazır." dedi.

İlk komutunun ardından odayı büyük bir ışık huzmesi sarmıştı. Panelden ne olduğunu bilmediği sesler yükselirken yutkundu ve dualarının arasında başlatma komutunu verdi.

Bir an olsun açamıyordu gözlerini. Titreyen elleri tutunma kısımlarından kayarken daha sıkı kavramak için çabalıyordu.

Birkaç saniyeliğine oluşan sessizlik ona makinenin çalışmadığını düşündürdüğünden sırıtıp kemerini çözdü ancak o anda kapı kapandı ve Mucize'nin mekanik kadın sesi geri sayıma başladı.

Üç, dedi ses.

Zhan nefes alamadığını hissetti.

İki.

Korkuyla bulunduğu yerde diz çöküp kafasını kollarının arasına aldı.

Bir.

Kulakları sağır eden bir ses bütün salonu doldurduğunda ona çığlıkları eşlik etti.

Salonu dolduran sesle uyanan Cheng kendini ana salona atıp ve Mucize'ye doğru koştuğunda ona yardım etmesi için yalvardı fakat daha Cheng kontrol panelinin başına gelemeden ışık huzmesi büyüdü, seslerin desibeli zirve noktasına ulaştı ve mekanik kadından "Deneme başarılı." cümlesi duyuldu.

Cheng sonunda gözlerini açmayı başardığında şaşkınlıkla açılan dudaklarına ve korkuyla dolan gözlerine engel olamadı. Savsak adımlarla Mucize'ye doğru koştu. Telefondan gelen bağırışları işitemiyordu. Kulaklarında çınlamadan başka bir şey yoktu. Dudaklarından çıkan tek kelime ise "Hayır"dı.

Birkaç dakika öylece durdu ve ne yapması gerektiğini düşündü. Sonunda, bütün cesaretini toplayabildiğinde ise cebinden çıkarttığı telefonda Profesör'ün numarasını tuşladı.

"Hayır, Cheng, ne yapmak istiyorsan hayır."

Kafasını iki yana salladı Cheng. Gözyaşları yanaklarını ıslatmaya başladığında bacakları onu daha fazla taşıyamadı ve dizleri sertçe yere çarptı.

"Efendim..."

Kelimeleri bir araya getiremedi başta. Ne hissetmesi gerektiğini bilmiyordu ancak gözyaşları öyle hızlı akıyordu ki yanaklarından, geçtikleri her noktayı yaktıklarını hissediyordu.

"Cheng, sen... ağlıyor musun?"

Cheng ağlamazdı. Yirmi dört yıldır ağladığı tek an annesini kaybettiği andı ama şimdi Profesör telefonun diğer tarafından net bir şekilde duyabiliyordu hıçkırıklarını.

"Efendim... Mucize hazır olmadan çalıştırıldığında olacakları anlattığınız zaman... ciddi miydiniz?"

Mucize hazır olmadan çalıştırılırsa ya büyük kozmik bozulmalar oluşurdu ya da Yolcu uzay ve zaman zırvalıklarının bozulması nedeniyle...

"Neler oluyor Cheng?"

Yok olurdu.

"Bir sorunumuz var Profesör. Çok büyük bir sorunumuz var."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.