İçeriğe geç

Ölü Sezon

Bölüm 2 · 5 dk okuma

Ölü Sezon

Bölüm 2

Bölüm 2 > DONMA NOKTASI

Bodrumun derinliklerindeki hava, yukarıdaki salondan çok daha acımasızdı. Duvarları kaplayan ham taşlar, adanın altındaki donmuş gölün soğuğunu doğrudan içeri sızdırıyordu. Gençlerin her nefes alışı, ciğerlerine saplanan küçük cam kırıkları gibi can yakıyordu.

"Tünel..." dedi Can, fenerini karanlık koridorun sonuna doğru tutarak. "Küratör tünelden bahsetti. Bu eski binanın altında adanın iskelesine ya da kayıkhanesine çıkan eski bir kaçış tüneli olmalı."

"Ama adam dışarıdan oraya gidiyor," dedi Elif, kollarıyla kendini sararak. Vücudu soğuktan ve korkudan zangır zangır titriyordu. "Bizi orada bekliyor olacak."

"Burada kalırsak donarak öleceğiz," diye çıkıştı Berk. Telefonunun şarj göstergesine baktı: %14. Soğuk, bataryaları hızla tüketiyordu. "Fenerlerimiz sönmeden o tüneli bulmak zorundayız."

Derin, yanağındaki sızlayan kanı montunun koluyla sildi. "Grup halinde kalalım. Kimse kimseden ayrılmasın. Eğer o geyik maskeli piç önümüze çıkarsa, beş kişiyiz. Birlikte dövüşebiliriz."

Ağır adımlarla, karanlık labirentin içlerine doğru ilerlemeye başladılar. Yol, eski ahşap fıçıların, paslı inşaat malzemelerinin ve üzeri brandalarla örtülmüş devasa nesnelerin arasından geçiyordu. Her brandanın altındaki şekil, onlara camın dışındaki o donmuş ressam kadını hatırlatıyor, kalplerinin hızla çarpmasına neden oluyordu.

Yol ikiye ayrıldı. Sol taraftaki koridor daha dar ve alçaktı, tavanından buz sarkıtları sarkıyordu. Sağ taraftaki ise devasa, demir bir kapıya açılıyordu.

"Sağ taraf," dedi Melis, duvardaki eski bir tabelayı göstererek. Tabelanın üzerinde paslanmış harflerle “Kayıkhane tüneli - 1954” yazıyordu.

Can öne geçip demir kapıyı yavaşça itti. Kapı, yılların getirdiği pasla birlikte kulak tırmalayan bir gıcırtıyla aralandı. İçerisi, rezidansın su ihtiyacını karşılayan devasa su tanklarının ve eski boru hatlarının bulunduğu geniş bir galeriydi. Yerlerde, sızan suların donmasıyla oluşmuş, ayna gibi pürüzsüz ve tehlikeli bir buz tabakası vardı.

"Dikkatli basın," diye uyardı Derin. "Kayarsanız kemiğinizi kırarsınız."

Tek sıra halinde, buzun üzerinde dengelerini korumaya çalışarak yürümeye başladılar. Tam galerinin ortasına geldiklerinde, tavanın üzerindeki havalandırma boşluklarından bir ses geldi.

Tık... Tık... Tık...

Herkes donakaldı. Fenerler tavana çevrildi. Havalandırma ızgaralarının arkasından hiçbir şey görünmüyordu. Ama hemen ardından, galerinin uzak köşesindeki büyük bir su tankının arkasından o ses yeniden yükseldi. Bu kez bir tıkırtı değil, doğrudan bir insan fısıltısıydı.

"Yardım edin... Lütfen..."

Bu ses, Can'ın jeneratör odasında duyduğu o hırıltılı nefese benziyordu ama çok daha bitkin bir kadına aittir.

"Küratör'ün ses kayıtlarından biridir," dedi Berk geri çekilerek. "Gitme Can, tuzak bu."

"Hayır," dedi Melis, fenerini sesin geldiği yöne sabitleyerek. "Bakın orada biri var!"

Su tankının arkasında, eski bir sandalyeye bağlanmış, üzeri tamamen kırağı tutmuş bir insan bedeni duruyordu. Gençler yavaşça yaklaştı. Bu, rezidansın asıl gece bekçisiydi. Adam henüz ölmemişti ama donma noktasının sınırındaydı. Dudakları patlamış, göz kapakları buz tutmuştu. Gençleri gördüğünde kafasını hafifçe kaldırdı.

"Kaçın..." diye fısıldadı adam, kelimeleri zorlukla bir araya getirerek. "O... o Küratör değil. Küratör... Küratör ilk gün öldü. O... o adanın eski delisi... Avcı..."

Gençler dehşet içinde birbirine bakarken, galerinin girişindeki o ağır demir kapı büyük bir gürültüyle arkalarından kapandı.

GÜÜÜÜÜÜM!

Aynı saniyede, tavandaki eski yangın söndürme sisteminin borularından su yerine, keskin ve havada anında buharlaşan o beyaz gaz püskürmeye başladı. Bu gaz, sıvı azot tanklarından sızan o ölümcül soğukluktaki gazın ta kendisiydi. Galerinin içindeki sıcaklık saniyeler içinde eksi 40'ların altına düşmeye başladı.

"Kapıya!" diye bağırdı Can.

Herkes çılgınlar gibi demir kapıya doğru koştu ancak yerdeki pürüzüz buz tabakası kaçmayı imkansızlaştırıyordu. Berk dengesini kaybederek sertçe yere düştü, telefonu elinden fırlayıp buzun üzerinde kayarak karanlıkta kayboldu.

"Berk! Kalk!" diye bağırdı Elif, onun kolundan tutmaya çalışarak.

Tam o sırada, su tanklarının arkasındaki karanlıktan, geyik maskeli o devasa siluet belirdi. Bu kez elinde et satırı yoktu. Elinde, ucunda devasa, paslı bir kanca olan ağır bir tomruk zinciri taşıyordu. Zinciri buzun üzerinde sürükleyerek Berk ve Elif’e doğru yürümeye başladı.

Şırrr... Şırrr... Şırrr...

Can ve Derin kapıya ulaşıp kollara asıldılar ama kapı dışarıdan kilitlenmişti. "Açılmıyor! Sıkışmış!" diye haykırdı Derin.

Katil, yerdeki Berk’in tepesine dikildi. Geyik maskesinin altından hırıldayarak zincirin ucundaki o ağır demir kancayı havaya kaldırdı. Berk, buzun üzerinde sırtüstü geriye doğru kaçmaya çalışırken katilin botlarına baktı. Katil kancayı indirmek üzereydi ki, Melis yerdeki kırık bir demir boru parçasını alıp tüm gücüyle katilin diz kapağına vurdu.

ÇAAAT!

Katil acıyla bir ses çıkardı, dengesi bozuldu ve buzun üzerine diz çöktü. Maskesi yüzünden tam göremiyordu. Bu kısa duraksama Berk’e ayağa kalkma şansı verdi.

"Buraya! Havalandırma tüneli!" diye bağırdı Can. Duvarın alt kısmındaki eski bir kömür sevkiyat kapağını tekmeleyerek açmıştı. Kapak, doğrudan adanın altındaki o dar tünellere açılıyordu.

Derin ve Melis kendilerini dar tünelden içeri attılar. Berk de arkalarından kayarak girdi. Ancak Elif, buzun üzerinde koşmaya çalışırken ayağı kaydı ve sırtüstü yere kapaklandı. Başını beton zemine çarptığı için bir anlığına bilincini kaybetti, gözleri bulandı.

"Elif!" diye bağırdı Can, tünelin girişinden geri dönerek.

Katil, Melis'in vurduğu darbenin etkisiyle yerden kalkmıştı. Topallayarak ama büyük bir öfkeyle yerdeki Elif’e doğru ilerledi. Elif gözlerini açtığında, tepesinde duran o geyik boynuzlarını ve aşağıya doğru inen o ağır demir kancayı gördü.

Can, Elif’i kurtarmak için tünele girmek yerine galeriye geri fırladı. Katilin üzerine atladı, onu arkadan kavrayarak zinciri tutan kolunu engellemeye çalıştı. Ancak katil inanılmaz derecede güçlüydü. Can'ı tek bir omuz hareketiyle savurarak buzlu zemine fırlattı.

Katil, yerdeki Elif’in botundan kavradı. Onu, o dondurucu gazın en yoğun biriktiği su tanklarının arkasına doğru, tıpkı vurulmuş bir av gibi sürüklemeye başladı.

"Can! Kurtar beni!" diye çığlık attı Elif, elleriyle buzlu zemine tutunmaya çalışarak. Parmak tırnakları buzun üzerinde kanlı izler bırakıyordu.

Can yerden kalkmaya çalıştı ama katil, galerinin ortasındaki o devasa sıvı azot vanasını tamamen açtı. Beyaz, dondurucu buhar odayı tamamen kapladı. Görüş mesafesi sıfıra indi. Sis perdesinin arkasından sadece Elif’in o kulak tırmalayan çığlığı ve ardından gelen o kemik dondurucu çıtırtı sesi duyuldu.

Elif'in sesi, tıpkı buzun kırılması gibi aniden kesildi.

Can, tünelin girişindeki Berk ve Melis tarafından zorla içeri çekildi. "Bitti Can! Onu kurtaramayız! Girmemiz lazım!" diye bağırdı Berk ve Can'ı tünelin içine çekip kömür kapağını arkalarından kapattılar.

Karanlık ve dar tünelde, hayatta kalan dört genç –Can, Derin, Berk ve Melis– birbirlerinin nefes sesleri ve Elif’in o son çığlığının yankısıyla baş başa kaldılar.

İlk kaybı vermişlerdi. Ve tünelin sonu, onları adanın en soğuk yerine, o eski kayıkhaneye doğru götürüyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.