Son günlerde Jesse berbat hiss ediyordu. Bir gecede tanımadığı bir kız karşısına çıkmış, bütün hayatını mahv etmişti. Zaten ailesine kıza aynı şeyi yapmamışmıydı? Yapmıştı. Kendini hiç bilmediği boşlukta hiss ediyordu. Gerçekte kimdi? Kimlerdendi? Ailesinin eski yüzünün yansımasımıydı yoksa yeni hayatlarına açılan çıkış kapısımı?
Cevapları düşünmekten kendisi bile korkuyordu. Gerçek ailesini aramak istemiyordu. Zaten onu sevseydiler başkasının evlatlık çocuğu olmazdı. Ama içten-içe gerçek ailesiyle yaşasaydı nasıl hayatı olacağını düşünmedende edemiyordu. Şimdi hayatının nasıl değişeceğini tahmin etmek istemedi. Başını salladı. Ne olucaksa olsun.
Son günlerde sanki ailesi hiçbirşey olmamış gibi davranıyordu. Hep böyle davranırlardı zaten. Sanki üstlerine çöken kara bulutu bilmiyor, daha doğrusu umursamıyorlardı. Kendinden eminmiydiler yoksa gerginmi? Bilmiyordu. Belirsizlikten nefret ederdi. Yinede birazda ailesini tanıyorsada bir planları olduğunu biliyordu. Yinede onlara güvenmekten başka şansı yoktu.
Elinde oynattığı kalemi boş sayfanın üzerinde gezdirmeye başladı. Hep yaptığı gibi şimdide problemlerden kaçmak için çizecekti. İlk önce küçük çizgiler, sonra daha belirgin yüz hatları. Biraz sonra resmi tam olarak karşısındaydı. Dalgalı saçları, keskin bakışları, hafiften kemikli yüz hatlarıyla Nina karşısındaydı. Sayfayı yırtıp eline aldı. Resme uzun uzadı baktı. Ondan nefret etmeliydimi yoksa biraz olsun empati kurup anlamalımıydı? Yinede hiszisdi. Kafası o kadar karışmıştı ki kızın ona yapa bileceklerinden habersizdi.
Kalemini masanın üzerine attı. Ayağa kalktığında kardeşi Nova ona doğru koşuyordu."Abii!" Hemen kucağına atladı. Çok hızlı büyüyordu. "Abisinin güzeli!" Küçük kız hızla abisinin yüzünü öpüyordu. Nova onun bu aon günlerdeki tek dayağıydı. Anne babasından çok onu önemsiyordu.
Bu sırada Harvleyler evinde sessizlik çökmüştü. Dün gece öleceğimi düşünsemde Lucas benim vampir, Amberin ise cadı olduğunu anlayıp serbest bırakmıştı. Şimdi Thornfieldin terk edilmiş mahallelerinin birinde eski küçük evin salonunda oturuyordukı. "Yani sen benden intikam için yardım istiyorsun?"
Hızla başımı salladım. "Sana ihanet etmedilermi? Canını yakmadılarmı? Şimdide sana intikam seçimi sunuyorum." Ne kadar onunla konuşmaya çekinsemde söyledim. "İyi. Kabul ediyorum" Bir anlık afalladım. Bu kadar hızlımıydı yani. "Yemin et. Kan yemini." Çantamdaki küçük hançeri çıkararak ona uzattım.
Lucas hançeri inceledi. Sonra hızla avucuna çizik attı. Hançeri bana uzattığında bende hızlı şekilde avusumu kesdim. Canımı yaksada pek umursamamaya çalıştım. İlk önce o kanını benim avcuma, sonra ise ben kanımı onun avcuna döktüm. Böylece yemin edilmiş oldu.
"Peki onlar sana nasıl ihanet ettiler?" Amber temiz sesle sorduğunda Lucasın yüzünde ince tebessüm oldu. "O zamanlar harika hayatımız vardı. Zengindik, gençtik ve yakışıklıydık. Drake ve iki erkek kardeşi benim en yakın arkadaşlarımdı. Tabi daha Joile ile tanışmadan önce. Sonra onunla tanıştı. Ve onların ilişkilerini onaylamayan hetkesin canını yakmaya başladılar."
Bir anlık sessizlik çöktü. "Neden onaylamıyorlardı ki?" Merakıma yenik düşüp sordum. "Joile Stevenslerin en küçük kızıydı. O dönemler Cooperlarla Stevenslerin araları limoniydi. Sürekli toprak kavgları oluyordu. Joile evin en büyük oğlanı Drake aşık olması ailesi tarafından onaylanmadı. Sonra bir gün Joilenin ablası onların görüştüklerini öğrendi...
"Sizi gördüm! Neden Joile? Dünyada o kadar insan varken neden o adi pislik?" Afra genç kızı kollarından tutup odasına sürüklerken söyledi. Diğerlerinin duymaması için kısık konuşsada sesindeki öfke barizdi. "O bencil birisi Joile. Onunla birlikte olan Caranın sonunu görmedinmi? Kızı resmen kullanıp ölüme terk etti!"
Joile ablasının elinden kurtulmaya çalışırken biryandanda ağlıyordu." O öyle birisi değil. Yemin ederim! Abla seviyorum,anlasana" Afra çoktan kızı odasına götürmüştü. "Kendi sonununda öyle olmasını istemiyorsansa uzak dur ondan!" Afra son kez söyleyerek odadan çıktı. Sonra kapının kilit sesi duyuldu. Joile yere çöküp ağladı.
Neden böyle olmalıydı ki? Sevmekten başka ne suçu vardı? Günlerini odada bunları düşünürken geçiriyordu. O gün yazdığı mektubu kendisine yeni kiyafetler getiren hizmetçiye verdi. "Ama hanımım, ben bunu götüremem" Yüzünde masum bakışla inkar etmeye çalışdı hiçmetçi. Joile gözlerini kısarak ona baktı. "Götürmezsen kahya Dellanın şapkasını çaldığını söylerim!"
Mektub Drake ulaştığında, Drake çaresizce odada bir bu yana bir o yana geziyordu. Odada ondan başka sadece Lucas vardı. "Buldum!" Drake anında durarak söyledi. "Ne buldun?" Lucas yavaşca ona yakınlaştı. "Şimdi yarın olduğunda sen Stevenslere gideceksin, Afrayı oyalayacaksın, bende hizmetçiden anahtarı alıp Joileyi kurtaracağım"
Lucas planın sakat olduğunu bilsede kabul etti. Sonuç olarak o arkadaşıydı ve arkadaşının mutluluğu için küçük bir oyun oynaya bilirdi. Fakat herşey hiçte beklenen gibi olmadı.
O gün Lucas Stevenslere gitti, Afra ile sohbet etti. Planlandığı gibi Drake Joileyi kaçırdı. Fakat işin kötüleştiği bir yer vardı. Afra ile konuşurken Afra sakince çayını içti. Fakat biraz sonra genç kızın yüzü solmaya, elleri titremeye başladı. O gün Afra zehirlenmişti.
Fakat iki aileninde kavgasını başlatan olay bu değil, Drake ile Joilenin kaçmasıydı. O gece her iki aile toplaşıp tartışıyorken Afra artık yatak döşekte yatıyordu
"Herşeyi o yaptı" Drake Lucası göstererek söyledi. "Ne" Lucas dudağının arasından kendi kendine mırıldandı. "Çoktandır Afraya kinliydi zaten. Benide kandırdı, Afra ile sohbet edeceğini söyledi. Benimde Joileyi odasından alıp zaman geçire bileceğimi söyledi. Benim ne Joileyi kaçırma isteğim, ne de Afranın hasta olması gibi bir isteğim yoktu."
Lucas daha yediği ihaneti anlamadan Afranın babası yüzünden öldürülmüştü o gece. Drake ve Joile de fırsatı kullanıp yine sıyrılmıştılar.
O gün Drake bana ihanet etmiş, Joile ise Drake'in yanına gitme arzusu ile kendi ablasını canına kıymıştı." Ortam sessizleşti. Fazla birşey sormadan evden çıktım. Lucas birşeyler düşünüp plan yapacağını ve o zaman haber edeceğini söyledi.Okula gitmek için daha bir saatim olduğunu bilerek rahatça arabama binip eve gittim. Yol boyunca dinlediklerimin etkisinden çıkamamıştım. İster istemez acımıştım Lucasa. Daha kim bilir kimlerin canını yakmıştı onlar.
Okulda gün boyu Jessenin iörenen bakışlarına maruz kaldıktan sonra eve gittiğimde kafamı dağıtmak için ders çalışmaya başladım. Odaklanmakta ne kadarda zorlansamda yinede birkaç saat ders çalışa bilmiştim. Hızlıca ödevlerimi bitirdikten sonra masanın üzerindeki kan şişesinden dördüncüyü alıp içtim. Diğerlerine göre daha fazlaydı. Zaten her gün bir gram artıyordu. Şimdiye kadar tenim beyazlamış, vücut ısım azalmıştı. Ve giderek kendimi daha enerjik hiss ediyordum.
Şişeyi kafama diktikten sonraki birkaç saniye gözlerim karardı. Yinede alıştığım için fazla sorun olmadı. Telefonumdan gelen mesaj ile kafamı çevirdim. Mesaj Zoyeden di.
"Akşam ormandaki gölün kıyısında parti var. Brendonda orada. Gelicekmisin"
Dün beni onunla tanıştır dediğim için mecbur kabul etmeliydim
"Geliyorum"
Mesajı attıktan sonra hızla kalkıp giyinmeye başladım. Üstüme beyaz kazak ve altına ispanyol paça pantolon giyindim. Saçlarımı düzenli topuz yaptıktan sonra telefonumuda alıp evden çıkmadan önce dayımın yüzünden öpüçük attım. Ayakkabılarımı giyinip çıktım.
Hava gidersk kararıyordu. Zaten ormana gittiğimde etraf karanlıktı. Gölün yukarsındaki terk edilmiş gözcü evinden sesler geliyordu. Eskimiş kapıyı açtığımda etraf insan kaynıyordu. Gözlerim Zoyeyi ararken bir anda o bakışlarla karşılaştım. Yeşil gözlerinin arasından bakan kişi Jesseydi. Gözkerimi devirdim.
Zoye hemen yanıma gelip kolumdan tutarak beni arkadaş ortamına götürdü. Brendon orada ağzındaki sakızı gevşek-gevşek çiyniyordu. Beni gördüğü an yayılarak oturduğu sandalyeden kalktı. "Selam tatlım" Mecburi gülümsemeden sonra sandalyelerin birinde oturdum.
Gerçekten iğrenç sohbetleri vardı. "Eee tatlım sende işler nasıl" Gözlerini yüzüme dikerek hafif flörtöz şekilde söyledi. "Durgun diyelim" Göre bilecekleri kadar berbattı. Yüzünde memnun sırtış yayıldı. "Umarım aradığın kişiyi bulursun" yavşak şekilde göz kırptı
Yaklaşık yarımsaat sonra Brendon ve ergen arkadaşlarının olduğu gurupla birlikte ormanın diğer taraflarına doğru gittik. Ben onlardan birkaç adım arkada giderek etrafa bakıyordum. Ellerinde sürekli birşeyler açıyor, bazılarını yakıyor, yarısarhoş şekilde geziyorlardı.
Arasıra dişlerimin dibi kaşınıyordu. Dördüncü şişeden sonra aşırı açlık hiss etmeye başlamıştım. Yinede bir şekilde kontrol ede biliyordum. Kalın ağaçlarla dolu yolla giderken birisi kolumdan tutup çekti. Karanlıkta yüzünü zorla görsemde yeşil gözlerini tanıya biliyordum. "Napıyorsun sen be!" Kısık sesle fısıldadım.
"Kes sesini. Gittikleri yerde yaşlı bekçi var. Vampir olduğunu anlaması beş dakika bile sürmez. Sonrada gizlediği kazığı ile sonunu yazar." Tek kaşımı havaya kaldırdım. "Hadiya ya! Sen ne zamandan beri beni umursar oldun"
Kolumu dahada sıkarak kulağıma söyledi. "Senin ölümünü kendim yapmak istediğimden beri!"
Biraz sonra hakikatende bekçinin kısık sesi duyuldu. Arkadaş gurupu bifşeyler açıklamadan kofkarak koşmaya başlamıştılar. Etraf sakinleştikten sonra ağacın arkasından çıkarak parti ortamına doğru yürümeye başladık.
Yol boyunca dönüp yüzüme bile bakmıyordu. Her zaman yanında taşıdığı defteri ve kalemi arka cebinde duruyordu. Ben hala bu adamın defterinde neler sakladığını merak ediyordum. Tabii birgün onda öğrenirim.
Parti yerine geldiğimizde ikimizde birbirimizden uzaklaştık. Az önce korkarak kaçan arkadaş gurubundan hiçkimse yoktu. Başımı çevirdiğimde Zoyeyi gördüm. Hızlı adımlarla beni umursamadan yanımdan geçtiğinde şaşırıp arkasından gittim.
"Zoye n'oluyor" Parti yerinden biraz aşağıda arkasından söyledim. "Ne demek ne oluyor! Ya ben seni partiye getiriyorum, sosyelleşmeni sağlıyorum ama sen umursamadan kayb oluyorsun. Sadece bu sefer değil! Her zaman yapıyorsun bunu. Ben seninle konuşmadan sen benimle konuşmuyorsun!"
"Özür dilerim" sadece söyleye bileceğim tek şey buydu. Arkasını dönerek söyledi. "Özür dileme. Eğer sevmiyorsansa, arkadaş olmak istemiyorsansa olma o zaman" arkasını dönüp gitti.
"Zoye" sadece fısıldaya biçdim. Gözlerimden oluk oluk yaşlar düşmeye başlamıştı. Gerçekten iğrenç arkadaştım. İsnanlar benimle neden arkadaş olmuyor diye düşünürken birkerede dönüp aynaya bakmamışım. Herşeyi düzelticem deyip her defasında dahada berbat ediyordum.
Hiçbirzaman hiçbirşeyde iyi olamazdım. Herşey hep azdı. Hep bir yetersizlik vardı. Ciğerlerime nefesin yetmediğini hiss ediyordum. Gözysşlarımın arasından nefes almaya çalıştım. "Yapıcaksın Nina. Düzelteceksin Nina" sürekli kendi kendime fısıldadım. Beynim sanki herşeyi inkar ediyor, düştüğü berbat çamurdan çıkmayı redd ediyordu.
"N'oldu? Berbat durumdamısın korkunç vampir" Sesi duyduğum an irkilerek yana baktım. Jesse yüzünde bilmiş bir sırtmayla bana bakıyordu. Şansızlığıma tüküreyim! En yanlış kişinin önünde en yanlış durumdaydım. "Defal burdan yoksa seni öldürürüm!" Gözyaşlarımı hızlıca silerek söyledim. Kendindem emin şekilde güldü. "Denesene"
Hızlıca onun yanına gelip parmağımı çenesinin üzerine sabitleyerek boynunu ortaya çıkardım. Baden elması sert şekilde haraket etti. Gizlemeye çalıştığı korkuyu belli ediyordu.
Yazarken zevk aldığım bölümdü. Önümüzdeki bölümde görüşürüz