İçeriğe geç

Ölü çiçekler mezarlığı

Bölüm 2 · 8 dk okuma

Ölü çiçekler mezarlığı

Bölüm 2

1.2

Kimsin sen? Bunları nereden biliyorsun?!" Az önceki garipseyen yüzü şimdi öfkeye dönüşmüştü. Yıllardır gizledikleri geçmişlerini tek bir cümle ile gün yüzüne çıkarmıştım oysa.

"Noldu? Çokmu ağır geldi. Unutmaya çalıştığınız geçmişi hatırlayınca canınızmı yandı." Çoktan ayağa kalkmış, onlara doğru ilerlemiştim. Jessenin babası Derek ve ya Drake hiçbirşey söylemiyordu, yinede gözleri korkunç derecede yüzüme kilitlenmişdi.

"Siz gördüğüm en iğrenç, kansız ve berbat insanlarsınız. Siz evinizde benimle yaşıt bebeğiniz varken bir ailenin sonunu getirdiniz. Niye?! Niye lan! Masum birine bu kadar kötülüğü yapıp mutlu mesut yaşaya bileceğinizimi sandınız?! Size bu hayatı zehir ederim! Gerekirse hepinizi öldürürüm" Normalde planladığım sakin tavrımı artık yok etmiş, yerine sinirlenerek bağırmıştım. "Siz benden ailemi çaldınız! Hayatımı çaldınız!"

"Ne saçmalıyorsun sen be!" Jesse hızlı adımlarla yanıma gelmiş, beni evden çıkartmak için kolumdan tutmuştu. Hızlıca kolumu çektim. Gözlerimi benden biraz yukarıdaki yüzüne sabitledim. Nedenini bilmediğim şekilde gözlerim dolmuştu. Çoğu zaman olmazdı , bunun için anlık olarak gözlerimin dolması garip gelmişti bana.

"Senin ailen yüzünden benim ne annemle babam, ne de onların ölümüne ağlayacağım mezarları var. Sende onlardan farksızsın zaten" Onu çok fazlamı suçlamıştım bilmiyorum ama gerçekten farksız olduğuna yemin ede bilirdim. Bir anlık gözlerindeki o kırılma anını gördüm. Büyük ihtimalle o küçücük anda kendini ve ailesini sorgulamıştı. Ama uzun çekmedi. Sonra saniyesinde eskisinden daha sert bakışlarını gördüm. Birşeyler söylemek için ağzını amtı ama sonrasında babası konuşmaya başladı.

"Kimsin bilmiyorum. Sadece bizden ve çocuklarımdan uzak dur, yoksa canını yakarım" ondan arka planda Jayla kanepeye çökmüş ağlıyordu. Küçük kız Nova ise yere oturup ağlıyordu. Sadece bakmakla yetindim. Kendimi fazla kaptırmamaya çalışarak bakışlarımı Dereke çevirdim. "Kim kimin canını yakacak göreceğiz."Belkide günün en eğlenceli kısmı burasıydı. Orada fazla dururarak ağlayıp sızkamadım. Zaten berbat görünüyorlardı.

Benden sonra onların evinde derin sessizlik olmuştu. Hiçkimse tam olarak konuşmaya cesaret edemiyordu. Derek ağlayan eşi Jaylanın yanında oturmuş biraz olsun sakinleşmesi için ellerini ovuşturuyordu. Jesse Novayı yukarı çıkarmış, zaten uykulu olan çocuğu sakinleştirerek uyutmuştu. Yinede kendi kafası birtürlü susmuyordu. Kimdi o kız? Neden şimdi gelip ailesini suçluyordu? Ailesi gerçekten katilmiydi?

Belki kız haklıydı. Belkide ailesi bir katildi. Birazcık derin düşündüğün zaman olası bir ihtimalmiş gibi geliyordu. Jesse küçüklüğünden beri dsiplinle büyütülmüştü. Sorgulamazdı, yargılamazdı ve ya özenmezdi. En önemliside özür dilemezdi. Ailesi nefret ederdi özürden. Daha çocukken yaptığı küçük hatalarda bile özür dilemezdi..

Harika bir yaz günüydü. O zamanlar Jesse daha 10 yaşındaydı. Öğlen yemeğini yedikten sonra annesinden yalvararak bahçede bsiklet sürmeye izin almıştı. Bordo renkli, iki tekerli ve yaşına göre hafiften büyük bsikletini çok severdi Jesse. Evdeki tek dostuydu o. Tek arkadaşı, tek sırdaşıydı.

Hevesle büyük bahçede bsikletiyle turluyordu. O kadar içten gülüyordu ki kendini fazla kaptırmış, bsikleti durduramamış, güllerin üzerindeki çitlere çarpmıştı. Hızla gözlerini açtığında kolundaki yara canını yakıyordu. Acının etkisiyle elinden geldiğince yüksek sesle ağladı. Belki annesi duyarda yardımına gelirdi.

Sadece birkaç dakika sonra gelebilmişti. Yanına gelip onu ayağa kaldırdığı ilk andan itibaren azarlamaya başlamıştı. Hızlıca Jessenin üstündeki tozu silmeye başladı. Canı yansada Jesse birkaç kelime fısıldadı. "Özür dilerim anne."

Cevap beklediğinden ağır oldu. Jayla yüzünü ona çevirip tesr-ters baktı ve sonra sinirle söyledi. "Özür dileme! Özür dilemeye gerek kalmayacak şekilde davran!" Uzun cümleler ve karışık sözler. Jessenin kafası iyice karıştı. "O ne demek anne?" Jayla yeniden güllerini düzeltirken söyledi. "Hata yapma demek!"

Birkaç saniye boşluğa daldıktan sonra kafasını salladı. Hep böyleydiler zaten. Jesse daha küçük yaştan buna alışmıştı.

Yavaş adımlarla aşağı indi. Anne babası kanepede oturmuştu. Yavaş adımlarla onlara doğru gidip önlerindeki kanepeye oturdu. "Yani, birşeyler söyleyecekmisiniz?" Annesi anında bakışlarını kaçırdı. "Anne, baba, noluyor bu evde? O kız kim ve neden gelip sizi suçluyor? Siz katilmisiniz?" Sesini hafiften alçaltarak sordu.

Babası yavaca daha rahat pozisyonda oturdu ve konuşmaya başladı." Biz katil değildik, vampirdik" Genç çocuk anında kahkaha atmaya başladı. Biraz sonra sonunda susmuştu. "Saçmalamayın"

"Ciddiyiz oğlum. Herşey düşündüğünden daha farklı." Annesi sonunda ağlamayı bırakmış, göz yaşlarını silip söyledi. "Anlatın o zaman!" Jesse ablık olarak ses tonuna hakim olamayıp söyledi.

Derek derin nefes aldıktan sonra konuşmaya başladı. "Bak oğlum, küçükken sana anlatdığımız vampir hikayelerini hatırlıyormusun?" Jesse başını salladı." Annenle benim eski hayatımızda o hikayelerden farksızdı. Biz o zamanlar iki soylu ailenin çocuklarıydık. Sonra aşık olduk, aşkımızın uğruna herkesin hayatını mahv ettik."

Derek başını aşağı eymekle yetinmişti. Konuşamadı. Ve ya konuşmaya cesaret edemedi. Jayla yavsşca kurumuş dudaklarının arasından mırıldandı. "Biz kızın-Ninanın ailesi bilmemesi gereken şeyler biliyorlardı. Hepimizin sonunu getire bilecek türden şeyler. Bunlarda onların sonunu getirdi."

Jessenin yüzünde belirsiz bakış yarandı. "O kız-ismi herneyse benimle aynı aylarda doğduğunu söyledi. Vampirler üreyemez. Peki ben nasşl doğdum?" Aslında cevabı açıktı ama yinede ailesinden duymayı istiyordu. "Evet, evlatlıksın"

Yüzünde buruk bir gülümseme oluştu. Anında silindi. İçten içe biliyordu bunun gerçek olduğunu. Sadece kanıtlayamamıştı. Konuşmadı, konuşacak birşey de yoktu zaten.

O gece eve döndüğümde kendimi yenilenmiş gibi hiss ediyordum. Yıllardır beklediğim hedefe ulaşmış ve şimdi onun huzurunu yaşıyordum. İçeri girdiğimde dayım kendi odasında uyuyordu. Mutfağa giderek benim için bıraktığı yemekleri ısıttım. Yemeği yerken elime telefonuma götürdüm. Çok fazla cevapsız arama ve bakılmamış mesaj vardı. Yarın zaten okulda konuşurum diyerek bakmak zahmetine girmedim.

Yemeği yerken aklımda olmaması gereken düşünceler vardı. Mesela onun bakışları. Öyle bir bakmıştı ki gözlerim dolmuştu. Belkide sebebi bu değildi ama yinede öyle oldu işte. Benim içjn fazla mükemmeldi o. Harika aile ortamında büyümüş, eğlenceli arkadaş ortamı vardı. Benden biraz fazla sosyelleşe bilme kabiliyyeti vardı en azından. Onun kurulu hayatı vardı, ben ise canım ne istese onu yapardım.

Başımı sallayarak kurtuldum düşüncelerden. Kirli tabakları yıkadıktan sonra odama gisip uyudum.

Sessizlik.

Yarın erken saatlerde kalkarak rahatca hazırlandım. Özür niyyetli birkaç atıştırmalık alarak Zoyenin evine gittim. Kapıyı çaldığımda çoktan hazırlanmıştı bile. Sevinip elimdeki atıştırmalıkları alıp annesine verdi. Tabii bolcada teşekkür etmişti.

Okula gittiğimizde heryer sessiz sakindi. İlk dersimizin boş olacağını bildiğimiz için kütüphaneye gitmiştik. Aslında Zoye beni arkadaş gurubuyla tanıştırmayı teklif etmiş, ben ise sevecen şekilde redd etmiştim. Hayatımın en kaotik döneminde birde fazladan arkadaşlarla uğraşamazdım.

Okul kütüphanesi fazlasıyla sessizdi. Zaten kütüphane olduğu için öyle olmalıydıda. Sakince masalardan birinde oturmuştuk. Zoye elindeki fantastik kitabı okuyor, bense günlerdir bitirmeye çalıştığım Romanı elimde tutuyordum. Aniden yanımıza ağzında sakız yüzünde sırtışla bir çocuk oturdu.

Zoye ile sohbet ediyordular. Ara-sıra göz ucuyla beni süzüyordu. Fazla rahatsız ediciydi. Buraz sonra ona gelen aramayla ayağa kalktı. Hızlıca Zoyeye dönerek fısıldadım "Kim bu çocuk?" Zoye elindeki kitabı biraz yukarı tutarak konuşmalarımızı gizledi. "Brandon Garcia işte. Hani Garciaların küçük öğulları"

Beklediğimden daha önemli kişiydi. Dayımdan duyduğuma göre Garcialar kökenli ailelerdi. Belkidr işime yarıya bilirdi yani. "Beni o çocukla tanıştır" hızla söyledim. Zoye anlık şaşırsada kabul etti.

Okuldan sonra Zoye ile çok fazla vakit geçiremedik. Kendisinin annesine sonbahar temizliğine yardım edeceğini söyledi. Benimde işlerim olduğu için fazla ısrar etmedim. Eve geldiğimde dayıma çokca hediyeler almıştım. Hediyelerin sebeni yalvar yakarla arabasının anahtarına istememdi. İşede yaramıştı aslında.

Öğleden sonra arabanın anahtarını alıp evden çıktım. Bu gün planımın en önemli ikinci olayını yapacaktım.

İlk önce gideceğim yer Thornfield kasabasıydı. Şimdi taşındığım Revenstone ile komşuydu ve kasabadan 4 mil uzaklıkta olan yer eski vampir mezarlıklarına ev sahipliği yapıyordu. Benim ise burada aradığım bir kkşi vardı.

İsmi Amberdi. Amber Davis. Annesi güçlü cadı soyundan geliyordu. Yıllar önce burada olmuş vampir olaylarında birçok vampirin öldürülmesinde rol oynamıştı. Ama aynı olaylar olduğu zaman büyük oğlunu vampirler yüzünden kayb etmişti. Bilin bakalım kim öldürmüştü? Herneyse. Kadın bu olaylardan birkaç ay sonra vefat etmişti.

Şimdi ise yaşıyan tek çocuğu Amberdi. Annesi cadıysa kızıda cadı olur her halde. Arabayla giderken aklımdaki sorulardan uzaklaşmaya çalıştım. Saat üç dört civarlarıydı ve hava sıcaktı. Rüzgar hafiften eserken iki kasaba arasındaki uzun yolla gidiyordum. Etrafta sayılı ağaçlar ve ağaçların arkasında deniz vardı.

Amber kasabadaki küçük işletme restoranların birinde garson olarak çalışıyordu. Araştırıp gelmiştim yani. Biraz sonra restoranın önünde arabamı park edip içeri girdim. Etraf denizden gelen insanlarla kaynıyordu. Boş masaların birinde oturdum. Aç olmadığım için sadece limonata söyledim. Etrafa bakarken iş çalışma saatlerini gördüm. Görünüşe göre Amberin yarın iş günü değildi.

Özellikle Amberin yanıma gelmesini beklemiştim. Sifariş ettiğim limonatayı getirdiğinde hafifçe eğilerek söyledim."Senden bir isteğim olacak lütfen kabul et. Yarın saat dörtde Thornfield büyük parkında görüşelim. Anlatacaklarım var."

"Üzgünüm sizi tanımıyorum." Haklı olarak söylemişti. "Ya sana öldürülen kardeşinin intikamını ala bileceğini söylesem kabul edermisin?" Son kez ısrar ettim. Genç kızın yüzünde anında şaşıran ifade belirdi. Şanslıydım ki başını sallayarak kabul etmişti.

Şimdi keyfim gayetde yerindeydi. Sakince limonatamı yudumladım.

Yarın olduğunda okuldan geldim ve yine arabanın anahtarını alarak (bir nevi çalarak) evden çıktım. Dayım evde değildi. Küçük bir mesaj yazarak gideceğim yeri söyledim.

Aslında parka geç gelsemde herşey yolundaydı. Onu bankların birinde oturken gördüm. Yanına gittikten sonra hızlıva selamlaştık. Beklemeden konuya girdim.

"Biliyorum dün öyle anında söylemiş oldum ama yinede kabul üttiğin için teşekkür ederim. Annen bu iki kasaba arasındaki en güçlü cadılardan biriymiş, sende bu özelliklerinden aldınmı?"

Hafifçe başını salladı. "Bak, bu insanlar benim ailemi senin ise abini öldürdüler. Onların yaşaya bilecekleri tek hayat acı dolu olmalı. Onlara bu acıyı yaşatmak için bize yardım edecek birini bulmalıyız. O kişide eski vampir Lucas Harvley.

"Neden bir vampir bize yardım etsin ki?" Dahara rahat şekilde oturarak söyledi. Şimdi sesindeki cesareti hiss etmek mümkündü. "Çünki Lucas Drake'in en yakın arkadaşıydı. En çok canı yananda oydu."

Akşama kadar Amberle vakit geçirdim. Biraz olsun güvenini kazanmışyım yani. Akşam olduğunda Thornfield eski mezarlığına gittik

Ormanın içindeki bu mezarlık sadece tahtaların üzerine isimleri ve soyisimlerinin baş harfleri yazılmış vampirlerle doluydu.mezarların arasında gezerken L.H yazılı mezarda durduk. Önceden getirdiğimiz küreklerle kazmaya başladım. Amber ise eski büyü kitabının sayfalarını karıştırıyordu. Birkaç metr kazdıktan sonra durdum. Etrafta birikmiş toprağı yaydıktan sonra Amver mezarın sağ tarafında, ben ise sol tarafında durdum.

İkimizde ellerimizin mezarın üstünde birleştirdik. Amber zayıf tonda söyledi. "Başaramaya bilirim." Umursamadım. Ona güvenim tamdı ve elinden gelenin en iyisini yapıcağını biliyordum.

Amber ilk önce yavaş, sonra ise giderek yükselen sesiyle söyledi. "Danté. Amur és tudoro. Danté. Say la héftan"

Aniden ortalık buz gibi oldu. Yer sanki ayaklarımızın sltındak kaçmak istermişcesine sallanıyordu. Elimi çekmek istesemde Amver daha sıkı tuttu. Etrafta siyah gölge dolaşıyor, sürekli ağaçların arasında yer değiştiriyordu.

Aniden bir el ağzımı tuttu ve bedenimi yıkan gibi sarmalamaya başladı. Sanki bütün kemiklerimin kırılacağını sandım bir an. Sonra tamamen boşluk...

***

1 mil:1.6 km

İkinci bölümünde sonuna geldik. Görüşmek üzere

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.