İçeriğe geç

Ölü çiçekler mezarlığı

Bölüm 1 · 6 dk okuma

Ölü çiçekler mezarlığı

Bölüm 1

1.1

Selamlarr. Umarım iyisinizdir. Bu kurguyu yazmazdan önce belirtmek istediğim profesyonel yazar değilim. Yani yazım yanlışları ve benzeri problemler ola bilir. Tek isteğim eğlenerek okumanız.

İlk okul gününün erken saatlerinde parkta geziyordum. Bakışlarımı etrafa gezdirirken her yerin nasılda değiştiğini fark ettim. Artık eski evlerin yerini binalar almış, küçük bakkallar marketler olmuştu. En son beş yaşında görmüştüm burayı. Sonra dayımın sağlık sorunları ve yeni hayata başlama isteği ile taşınmıştık. Şimdi ise onaltı yaşındaydım. Yıllardır içimde dolaşan intikam planımı gerçekleştirmek için gelmiştim buraya.

"Hey Nina!" Arkadaşım Zoyenin sesini duyduğum an bakışlarımı çevirdim. Neredeyse koşarak yanıma geliyordu. Güneşin zayıf ışınları altında kızıl saçları parlıyordu. Neredeyse siyaha benzeyen gözleriyle baktığında sanki ruhum içimden gidiyordu. Taşındığım bir buçuk ay boyunca Zoye burada edindiğim tek yakın arkadaşımdı. Belkide hayatımdaki bütün şansımı kullanarak en iyi arkadaşa sahip olmuştum. Yanıma gelerek elindreki atıştırmalıklardan uzattı.

"Hey Zoye" zayıf şekilde karşılık verdim ve uzattığı hurmalardan birkaç tane aldım. Okula gitmeden önce buraya gelmeyi teklif etmiş, bende seve seve kabul etmiştim. Sözde okuldaki tipler ve öğretmenler hakkında bilgi vericekti ama tek isteği dedikodu yapmaktı. Yakınlıktaki banklardan birine oturduktan sonra Zoye konuşmaya başladı. "Bizim okul küçük yer bilirsin. Herkesde birbirini tanır. E sende güzel kızsın, dedikodulara hazır ol. "

Sözlerine karşı gözlerimi devirdim. Benim öğrenmek istediğim bu değildi. Zoye sinirlendiğimi anlamış olmalı ki hemen konuşmaya başladı. "Aradığın çocuğun ismi Jesse.Garip çocuk biraz. Bu yıl matematik sınıfında birlikte olucaksınız. Ha bide onunla rekabet etmeye çalışma."

Sonraki yarım saat boyunca Zoye okul dedikoduları hakkında konuşsada benim düşüncelerim farklı yerdeydi. İşime yarıyacakmıydı? Ailesine benziyormuydu? Ondan nefret etmeliydim. Çocuklar her zaman ailelerine benzerler. Tabii aileleri varsa. Uzun süre düşüncelere dalsamda en son başımı sallayarak kafamı dağıttım ve saate baktım.

Planımı yapmam için en az yirmi dakika erken gitmeliydik okula. Zoyeyi telaşlandırarak parktan çıkardım ve biraz olsun rahat şekilde okula gittik. Okul bahçesi öğrencilerle kaplıydı. Gerçektende küçük yerdi. Böyle eski gibiydi ama tamda berbat sayılmazdı. Uzun lafın kısası yaşlı görünüyordu. Buradaki bir öğrencinin dedesinin dedesininde burada öğrenci olduğunu söylemek mümkündü.

Yavaş adımlarla içeri girdiğimizde klasik tipleri gördüm. Kimi kız gurupu çoktan bir araya gelmiş yazın dedikodularını yapıyor, kimi basket sahasında maç yapıyor, kimisi ise çoktan bir kız için kavga etmeye başlamıştı. Şanslıydımki ilk ders matematikti. Zoye ile birlikte sınıfa girdik ve çantalarımızı sıraya koyduk. Zoye iki yıldır platonik olduğu çocuğu görmek için sınıftan çıktığında bende çocuğu aramaya başladım.

Orta sıraların birinde oturmuş elinde birşeyler karalıyordu. Bilerek yakın sıralardan biryere oturdum. Birkaç dakika konuşmadan oturduktan sonra hafifçe ona doğru döndüm. "Ee sende o herkesin söylediği o rekabetçi garip çocuksun değilmi?" Sesim beklediğimden daha az çıkmıştı. Umursamadım. Bakışlarını çevirmeden söyledi. "Kim söylemişse yanlış söylemiş, gereksiz insanlarla muhattap olmam"

"Yani benle konuştuğuna göre gerekli biriyim" ona doğru eğilerek söyledim. Başını çevirerek beni süzdü. Büyük ihtimal dudaklarımdaki yarım yamalak sırtışı, hafiften dağınık saçlarımı, sabah aceleyle giydiğim kot pantolonu ve bej renkli gömleği görmüştü. Birşeyler söylemeden önüne döndüğünde zil çaldı.

Ders boyunca istemsizce onu süzdüm. Hafiften kemerli burnu ve keskin çenesi vardı. İnatçı saçları dağınıktı. Arasıra elini saçına götürür, parmaklarıyla taramaya çalışırdı. Tabikide yine aynı şekilde dururdu saçı. Gözleri yeşil renkteydi. Babasına benziyordu. Garip şekilde insanı kendine çekiyordu.

Korkunç okul günü bittiğinde birkaç bahane ile Zoyenin güya sosyelleşmem için tanıştırmaya çalıştığı arkadaş gurubundan sıyrıldım. Elimden geldiğince hızlı şekilde eve gitmeye çalıştım. Kabının önünde nefes nefese kalmıştım. Hızlıca kapıyı çaldım. Dayım evden çalıştığı için genellikle gün boyu evde olurdu. Üç uzun adımla kapıya gelip açtı.

Hızlıca selamlaştıktan sonra odama gittim. Birilerinin garip bakışına maruz kalan konbinimi çıkararak daha rahat şeyler giyindim. Saçlarımı gevşek şekilde toplayarak aşağı indim. Dayım benim için atıştırmalıklar hazırlamıştı.

Kendimi bildiğimden beri onunla yaşıyordu. Ben daha birkaç aylıkken ailem vahşice öldürülmüş, dayım bana aile olmuştu.

"Nasıldı ilk okul günü? O çocuğu gördünmü" Evet anlamında başımı salladım. "Gördüm. Aynı babasına benziyor." Dayım anıbda bakışlarını kaçırdı. Onlar hakkında konuşmak bile canını yakıyordu. Sonuç olarak kaybettiğimiz kişiler benim anne babamsa onunda kardeşi ve eniştesiydi. Biraz sonra onu düşüncelerinden uzaklaştırmak için okuldan bahs etmeye başladım.

Saatler geçtikce dahada gergin olmaya başlıyordum. Bu gün diğer bütün olaylardan başka hayatımı tamamen değiştirecek birşey yapacaktım. Bütün bu yolun temelini atacak, birdaha hiçbirşeyi eskisi gibi olmayacak seçimi yapacaktım. Yavaş adımlarla evin en alt kısmında saklanmış o odanın önüne gittim. Tozlu kapı kolunu çekerek açtığımda içeride birçak anılar gizliydi. Bunlardan en önemlisi o küçük kutuydu.

Çekmeceden siyah ahşap kutuyu alıp açtığımda içinde yedi küçük şişe, bir deri defter ve küçük yüzük vardı. Yedi şişenin hepsi kırmızı sıvıyla doluydu. Kanla. Bunlar hepsi yıllar önce babamın benim için sakladığı tek mirastı.

O zamanlar kasabada çoklu vampirler vardı. Babam ve annem, habirde daha yeni doğmuş ben kasabadaki sayılı insanlardan biriydi. Babamda bunu benim için saklamıştı. Her şişenin içinde yedi farklı vampir ailesinden kan bulunuyordu. Yedi gün boyunca her gün bir şişesini içeceğim, sonraki bir ay boyunca giderek vampire dönüşecektim.

Belkide öleceğini hiss ettiği için bu kadar özenle hazırlamıştı herşeyi. O genç yaşında bu kadar tehlikenin içinde bile beni korumuştu. Kendi hayatını, aşkını, ailesini ve sevdiklerini rizke atarak yapmıştı bunu. Baba olmak böyle birşeydi herhalde. Bunu düşünmek hep canımı yakmıştı. Bu düşünceler içimdeki öfkeyi diri tutmaya yardımcı olmuştu. Şimdi ise o öfkeyi göstermek zamanıydı.

Elimde bir yazılan şişüyi tuttuğumda dayımın bakışlarını gördüm. "Eminmisin?" Titrek şekilde sordu. Başımı salladım. "Hazır olmasaydım buraya gelmezdim." Sadece gözleriyle onayladı.

Hiç düşünmeden şişeyi kafama diktim. Kanın acı metalik tadı ağzıma dolarak boğazımı yaktı. Midem bulansada kusmamak için kendimi tuttum. Dayım ellerimden tutarak yatak odama gitmeme yardım etti. Elimle yarım yamalak şekilde saat beşe alarm kurdum. Gözlerimi kapattığımda derin uykuya daldım.

Uykudan uyandığımda titriyordum ve bedenim ter içersindeydi. Uykum sürekli garip rüyalarla doluydu. Bazıları kabustu. İlk fark ettiğim şey ellerim buz gibi olmasıydı. Sonuç olarak daha ilk şişeyi içmiştim, büyük bir tepki beklemek aptallıktı.

Hızlıca duşa girdim. Biraz sonra saçımı kurulayıp rahat konbin yaptım. Evden çıkmadan önce o tanıdık sesi duydum. "İyimisin?" Ayakkabılarımı giyerken bağşrarak söyledim. "Hiç olmadığım kadar iyiyim." "Dikkatli ol. Birde akşam çok geç gelme" evden çıkarken duyduğum son sözler buydu.

Pskolog randevum vardı. Ne kadarde gerek duymasamda buda planımın bir parçasıydı. Hatta en heycanlı kısmıydı. Evin önündeki taksiye binip gitmeye başladım. Binanın önünde indim.

Sonunda seansım olacağı odanın önüne geldiğimde kapşyı çalmadan önce nefes aldım. Nefret ediyordum bu kadını görmekten. Yinede buna mecburdum. Kapıyı çalıp içeri girdiğimde geniş gülümsemeyle beni karşıladı. Geniş kemikli yüzü ve küt kesim saçları vardı. Kahverengi gözleri neredeyse parlıyordu.

"Nasılsın canım?" Yenilenmiş ilgiyle sordu."İyiyim Jayla hanım" Başımı sallayarak cevapladım "Biliyormusunuz bu gün yıllardır içimde tuttuğum öfkeden kurtulmaya karar verdim. Hatta hayatımda yeni sayfa açtım. Benim için artık herşey mükemmel olacak." Elindeki kalemle deftere birkaç not aldı. Sonraki iki saat onun soru sorması ve benimde cevaplamamla geçti. Bunun onunla sakin şekilde yaptığım son seans olması düşübcesi hoşuma gidiyordu.

Seansdan çıktığımda güneş giderek batmaya başlıyordu. Herşeyin değişmesi için sadece yarım saatim vardı. Yakınlıktaki banklardan birine oturarak günlüğümü elime alarak yazmaya başladım. Kendimi garip hiss ediyorum. Genellikle yeniliklere açık birisi değildim. Yinede garip şekilde heyecanlıydım. Yinede çokca bahs üttiğim o öfke beni ele alıyordu.Kalemle o kadar sert yazıyordumki bir an sayfanın yırtılacağını sandım. En sonunda sinirle defteri kapattım.

Hava hafiften turuncuya, ondanda maviye döndüöü zaman parkın arka tarafından dönerek evlerin sırayle düzüldüğü yere geldim. Birinci...ikinci...üçüncü...Sekizinci eve geldiğimde durdum. Yavaşca evin arka tarafıyla dolaşarak solunun olduğu pencereye geldim. Şanslıydımki pencere açıktı ve içeride hiçkimse yoktu.

İlk önce ayaklarımı sonra ise bedenimi pencereden geçirerek içeri girdim. Duvarlar beyaz renkliydi ve içeride kahverengi birkaç kanepe ve onların arkasında şömine vardı. Şöminen üzerindeki aile fotoğraflarına elime alıp baktım. Ne kadarda şirindi. Fazla ses çıkartmadan yerine koydum ve kanepeye oturdum.

Biraz sonra kanepede oturdum. Kapının açılma sesi geldi ve birkaç yarım diolog duydum. Sonra onlar içeri girdi.

"Nina" yüzündeki şaşırmış tavri gizleyemeyerek söyledi. Jesse ve küçük kız kardeşi Nova da aşağı iniyordu.

"Jayla, Joile ve Drake'i tanıyormusun?"

"Ne.."

bölümünde sonuna geldik. Yeniden severek okumanız dileği ile.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.