"Buralarda fazlasıyla popüler bir efsane vardır. Yıllar yıllar önce diyarda iki ırk huzur içinde yaşarmış. Bunlardan biri toprak ve çamurdan yaratılan insanoğulları diğeriyse ışık tozları ve 4 elementin özüyle ulu tanrıçaların kutsamasını almış neflilerdir. Birbirine benzeyen bu iki ırk zamanla anlaşamaz olurlar.
Aralarında olan bir çok savaş sonucu nefliler tanrıçalarına yalvarırlar. Tanrıçalar onları geri çevirmez ve sınırları çizip diyarı iki ayrı diyara bölerler fakat bu sınırlar 3 asır önce neflilerin diyarında çıkan kargaşalardan dolayı 24 saatliğine açılmış. Neflilerin krallıkları arasındaki çatışma diyarlarını etkilemiş ve tanrıçaların desteğiyle bazı nefliler çatışmadan kaçıp buraya insan diyarına gelmiş.
Bu efsane aslında gerçeklerinde barındırır. Bu yüzden kimilerine göre hala bir efsane olsada kimilerine göre de inanmamız gereken tarihi bir olaydır." kaşlarımı çattım.
İnternetteki yazıyı kapatıp arkama yaslandım. Gördüğüm rüyanın ardından bugünkü programımı boşaltıp büyükbabamın izniyle kendime tatil verdim. Çünkü rüya, psikolojimi fazlasıyla bozmuştu.
Sadece akşam ben, Amora, Rylke ve Zoey festivalde gezip ve kafa dağıtacaktık onun dışında bütün gün boştum.
Ben yaşadığımız ülkenin 5 büyük şirketinden birinin tel varisiydim bu yüzdende genelde yoğun bir çalışma rutinim olurdu. Annem ve babamı bir yangında ben 8 yaşındayken kaybettik. Büyükbabam o zamandan beri benimle özenli bir şekilde ilgilendi.
Onların yokluğunu asla hissetmedim. İlk okul zamanlarında büyükbabamın yakın bir dostu olan 5 büyük şirketten birinin sahibinin vesilesiyle tanıştım. Zoey... ilk arkadaşım oldu.
Uzun bir süre birlikte eğitim aldıktan büyükbabalarımız sosyal çevremizin genişlemesini isteyerek diğer 3 şirketin varisleriyle tanışmamız adına bir aile etkinliği düzenledi.
O zamanlar ise Rylke ve Amora ile tanıştık. Üstünden 12 yıl geçti. Şuanda hepimiz 20 yaşındayız. Üniversiteden 2 yıl mezun olacaktık.
4'ümüzünde vermesi gereken bir dersi vardı. Felsefe... dört gerizekalı bir dersi veremeyince daha sıkı çalışma kararı aldık.
Fakat bugün bu kararı bozan ilk kişi bendim. Mesajlarını ve aramalarını yanıtsız bırakıp havuza girme kararı aldım.
Planım biraz yüzer kafa dinler ve ardındanda festivale hazırlanırdım. Rüyanın etkisinde değildim ama adımı sayıklayan ses aklımdan çıkmıyordu. O kalın ve kibar ses...
Derin bir soluk aldım ve kahve saçlarımı güzelce toplayıp mayomu giyip üstüme havlumu atıp malikanenin en alt katına kapalı havuza girdim.
Biraz yüzüp havuzda kendimi sırt üstü bıraktım. Bünyemde bir yorgunluk, bir halsizlik hissediyordum. Bir eksikliğim vardı içimde, fakat sebebini çözemedim.
Sebebinin ne olduğunu tam çözemesemde rüyanın etkisi olduğu düşüncesine kapıldım.
~
Gözlerimi aralayıp etrafa baktığımda uyuyakalmış olduğumu fark ettim. Hızlıca yüzerek havuzdan çıktım. Havluma sarılıp odama çıktım. Telefonumu açmaya korkarak ekranına baktım.
Sayısız cevapsız arama ve mesaj. Kızları toplu aramaya alıp bir yandan hazırlanmaya koyuldum. İlk açan kişi Zoey oldu. "Aptal niye telefonuna bakmıyorsun?" dedi sinirli ve endişeli sesiyle. Bugün hepimiz biraz gergindik galiba.
"Yüzüyordum." dedim saçlarımı kuruturken. Aramaya biri daha katıldı. "Nora hanım," dedi Amora "Geri dönüş yapmaya tenezzül etmişsiniz." sinirliydi. Arkadan o da hazırlanıyordu. "Yüzüyordum arkadaşlar sakin." dedim kıkırdayarak.
Saçlarım nemliydi öyle bırakıp masama oturup hafif bir makyaj yapmaya koyuldum. "Kızlar!" diye bir ses daha yükselince Rylke'nin de aramaya girdiğini anladım.
"Buyur bebüşüm." dediğim anda Rylke: "Aaa! Nora sen yaşıyor muydun ya?" yaptı yalandan. Gözlerimi abartılı bir şekilde devirip "Hıhı." diye yanıtladım.
1 saat boyunca sohbet ettik ve ardından buluşmak için telefonları kapattık. Çantamı da koluma alıp son kez aynaya baktım. Telefonun ekranına baktığımda bizim evde buluşma kararı vermişlerdi. Saçlarımı geriye itip bir kez daha kendime baktım.
"Güzelsin..." arkadan gelen sesle irkildim. "Büyükbaba!" nefes alarak sakinleşmeye çalıştım. Son günlerde hasta olduğundan yorgun düşen vücudu, kırışık yüzüyle bana oldukça yaşlı geliyordu. "Senin hala dinlenmen lazım," diyerek koluna girdim ve yatağıma oturttum. Doktor ölümden döndüğünü ama ömrünün çok kısa olduğunu söylemişti. Kendimi ölüme hazırlamam gerektiğinide eklemişti.
Amora "Ben girmem ilk." dediğinde Zoey ve Rylke'de aynı anda bakışıp bir ağızdan "Benden" deyince geriye bir ben kalmıştım.
Oflayarak yüzümü buruşturdum. "Peki, peki ilk ben girerim." dedim ellerimi havaya kaldırarak. Falcının kapısının önünde dikildim. Her yıl yaptığımız bir şeydi.
Fakat istemsizce içimde bir korku oluştu. Kızlarla beklemeyle odasına girdik, içeride müşteri olduğu ve beklememiz söylenmişti. "Yıldız haritasına baktıracağız değil mi?" dedi Zoey. Olumlu manada kafamı salladım.
"Hanımefendi sıra sizin." dedi görevli. Ona gülümseyerek ayaklandım. "Beni beklemezseniz ölürsünüz." diye uyarıda bulunup tüllü kapıdan ağır ağır içeri girdim.
İçeride garip kokular, tütsüler, kartlar, küreler ve bir çok parşömen vardı. Fantastik filmlerden fırlamaydı. Falcı kadın yuvarlak masanın önünde boş kağıtlar, türk kahvesi ve bir küreyle oturuyordu.
"Böyle gelin." dedi gözlerimin içine bakarak. Bu yıllar falcı farklıydı. Siyah saçları ve kırmızı yakutu andıran gözleri vardı. Daha bilgili ve havalı duruyordu. Hangi marka lens kullanıyordu acaba çok gerçekçi duruyordu. Çıkışı unutmadan sormalıydım.
"Ne falı bakacaktınız?" diye sordu kadın isteksiz bir şekilde. "Yıldız falı bakmak istiyorum." dediğimde kadının dikkatini çekmiştim. Türk kahvesini önümden alarak ortaya bir yıldız haritası koydu.
"Ellerini uzatır mısın?" dedi nazik bir tavırla. Ellerimi uzatıp bekledim. Parmakları elimin üzerinde gezindi. "16 Temmuz 2005 ha." dedi muzip bir gülümsemeyle.
"Ben iyiyim güzel torunum." elimi sıkıca tutunca buna ikna oldum. "Kızlar seni aşağıda bekliyordu." dedi sakince. "Bunun için bir çalışan yollamalıydın." diye itiraz edip kafamı iki yana onaylamaz bir şekilde salladım.
Gülümsedi. "Ben kendim söylemek istedim." dediğinde garip bir şey hissettim içimde. Sanki son defaymış gibi sarılıp öptüm onu. Sadece çok duygusaldım... O da bana sıkıca sarılıp alnımı öptü.
Bir çalışan çağırıp onunla odasına kadar eşlik etmesini isteyip arkasından bir iki dakika bekledim. Saçımı düzeltip. Büyükbabamın izlediği yolun aksi yolda yürümeye koyuldum.
Kapıdan çıkınca Rylke, Zoey ve Amora beni karşıladı. Rylke üzerine yeşil bir bluz ve siyah bir etek giymişti. Zoey gri bir elbise tercih etmişti. Amoraysa açık mavi bir body ve kumaş bir pantolon giymişti. Bense beyaz bir gömlek ve lacivert bir kot şort giymiştim. "Çok güzel olmuşsunuz!" diyerek merdivenleri bir bir indim.
"Sende çok güzel olmuşsun şapşal." dedi Amora kıkırdayarak yanlarına gittim ve hep birlikte festival alanına yürümeye koyulduk.
~
Festival alanına vardığımızdan beri Amora ve ben; Rylke ve Zoey'in peşinden koşturuyor ve aletleri deniyorduk. Bu festivalin amacı neflilerle olan savaşın kazananının insanlar oluşunu kutlamaktır. Herkes bu festivalde eğlenir ve kafasını dağıtırdı.
Güneş batıyordu ve en son durağımız olan falcıya gelmiştik. İlk kimin gireceği hala belli değildi.
"Evet." dedim tepkisiz kalarak ilk falcıya gelişim değildi. Bu yüzden bulduğu bilgilere şaşırmıyordum. Bir eli ellerimin üstünde diğer eliyse bir şeyler yazıp çiziyordu. "Hmm..." kadın sol elimin yüzük parmağına gelmeden duraksadı.
Gözleri kocaman açıldı ve ağzından 6 kelime akıttı. "Sen hem kutsanan hem de lanetlenensin." dedi şaşkınlıkla. Ona anlamaz gözlerle baktım. O ise derin bir düşünceye dalmıştı.
"Herkes geçmişini bilmelidir değil mi?" dedi. Sanki sonraki yapacağı şey bu sözlerine bağlıydı. Düşündüm. Geçmiş insanı anlatırdı daima, bu yüzden cevabım "Evet..." oldu.
Kadın ağır ağır kafa salladı. "Hazır ol göreceklerine ve duyacaklarına. Ruhunu takip et bütün yolculukta. Yıldızlar parladığında doğru yoldasındır daima." dedi kadın şiir söyler gibi.
Şuanda tam olarak ne yaptığımızı çözememiştim. Geç saatlere geliyorduk ve acele etmemiz lazımdı. Kadın ellerimi bırakıp alnıma dokununca içimde bir ürperti oluştu.
O an baş dönmeside beraberinde geldi ve gözlerimin yavaşça kapandığını hissettim. Endişe ve ne olduğunu bilmemenin verdiği çaresizlik beni gafil avladı...