İçeriğe geç

Okyanus ve Yıldız

Bölüm 3 · 7 dk okuma

Okyanus ve Yıldız

Bölüm 3

3. Bölüm

Ben falcıdan ayrılalı yaklaşık yarım saat oluyordu ve içeri girmeyen sadece Rylke kalmıştı. Çıktığımda mutsuz olduğumu belli etmek istemediğimden sürekli kızlarla muhattap olup gördüğüm şeyleri kafamdan atmaya çalıştım...

- 30 dk önce -

"Ona bakın eşsiz..." dedi biri dikkatle. Kime veya neye dediklerini anlamak için gözümü açmak istesemde başarısız oldum. Bedenim sizi dinlemiyordu.

"Prensim..." bir ses daha işittim o an. O zaman gözlerim çok yavaş açıldı. Etraf aydınlıktı ama içeriyi aydınlatan şey Ay ışığıydı. "O nasıl?" dedi kalın ve nazik ses. Çok tanıdık olan o ses, aklımdan çıkmayan o ses... İsmimi sayıklayan ses. Sesin sahibi bana yaklaşınca kalp atışlarım hızlandı...

"Gayet sağlıklı Prensim." dedi bir kadın. Koyu mavi gözleri, mavi saçları vardı ama mavilerinin arasında kar yağmış gibi duran beyazlıklar vardı. Çok yakışıklıydı.

Gözleri gözlerime kilitlenince nefesimi tutasım geldi. Sonra o an zaman durmuştu. "Merhaba." elini bana uzatınca kıkırdadım. Bedenim benden izinsiz onun serçe parmağını tutup sarılınca daha çok utancımdan öldüm.

"Şimdiden sizi seviyor gibi Prensim" dedi aynı kadın. Adam şaşırmıştı. Bana tekrar bakıp sıcacık gülümsedi. "O çok güzel." dedi adam. "Bana sizin bebekliğinizi anımsattı Prensim... Aynı onun gibiydiniz..." kadın derin bir iç çekti.

"Beni utandırıyorsun." dedi adam. O sırada kadın bize biraz daha yaklaştı. "Onu kucağınıza almaya ne dersiniz?" dedi kadın kibarca beni kucağına alırken.

Adam başta duraksasada kadına bakınca teklifini geri çevirmedi. Kadın beni ona uzatınca ellerim havalandı ve ona sıkıca sarıldı.

O sırada bunun eski bir hatıra olduğunu anladım. O anı tekrar yaşıyordum. "Çok tatlı..." adam bana derin derin baktı. "Seni ne pahasına olursa olsun koruyacağım." dedi ciddi bir tavırla.

Eğer bu anıyı şuanda yaşasaydım kesinlikle ağzım açık kalırdı. "Prensim. Toprak veliahtı sizinle acil bir görüşme talep ediyor." dedi muhafızlardan biri.

Adam durdu. "İçeri girsin. Ayrıca herkes çıksın." diye ekleyince kimse onu ikiletmedi. O sırada içimde gene aynı kıpırtılı hisler oluştu.

Gözlerimi hızlıca açtım ve soluk soluğa kaldım. Falcı karşımda sanki bazı şeyleri anlıyor gibi bakıyordu. "Demin gördüğün şey geçmişten bir hatıra." dedi ellerini masada birleştirerek. "Geçmiş yaşamından bir kaç anını gördün." diye açıkladı kibarca.

"Şimdi çıkabilirsin tanrıçalar seni korusun." dedi ve gülümsedi. Ne o, ne de ben bir insandım... "Sen nesin?" diye sordum. Gülümseyerek elini muma uzattı ve mumun ateşi yükseldi. "Sen, ben ve arkadaşların nefliyiz." dediğinde içimde bir umut yeşerdi. "Ama bu bir sır." dedi ve susmam için minik bir işaret yaptı.

"Anlıyorum." dedim ve ayaklandım. "Görüşmek üzere." dedim ve onun konuşmasına fırsat vermeden kalkıp gittim.

- Şimdiki Zaman -

Zoey de telaşla kapıdan çıkış yaptı. Zoey'de yüzünde yapmacık bir gülümsemeyle odadan ayrılıp yanımıza oturunca Ryka içeri girdi.

Hiç birimiz konuşmuyorduk. Herkes kendi düşüncelerine bırakmıştı kendisini. Ben çoktan sorgulama aşamasını geçmiş onun yerine rüyamdaki sesin sahibini düşünüyordum. Kadın o muhabire ona "Lordum" demişti. Bu mülkleri birazcık araştırsam iyi olurdu.

"Nasıl geçti..." diye sordu Amora, benden sonra giren kişi oydu. "Emin değilim." dedim dürüstçe. "Sizde mi gördünüz?" dedi Zoey açık konuşmaya karar vermişti anlaşılan. Evet manasında kafa salladık.

"Çok garip hissediyorum..." dedi Zoey dürüst bir şekilde. "Bende." dedi Amora. "Sanki anne ve babamız rüyamıza giriyor?" diye sordu ardından. "Emin değilim..." diye yanıtlayınca Amora yanlış konudan bahsettiğini anlayıp sustu. Ona susmasına gerek olmadığını onları hatırlamakta bile zorlandığımı söylemek istesem de bu gerçekle yüzleşmek istemedim.

"Bir adam vardı mavi-beyaz saçlı..." dedim ve duraksadım. "Benimkileri andıran gözleri vardı." diye devam ettim. "Ayrıca herkes ona 'Prensim' diyordu..." dedim ve ellerimle oynamaya koyuldum.

Kızlardan ses çıkmıyordu. Amora söze girdi "Bende öyle birini gördüm ve bana Kraliçem diyordu..." dedi ve sustu. "Ben daha farklı birini gördüm." dedi Zoey. Anlattığına göre sarı saçlı yeşil gözlü ve girdiği her ortama tam bir İstanbul beyefendisiymiş...

Ryka yanımıza geldiğinde gözü yaşlıydı. Hiç birimizle konuşmadı ve öylece evlere dağılmak için çadırdan çıktığımızda büyük bir şokla karşılaştık.

Güneş ve ay yan yanaydı ay kanlı aydı ve güneş tutulması vardı sanki. Herkes dışarıyı izliyordu.

O sırada falcı arkamızda belirdi: "48 saat sonra... Değişecek hayatlarınız. Biriniz herkes tarafından korkulacak, hırslanacak, bir diğeriniz mucize kabul edilecek, biriniz kayıplara karışacak ve diğeriniz el üstünde tutulacak." sonra kadın yok oldu.

Hepimiz şaşkındık, bilinmezlerle doluyduk. Herşey sarpa sarmış gibiydi ve bu beni korkutuyordu.

O sırada malikaneden beni aradılar. Telefonu hızlıca açtım. "Küçük Hanım..." karşı taraftan dedim Helly'nin sesi geliyordu. "Dedi bir sorun mu var?" dedim korkuyla içimde tarifi olmayan bir his vardı. Kötü bir şeyin uyarıcısı gibiydi. Helly arkadan ağlıyordu. "Hanımım... Efendi..." hıçkırık sesleri ne olduğunu anlamama yetse de durumu reddediyordum.

Yere ayaklarım çivilenmiş gibi durdum. Kızlar bana anlamaz gözlerle baktı. "Dadi ne diyorsun!" diye bağırdığımda o daha çok ağladı. "Efendi yatağında ölü bulundu." dediğindeyse dünyam başıma yıkıldı...

Aradan saatler geçmişti. En son hatırladığım şeyse telefonu elimden düşürdüğümdü. İlk bana doğru koşan kişi Amora'ydı. O benimle konuşmaya çalışmıştı bense ağlıyordum yalnızca.

Doktorlar ay önce bu tarz bir duruma karşın beni uyarmıştı ama yaşayacağını düşünmek bile istememiştim. Şimdiyse dedemin cesedinin yerinde dikilmiş ona öylece bakıyordum. Göz yaşlarım gözlerimden benden izinsiz akarken kalbim yanıyor ve acıyordu. Bu hissi yeniden yaşamak iğrençti.

Kendimi böyle bir şeye hazırlamıştım başta şok olsam da etkisini atlatmak 1 günümü aldı. Genede yokluğunu sürekli hissediyordum. Onun artık olmadığını hatırlamak... Çok, çok kötüydü.

"Nora?" dedi Zoey. O an kendimi onlardan fazlasıyla soyutlamıştım. "Kusura bakmayın dalmışım... Ne diyordunuz?" gülümseyerek kafamdaki o sis bulutlarından sıyrıldım.

"falcıyı konuşuyorduk." dedi Amora. Hepsi şuanda iyi olmadığımı düşünüyordu ama ben gerçekten üzgün değildim... Sadece biraz yalnız ve güvensiz hissediyordum. Sonuçta bütün insanların bir sonu vardı ve ben bunu kesin yaştan beri biliyordum. "Haa... dedim anladığımı belli etmek için. "Hepimiz geçmişimizin adı altında bir şeyler gördük... ve o kadın hepimize neyli dedi..." zoey herşeyi özetlemişti...

"Ben hala son söylediğindeyim..." diye araya girdi Ryka. "48 saatimiz var." dedi ve sustu. Hepimiz birbirimize baktık. 48 saatin dolmasına 5 saat vardı. Birazdan okula gitmemizde gerekiyordu. felsefe dersi vardı. "Kadın bence zir deli." dedim aniden. Üçüde bana dikkat kesildi.

"Her neyse kalkında okula gidelim." dedim ve ilk ayaklanan ben oldum. Onlarda kalkınca evden çıkıp okula yürümeye koyulduk.

Felsefe dersinin ertelendiği haberini aldığımızda kampüsün kafeteryasına girip birer kahve içme kararı aldık. "Nora," dedi Amora düşünceli bir tonda. "Efendim?" dedim kahvemi yerime bırakarak.

"O rüyandaki adamı tarif eder misin?" son derece düşünceli görünmesi beni meraklandırdı. "Anlattığım gibi mavi saçları vardı ama üstüne kar yağmış gibiydi... sonra durdum ve düşündüm. "Sert ama açık yakışıklı yüzü vardı... ince uzun parmakları ve yapılı olduğu belli bir vücut." diye bitirip ona baktım.

Gözlerinde bir aydınlanma vardı. "Bir şey mi oldu?" diye sordum. "Evet." dedi hızlıca ve masaya yaslandı. Hepimiz ona odaklanmıştık. "Ben üç adam gördüm." ona "Eee..." dercesine baktım. "Biri senin bahsettiğin adam." diye açıklayınca gözlerim büyüdü.

"Bana prenses diyorlardı o gördüğüm iki adamaysa veliaht, diyorlardı." durdu ve düşündü. Herkes düşündü. Falcı bize oyun mu oynuyordu yoksa bunlar gerçek miydi?

- 2 gün önce falcıda - (Amora)

Kadın bir anda bana baktı. Gözleri parladı. "Geçmişi yaşama inanır mısın?" dedi merakla. Kaşlarımı çattım ve olumsuz anlamda kafa salladım. "Anlıyorum." dedi ve durdu. Amacı neydi, öbür falcılardan farklı bir havası vardı. O zaman bunu bir kez daha düşün." dedi ve elini alnıma uzatıp bir kaç şey fısıldadı. O sırada kalbim sanki yerinden çıkmıştı.

Mide bulantısıyla gözlerimi aralamaya çalıştığımda kendimi bir kadının kucağında buldum. Kadının beyaz-mavi kıvırcık saçları yukarıdan toplanmıştı. Yüzünde sanki mucizevi bir şeye bakıyormuş gibi bir bakış vardı. "Anne bende kucağıma alabilir miyim?" dedi bir ses. Gözlerimi ona çevirince karşısında mavi saçlı ve çok güzel mavi gözlü bir adam vardı. Gözleri merakla parlıyordu. Gözlerine bakınca, aklıma Nora geldi. Gözleri benziyordu... "Tabiikide!" dedi beni kucağında tutan kadın. Adam beni kucağına alıp havaya kaldırdı. "Merhaba prensesim." dedi gülümseyerek

O sırada arkadan sesler yükseldi. Sırtım kapıya dönük olduğundan hiç bir şey göremesem de farklı bir enerji sırtıma çarpmış gibi hissettim. O sırada beni havada tutan kollar beni kendine çekti ve daha rahat bir şekilde tuttu.

İşte o an kimin içeri girdiğini anladım. İki kişilerdi. İkisinin de siyah saçları vardı fakat birbirlerine hiç benzemiyorlardı. Solda duran adamın havası daha sakindi. Gözleri yeşildi ve çok yakışıklıydı... Sağda duran adamsa yorgun bakışları dağınık saçları vardı. "Su krallığının varisi felinda'yı ve Su krallığının genç veliahtı Noah'yı selamlarım." dedi soldaki adam kafasını eğerek.

Beni tutan kolların sahibi "Kaldır kafanı genç Duti." dedi ve sağdaki adama döndü "Kendini daha az hırpala." dedi. Adam onu görmezden gelip arkada duran kadına. "İzin verirseniz onu kucağıma alabilir miyim?" dedi...

Burada tam olarak ne oluyor lan... Herkes niye beni kucağına almak istiyor... Arkadaki kadın beni tekrar kucağına aldı, "Kızım şimdiden çok popüler oldu." dedi bana sıcacık gülümseyerek. O an gözlerim yaşarmasa da biraz duygulandım.

"Pekala al bakalım ama dikkatli olun." dedi ve beni öfke ve kül kokan adamın kollarına bıraktı. "Çok tatlı..." dedi ve kalbimde bir eşleşme oldu.

Nefes nefese doğruldum ve karşımda falcıyı gördüm. Bana merakla bakıyordu. Bense ona anlamaz gözlerle bakıyordum. Falcı benden önce konuştu "Yıldız haritanız." diyip elime bir kaç kağıt uzattı. Sessiz ve tedirgin bir şekilde falcının dışına çıktım, kafamda hala o adamların sesi dönüyordu...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.