Selselselammms nasılsınızzz? Umarım iyisinizdir. Bölümlere fazla ara koymak istemiyorum. O yüzden biraz da hızlı olmam gerekiyor. Biliyorum canlar bu bazen benimde hatam olabiliyor ama sizde bir mantık hatası ya da yazım yanlışı fark ederseniz lütfen belirtmeyi unutmayın. Ve rica ediyorum düşüncelerinizi ya da tepkilerinizi yorumlarda belirtin. Bölüm Sınırı koymayı düşünmüyorum ama ilerleyen zamanlarda bakacağımmm. Haberiniz olsun diye yazayım dedim canlars. Bölümü okurken şarkı olarak Mey-Model dinlemenizi öneriyorumms. İyi okumalarr ••• 🖤: Selam. Telefondan gelen bildirimle elim hemen masamın üzerinde alan telefona gitti. Çalışma masamda oturup ders çalışıyordum. Birazdan ise müzik hocamızın verdiği şarkılara çalışıp ses tonumu ona göre şekillendirecektim. Gelen bildirim bir mesajdı ve Bora'dan gelmişti. Şaşırsamda fazla tepki veremedim. Mutlu olsamda mutluluğumu yaşayamadım. Kendime olan bir kırgınlığım vardı. Korkak olan kendini saklar mıydı? Nerissa: Selamm. 🖤: Nasılsın? İyileştin mi? Nerissa: Sen beni mi merak ediyorsun yoksa bana mı öyle geldi? 🖤: Evet, merak ediyorum. Nerissa: Merak ettiğin için teşekkürlerrrrrr. Daha iyiyim, sen? 🖤: Sıradan. O an içimden öyle bir şey geçti ki imkansız falan olacağını düşündüm. Ondan fotoğrafını istesem bana atar mıydı? Sormaya çekinirdim, hemde güvenmediği birine fotoğraf atmazdı. Nerissa: Yarında maçınız var değil mi? 🖤: Evet, 11/A ile. Nerissa: Hmm tamamm. 🖤: Hangi sınıfı tutuyorsun, söyle bakayım? Nerissa: Seni tutuyorum. 🖤: Ben sınıf mıyım? Nerissa: Ne alaka MDKDKKSKSLS 🖤: Ğdşxldllsldld Nerissa: Hem siz maç yaparken benim gözüm senden başkasını görmüyor ki. 🖤: Bilmiyorum fark ediyor musun ama şöyle şeyleri bir anda yazma. Cevap veremiyorum. Nerissa: Olsun. Son yazdığım mesaja siyah bir kalp atmıştı. Gözlerim faltaşı gibi açıldı. "Bana kalp attı!" Öylece ekrana bakarken oturduğum sandalyeden kalkıp odanın ortasında şarkı söylemeye başladım. "Bakması ne zormuş, ah, o güzel yüzüne Toplamış yine bütün güneşi üstüne!" Evde tekken istediğim kadar bağırabilirdim. Beni kimse durduramazdı. Elimdeki telefon tekrar titretince dansım da durdu şarkı söylememde. 🖤: Bu sefer sen mi donup kaldın? Nerissa: Ne donması, çıldırdım. 🖤: Tamam bir daha atmam o hâlde. Nerissa: Hayır yanş mecszl anlamdd dediö beb onu. Çol muylu olfum beö. (Hayır yani mecazi anlamda dedim ben onu. Çok mutlu oldum ben.) Yine ellerim titriyordu. 🖤: Tamam sakin ol şakasına demiştim... 🖤: Daha çok kalp atıp seni mutlu edebilirim ama seninde yapman gereken bir şey var. Nerissa: Neymil o? (Neymiş o?) 🖤: Bana kim olduğunu söylemen. Nerissa: Bu teklifini saöma' buldum.(Saçma') 🖤: Hayır çok mantıklı. Nerissa: Ben kim olduğumu sana söyledikten sonra ya beni sevmezsen. O zaman o kalplerin anlamı kalır mı? 🖤: Seni sevmeyeceğimi düşündüren nedir? Bu sefer ben ona görüldü atmayı seçmiştim. Ne yazmalıydım ki daha? Ne konuşmalı, bir şeyleri açıklamalıydım? Öylece ekrana baktım. Zaten nedenini söylemiştim daha fazla neden soruyordu? Ya da beni seveceğine mi inanıyordu? Ve böylece beni bir şeylere ikna ettirmeye çalışıyordu. Bu bir ihtimaldi... Dış kapının açılma sesiyle telefonu kapatıp yatağa fırlattım. Odamın kapısını açıp hızla kapıya doğru ilerledim. Kapının önünde siyah paltosunu çıkaran babamı görmemle yüzümde büyük bir tebessüm oluştu. İki gündür evde yoktu ve onu özlemiştim. Bu sefer işinin kısa süreceğini söylemişti. Ona inanmıştım. İnanmakta haklıydım. "Hoş geldin baba." Diyerek ona ilerledim. Beni gördüğü gibi o da gülümsedi ama gülümsemesi yorgunluktan ibaretti. "Hoş buldum Okyanus'um." Siyah paltonusu astığı gibi bedenini tamamen bana döndürdü. Ve iki kolunu da iki yayına açarak ona sarılmamı bekledi. Bende kollarımı iki yana açtım. Ayaklarımı yere sürte sürte ona daha da yaklaşıp sıkıca sarıldım. Doğru düzgün vakit geçiremesekte ona olan sevgim azalmıyordu. "Sana kötü bir haberim var." Sarıldığım gövdeden ayrılmadım ama ona bakmak için kollarımı gevşetip başımı geriye attım. "Ne, ne oldu?" "Yarın tekrardan uçuşum var." Bu sefer komple babamdan ayrılıp arkaya doğru birkaç adım attım. Üzülmüştüm. Hemde fazlasıyla. Aslında alışık olduğum şeylerdi lakin artık buna dayanmakta güçlük çektiğimi hissediyordum. Yüzümdeki tebessüm soldu. Anlayışla karşıladım. "Anladım, peki ne zaman döneceksin belli mi?" "Böyle yapma Okyanus." Derken holden çıkıp mutfağa doğru yöneldi. Peşinden ilerledim. "Ne yaptım? Sadece soru soruyorum." "Tavrın her şeyi belli ediyor." Ben kapının hemen eşiğinde öylece dururken o dolaptan bardak alıp su sebilinden su doldurmaya başlamıştı. "Tavrım beni ele vermeseydi oyunculuğumu konuşturup susacaktım ama maalesef bu gerçekleşmedi," dediğimde derin bir nefes alarak dolan bardağı eline alıp suyu içti. "Anlıyorum bu senin işin ama artık dayanamıyorum." Boşalan bardağı siyah renkte olan tezgahın üzerine bıraktı. Mutfakta dolaplar ve buzdolabı dışında çoğu şey siyahtı. Dolaplar buzdolabı ise beyaz tonlarındaydı. "Alıştın artık." ses tonundan yorgunluğu anlaşılıyordu lakin daha da sert konuşmaya başlamıştı. Az önceki yumuşaklığı yoktu. "Alışmışlığım hakkında bahsedeceğini bildiğimden buna da önem aldım." tam karşıma gelip gözlerimin içime baktı. Bende onun mavi gözlerine aynı ciddiyetle baktım. "Sus artık Okyanus." "Susmayacağım." dedim. "O zaman odana git ve orada konuş." Yanımdan geçip gitti. Kendi odasına doğru yöneldiğini tahmin etmemek zor değildi. Yine peşine takıldım. "Olmayan annemin yanında var olan babamın yokluğunu çekiyorum."Odasına giriyordu ama adımları durdu. Onun durmasıyla bende durdum. "Ne yapayım? Artık susup oturmakla da olmuyor. Geldin diye nasıl sevindim görmedin mi? Biliyorum tekrar gidecektin ama bu kadar erken tahmin edememiştim. Bari bu sefer dedim vakit geçiririz diye." Bana doğru dönmeden konuştu. "Bu seferde olmadı." dediği gibi odasına doğru adımlayıp kapıyı yüzüme kapattı. Ağlanıp sızlanmadım. Odama gidip bağıra çağıra şarkı söyledim. ••• Bora sahile inmiş öylece denizi seyrediyordu. Güneş batmak üzereydi. Bu manzarayı izlemek onu fazlasıyla rahatlatıyordu. Okyanus'a yazdığı son mesaja ne bir kalp ne bir cevap vermişti. Meraklanıyordu ama sonra susuyordu. Çünkü daha tanımadığı birini merak etmek nasıl bir sonuca varır bilemiyordu. Eli koyu kahve saçlarına gitti. Dağıttıkça dağıttı saçlarını. Beynini susturmak için bu saçlarını çekse beyni susardı belki. Çünkü acıya odaklanırdı. Ama Bora'nın canı acımazdı... Yeterince acımış olan canını başka kim acıtabilirdi? Hayatında o kadar fazla belirsizlik vardı ki. Kesin olmak bu kadar zor muydu mesela? Bora daha ona yazan kızın gerçekten bir sevgi ile mi yazdığını bile bilmiyordu. Belkide o her kimse Bora'yı kandırıyordu. Bağlanmak istemiyordu. Bağlanırsa aptallık yapardı ona göre. Çünkü kimseye güvenemeyen biri, başka birine bağlanmamak için direnirdi. Bağlandığında hayal kırıklığına uğramak istemedi. Denizden gelen dalga kıyıya çarptı. Aklına bir şey düştü. Ona yazan kızın ilk mesajı... Benimle sabaha kadar deniz kenarında oturup Ay'ın denize yansımasını ve dalga seslerini dinlemeye ne dersin? Düşündü tekrardan. Ne derdi? Yine hayır derdi. Hava soğuktu. Hatta arada şiddetli rüzgarlar esiyordu ama Bora etkilenmiyordu. Üzerinde yalnızca siyah bir hırka vardı. Bora soğuk severdi. Siyah hırkasının cebinde olan telefonu çaldı. İlk umursamadı ama telefon çalmaya devam etti. Telefonu cebinden çıkarıp kimin aradığına baktı. Kız kardeşi Naz arıyordu. Daha fazla bekletmek istemedi. Aramayı açtı. "Efendim Naz?" Dedi durgun sesi. "Abi neredesin? Merak ettik." "Geliyorum birazdan." "Abi?" dedi Naz soru sorarcasına. "Efendim?" "İyisin öyle değil mi?" Diyen Naz'ın sesi daha yumuşak ve sakin çıkmıştı. "İyiyim galiba." Ela gözlerini denizden ayırmadan konuşmaya devam etti. “Gecikmem, kapatıyorum.” Naz’ın sesini duymadan kapatmıştı telefonu. Naz, Bora’nın kız kardeşiydi. Bora’dan bir yaş küçüktü yalnızca. Naz da liseye gidiyordu ama Bora ile aynı lisede değildi. Bora gibi koyu kahve saçları vardı. Göz renkleri birbirlerinden farklıydı ama. Naz’ın gözü koyu kahveydi. Arada sırada birbirileriyle tartışırlardı. Tatlı olurdu bu tartışmalar. Sonra birbirlerine sarılır barışırlardı. Kim vardı ki başka? Annesi? Babası? Yoktu… Bora’nın kız kardeşi dışında başka hiçbir kimsesi yoktu. Annesinin ve babasının yokluğu tabii ki de hissediliyordu lakin kız kardeşi ona yeterdi. Tek başlarına değil halalarıyla kalıyorlardı. Babası ve annesinin yokluğunda o sahip çıkmıştı Naz ile Bora’ya. Telefonunu cebine koyacakken bu seferde bildirim geldi. Telefon elinin içinde titredi. Cebine koymadan hemen bildirimin kimden geldiğine baktı. Bilinmeyen kişi yani Nerissa olabilirdi? İsmi gerçekten Nerissa’mıydı? Sanmıyordu. Bu ismin anlamını bilmesi ise annesine dayanıyordu. Annesi okyanusları ve denizleri çok severdi. Naz’a yani kız kardeşine bırakmış olduğu Deniz kabukları ve onlarla yaptığı bileklik, kolye gibi bir sürü şey vardı. Yanlış hatırlamıyorsa beş yaşındaydı. Anne ve babası hâlâ daha yaşıyordu. Naz ise o sıralar dört yaşındaydı. Annesi, Naz’a deniz kızları hakkında bir masal uydurmuş Naz’ı uyutmak için o masalı anlatıyordu. Masal aklında yoktu ama bir cümlesi tam olarak aklına kazınmıştı. “Deniz kızlarına Nerissa diyorlarmış o yüzden şimdi anlatacağım masalda Nerissa’lar var anneciğim.”
Bölüm 6
6. BÖLÜM