Uzun bir süre bölüm atamadım. Kusura bakmayın. Geçirdiğim dönem, sınav haftası cart curt derken bu bölümde buluşuyoruzzz. Umarım hikayemi seviyor keyiflenerek okuyorsunuz.
Yazım yanlışı veya mantık hatası gibi şeylerle karşılaşırsanız öncelikle kusura bakmayınn. Yorumlarda da belirtebilirsinizzz, sizi seviyorum. Çok uzatmadan bölüme geçelim.
İyi okumalarrr canlarrr
•••
Hızlı ve stresli adımlarla müzik sınıfına inerken tek başımaydım. Çünkü ders tamı tamına beş dakika önce başlamış müzik hocası ise beni müzik sınıfına çağırmıştı. Asıl sıkıntı dersimiz müzik değil matematikti. Matematik dersinde müzik hocası beni özel olarak çağırmıştı. Ve büyük bir ihtimalle Bora’da orada olacaktı…
Düne göre çok daha iyi hissediyordum. Ateşim hâlâ daha etkisini sürdürsede mide bulantım şimdilik gitmiş halsizliğim ise azalmıştı.
Dalgalı saçlarım hızlı yürümenin etkisiyle yüzüme vuruyordu. Heyecandan ellerim buz gibiydi.
Ama bu heyecanı arka plana atabilirdim. Bunu yapabilirdim.
Müzik sınıfının olduğu kata geldiğimde yavaşlayıp derin nefesler alıp verdim. Nefesimi düzenledim. Paniklemiş gibi gözükmek yerine soğukkanlı olmalıydım.
Sol koluma taktığım gitar çantamın durumu ise iyi gibiydi. Hızlı yürümemden etkilenmişe benzemiyordu. Adımlarımı müzik sınıfına doğru yavaş yavaş attım. Nefesimi biraz olsun düzenlemiştim.
Müzik sınıfı tam karşımda kaldığında ise tekrardan derin bir nefes alıp kapıyı tıklattım. Üçüncü tıklatışımda hocanın ‘gel’ komutuyla kapıyı açtım.
Görüş açıma direkt olarak hoca girdi. Bana bakarak gülümsüyordu. Erkekti hoca. Koyu kahve saçları kahverengi gözleri vardı. Müzik alanında kendimi bayağı geliştirmiş bir hocaydı. Bilgisine ve söylediği şeylere güveniyordum.
İçeri doğru adımladığımda kapı arkamda kalmıştı. Kolumu arkaya, kapının kulbuna uzatırken hocaya bakarak gülümsedim. Ardından kapıyı çekip komple kapattım.
“Geç kaldım kusura bakmayın hocam.”
“Sorun değil Okyanus,” Derken sol koluma taktığım gitar çantasına baktı. “Gitar çantanı getirmene gerek yoktu.” İstemsizce kaşlarım çatıldı. Bora eğer şuan bu sınıftaysa da onu görmemek daha iyi gibiydi. Gördüğüm an salaklaşmak istemiyordum. O yüzden şuanlık sadece hocaya baktım.
“Hocam gitar çalarak şarkı söylemeyecek miyim?”
“Sen sadece şarkı söyleyeceksin Okyanus. Bora ise elektro gitar çalacak.”
O an bakışlarımı hocadan çekip sınıfa göz gezdirdim. Orta, üçüncü sırada oturan Bora ile de göz göze geldim o an. İçim hafif bir hoş olsa da bakışlarımı bir kaç saniye kaçırmadım. Ela gözlerinin olduğunu illa yakınına girerek anlamak zorunda değildim. Bu mesafeden bile çok netlerdi. O da bana bakıyor bir tıkta inceliyordu.
Ona yazanın açık kahve saçlarının olduğunu mavi gözlü olduğunu biliyordu. Ama çillerimin olduğunu ona söylememiştim. Belki bu onu yanıltırdı.
Ardından Bora’nın kucağında duran elektro gitarı gördüm. Lacivert tonlarındaydı.
“Anladım,” diye mırıldandım. Bakışlarımı ise Bora’dan çekip hocaya baktım. Elim hâlâ daha titriyordu. Titrememeliydi. “Peki şarkılar belli mi hocam?”
Yüzündeki tebessüm büyüdü. “Bunu konuşmak için çağırdım zaten sizi. Geç otur Bora’nın yanına.”
Başımı sallayarak Bora’nın oturduğu sıraya yöneldim. Yanına geldiğimde sakin hareketlerle sol omzuma taktığım gitar çantasını çıkarıp arkamızda kalan boş sıranın üzerine bıraktım. Ardından Bora’nın yanına oturdum. O da kucağındaki elektro gitarı dik bir konuna getirmişti.
Yüzüne dahi bakmak istemedim. Bakarsam bakışlarımı geri çekemezdim. Nefes alamadığımı hissediyordum. Nefes alamıyorken de nefesimi tutmaya çalıştım.
“Okyanus senin sesine uygun bir kaç şarkı seçtim,” derken elinde dört tane kağıt tutuyordu. “Birde Bora’nın sesine göre de seçtim tabii.” Bize doğru gelip sıramıza kâğıtları bıraktı. En üstte olan kağıtta Mey-Model şarkısının sözleri vardı. Bora uzanmadan kâğıtlara uzanıp incelemeye başladım.
Dört ayrı kâğıtta da farklı şarkılar vardı.
İlk sayfada, ilk şarkı: Mey-Model
İkinci sayfa da, Çeyrek final şarkısı:
Cevapsız Sorular-maNga
Diğer kalan iki sayfada da;
Yarı final şarkısı: Öyle Kolay Aşık Olamam- Canozan, Damla Eker.
Final şarkısı: Değmesin Ellerimiz-Model.
Şarkılara bakarken yüzümde içten bir tebessüm oluştu.
"Mey şarkısını ve final de söylenecek şarkıyı bireysel söyleyeceksin Okyanus." Bakışlarımı hocaya çevirdim. Hoca ise bakışları Bora'ya çevirdi. İşaret parmağını kaldırarak Bora'ya doğru salladı. "Sen ise bireysel olarak Cevapsız Sorular şarkısını söyleyeceksin. Bu sefer elektro gitar çalacak kişi ise Okyanus olacak."
Kaşlarım çatıldı. Bir cesaret Bora’ya baktım. Hocaya doğru bakarken konuştu. “Hocam beni karıştırmayın, Okyanus söylesin.”
Bora’nın kucağındaki elektro gitara bakarken“Hocam ben elektro gitar nasıl çalacacağım?” Dedim.
Hoca kınayıcı bir şekilde Bora’ya baktı. “Sizin ikinizde çözemediğim bir bağ var. Uyumlusunuz, birbirinize ayak uydurabilirsiniz. Birinde Okyanus diğerinde sen olsan tuhaflık yerine uyumunuz konuşur. O yüzden çok takılmayın ve keyfini çıkarın. O şarkıyı söyleyeceksin,” ardından bana baktı. “Zaten gitar çalabiliyorsun. Parmakların az çok alışkın, üç ayda öğrenebilirsin.”
Bora bakışlarını bana çevirdi. Bir kaç saniye yine bakıştık. Yüzümde silinmeye yüz tutmuş bir tebessüm vardı. Bora ile göz göze gelince silikleşmek yerine olduğu gibi kaldı.
Ateşim varsa da hissetmedim. Başım ağrıyorsa hissizleştim… Bir kaç saniye olan bakışmamız bana bir kaç dakikadır bakışıyormuşuz gibi hissettirdi.
“Yarışmalar ikinci döneme girdikten bir ay sonra başlıyor. Antalya çapında yalnızca on okul katılıyor,” derin bir nefes aldı. “Onun dışında belki gerekli olacak enstrümanları çalan öğrencileri ekler bir grup oluştururuz. Mesela bateri çalan biri lazım olursa ayarlarız. Kendi tanıdıklarımda var. Ama çokta gerekli mi bilemedim. Asıl amacım ikinizi ön plana çıkarmak.”
•••
Berke:
Bana ödevleri söylesene
Nerissa:
Not defterin yok mu senin?
Berke:
Yok
Nerissa:
İyi öyleyse benimde verilen ödevleri sana yazacak halim yok.
Berke, bizim sınıftan en yakın arkadaşlarımdan biri denebilirdi. Liya ile de kardeşlerdi. Berke aslında Liya’dan bir yaş büyüktü ama bir sene sınıfta kaldığı için ikisi de 11. Sınıf oluyorlardı.
Berke ile arkadaş olmamızın sebebi de Liya’dan ötürüydü.
Berke:
Canım arkadaşım nolur bana ödevleri söyle.
Nerissa:
Anlayamadım?
Berke:
CANIM ARKADAŞIM NOLUR BANA ÖDEVLERİ SÖYLER MİSİN?
Nerissa:
Bu senede sınıfta kalmamak için bu kadar çabalaman gözlerimi yaşartıyor.
Berke:
Çok konuşacağına ödevleri yaz artık.
Nerissa:
Matematik hocasının gruba attığı PDFleri çözeceğiz ve süresi ise yarına kadar…
Berke:
İki tane atmış ve bir tanesinin sayfa sayısı yedi diğerinin ise sekiz toplamda on beş eder ve bu da benim 24 saatimi elimden alır…
Nerissa:
Sayısal neden seçtin sen?
Berke:
Gün gelir de sen sorarsın diye.
Nerissa:
Kes.
Son attığım mesaja görüldü atmıştı. Görüldü atmasına karşı gözlerimi devirdim. Gram umrumda değildi aslında, ama beni sinir ediyordu.
Moralimi bozamazdım çünkü Bora ile artık bir bağlantımız vardı. Sürekli onunla konuşabilecektim. Haberleşmek için numaramı istediğinde telefonumun hattında bir sorun olduğunu geveleyerek instagram hesabımı verdim.
Bir de dün beni Liya’ya sorması da ayrı bir konuydu. Her aklıma geldiğinde gülümsüyordum. Liya’da cevap olarak gelmediğimi söyledikten sonra geçmiş olsun demesi ise beni bayıltabilirdi. Belki önemsiz belki saçma ve belki de abartı olan şeyler beni mutlu edebilecek şeylerdi.
Tebessüm tüm yüzüme yayıldı.
Yine ve yine yatakta yatıyorken bacaklarımı tavana doğru dikip salladım. Bu halimi biri görse delirdiğimi falan düşünür, kendi haline bırakın düzelebilir derdi.
Halbuki ben buydum. Hem enerjik hem kasvetli. Hem Okyanus hem çöl. Hem mavi hem kırmızı…
Ama aklımda ani bir mantık çerçevesinin oluşması oturduğum sandalyede öylece durup karşımdaki kitaplığa bakmamı sağladı.
Dün o, okula gidip gitmediğimi sorduğunda gitmediğimi söylemiştim. Ondan önce ise Liya’ya sormuştu.
Kendimi ona anlattığım şekilde etrafındaki insanların bazılarını bana benzetiyor olabilirdi. Dün Liya’ya sorduğu kişi ben olduğuma göre söylediğim özelliklerle uyuşuyordu ve bu da onu şüphelendirebilirdi. Liya’nın arkadaşı Okyanus olabilir gibi düşünmüşte olabilirdi.
Beni bu kadar kısa bir zamanda bulmamalıydı!
Ona bakılırsa aynı müzik yarışması için hazırlanıyor birlikte vakit geçiriyorduk. Ama onun dikkati bende ise o dikkati üzerinden çekip şu anlık başkasından şüphelenmesini sağlamalıydım. Şu anlık…
Bu süreçte de hocanın anlattığına göre her hafta üç gün okula çıkışları bu yarışmaya hazırlanacaktık. İllaki şüphelenecekti. Bu süreyi hızlandırmak yerine biraz daha uzatmalıydım.
Hemen yanımda olan telefonu elime aldım. Bacaklarımı da havadan bir süreliğine indirmem gerektiğini fark ettim.
Bora’yla olan mesajlaşma yerine girdiğimde fark ettiğim şeyle yine kalakaldım. Bu sefer o bana yazmıştı. Bana yazmıştı!
🖤:
Nasıl oldun?
Nerissa:
Hâlâ daha hastayım. Okula bile gidemiyorum kaç günlerdir. Derslerden de geri kaldım.
Böylelikle bugünde gitmediğimi söyleyerek Liya’nın arkadaşı olan Okyanus’tan dikkatleri az da olsa -dikkat olmasa bile- çekmiştim.
🖤:
Geçmiş olsun. Doktora falan gittin mi?
Nerissa:
Hayır.
🖤:
Neyi bekliyorsun?
Nerissa:
Dermanımın bana gelmesini.
Bunu yazarken asla ciddi kalamadım. Odanın içinde kıkırtım yankılandı.
🖤:
Evinin adresini ver gelsin o dermanın sana.
Ekrana bakarken göz kırpıştırdım. Vazgeçtim. Dermanım bir süre daha beklese olur muydu?
Nerissa:
Ben iyileştim ya, boş ver.
🖤:
Peki boş verelim bakalım.
Nerissa:
Sen ne yaptın? Bulabildin mi bari beni ldkdkldld.
🖤:
Gül sen gül. Son gülen iyi güler bilirsin.
Nerissa:
Bilirim bilirim, hemde çok iyi bilirim.
Bir kaç saniye bir şeyler yazıp sildi.
🖤:
Sana bir şey soracağım.
Nerissa:
Tabii.
🖤:
Seni dış görünüşünden ötürü yargılarım diye mi karşıma çıkmıyorsun yoksa kendi hazır mı hissetmiyorsun?
Bütün ciddiyetimi onun yazdığı mesaja verdim. Ama durdum. Tane tane başa sararak mesajı okudum.
Yazmak istediğim ama yazamadığım çok şey vardı.
Mesela özgüvenli olmak. Dış görünüşüm açısından kendimi beğenip beğenmeme meselasi dışında direkt kendimi sevmiyordum. Sevilmeye değer olduğumu düşünmüyordum. Nerden bu duyguyu kapılmıştım bilmiyorum ama öyleydi. Birinin beni sevebilecek olması ise çok zor geliyordu. Sevmezdi yani kimse beni. Tipime baksın bakmasın bıkardı belki sonra, sıkılırdı.
Öyle bir insan olmadığını da biliyordum. Yarı yolda bırakmazdı ama ben onu sıkıcak biriydim.
Ya da ben çok mu abartıyorum?!
Nerissa:
Kendimi sevilecek biri olarak görmüyorum diyelim.
🖤:
Neden hep olumsuz düşünüyorsun sen?
Nerissa:
Bilmiyorum. Daha önce hiç sevgi görmemiş biri nasıl sevilir? nasıl birinden sevgi görür bilemiyorum. Dış görünüşüm kimine göre güzel kimine göre çirkindir ben onu da bilemem. Tek bildiğim seni sevdiğim ve o yüzden sana yazdığım. Bunu yazdıktan beş dakika sonra utançtan buzdolabını falan da yiyebilirim ama yapacak bir şey yok. Gerçekler bunlar.
Görüldü.
Yine ve yine.