İçeriğe geç

OKYANUS |YARI TEXTING|

Bölüm 16 · 7 dk okuma

OKYANUS |YARI TEXTING|

Bölüm 16

16. BÖLÜM

Seviyorum sizi.

İyiiii okumalaaar canlarım.

•••

Bora ile yan yana duruyor, sahneye çıkmak için bekliyorduk. Bizden önce bütün okullar yarışmıştı ve kimisi gülerek kimisi de suratını asarak yanımızdan geçip gitmişti.

Görevli olan adam bana gelip mikrofonu verdiğinde derin bir nefes almıştım. İyice geriliyordum.

Her şey rüya gibi geliyordu. Gerçeklik algımı kaybetmiştim. Bir de bunun üstüne aklıma gece gördüğüm rüya da gelince daha da stres oluyordum.

Ya o rüya bir haberciyse? Ya kendimi her olasılığa hazırlamam için bir işaretse?

Doğrusunu söylemek gerekirse, ben yalnızca kazanma olasılığına tutunmuştum. Bunu o rüyayı gördükten sonra fark etmiştim.

Sanki kazanamazsak kötü şeyler olacaktı? Hiçbir şey güzel ilerlemeyecekti ve ben hep mutsuz olacaktım.

Omzumda hissettiğim el ile irkildim. Kim olduğuna bakmak için ise başımı yana doğru çevirmem gerekti. Buket hocaydı. Hemen arkasında ise Barçın Hoca vardı. "Sakin ol." diye fısıldadı kulağıma doğru. Tebessüm edebilsem ederdim fakat edemedim. Yavaşça başımı yukarı aşağı salladım.

Buket hoca, saçlarımla, makyajımla ilgilenmişti. Zaten öyle çok bir bozulma olmamıştı, saçımda da makyajımda da. Sadece ufak dokunuşlar yaparak beni de kendisini de rahatlatmıştı. En azından aklım kalmayacak demişti.

Erken geldiğimizden etrafı dolaşma fırsatımız da vardı, lakin ben dolaşmak istememiştim. Nedeni Bora'ydı. Nereye baksam onu görecektim ve buna gerek yoktu.

Gerek yoktu diyorum çünkü istemsizce kırılmıştım. Suçu yoktu belki, onu suçlayamazdım ama... çok üzülmüştüm işte!

Arada sırada bana attığı kaçamak bakışları görebiliyordum. Benim de ondan aşağı kalır bir yanım yoktu. Her ne kadar kırılmış olsam da, elimin üzerine koyduğu eli geliyordu aklıma.

Tekrardan önüme dönecekken, hemen yanımda olan kişiye de bakmadan edememiştim. O elalarla göz göze geldiğimde, uzun uzuya bakmaya uğraşmadım bu sefer. Anında çektim bakışlarımı.

Buket Hoca ise omzuma koyduğu elini üzerimden çekmedi. Diğer elini de Bora'nın omzuna koydu.

"Sakinliğinizi koruyun. Yaparsınız. Size inanıyorum."

Sunucu konuşmaya devam ediyordu. Ardından kulaklarım da okulumuzun ismi ve bizim isimlerimiz yankılandı.

"Bora Sarp Demirkan ve Okyanus Mavisel'i sahneye davet ediyorum!"

Buket Hoca ikimizi de öne doğru ittirirken ona uydum.

Yapacaksın. Çalışmalarına değecek. Hem bak, baban da burada. Gurur duyacak seninle. Hocaların sana inanıyor. Kendine inan Okyanus. Yaparsın, yapmalısın. Sen özgüvensiz değilsin. Özgüvenlisin. Kendine inanmazsan olmaz. Kendine inan ki yap. İnan. İnan Okyanus, kendine güven.

Sahneye adımımı atmadan hemen önce, içimdeki o sese karşı yenik düştüm ve gözlerim kararlılıkla kısıldı.

Bu yenilgi bir kaybediş değildi. Asıl yenilerek kazanmıştım.

Bunca zaman kendime içten içe zarar vermiştim. Hayatımın bazı dönemlerini, hele ki son dönemlerimi zehir etmiştim.

İnsanlar benim hakkımda istediklerini düşünebilirlerdi. Beni güzel ya da çirkin de bulabilirlerdi. Bu benim umurumda olmayacaktı. Benim kendime inancım tam olduktan sonra gerisi önemli değildi. Yapacaktım ki yapamasam da önemi yoktu.

Belki kaybedecektik ama ben bunu bir kayıp olarak değil, kazanç olarak kafama kazıyacaktım.

Ve belki de ben dışında kimse bilmeyecekti o kazancı. Anlamayacaklardı.

Sahneye adımımı attığımda bakışlarım jürilere kaydı. Rüyamdakilerden çok farklıydılar. Aynısı olmalarını beklemiyordum. Yüzleri rüyamda o kadar net değildi ki, aynı olsalar bile tanıyamazdım galiba.

Önlerinde uzun, siyah örtüyle üzerini örttükleri bir masa vardı. Üç jüri vardı ve hepsi rahatlıkla oturmuştu.

En soldaki kahverengi saçlı, yeşil gözlü bir erkekti. Kahverengi saçlarına yer yer aklar düşmüştü. Orta yaşlardaydı. Ona ilk baktığımda çenesindeki sakalları kaşıyordu. Bizi baştan aşağı süzüyordu. Dalgın bir ifadesi de vardı. Üzerine polo yaka, yeşil bir tişört giyinmişti.

En sağdaki ise kadın jüriydi. Kızıl saçları omuzlarına uzanıyor, kahverengi gözleri ile bizi inceliyordu. Keskin yüz hatları, kemikli bir yüzü vardı. Çerçevesi siyah olan gözlüğünü iyice yüzüne yaklaştırmıştı. Üzerinde ise beyaz, uzun kollu ve bisiklet yaka bir bluz vardı.

Bu iki jürinin de ortasında kalan kadın ise en çok içten içe benim elimi ayağımı dolaştıran olmuştu. Simsiyah giyinmişti. Saçları koyu kahverengi, gözleri maviydi. Ciddi bir ifadesi vardı. Bir tek onunla göz göze gelmiştim ve bana baktığı gibi gözleri kısılmıştı.

İstemsizce boğazımı temizledim. Bakışlarımı jürilere değdirmemeye karar verdim. Önüme gelen saçlarımı arkaya doğru atarken ellerim delicesine titriyordu. Sol elimde mikrofon vardı. Diğer elim boştaydı.

Seyircilere çok kısa baktığımda onların arasında babamın da olduğu gerçeğiyle yüzleştim. Bu beni daha da motive etti.

Herkes gelemese de yarışacak gençlerin aileleri onlara destek vermek amaçlı buraya geliyordu.

Son olarak bakışlarım Bora'ya kaydı. O zaten bana bakıyordu. Göz göze geldiğimiz an tebessüm etti. Daha da sakinleştim sanki. O an her şeyi unutum işime, emeklerimize, çabamıza adadım kendimi. Onun da öyle yapacağını biliyordum.

Ben de ona tebessüm ettim. Bakışlarını benden ayırıp elektro gitarına baktı. Ben de önüme döndüm. Bakışlarım yerdeydi.

Ardından haftalardır neredeyse her gün çalıştığımız o şarkıya giriş yaptı Bora. O esnada tepemizdeki sarımsı ışık sönmüştü. Karanlıkta kaldık. Bir saniye sonra Bora'nın tepesindeki beyaz ışık yalnızca onu aydınlattı. Ben karanlıkta kaldım.

Elektro gitarı çalışına baktım. Sıra bana gelene kadar onu inceledim. Tekrar aşık olduğumu hissettim ve bununla nasıl başa çıkacağımı düşündüm.

Elektro gitarı tutkuyla çalıyordu. Ağırlığını sol bacağına vermişti. Sağ ayağını ise bir indirip bir kaldırırken dalgalı saçlarından birkaç tutam alnına düşüyordu.

Onun sayesinde dudaklarımda silinmeyen bir tebessüm vardı. Hele ki onu izlerken durduramamıştım kendimi. İçim giderek bakmıştım.

İşte şimdi sıra bana gelmişti.

Yapabilirsin Okyanus!

"Bakması ne zormuş, ah, o güzel yüzüne.

Toplamış yine bütün güneşi üstüne." O beyaz ışık ben şarkıyı söylemeye başladığım andan sonra benim de tepemde yanmaya başladı. Geri kalan, biz dışındaki her yer karanlıktı. Kendi sesim kulaklarımda yankılandı. Şarkıya öyle kendime güvenen bir sesle giriş yapmıştım ki içten içe daha da kaptırdım kendimi. Omuzlarımı düşürmedim, dikleştirdim.

Bu kısımda bakışlarımı Bora'ya çevirdim. Şarkının sözleri düşüncelerimle çok iyi uyuştuğundan şarkıyı yaşamaya başlamıştım. "Kamaşıyor gözlerim, bebeğim. Öyle gülmek olur mu gözünü seveyim?" Bora o sırada sadece birkaç saniyelik bakışlarını bana çıkardı ve gülümsedi. "Cennet dudaklarınmış, öp de öleyim." Bakışlarını tekrardan elektro gitarına indirdi. Ben ise ona bakmayı sürdürdüm.

"Aşkmış adı, ner'den bileyim?" Omuzlarımı kaldırıp indirdim. "Böyle zulüm olur mu gözünü seveyim?" Derken Bora'ya doğru bir adım attım. Tepemdeki ışık beni takip etmeye devam ediyordu. "Adımı sorsan söyleyemem, yemin ederim." Yüzümde içten bir tebessüm oluştu. Şarkının bu sözünü direkt olarak bizim üzerimize alındım.

Jürilere doğru dönerken "Ah, ellerim titriyor. Of, bi' ateş basıyor. Özlemek bu, dokunmakla geçmiyor." kısmını söyledim. Ve o anlarda sağ elimi yüzümün hizasında kaldırmış, ardından elim yavaş hareketlerle havada yumruk olmuştu. Elimi yine aynı yavaşlıkta yanıma indirmiştim. "Ah, öyle sev ki beni. Mey diye içeyim. Kalbim tekliyor, ah, gel, hasta gibiyim."

Bir anlıktı gözlerim ortadaki jüriye kaydı. Not alırken durmuş, bakışlarını bana çıkarmıştı.

Şarkının geri kalanını söylemeye devam ederken, Bora ile aramızdaki çekimi belli edebiliyor muydum bilmiyordum. Yeri geldiğinde beden dilimi kullanıyor, yeri geldiğinde mimiklerimle bir şeyler anlatmaya çalışıyordum. Ama onun gözleri... çok kısa bana baksa, bütün o uğraşlarımı yerle bir ederdi. Ediyordu da.

O bakışları bütün kırgınlığımı teker teker yok ediyordu.

Belki de ben de onun gibi bakıyordum çünkü her bakışmamızda, aramızda mesafe olmasına rağmen gözlerinde kendimi görüyordum. Kısacık bir süre diyip de geçemiyordum. O da benim gözlerimde kendisini görmüş olmalıydı. O elaların titreyişine birkaç kez şahit olmuştum.

Bedenimi bazen jürilere dönüyordum. Ancak genelde onlarla göz teması kurmuyordum.

Yüksek notaya çıkmam gereken kısımlarda çenemi ve boşta olan elimi ise yükselişimle aynı hızda yukarıya doğru kaldırıyordum.

Bedenim Bora'ya dönük olsa da gerçekten şarkıyı yaşadığımı hissettiğimde gözlerimi yumuyor, kimseyi görmüyordum. Kendimle baş başa kalıyordum.

Şarkının her kelimesini içime işliyordum.

Elektro gitardan çıkan her ses beni daha çok heyecanlandırıyordu. Son nakarattaydım ve bunu söyledikten sonra derin bir nefesi rahatlıkla alacağımızı düşünüyordum. Gayet iyi ilerlemiştik. Sorun yoktu.

Kendime olan güvenim hâlâ daha eksilmemişti.

Bora'yla göz gözeyken "Ah, öyle sev ki beni." şarkının bu sözlerini söyledim. Dudaklarını ıslatıp tekrardan elektro gitarına döndü. Arada sırada jürilere ve hatta seyircilere bakıyordu. Bazen olduğu yerde birkaç adım geriye adımladığını görüyordum. Elektro gitarın çıkardığı sesle aynı hızda gitgide ses tonumu yumuşatıp alçaltarak son dokunuşumu yaptım. "Mey diye içeyim." Gözlerimi yumdum. Daha da alçaltım sesimi. "Kalbim tekliyor, ah, gel, hasta gibiyim."

Sözlerimle eş değer olan Bora da elektro gitar üzerindeki elini durdurdu.

Ardından seyirciler arasından alkış sesleri yükseldi.

Performansımıza karşı içimde oluşan o sevinç, yüzüme yansıdı. Dudaklarımın üzerine içten bir gülümseme kuruldu. Alkış sesleri azalmış fısıltılar artmıştı. Kendi nefes sesimden başka bir sesi idrak etmekte zorlanırken gözlerimi yavaşça araladım. Şarkıyı söylerken fark etmesem de terlemiştim. Saçlarımdan birkaç tutam boynuma ve alnıma yapışmıştı.

Göğüs hizamda duran mikrofonu, ellerimi iki yanıma indirirken kendimden bir nebze de olsa uzaklaştırmıştım.

Derin bir nefesi dışarıya verirken bakışlarım jürilere kaydı. İlk başta birbirlerine doğru eğilip bir şeyler konuştular. Ben de o sırada Bora'nın yanına doğru adımladım. O da zaten bana doğru geliyordu. Orta noktada buluştuğumuz an silik bir tebessümle önüme döndüm. Seyircilerin arasından babamı görmeye çalıştım. Lakin heyecanım ağır bastığından uzun uzun bakamamıştım.

Sağ tarafımda hissettiğim nefes saçlarımın hafifçe hareketlenmesini sağladı. Tüylerim ürperdi. Başımı Bora'ya doğru çevirecektim ancak bana eğildiğini anladığımda bu düşüncemden vazgeçtim.

Jüriler hâlâ kendi aralarında konuşuyordu.

"Gözlerine bakamadığım için özür dilerim." Kaşlarımı çattım. Araba da bakışlarını kaçırmasından bahsettiğini ise çok geçmeden anladım. "Bakarsam o okyanuslarda kaybolmaktan korktum." Dudaklarımı birbirine bastırdım. Nefesi hafiften yanağıma vuruyordu. "Ve sana ilgim olmadığını düşünüyorsan yanılıyorsun. Sana ilgim çok fena var."

•••

Bölümü nasıl buldunuzzzz? Umarım beğenmişsinizdirrrr. Ve ben yine çok heyecanlı bir yerde bıraktım galiba kckxkkxxkd.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.