İçeriğe geç

OKYANUS |YARI TEXTING|

Bölüm 17 · 11 dk okuma

OKYANUS |YARI TEXTING|

Bölüm 17

17. BÖLÜM

Selaaaam nasılızzzz? İyiyizzz öyle değil miii? Aksini düşünmüyorum ve sizinde düşünmenizi istemiyoruum. Sizleri seviyor ve bölümle baş başa bırakıyorum.

İyi okumalarrr canlarııııım.

•••

Liya oturduğu sırada huzursuzca kıpırdandı. Bunu kaçıncı yapışıydı bilmiyordu ama artık dayanamıyordu. Aklına Okyanus ve Bora gelip duruyordu. Acaba yarışmaları nasıl geçmişti? Çeyrek final'e çıkabilmişler miydi?

Kafayı yiyecekti.

Tahtanın önünde bir ileri bir geri giden biyoloji hocasına kaçamak bakışlar atıyordu. Dersi dinleyemiyordu çünkü. Bakışları genellikle önüne açtığı biyoloji notlarıyla dolu defterindeydi.

Kısacası hocanın anlattığı bütün konu Liya'nın bir kulağından girip diğerinden çıkıyordu.

Oflayarak hocaya odaklanmaya çalıştı.

"Neyin var senin?"

Her gün duyduğu o sesi yine duydu. Altay'ın sesi...

Bakışların hemen sağında oturan Altay'a çevrildi. Ters ters baksa da arada bu yakışıklılığa içi gidiyordu. "Bir şeyim var gibi mi duruyor?"

Altay son kez hocaya bakarak Liya'ya doğru eğildi. Sessiz konuşması gerekiyordu, yoksa bu hoca bu sene Altay'ı dersinden bile geçirmeyebilirdi. Henüz performans notlarını girmemişti hocalar. Bugün yarın girerlerdi. "Evet." Dedi fısıltıyla.

Yüzleri birbirlerine çok yakın olduğu için ne yapacağını şaşırmış bir şekilde Liya da hocaya görünmemek için iyice eğildi. "Okyanus ve Bora aklıma geliyor."

Altay anladığına dair başını aşağı yukarı salladı. "Bence boşuna strese girme. En yüksek puanı falan toplamışlardır."

Liya da olumlu bakıyordu zaten. Hatta Okyanus'un sesini duydukları an da on puanı basmışlardır diye de düşünüyordu.

Ama tek sorun merakı onu strese sürüklüyordu. Fazla meraklı birisi olarak merakını bastırmakta zorlanıyordu. Aklı hep merak ettiği şeye gidiyordu. O yüzden Altay'ın söylediği şey onu rahatlatmadı, aksine daha da meraklandırdı. Gerçekten kaç puan toplamışlardı?

Merakını giderene kadar bu şekilde devam edecekti.

Başını iki yana salladı Liya. "Ben de olumlu açıdan bakıyorum. Sadece merak duygum ağır basıyor. Bir sürü soru aklımı kurcalıyor. Bu sorular olumlu olsa bile cevabını alamadığım için strese giriyorum."

Bunları söyledikçe Altay'ın yüzünde bir tebessüm belirdi. Liya'yı izlemekten fazlaca keyif alıyordu. Sarı saçlarına kaydı bakışları. Son iki çift kahve gözde gidip geldi. Sonra aniden kaşları çatıldı. Dik dik Altay'a bakıyordu. Hep böyle baksındı! Altay'ın çok hoşuna gidiyordu.

Hâlâ tam anlamıyla araları çok iyi değildi. Birbirlerine laflar çarpıtıp ters ters baktıkları oluyordu. Hele Liya fazlasıyla Altay'a gıcık olduğundan Altay da ona o şekilde davranmaya çalışıyordu. Pek beceremiyordu sanırım.

Liya'nın "Neye gülüyorsun?" demesiyle biyoloji hocasının Altay'a seslenmesi bir oldu.

"Altay'cığım, fazla cesur gördüm seni. Sınav notunu hatırlatmama gerek var mı?"

Yirmi beşti.

Altay birkaç saniye gözlerini kırpıştırdı. Oturduğu yerde dikleşti. Ardından bakışları karşısında ona bakan hocaya döndüğünde bir kez daha bu hocayı hiç sevmediğini anladı. Kadının bakışları, mimikleri bile insanı korkutuyordu. Gözlerini kısarak baktığı an da oturduğun yere siniyordun. Platin sarısı saçlarını ensesinde topuz yapmış, siyah da bir gözlük takmıştı.

Boğazını temizledi. "Yok hocam." Altay da hiç unutmuyordu ki sınav notunu. E-okul da yıldız gibi parlayan bir yirmi beş vardı.

"Öyleyse neden dersi dinlemediğini bana açıkla." Birkaç adımla öğretmen masasının önüne geldi. Parmaklarının arasında tuttuğu tahta kalemini masaya vurarak ritim tutmaya başladı.

Liya'yı izlerken güzelliğine dalıp gittiğini söyleyemezdi. O yüzden "Dinliyorum hocam." Dedi. Kısa kısa cevap veriyor daha fazla rezil olmak istemiyordu.

"Bana kör mü demek istiyorsun?"

Sinirle dudaklarını dişledi Altay. Kafayı yiyecekti. Yüzümü buruşturmamak için ise büyük bir savaş içerisindeydi. "Ağzımdan öyle bir şey çıkmadı hocam. Size bakmıyordum çünkü arkadaşımla dersle alakalı anlamadığımız bir kısmı tartışıyorduk. Ondan öncesinde zaten dersi dinliyordum." dedi ılımlı çıkarmaya çalıştığı sesiyle. Bu hocaya diğer hocalara davrandığından daha ılımlı davranmaya çalışıyordu. Zaten yeterince batmıştı. Fazlasının gerek olmadığını düşünüyordu.

Hoca düşünceli bir şekilde mırıldandı. Dudaklarını büzüp duyduğu cevap karşısında bakışları Liya'ya kaydı. "Tamam o halde. Bana anlamadığınız kısmı sorun." Liya'nın gözleri hafifçe irileşirken Altay'a çevirdi bakışlarını. Altay ise hocaya bakmaya devam etti. "Evet dinliyorum. Sorun hadi." Dedi sabırsızca biyoloji hocası.

Sınıftaki öğrencilerinde bakışları Liya ve Altay'ın üzerindeydi. Sadece birkaçı uyukluyor birkaçı da sıralarının altında gizli gizli telefonla uğraşıyordu.

Altay'ın dudakları aralanmış, tam konuşacağı sırada teneffüs zili çaldı. Biyoloji dersinden kurtulmuşlardı. Okulun bitmesine ise son bir ders kalmıştı.

Rahat bir nefes alarak geriye doğru yaslandı Altay. Hoca da bir daha ki derse o anlamadıkları konuyu sormaları açısından bir uyarı geçti. Sadece başını sallamakla yetinmişti.

Sınıfta birkaç kişi ayaklandığı ve sesler yükseldiği an da bedenini Altay'a doğru çevirdi Liya. "Ne diye gülüyordun? Söyle."

"Canım gülmek istedi."

Ofladı Liya. "Meraklanmış olmam komik mi geldi?"

Gözlerini devirdi Altay. Elleri sıranın üstünde birbirine kenetlenmişti. "Gelmedi."

"Eee o zaman?"

"Seni izlerken tebessüm ettim, ne var bunda?" Tam kendi kendisine hazırlamış olduğu cevabı verecekken dudakları aralı kalmaktan öteye gidemedi Liya. Altay ise o an da Liya'ya çevirmişti bakışlarını. Başını aşağı yukarı sallarken gülmemek için zor durdu. "Bir şey yokmuş."

Liya önüne dönerken tepkisizdi. Sıranın üzerindeki açık, biyoloji defterinin kapağını kapattı. Altay'dan rahatsız olmuyordu. İçinde daha önce hiç tatmadığı bir duygu vardı ancak kabullenmek istemiyordu. Bunca zaman Altay'a hep ters davranmış laflar sokmuş ve gıcık olmuştu. Durduk yere neden gıcık olduğunu da bilmiyordu aslında. Ya da hayır, biliyordu...

•••

Liya sırasında oturuyor bir sonraki derste olacakları sınav için hazırlanıyordu. Dersleri boş olduğu için ve başlarında da hoca olmadığı için sınıftaki bazı öğrenciler ayaklanmış bağıra çağıra bir şeyler konuşuyordu. Çıkan seslerden dolayı çalıştığı derse odaklanamıyordu. Anlasınlar diye ara sıra o ses çıkaranlara dönüyor dik dik bakıyordu. Sınıfıyla bir problemi yoktu hatta çoğunu seviyordu, konuşmuşluğu sohbet etmişliği de vardı.

Bora'nın yanında oturan Altay, kahkaha atarken hiçbir şeyi umursuyor gibi değildi. Bedenini hemen arkasında oturan arkadaşlarına doğru çevirmişti. Zaten sesin çoğunluğu oradan çıkıyordu.

Gözlerini devirerek önüne tekrar döndü Liya. Yanı boş olduğundan çantasını hemen yanına koyardı. Eli çantasının suluk kısmına uzandığında parmaklarını pet şişeye sararak kavradı. Önündeki notları okumaya devam etti. Bir kahkaha daha attı Altay.

Neye gülüyordu bu kadar? Anlamıyordu.

"Lan, oğlum gülüp durma." Dedi Bora bıkkınlıkla. "Ders çalışanlar var görmüyor musun?"

Ofladı Altay. "Ne sınavı vardı bugün?"

"Biyoloji."

"Hassiktir!" Dedi Altay bağırarak. "Oğlum daha ilk sınavdan batıracağım desene."

Liya suyunu içerken göz ucuyla Altay'la Bora'ya bakıyordu. Altay alnına bi tane tokat attı. Buradan bakılınca çok komik duruyordu. Liya suyu püskürtmemek için oldukça mücadele verdi. Ve tam o anda Altay ile göz göze geldiler. Cam kenarı, ikinci sırada oturuyordu Altay. Liya ise orta, üçüncü sırada.

İçtiği suyu zorla yutarken bakışlarını çekmek istese de çekemedi Liya. Altay da bakışlarını çekmiyordu ama nedenini anlamamıştı. Şimdi niye bakışıyorlardı ki?

İçinden bir ses, Sen çocuğa bakıyorsun o da sana bakar tabii ki! Dedi.

Gözlerini kaçırdı. Elinde tuttuğu pet şişenin kapağını kapattı ve çantasına geri koydu. Bakışları tekrardan yazdığı notlardaydı.

Altay bir Liya'ya bir de Liya'nın önünde duran açık deftere baktı. Bu sınıfta biyolojisi en iyi olan oydu. Altay'ı sınava çalıştırır mıydı acaba? Daha fazla sormadan dayanamadı."Liya?" Diye seslendi. Sınıf o kahkaha atmayı kesince biraz daha sessizleşmişti fakat hâlâ konuşan ve fısıldaşanlar olduğundan onun Liya'ya seslenmesi kimsenin dikkatini çekmemişti. Bora hariç.

Liya ise bıkkınlıkla nefesini verirken oturduğu yerde dikleşti. Bakışları Altay'la buluştu.

"Sınava çalıştırır mısın beni?"

Altay'ı oturduğu yerde baştan aşağı süzdü Liya. Tek kaşı havalanırken "Sayende ben de çalışamadım ki. Seni nasıl çalıştırayım?"

Gözlerini kırpıştırdı Altay."Tamam beraber çalışalım."

Hemen cevap vermedi. Birkaç saniye öylece bakıştılar ardından Liya hiçbir şey söylemeden yanında duran çantasını alıp hemen sırasının sol tarafında kalan askılığa astı. Altay'ın yüzünde bir tebessüm oluştu. Ve bu tebessüm yavaş yavaş büyüdü. Hızla ayağa kalkıp Liya'nın yanına oturmak için adımladı.

Bora ise Altay'ın bu hallerini gördükçe sırıtıyor içten içe sabır diliyordu.

Altay, Liya'nın yanına oturduğu gibi sıranın üzerinde olan defteri kendi önüne çekti. "Sınav da hangi konular çıkacak?" Defter de yazılı olan notlara göz gezdirirken Liya uzanıp defteri ortalarına doğru koydu.

"Hem ders çalışmak istiyorsun hem de benim çalışmamı engelliyorsun, oldu başka bir isteğin var mı?"

Önünden aniden çekilen defter yüzünden birkaç saniye sırayla bakıştı Altay. Liya'nın sinirli ses tonu kulaklarına ulaştığında ise bakışlarını kaldırarak göz göze gelmelerini sağladı. "Senin çalışmanı engellemiyorum. Sadece konulara bakmak istemiştim."

"Önümdeki defteri çekip alarak mı?" Dedi Liya tek kaşı havaya kalkarken.

Bıkkınlıkla ofladı Altay. "Biyoloji çalışmaya ne dersin?"

Altay'a yandan bir bakış atarak defteri tam aralarına aldı. Çok vakit kaybetmeden çalışmaları ellerinden geleni yapmalılardı. Aslında Liya, önceden sınava hazırlandığından daha rahattı. Sadece 'stresten unuturum' diye düşünüyordu. Bu düşünceden kurtulmak için tekrar etmesi şarttı.

Altay anlamadığı yerlerde soru soruyor Liya da hızlıca, en net şekilde konuyu açıklıyordu.

Yanında oturan çocuğun çok yüksek puanlarda gözü olmadığını biliyordu. 'Sınavdan geçsem' yeter gözüyle baktığına emindi.

Teneffüs zili çaldığında Liya defterin kapağını kapatıp Altay'a döndü. "Başarılar." Dedi ayaklanırken. Eline kalem kutusuyla defterini aldı. İki ders öncesinden sınav olacakları sınıflar belirlenmişti. Kelebek sistemi uygulanıyordu sınav olacakları zaman.

Altay ise başını eğerek karşılık verdi. "Teşekkür ederim Biyo Kraliçe."

Burnundan hafifçe soluyarak güldü Liya. O da Altay'a lakap bulmak istedi. Birkaç saniye düşünmenin ardından "Rica ederim... Bakteri bey." Dedi. Altay seslice güldü. Gülerken resmen gözleri parlamıştı.

O esnada Altay da ayaklanmış sıraların iki yanında yürüyorlardı. Tam ortada, tahtanın önünde karşı karşıya geldiklerinde bu sınıfta sınava girecek öğrenciler geliyor sınıfa giriyorlardı. Bazıları da kendi sınıflarına gitmek için hazırlık yapıyordu.

Altay ile öyle boş boş bakışınca ne yapacağını bilemedi. Bakışlarını kaçırdı. "Artık gitsem iyi olacak." Dedi Liya. Altay ona bakıyorken başını aşağı yukarı salladı. Liya ise Altay'ın yüzüne bakmadan sınıftan çıkmak için adımladı. Çok geçmeden sınıftan çıkınca Altay da onun peşinden çıkmak için bir hamle yaptığında kapının önünde ona sırıtarak bakan Bora'yı gördü. Sınavı aynı sınıfta olacaklardı. Yüksek ihtimalle birlikte gitmek için beklemişti Bora. Aldırış etmeden Bora'nın tam karşısına geldi.

"Hadi gidelim." derken ileriye adımladı ancak Bora hareket etmedi. Kaşlarını çatarak Bora'ya tekrardan döndü Altay. "Yürüsene lan." Bora hareket etmeyince uzanıp Bora'nın kolunu tuttu. İlerlemesi adına kendisine doğru çektiğinde Bora sesli bir şekilde güldü. İmalı gülüyordu. Bu durum Altay'ı daha da sinir etti. "Sınavdan çıkalım göstereceğim ben sana."

"Sınava iyi çalıştın mı bari?" dedi Bora. O sırada yürümeye başlamışlardı. Merdivenin olduğu yer çok kalabalıktı. Sınav olacakları sınıf üst katta olduğundan bu kalabalıkta yukarı dahi çıkamazlardı. Birkaç saniye için tekrardan durdular.

Altay sıkıntıyla soluyarak konuştu. "Şunu yapmayı kes."

İftiraya uğramış gibi şaşırdı Bora. "Ne yapıyormuşum ki b-" sözünü tamamlayamadan koluna yapışan kızla beraber duraksadı.

"Ay!" Kız daha ne olduğunu fark etmeden söylenmeye devam etti. Kalabalığa bakarak "Gerizekalılar! Nasıl da ittiriyorlar." Dedi. Bora bir kalabalığa bir de kıza baktı. Açık kahve saçlarını ensesinde toplamıştı. Mavi gözleri öfkeyle kalabalıkta geziniyordu. Kız, Bora'nın koluna hâlâ sarılıyorken ağzının içinde mırıldanmaya devam etti.

Bakışlarını kalabalıktan çekip Bora'ya döndüğünde ise Elektirik çarpmış gibi hızlıca geri çekilmişti. Yüz ifadesindeki öfke bir anda uçup gitti. "Çok... çok özür dilerim!" Bora gözlerini kırpıştırdı. Özür dileyecek ne vardı?

"Sorun değil." dedi anında. Kızın yanaklarındaki çillere baktı. Ardından tekrardan gözlerine odaklanmayı seçti.

Kız dudaklarını birbirine bastırarak Bora'ya kaçamak bakışlar attığı an imalı şekilde sırıtan Altay'dı.

Bora kızın daha fazla utanmasını engellemek için bakışlarını kızdan çekip Altay'a baktı. Altay'ın yüzündeki sırıtışı görünce de dudaklarını dişledi. Altay'ın kulağına doğru eğilip "Yüzünü dağıtmamı istemiyorsan merdivenlerden yukarıya çıkmaya başla." Dedi fısıltıyla. Altay olduğu yerde dikleşti. Bakışlarını merdivene doğru çevirip Bora'ya bakmaktan kaçındı. Korkmuyordu oldukça zevk alıyordu aslında. Sadece arkadaşını utandırmak istemiyordu. O mükemmel bir arkadaştı.

Bora, azalan kalabalığa bakarken merdivenlere doğru tüm gücüyle Altay'ı ittirdi. Altay ilk başta tökezlese de hızlı hızlı merdivenleri çıkmaya başladı. Bora da Altay'ın uzaklaşmasını fırsat bilerek hemen birkaç adım arkasında kalan kıza tekrardan baktı. O da Bora'ya bakıyordu zaten.

Okyanus'tu kızın ismi. Biliyordu. Dudakları usulca yukarı doğru kıvrılırken kız gözlerini kaçırdı.

Tebessümü daha da büyüdü Bora'nın. Önüne döndüğünde yüzündeki tebessüm silinmemişti. Merdivenlere doğru yöneldiğinde hızlı olmaya çalışarak merdiven basamaklarını çıkmaya başladı. Arkasından bakan Okyanus, biyolojiye dair ne varsa unutmuştu...

Ders zili çaldı. Çoğu öğrenci sınav olacakları sınıflara gitmiş yerlerine oturmuşlardı. Birkaç öğrenci gideceği sınıfı karıştırmış çok geçmeden kendi sınıflarını bulmuşlardı. Bazı hocalar ise erken gelmiş bazıları bir, iki dakika gecikmişti.

Kırk dakika süren sınavdan kurtulan öğrenciler derin bir 'oh' çekebildi. Diğer derslere nazaran biyoloji sınavını zor yaparlardı.

Lakin çalıştıkları konulardan değil de çalışmadıkları konulardan sınavda daha çok karşılaşanların ise hevesleri kursaklarında kalmıştı.

"Hayır bir de hocayı çok iyi dinledim ben. Nasıl olur? Anlayamıyorum." Defterindeki biyoloji notlarını; sınav çıkışı kendi sınıfında kontrol eden Liya, kendisine fazlasıyla sinirliydi. Deftere bakarken söylenip durdu. Biyoloji dersinde iyi olduğunu düşünüyordu ve o yüzden yüksek not almak çok istemişti. Artık o ihtimal fazlasıyla düşük kalıyordu.

"Sınava çalışmasam yeminle daha iyi geçerdi!" Sınıftan içeriye bağırarak giren Altay, ilk olarak Liya ile göz göze geldi. "Kızım bizim çalıştığımız yerler çıkmadı. Çıktıysa bile on sorudan dördü sadece!"

Liya'nın sinirli bakışları Altay'ı buldu. Altay hızlı adımlarla Liya'nın tam karşısına gelmişti. "Ben senin kızın değilim. Ve benim sınavım da güzel geçmedi. Bağırmayı da kes."

"Ne bağırması? Senin defterinde yazanlarla benim sınav da gördüğüm sorular çok farklıydı!"

Yüzünü buruşturdu Liya. "Hiç mi yapamadın? O kadar mı berbattı? Sallayıp durma, ben sadece o konulara daha fazla ağırlık vermiştim." İşaretparmağını havaya kaldırıp Altay'a doğrulttu. "Hem beni suçlayacağına kendini suçla. Daha önceden çalışsaydın. Önlemini alsaydın. Bana ne be senden!" Önüne dönüp kendi sırasına oturduğunda Altay ona bakmaya devam ediyordu.

Sakinleşmek adına derin nefes alıp verdi."Özür dilemek bu kadar zor mu?" Yanağının iç tarafını ısırdı.

Çatık olan kaşları havalandı Liya'nın. Özür dilemek zor değildi. Hatalı olduğumu düşünse özür dilerdi zaten. Bu konu da bir tek kendisine karşı yapılmış bir hata vardı. Altay onunla ve o notlardan çalışmak istemişti. "Zor değil, özür dilemek istiyorsan dile, hadi." Dedi meydan okurcasına. Altay'ın özür dilemeyeceğini biliyordu. Lakin kelime oyunu yaparak laf sokmaktan da geri durmadı.

Altay sinirle nefes aldığında "Özür dileyecek biri varsa o ben değilim."

"Hah! Ben miyim?"

"Sensin!"

Liya gitgide Altay'a daha fazla sinir olmaya ibaşlıyordu. "Altay bi si-" boğazını temizledi. "Git." Altay'a bakmadan elini gelişigüzel savurdu. Hareketi gitmesi için bir işaretti.

Altay sinirini bastırmak için başını önüne eğdi. Başka hiçbir şey söylemeyecekti. Tamam, Liya yanlış not çıkarmış olabilirdi ancak Altay onu zorunlu tutmamıştı. Teklifi Liya da kabul etmişti. Sadece yaptığı hatadan ötürü özür beklemişti. Yanlış yönlendirdiği için bir 'pardon' demesini istemişti.

Sessizce yerine otururken Bora'yla çok kısa bakıştılar. Bora'nın, bakışmalarının esnasında dudağının kenarı aşağıya doğru hafifçe kıvrıldı. Omzunu silkti. Altay ise gözlerini devirerek kendi önüne dönmüştü.

•••

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.