İçeriğe geç

OKYANUS |YARI TEXTING|

Bölüm 15 · 13 dk okuma

OKYANUS |YARI TEXTING|

Bölüm 15

15. BÖLÜM

Selam canım. Bu bölüm bence hepimizin merakla beklediği o mükemmel bölüm kdkdkdld. Ben yazdım diye demiyorum. Sadece mükemmel işte:)

•••

Duştan çıktığımda biraz olsun rüyanın etkisinden çıkmıştım. Kendime geldiğimi hissediyordum.

Buket hocanın tavsiyeleri ve hepimizin de hem fikir olduğu yarışma kıyafetlerimi giyindim. Dün bu kıyafetlerle ufak bir prova yapmıştım. Güzel hissettirmiş rahatlamama neden olmuştu. Altında soluk tonlarda çok açık olmamakla beraber mavi, bol bir kot vardı. Aynı ton aynı model Bora’da da vardı tabii ki de.

Beyaz bir gömleğin üzerine lacivert bir süveter giyinmiştim. Süveterin boyu ve gömleğin boyu fazla uzun değildi. Gömlek sadece yaka kısmımdan gözüküyordu. Süveterin boyu gömleğin alttan gözükmesini engellemişti. Belim de çok az bir kısım açıkta kalmıştı. Bora’nın süveteri daha bol, gömleği daha uzundu.

Bence fazlasıyla uyumlu kombinler yapmıştık.

Sıra makyajıma geldiğinde acımayacaktım. Sırasıyla kapatıcı, allık, parlatıcı sonra da kirpiklerimi kıvırıp maskara sürdüm. Her şeyi bocalamıştım. Birkaç saate yüzümde hiçbir şey kalmazdı. Bundan emindim.

Dudak tonuma yakın olan parlak, yumuşak dokulu bir ruj sürdüm. Gözlerimin daha çok ön olanda olmasını istiyordum. Kirpiklerim uzun, hacimle ve kıvrık duruyordu. Hoştu.

Yarışma stresinin üzerine bir de Bora’ya kendimi açıklama stresi vardı. Hani ben stres topu olmuştum, anlatabildim mi?

Üzerimdeki stresten ağlayabilirdim. Ama bir yanımda rahat olmam gerektiğini söyleyip duruyordu. Yarışmanın güzel geçiceğini Bora’ya kendimi açıkladığımda şaşırmayacağını hissediyordum.

Şaşırmazdı tabii. Her şey o kadar belliyken şaşırması biraz tuhaf olurdu. Lakin istediğim tepkiyi de vermezse hayal kırıklığına uğrardım. Saygı duymuş bunca zaman anlasa bile bana bir şey söylememişti. Alttan alttan laflar çarpıtmıştı ancak bu benim olduğumuz duruma biraz olsun uyum sağlamama yardımcı olmuştu.

Eğer benim Nerissa olduğumu bile bile yakın olduysa ümitlenmeliydim. Hatta onunda beni sevdiğini falan düşünebilirdim. Havalara uçada bilirim öyle değil mi?

Onu tanıyordum. Beni kandırmazdı. Ümit verip geri çekilmezdi. O öyle bir insan değildi. Bundan çok emindim ve asla kuşku duymuyordum.

Saçlarımı kuruttuktan sonra makyaj masamın çekmecesinden maşamı aldım. Saçlarımın dalgalı olmasını istediğim için maşa yapacaktım.

Yavaş yavaş, özen göstererek yaptım maşayı. Hem saat daha altı buçuktu. İstediğin kadar yavaş davransam da zaman geçmek bilmiyordu. Planımda bu kadar erken kalkmak yoktu. Mükemmel rüyam erken uyanmamı sağlamıştı. Neyse sıkıntı yoktu.

Saçlarımla olan işim sabitleme spreyini sıkınca bitti.

Barçın hoca, Buket hoca ve Bora ile Barçın hocanın arabasıyla gidecektik yarışma yerine. Buluşma noktamız okuldu. Hemen değil de bir ders saati geçtikten sonra çıkacaktık yola. Yarışma saat 14.15’deydi.

Odamda birazcık prova yaptıktan sonra kendimi çok daha hazır hissediyordum. Sesimi beğenir kendime güvenirdim. Son dönemlerde Barçın hocanın da yardımıyla sesimi çok daha fazla geliştirdiğimi fark ediyordum. Buket hoca ise zor anlarda birkaç öneride bulunup durumu kurtarıyordu. Çok güzel bir ekip olmuştuk.

Bora hakkında konuşmama gerek yoktu. O dile getirmese de benim gibi kendisine elektro gitarda çokça güveniyordu. Yani onun yerinde ben olsan özgüvenim tavan olurdu. Çok güzel, bilinçli bir şekilde çalıyordu elektroyu. O halleri çok çekiciydi. Birkaç defa hata yaptığı oluyordu tabii ama düzeltmesini, telafisini yapmayı çok iyi biliyordu.

~Bora

Günaydın.

Bana yazmıştı!

Yaptığım provalar bittiğinde hâlâ daha zamanım olduğu için elime telefonumu almıştım. Ondan dolayı mesajını aniden görmüştüm.

~Okyanuskadarderin

Günaydııııın.

~Okyanuskadarderin

Heyecan tavan mı??

~Bora

Şuan yeni uyandım. O yüzden hiçbir şey hissetmiyorum.

Ekrana bakarak kıkırdadım.

~Okyanuskadarderin

Keşke sendeki o soğuk kanlılık bende de olsa.

~Bora

Böyle dedin ve ben bir anda heyecanlandım.

~Okyanuskadarderin

Aaa, soğuk kanlı olmak istemiyorum, tamam.

~Bora

Heh şimdi tekrardan soğuk kanlı biriyim.

~Okyanuskadarderin

Sen… yeni uyandığına emin misin?

~Bora

Yakalandım. Hiç uyumadığımı nereden anladın?

~Okyanuskadarderin

Hiç uyumadın mı?!

~Okyanuskadarderin

Sanki erken kalmış o heyecanını yenmişsin gibi gelmişti. Meğersem hiç uyumamışsın. Şaka değil dimi? Bu seni olumsuz etkilemesin.

~Bora

Sana yetecek kadar enerjim var.

~Okyanuskadarderin

Bana mı? Yarışmaya olmasın o.

~Bora

Sana.

~Okyanuskadarderin

Neyse böylelikle enerjilerimizin karşılıklı olduğunu anladım.

(💙)

Attığı mavi kalple benim kalbim tekledi.

•••

“Berke! Çok stresliyim.”

“Sakin ol.”

Harbi misin bakışı attım Berke’ye. Gergin ve sinirli duruyordu. Çünkü biraz ilerimizde Bora vardı. Barçın hocayla bir şeyler konuşuyorlardı. Liya ise tuvalete gitmişti. Öğretmenler odasının olduğu kattaydık. Koridorda duvara yaslanmıştım. Berke de aynı şekildeydi.

“Çok sağ ol. Sakinleştim şuan.” Başını sağa sola sallayarak bakışlarını Bora’ya çevirdi.

“Yemin ederim bu yarışma da sen olmasan bu salağın arkasından kaybetmesi için ne beddualar etmiştim.” Yüzünde üzgün bir ifade vardı. Beddua edemediği içindi. Koluna bir tane geçirdim.

“Mal mısın Berke?”

“Yanlış kişiye sordun. Şuradakine soracaktın o soruyu sanırsam.” Çenesiyle Bora’yı gösterdi. Tam o an da Bora buraya doğru baktı. Berke ile kısa bir bakışma geçti aralarında. Bora çok ters bir bakış atmıştı. Berke’nin gözlerinde ise bariz bir sinir vardı.

Berke maçtan ötürü böyleyse Bora niye öyle bakmıştı?

Yani biri bana ters, sinirli bir bakış atsa galiba bende öyle bakardım. Bora haklıydı. Kesinlikle.

“Hayır. Tam olarak doğru kişiye sordum. Mal olan sensin Berke.” Sakince bana baktı.

“Duyamadım canım, ne dedin?” Sesindeki alay yüzümü ekşitmeme yetti. Bora ile Barçın hocaya baktım. Birkaç saniye geçti. Konudan çok bağımsız bir soru sordum.

“Acaba ne konuşuyorlar?”

“Barçın hoca Bora’ya akıl veriyordur. Bora’nın aklı yok ya.”

“Ay sus artık!” Diye yükseldiğimde Barçın hoca ile Bora bize doğru döndü. Utançla ne yapacağımı bilemedim. Gülümsedim. Berke ise başını önüne eğerek bana güldü. Bora bana bakarak gülümserken Barçın hoca Bora’ya dönüp tekrardan bir şeyler anlatmaya devam etti. Bora’da ona geri dönüp baktığında tuttuğum nefesi verdim.

“Ağzımı bozuyorsun. Eğer bir daha ona hakaret edersen…”

“Of tamam be.” Dedi Berke gülmesini durduramazken. Gözlerimi devirdim. Tam o sırada öğretmenler odasından Buket hoca, dışarı çıkıp yanımıza geldi. Üzerinde lacivert bir sweat vardı. Altında siyah bol bir kot pantolon. Barçın hocada da lacivert gömlek; beyaz, bol bir pantolon vardı. Onlarda bizimle uyumlu olmak istemişlerdi.

“Hazır mıyız gençler?” Diye sorduğunda bana bakmıştı. Bora’ya çevirdiği bakışlarını Barçın hocaya da çevirmişti. Barçın hoca gözünü kırptı. Bora bir şey söylemedi sadece bana baktı.

Bana baktığında elim ayağım birbirine dolaşıyordu. Dalgın bir sesle “Evet.” Dedim.

Berke’nin hemen yanında bir hareketlilik hissettim. Liya gelmişti.

“Gidiyor musunuz?”

Bakışlarımı Bora’dan kaçırıp Liya’ya döndüm. “Gidiyoruz.”

Dudaklarını büzdü. Ortamızda kalan Berke’yi es geçip tam karşıma geldi. Kollarını boynuma doladı. Bende kollarımı onun beline yerleştirdim. “Sana güveniyorum.”

“Teşekkür ederim.”

Burada olan herkesin bize baktığını biliyordum. Bu nedenle hafif paniklemiştim. Liya kollarını benden uzaklaştırırken bir adım geriye attı. “Görüşürüz.” Gülümsedi. Bende gülümsedim. Yanlarından geçip giderken Barçın hoca ve Bora da hareketlenmişti.

Berke’ye baktım. Tebessüm ediyordu. Gözlerimi kısıp ona sahte bir ciddiyetle baktım. O da beni taklit ederek aynı şeyi yaptı. Önüme gülerek döndüğümde hızla Buket hocanın yanına ulaştım. Buket hoca ile ben önde Bora ile Barçın hoca hemen arkamızdan ilerliyorlardı.

Liya ve Berke şimdi zil çalacağı için yukarı doğru çıktılar. Biz ise bahçeye indik. Maşalı saçlarım hâlâ daha hacimliydi. Bozulmamasına sevinmiştim.

Barçın hoca arabasını okul bahçesinin dışında bir yere park ettiği için bize okulun hemen önünde beklememizi beş dakikaya geleceğini söyledi. Üzerimde siyah bir hırka vardı. Mont giyinmeyi hiç sevmezdim. O nedenle de biraz üşürdüm. Hatta hasta falan da olabiliyordum tabii. Yine o üşüdüğüm dakikalardaydım. Belli etmemek adına kendimi sıkıyordum. Sonra sert bir rüzgar esti. Saçlarım önüme doğru gelmişti. Elimi saçlarıma doğru attım. Bozulmadıkları için sevinmiştim lakin az önce az kalsın üzülecektim. Tek elimle saçlarımı bir araya getirip rüzgarda tekrar uçuşmamaları adına öylece durdum. Buket hoca sağ tarafımda telefonuna bakarken sol tarafımda Bora vardı. İkisinin tam ortasındaydım.

Bora'ya dönüpte bakmak istemiyordum. Ela gözleri beni fazlasıyla içine çekiyor aklımı sulandırıyordu. Ama sanki o, ona bakamadığımı hissetmiş gibi dönüp bana baktı. Bakışlarının odağı yüzümdü. Omurgamdan aşağıya doğru bir ürperti geçti.

Sonuçlarına katlanarak ona baktım. Bir elim ensemden saçlarımı gevrek bir şekilde tutarken nasıl gözüktüğümü bilmiyordum. Bakışlarını benden çekip kendi üstüne baktı. Eli üzerindeki montuna gitmişti. Hızlı bir hareketle montunu çıkarırken ne yaptığını anlamamıştım. Bakışlarımı ondan çekip etrafa baktım.

Birkaç saniye sonra ensemde birlikteliğini sağladığım saçlarım hafif havalandı. Başka bir el saçlarımı nazikçe kavramıştı. Az önce yanımda duran Bora şimdi arkama geçmişti. Bunu hangi ara yaptığını sorguladım.

Saçımı tutarken boşta kalan eliyle kendi montunu tutuyordu. Omzumun üzerinden dönüp ona baktım. Tebessüm etti. Ne tepki vereceğimi şaşırmıştım. Tek eliyle hareket ettiğinden montu ilk önce sol omzumun üzerine bıraktı. Saçlarımı, montun altında kalmasın diye daha da yukarıya kaldırdı. Ona yardımcı olmak adına sol omzumda hissettiğim montun bir kısmını düşmemesi için tuttum. Mont sağ omzumun da üzerine bırakıldığında Bora'nın saçlarımı bırakacağını zannettim. Lakin bırakmadı. Bana yardımcı oluyordu. Böyle bir yardıma gerek var mıydı? Çünkü ben bayılacaktım da...

Yüzümün kıpkırmızı olduğunu bilmekte daha da utanmamı sağlıyordu. Montu iyice önüme doğru çektim. "Teşekkürler. Ama şimdide sen üşümeyecek misin?” diye mırıldandım. Barçın hoca acaba nerede kalmıştı?

"Rica ederim.” diye karşılık verdi Bora. Sorduğum soruyu görmezden gelmişti.

Birkaç dakika daha geçtikten sonra önümüzde beyaz bir araba durdu. Ön camından gördüğüm Barçın hoca kornaya bastığında bu arabaya ilerlememiz ve binmemiz için bir işaretti. Bizde tam olarak öyle yaptık. Ön yolcu koltuğuna Buket hoca binerken ben ile Bora arka tarafa geçmiştik. Ben Barçın hocanın tam arkasındaydım. Bora ise Buket hocanın tam arkasındaydı.

Bora’ya montunu vermek istiyordum ama bende de kalmasını da istiyordum. Nedeni montun üzerine sinen o kokuyu rahatlıkla koklayabilmemdi. Psikopatlık mı oluyordu? Lütfen olmasındı. Bu koku çok güzeldi.

Barçın hoca klimaları açmış olacak ki sıcaktan terlemeye başlamıştım.

Daha arabaya bineli iki üç dakika olmuşken ilk başta montu vermeyi unutmuşum gibi davrandım. İstemeye istemeye montu Bora’ya vermiştim. Tekrardan teşekkür etmeyi de ihmal etmemiştim. Tam o zaman dikiz aynasından Barçın hocanın bize baktığını ve Buket hocayla çok kısa bakıştıklarını görmüştüm. Utançtan bütün arabayı yiyebilirdim.

“Okyanus! Dedim ki şarkı açayım ama şarkı açmama gerek kalmadığını fark ettim. Yanımızda sen varsın. Söyle bakalım bir şeyler. Ama Mey dışında.” Dedi neşeli bir sesle Barçın hoca. Mey’i neden söylemememi istediğini anlayabiliyordum. Söylerken yaptığım en ufak hata gözüme çarpardı ve kendimi eleştirirdim. Bunu düzeltmeye çalışırken bunca zaman ki çalışmalarımızda söylediğim şeklin dışına çıkardım. Hata yapma oranım daha da artardı. Sahneye çıkana kadar çok kısalığına Mey ile aramıza bir soğukluk girecekti.

“Ne söylememi istersiniz hocam?” Dedim.

Buket hocanın önden yükselen sesiyle ne söylemem gerektiğini anladım. “Kim ne derse desin aşk için!”

Tebessüm ettim. Şarkıyı söylemek için kendimi hazırladım. Boğazını temizledim ve oturuşumu dikleştirdim. Buket hocayla aynı anda şarkıyı devam ettirdik. “Önce hoş sonra boş gelir!” Sesimiz aynı anda ve uyumlu çıkıyordu. Ciddi kalamıyordum. Hem gülüyor hem şarkı söylüyordum. Gülmemek elde değildi. “Her seferinde canım yanar. Aşk bana yalan gelir!” Yüksek sesle söylemek her zaman en iyi yaptığım şeydi. Bağıra çağıra şarkı söylemek mükemmel bir aktiviteydi.

Bakışlarımı Bora’ya çevirdim. Ve onunda zaten bana bakıyor olmasıyla iyice afalladım. Şarkıyı söylerken sesim ilk zaman ki gibi yüksek çıkmamıştı. İstemeden de olsa ona bakarken ses tonum alçalmıştı. Dikkatimi dağıtıyordu.

Yüzündeki o ifadeyi hiç unutmamak adına zihnime kazımak istedim. Unutursam ağlardım. Çünkü o kadar güzel bakıyordu ki utanamadım, içimde yaşadığım o güzel his gözlerimin dolmasına olanak sağladı.

Onun elalarında gördüğüm şey hayranlıktı, içtenlikti. Duyguların en saf haliydi.

Bu sefer Buket hocaya eşlik edenin Barçın hoca olduğunu fark ettiğimde sustum. Başım sol omzuma doğru düştü. Saçlarımdan birkaç tutam alnıma ve yanağıma sürtünüp gözümün önüne geldi. Elimi yüzümdeki saçları geri itelemek için havaya kaldırdığımda Bora benden daha hızlıydı. Eli tenime değmeden saçlarımı geriye iteledi.

Omurgamdan aşağıya bir ürperti indi.

O bakışa daha nasıl karşılık verebilirdim. Görsün ben konuşmadan anlasın istedim.

Bana değer veriyordu.

Kendini sev Okyanus.

Belki de sevilebilirdim.

Özgüvenli ol Okyanus.

Yıllardır platonik olduğum çocuk bana böyle bakarsa sevilebileceğim anlamına mı geliyordu?

Sevilebileceğine inan Okyanus.

Derin bir nefesi dışarı bırakırken aylardır yapmam gereken şeyi yapmaya karar verdim. Cebimdeki telefonumu elime alıp mesajlar kısmına girdim.

Bora ile mesajlaştığım, benim yazdığım şeylere cevap verdiği ve benimde onun yazdıklarına cevap verdiğim o sayfa elimin altındaydı!

Ellerimin hafifçe titrediğini görebiliyordum. Hem Bora hâlâ daha beni izliyordu hem de olacak olan şeylerden ötürü geriliyordum. Ekran ışığım kısıktaydı. Yüksek ihtimalle ne yaptığımı göremiyordu.

Mesaj yazma yerine birkaç kelime yazdım. Mesajımı göndermeden önce içimden tekrar okudum.

Öyle bakarsan dayanamam.

Ve mesajı gönderdim.

Bora’nın telefonuna gelen bildirimi hissettiğini bakışlarını benden çektiğinde anladım. Eli pantolonun sol, ön cebine gitti. Telefon ekranını açtığında gelen bildirimin kimden olduğunu rahatlıkla gördüm. Bendendi!

Nerissa

Bir bildirim

Ekrana öylece bakarken yavaşça yutkunuşunu ardından gözlerini sıkıca kapattığını gördüm. İçim içime sığmıyordu.

Tabii ki de her şeyin olumlu gideceğini düşünmüyordum. Aramızda olumsuz şeylerde yaşanabilirdi. Buna hazırlanmaya çalışmıştım kaç zamandır. Olumsuz şeyler yaşanırsa eğer çalışmalarımın boşa gitmediğini anlayabilirdim. Ancak olumlu giderse… hayatım iyi anlamda çok değişirdi. Güzel olurdu.

Başını cama doğru çevirdi. Bana bakmak istemiyormuş gibi…

Anında kaşlarım çatıldı. Zaten öncesinde tahmin etmemiş miydi? Pişman mı olmuştu? O davranışları neydi peki?

Yapmamalıydım. Hayır, yarışmadan önce bunu yapmamalıydım.

Hayır, hayır.

Hızla dudaklarımı kemirmeye başladım. Hatta o kadar sıcaklamıştım ki nefes alamaz oldum. Çok utanıyordum. Böyle bir şeyi yapmamalıydım. Bakışlarımı cama doğru çevirdim. Dışarıyı seyrettim. İçimi ferahlatmak istiyordum lakin olmuyordu. Ağlamak istiyordum.

İkimizin arasına koyduğum elime başka bir el çarptı o anda. İrkilerek elimi geri çekmeye çalıştım. Ancak olmadı, elimi geri çekemedim. Eli elimin üstüne kapandı. Dolu gözlerimi Bora’ya çevirdim. O bana bakmak yerine camdan dışarıya bakmaya devam ediyordu.

Sertçe yutkundum.

“Aşk nedir, ner’dedir?” Barçın hoca ve Buket hoca aynı anda şarkıyı söylemeye devam ediyorlardı. “İnanmaktır diyorsan bana. Zor gelir, çok zor gelir!”

Elimi tutmuyordu. Elim onun büyük eli altında kalıyordu. Bildiği bir şeyi netleştirmesi onu neden bu kadar çok etkilemişti? Bilmediğim bir şey mi vardı? Beni sevmiyor muydu? Peki şuan niye elimi bırakmıyor benimle temasa geçiyordu.

Elinin altında kalan işaret parmağımı hafifçe havaya kaldırarak avuç içine sürttüm. Elime daha da baskı yaptı.

•••

BORA SARP DEMİRKAN

Hislerime karşı koyamıyordum. Tutarsız davranıyordum. Şuanda da Okyanus’un yüzüne bakamayacak derece de utanç içindeydim.

Evet, utanıyordum.

Her zaman dikkatimi çeken bir kız olmuştu. Aynı ortama girdiğimizde onu incelemeden edemiyordum. Mesela her göz göze gelişimizde bakışlarını ilk kaçıran o olurdu. Saçlarını dalgalı yaptığı zamanlar gözlerinin o güzel mavisiyle adı gibi Okyanus'u andırıyordu. Ona içten içe ilgi beslediğimi fark etmem fazlasıyla zamanımı almıştı.

Lisenin ilk senesi fazlasıyla içine kapanık bir çocuktum. Genelde kimseyle göz teması kurmazdım ama Okyanus bana her baktığında o maviliklere çeklildiğimi hissederdim.

Nerissa, bana fiziksel özelliklerini anlattığı zaman aklımda bir tek Okyanus belirmişti. Tabii gördüğüm ama isimleri bilmediğim birkaç kişi de vardı. Olduğum sınıfta da o fiziksel özelliklere uyan Eflin vardı. Hiçbir zaman onun Nerissa çıkmasını istememiştim.

Ben hiçbir zaman Okyanus dışında bir deniz kızı kabul etmemiştim aslında. Benim için tek Nerissa oydu.

İçimdeki ses Okyanus demişti. O sese tutunmuştum. Aynı Okyanus'un o her dakika dinlemek istediğim güzel sesine tutunduğum gibi.

Amacım Okyanus’un aklındaki planını bozmamaktı. İstediği zaman, istediği an bana kendini açıklayabilirdi.

Özellikle bugün açıklayacağını tahmin ediyordum. Özel bir gündü sonuç olarak. Yarışma günü…

Mutsuz değildim. Sadece hayatında hiç sevgilisi olmayan birine göre fazla tuhaf davranıyordum.

Nerissa’nın Okyanus olduğuna emin olduğumdan kendi çapımda yaptığım arama çalışmalarıma son vermiştim. Okyanus’un derinliklerine inmek onu daha iyi tanımak istemiştim.

Neye nasıl tepki vereceği önceden aklımda oluşuyordu. Utandığında yanakların kızarıyordu ve aynı anda sinirleniyordu. Siniriyle o utancını gizlemeye çalışsa da başarısız oluyordu.

Sürekli onu yanımda istiyordum. Sesini duymak gözlerine bakmak istiyordum. Dalgalı saçlarına dokunmak istiyordum. Dokunamadığım her dakika parmaklarım uyuşuyordu.

Kendimle yüzleşmeyi uzun bir süre geciktirmiştim. Yüzleştiğimde ise fark ettim tek şey en başından beri zaten Okyanus’tan hoşlandığımdı.

Bir insan ilgisi olmadığı bir insana neden bakardı?

Bu sorunun farklı bir izahı olamazdı. Hoşlanıyorsun, içten içe fark etmesende aşıksın işte!

İlk Barçın hoca bu müzik yarışmasından bahsettiğinde o kadar çok mutlu olmuştum ki Altay’ın “Seni ilk defa bu kadar mutlu görüyorum.” Dediğini hatırlıyordum. Gerçekten öyleydi. Ben uzun zaman sonra ilk defa o gün o kadar mutluydum.

Annesini ve babasını kaybeden biri için daha sonradan mutlu olabilmek çok değerli oluyordu.

Ben sevdiklerimi sürekli kaybediyordum.

Okyanus’u da kaybedersem?

Ondan uzaklaşamam. Şuanda da olduğu gibi uzaklaşamıyordum. Kızın elinin üstüne kapatmıştım elimi. Bu izinsiz temasımı bende beklemiyordum. Ama bir şey yapmalıydım. Gitme, uzaklaşmayı illa sözcüklerle söylememe gerek yoktu. Böyle de belli oluyordu.

Verdiğim tepkiyi savunmuyorum. Okyanus’un Nerissa olduğunu tahmin etsemde bunun yüzüme vurulduğu an nasıl tepki vereceğimi bilememiştim. Sanki onun gözlerine bakarsam düşünemeyecektim.

•••

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.