Elimi uzatıp meyveli kokteyli alacakken biri omzuma sertçe çarptı.
Soğuk içecek bir anda elbisemin üzerine döküldü.
Şaşkınlıkla birkaç saniye olduğum yerde kaldım.
Lacivert elbisemin üzerindeki büyük lekeye baktım.
Harika...
İlk partim ve daha on dakika olmadan mahvolmuştu.
Başımı kaldırdığımda siyah saçlı, ela gözlü bir çocuğun hiçbir şey olmamış gibi yürüyüp gittiğini gördüm.
Bir özür bile dilememişti.
"Hey!"
Sesimi duyunca durdu ama arkasını dönmedi.
Hızlı adımlarla yanına gittim.
"Üzerime içeceğini döktün."
Yavaşça bana döndü.
"Eee?"
"Eee'si mi var? Özür dilemeyi düşünmüyor musun?"
Çocuk gözlerini devirip umursamazca omuz silkti.
"Kazaydı."
Sinirle cevap verdim
"Bunun için özür dilemen gerekiyor."
Derin bir nefes verdi.
"Off..."
"Amma büyüttün."
Sinirden elim titriyordu.
"Gerçekten pisliksin"
Çocuk birkaç saniye üzerimdeki lekeye baktı.
Sonra hiç beklemediğim bir şey yaptı.
Üzerindeki beyaz tişörtü çıkarıp bana uzattı.
"Al."
Şaşkınlıkla tişörte baktım.
"Ne yapacağım bunu?"
"Sil işte."
"Başka tişörtüm yok."
Sanki dünyanın en normal şeyini söylüyormuş gibi konuşuyordu.
"Ama..."
Sözümü bile dinlemeden arkasını döndü.
Ellerini saçlarının arasından geçirip doğruca denize yürüdü.
Birkaç saniye sonra kendini suya bıraktı.
Şaşkınlık içinde arkasından bakakaldım.
"Bu çocuk ciddi olamaz."
Tam o sırada Daniel yanıma geldi.
"Olivia?"
Üzerimdeki lekeyi görünce yüzü düştü.
"Ne oldu sana?"
Elimle denizde yüzen çocuğu gösterdim.
"Şu çocuk."
"Üzerime içeceğini döktü."
Daniel'ın yüz ifadesi bir anda değişti.
"John..."
Dişlerini sıkarak onun olduğu tarafa yürümeye başladı.
"Daniel, boş ver..."
Sesimi bile duymadı.
John sudan yeni çıkmıştı.
Daniel hiç düşünmeden yakasına yapıştı.
"Oğlum senin derdin ne?"
John kaşını kaldırdı.
"Ne istiyorsun?"
"Önüne bakmayı bilmiyormusun?"
John alaycı bir şekilde güldü.
"Bu seni neden bu kadar ilgilendiriyor?"
"Çünkü arkadaşım."
Bu sözle birlikte John'un bakışları bana kaydı.
Sonra tekrar Daniel'e döndü.
"Arkadaşın mı..."
Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
"Yoksa daha fazlası mı?"
Daniel sinirle yumruğunu kaldırdı.
John da onun bileğini yakaladı.
İkisinin de gözleri öfkeyle birbirine kilitlenmişti.
Koşarak aralarına girdim.
"Yeter!"
İkisi de bana baktı.
"Çocuk gibi davranmayı bırakın."
Derin bir nefes aldım.
"Bu benim meselem."
"Kimsenin benim yüzümden kavga etmesini istemiyorum."
Daniel hâlâ sinirliydi.
"Ama Olivia..."
"Hayır."
"Gerçekten gerek yok."
Elimde tuttuğum tişörte baktım.
Sonra John'un göğsüne doğru fırlattım.
"Al şu lanet tişörtünü."
"Ve bir daha karşıma çıkma."
Arkamı dönüp yürümeye başladım.
İlk partim...
Hayal ettiğim gibi geçmemişti.
Ama içimde garip bir his vardı.
Sanki...
Bu siyah saçlı, ukala çocukla yollarımız yeniden kesişecekti.
Bölüm Sonu...













