İçeriğe geç

Okyanus

Bölüm 7 · 12 dk okuma

Okyanus

Bölüm 7

Yağmurun Fısıldadıkları

''İçeri geçelim mi?'' diye sordum.

''Geçelim üşümüşsündür.''

''Ben mi sen mi?'' dedim muzip bir şekilde.Gülümsedi.Kolunu yana açıp önden yürümem için işaret verdi.Yürümeye başlamadan ceketini omzumdan çekip ona uzattım.Almak istemedi.''İçeri girene kadar sende kalsın.''

''İçeriye 5 adım var.''

''Soğuğun seni kucaklaması için yeterli.''Tekrar itiraz etmesine izin vermeden ceketi omzuna astım.''Bu gece soğuğun kucakladığı tek kişi sendin.'' dedim ve arkamı dönüp eve tekrar girdim.Arkamdan geldi.İçeriye girdiğimde dışarısının ne kadar soğuk olduğunu daha iyi fark etmiştim.O kadar soğukta sadece ince bir üst ile uzun zaman boyunca dikilmişti.İçimde derin bir endişe peydah oldu.Her zaman olduğu gibi yine kendimi suçlamaya başlayacaktım ki Gökçe'nin sesi ile irkildim.''Oturalım.''Başımı salladım.Boş olan ikili koltuğa yan yana oturduk.Yasemin hala şöminenin yanındaydı ama bu defa yalnızdı.Yanına gitmek konusunda kararsız kaldım, bana hala kızgın olmalıydı.Etrafa baktığımda ise insanlardan birkaçının daha gitmiş olduğunu fark ettim.Zaman ilerliyordu.Belki artık biz de gitmeliydik.Tabi bizi tekrar Gökçe'nin götürmesi gerekecekti, o arkadaşının doğum gününden erken ayrılmak ister miydi bilmiyordum.Belki de herkes gidene kadar kalmak daha uygun olurdu.

Derinlere daldığımı fark etmiş olacak ki, ''Ne düşünüyorsun?'' diye sordu.

''Saat 10 oldu, yol da çok uzun sürüyor.Birazdan kalksak nasıl olur?''Sesimdeki tereddütü saklayamamıştım.

''Sen ne zaman istersen o zaman kalkarız.''

''Erken ayrıldığın için arkadaşına ayıp olmaz değil mi?''

''Olmaz.'' dedi güven veren bir şekilde.Ben de başka hiçbir şey söylemedim.O sırada dış kapının çarpma sesini duyduk.Biri eve gelmişti.Birkaç saniye sonra salona yirmilerinin ortasında gösteren genç bir adam ve kızıl saçlı aynı yaşlarda genç bir kız girmişti.

''Hiç gelmeseydin.'' dedi Ayhan oturduğu yerden kalkmadan.Kızgınlığını saklama gereği bile duymuyordu.

''Ali bir mekana daha gidelim dedi.Asker izninde çocuk, kıramadım.'' dedi genç adam.Sonra kalabalığa doğru konuştu.''Hoşgeldiniz gençler.''Herkes tek bir ağızdan ''Hoşbulduk.'' dedi.Genç kız ileri atıldı ve Ayhan'a doğru yürüdü.Ayhan şimdi ayağa kalkmıştı.Kız onu iki yanağından öpüp, doğum günü kutladı.Sevimli bir sesle, ''Geç kaldık diye çok darılmadın değil mi?'' diye sordu.

''Çocuk muyum ben?''

Genç kız bir yandan Ayhan'ın yanağını sıkarken bir yandan, ''Bizim için öylesin.'' dedi.Ayhan hemen yüzünü çevirdi ve kızın elini ittirdi.Bu muameleden rahatsız olduğu her halinden belliydi.

''Tamam tamam kızma.'' dedi kız, elini çantasına attı ve iki tane kağıt parçası çıkardı.''Bu Günhan ile bizim sana doğum günü hediyemiz.''

Ayhan hediyeyi eline alırken, ''Ne bu?'' diye sordu.

''Konser biletleri.Abin bu grubu çok sevdiğini söyledi.''

''Küçükken çok severdim evet.''

''Nankörlük etme lan!'' dedi Günhan.

Ayhan güldü.''Sağolun.''

Günhan'ın arkadaşı kızların olduğu tarafa baktı, ''Artık bir arkadaşınla birlikte gidersiniz.''Ayhan dondu, yüzüne belirgin bir öfke ifadesi gelip oturdu.

''Aslı abla size de pasta ayırmıştık.'' dedi Uğur.Gürkan tok olduğunu söyledi, Aslı ise ''Ben alırım.Nerede?'' dedi.

''Buzdolabında'' dedi Uğur.''Sen otur, ben getiririm.''

''Ben de geleyim.Su da alacağım.''

Uğur ile Aslı mutfağa giderken, Ayhan da tekrar oturdu.Ama garip bir şekilde kızgınlığı geçmemiş gibiydi.Niye bu kadar sinirlendiğini merak etmiştim.Belki de okuldan hiç kimse ile birlikte olmak istemiyordu, öyle ki bunun şakası bile onu öfkelendiriyordu.Ya da çoktan aşık olduğu biri vardı ve hali hazırda bu yüzden yalnızdı.Birine aşıkken başka birine yakıştırılmak bile insanı hiddete sürüklerdi.Ya da hayır, başka birine aşıkken birine yakıştırıldığınızda, 'Hayır, ben başkasını seviyorum.' diyememek size bunu yapardı.O kişiye ne kadar aptal olduğunu, böyle bir şeyin mümkün olamayacağını söyleyememek...

Ayhan'ın yüzü çok geçmeden ifadesiz bir hale büründü.Biletleri cebine sıkıştırdı ve yanındaki arkadaşıyla konuşmaya başladı.Bense kafamı yere eğdim.İpek halının desenlerine dalıp gittim.Başkaların belki de anlamsız olan bir anlık duygu değişimlerine bu kadar takılıp neden kafamda senaryolar kurguladığımdan emin değildim.Belki de yalnız hissetmemek içindi.'Dünyada imkansız bir platonik aşka tutulan, bunun ağırlığını taşıyan tek kişi ben değilim' düşüncesine kanıt bulma çabasıydı belki de.

Güz ucuyla Gökçe'ye baktım.Eli çenesindeydi, o da bir yerlere dalmıştı.Acaba o hiç imkansız bir aşka tutulmuş muydu?Uğur'un söylediği şey doğruysa aşkın varlığına bile inanmıyor olmalıydı.Belki de dışarı hiç yansıtmamıştı.Belki o duvarın arkasında onu da saklamıştı.Bunu da merak etmiştim ama asla soramayacaktım.Çünkü çok özel bir soruydu.

Yaklaşık yarım saat daha oturduk ve çoğunlukla insanların Günhan ve Aslı ile sohbetlerini dinledik.Hukuk fakültesi son sınıftalarmış.Fakültenin zorluğu, staj meceraları derken zaman akıp geçti.Biraz daha kalırsak yurdun son giriş saatine yetişemeyebilirdik.Ve babama o her şeyi bitirecek o telefon giderdi.Bu yüzden Gökçe'ye dönüp, ''Kalkalım mı?'' diye sordum.

Gökçe tereddütsüz ayağa kalktı.Herkesle üstün körü vedalaştık ve evden ayrıldık.Bu kez Yasemin de arka koltuğa oturmuştu ama benimle gerekmedikçe konuşmadı.Ben de üzerine gitmedim.Yurda ulaştığımızda kızlar doğum gününü konuşmak için Cemreler'in odasında toplanmışlardı.Çok yorgun olduğum için gitmedim.Tek istediğim duş alıp bir an önce kendimi uykunun kollarına atmaktı.Yorganın içine girdiğimde Ece dönmüştü, Yasemin'in bana kırgın olduğunu söyledi.Kimin haklı olup olmadığını ona soracak kadar bile halim yoktu.''Biliyorum.'' deyip gözlerimi kapadım.

Ertesi gün sabahın köründeki ders için yataktan kalkmakta çok zorlandım.Hava çok kapalıydı, hala gece gibiydi.Ayaklarımı yataktan sarkıttığımda zombi gibiydim.Ece çoktan kahvaltısını etmiş giyiniyordu.Keşke onun enerjisinin yarısı bende olsaydı diye düşündüm.''Çabuk ol, geç kalacaksın, Bünyamin'i biliyorsun.''

Esneyip başımı salladım.Bünyamin Hoca'nın dersine ondan sonra girmek kesinlikle yasaktı.Ve bu benim düşük aldığım tek dersti, kesinlikle yetişmem gerekiyordu.Kahvaltı yapacak vaktim yoktu.Zor zahmet üzerime bir şeyler geçirdim.Ben giyinirken Ece çoktan çıkmıştı.Çantamı kontrol edip astım ilacımın orada olduğundan emin oldum.

Yurttan çıktığımda yağmur çiselemeye başlamıştı bile.Son fırtınada şemsiyem kırıldığı için bu yağmura hazırlıksız yakalandım.Durağa ulaştığımda Ece'nin orada olmadığını gördüm.Yakın zamanda bir otobüs geçmiş ve ben onu kaçırmış olmalıydım, offladım.Durak çok kalabalıktı, yağmurdan korunmak isteyen insanlar tıklım tıkış içeriye doluşmuştu.Kabanımın bir şapkası yoktu, yağmur saçlarımı ıslatıyordu.Diğer otobüsün çabuk gelmesi için dua ettim.Ama gelmedi.Yağmur şiddetlendi, kalabalık arttı, insanlar homurdanmaya başladı.

Saatime baktım, artık gelse de faydasız olacağını düşünmeye başlamıştım.Asla yetişemeyecektim.Sorumsuzluğumun bedelini ödediğim başka bir gün diye düşündüm.Gözlerimi kapattım ve sinirle derin bir nefes aldım.Sağanağın ıslattığı saçlarım da üşüyen bedenim de geç kaldığım ders de bir yerden sonra umurumda olmamaya başladı.Yurda dönüp bugünkü bütün dersleri ekmeyi düşünüyordum.Nasıl olsa devamsızlık hakkım vardı.

Yurdun yoluna doğru bakıp bu fikri ciddi ciddi tahlil ederken önümde tanıdık bir araba durdu.Aslında kime ait olduğunu içten içe biliyordum.Ama yine de cam açılıp Gökçe bana, ''Atla hadi.'' deyinceye kadar bunu bilinçli bir şekilde idrak edememiştim.Ön koltuğa kısa bir bakış attım ve tereddüt ettim ama yine de bu şansı tepmek istemedim.Kapıyı açıp içeri oturdum.

Ben biner binmez, arka koltuğa uzanıp montunu aldı ve bana uzattı.''Kabanını çıkarıp üzerine bunu al, sırılsıklam olmuş.''

''Teşekkür ederim.'' deyip söylediğini yapttım.Gelen araba var mı diye kontrol edip yola çıktı.Kabanımı arkaya doğru bıraktıktan sonra bakışlarım oturduğum koltuğa kaydı.Yerimde huzursuzca kıpırdandığımı fark etmişti.''Rahat edemedin mi?''

''Koltuğun ıslanacak.'' deyip endişemi dile getirdim.Gülümsedi.''O kadar küçük şeyleri dert ediyorsun ki...Hiç senin gibi birini görmemiştim.Yani senin kadar...''

''Çocuksu...'' dedim montunu giyerken.Sorgular bir biçimde benim olduğum tarafa kısa bir bakış attı.''Ablam bana hep öyle der.Çocuk gibisin der, hiç büyüyemedin.''

Yola doğru bakarken konuştu.''Bir yetişkin ne yapar?Her şeyi kendisi yapar, kendisi karar verir.Yaptığının sorumluluğunu da alır.İstediği yere gider, istediğini giyer, istediği yerde çalışır, yaşar.Sen bunları yapabiliyor musun?Sana bir ceza verilmeden, kısıtlanmadan, yargılanmadan.''

''Herkes kadar.''

''O zaman herkes kadar çocuksu olmaya hakkın var.En ufak bir hatanda, bir yeri ıslatmak gibi saçma sapan küçücük bir hatada bile dünya başına yıkıldıysa, sana çok kızıldıysa, bunu öğrenirsin.Mahcup olursun, mahcup olmayı öğrenirsin.Bu duygu içine bir tohum gibi ekilmiştir çünkü sen küçükken, o tohum seninle birlikte büyümüştür.Bu yüzden en ufak bir hatanda başka insanlardan da aynı cezayı beklersin.''

Kaşlarımı çattım, başını iki yöne salladı, yüzünde memnuniyetsiz bir ifade belirdi.''Özür dilerim.İleri gittim.''

''Şimdi sen de mahcup oldun.Küçükken sana da öyle mi yaptılar, birinin sınırını ihlal ettiğinde kızdılar mı?Kendini çok kötü hissetmene sebep oldular mı?''

Kırmızı ışıkta durduk, dönüp bana baktı.''Muhtemelen.Öyle bile olsa haklılardı belki.Kendime hakim olmam lazım.Sonuçta ben henüz sadece bir öğrenciyim, psikolog değilim, sen de benim danışanım değilsin.Uzun karmaşık psikolojik tahliller yapmamam lazım.Ama kendime engel olamıyorum.Seni o kadar çok merak ediyorum ki...Sana bir şey söylediğimde yüz ifadelerini görmek istiyorum, sözlerini duymak...Gerçek seni görmek istiyorum.''

''Merak ettiğini sor o zaman.''

''Korkuyorum, çünkü bilmek istediğim o kadar çok şey var ki bir yerden sonra bıkacaksın.''

''Hayır bıkmayacağım.'' dedim kendimden emin bir şekilde.''Sen bana bir soru sorarsın ben de sana karşılığında bir soru sorarım ve böylece bu bir seans değil, sohbet olur.''

Gaza tekrar bastığında kendi kendine güldü.''Ben sana on tane soru sorarım, sen bana ancak üç tane sorarsın.Adil olmaz.''Yönümü ona doğru dönüp şaşkın bir sesle itiraz ettim.''Üç mü?Dalga mı geçiyorsun?''

''Daha fazlasını mı merak ediyorsun?'' dedi derin bir tonlamayla.

''Sence?Fakültedeki en gizemli adamsın farkında mısın?''

''Sadece soğuk nevale olduğum için öyle bir algı var.''

Kaşlarım çatıldı.''Bunu sana kim söyledi?İnsan durup dururken kendine böyle söylemez, birinden duymuş olmalısın.''Onun sözlerini ona sattığımı fark eder etmez, yüzüne sıcak bir ifade yerleşti.''Sakın bir daha böyle bir şey söyleme.'' dedim.

''Niye?Sen de soğuk olduğumu düşünmüyor muydun?''

Gözlerimi onun olduğu taraftan çevirdim, sağ tarafımdaki pencereden dışarı bakmaya başladım.Kısa bir sessizliğin ardından.''Fikrimi değiştirdim.'' dedim.

''Sevindim.Umarım tekrar başka şekilde düşünmene sebep olacak bir şey yapmam.''

O sırada telefonuma bir bildirim gelmişti.Kimden olduğunu görmek için baktığımda temsilcinin sınıf grubuna attığı mesajın bildirimi olduğunu fark ettim.''Ders iptal olmuş.''

Gökçe sinirli bir sesle, ''Bunu şimdi mi söylüyor?'' dedi.

''Hocanın bir akrabası ölmüş, ani bir şey olmuş olmalı.''

Gökçe başını 'Anladım' anlamına gelecek bir biçimde salladı.''Başı sağolsun.''Telefonumu tekrar çantama koydum.''Bugün çok trafik var.''

''Yağmurdan dolayı, herkes yavaş gidiyor mecburen.''Sağanak aynı şiddetle devam ediyordu.Bir süre ikimiz de sustuk.Arabanın camlarını, gövdesini döven damlalar, son devirde çalışan silecek, sıcak üfleyen kalorifer, dışarıdan gelen korna sesleri...Bir süre kendi seslerimiz hariç her şeyi dinledik.Aslında benim de ona sormak istediğim çok soru vardı.Hangi şehirden geldiği, buralı olup olmadığı, ailesinin nerede olduğu, kardeşinin olup olmadığı...Başkasına sorarken hiç düşünmeyeceğim bu soruları yine de ona durduk yere sormak istemiyordum nedense.İlk başlarda soğuk olduğunu düşündüm ben de herkes gibi.Şimdi o kadar soğuk gelmiyordu.Bu yüzden neden çekindiğimi bilmiyordum.Onun yanında bir taraftan huzurlu ama bir taraftan çok huzursuz hissediyordum.Diken üstünde oturuyor gibiydim.Belki de o yüzden, ''Yasemin sana hala bozuk atıyor mu?'' diye sorduğunda irkildim.

''Bu sabah görmedim ama dün gece öyleydi.''Sesimdeki hüznü fark etmiş olacak ki, ''Kafana takma.'' dedi.''İkinizin kişiliği çok farklı.''

''Seninle arkadaşlarının kişilikleri de çok farklı, oyunun kuralı bu olmalı.''

''Güzel söyledin.Bu sahnede hepimiz farklı renklerdeyiz.''

''Ayhan'ın üst dönemden arkadaşları da siyah olmalılar.''

''Siyah asil bir renktir, başka bir şey seçmelisin.''Sesinde saklamaktan çekinmediği bir iğrenme vardı.''Onları sevmiyorsun.'' dedim yine de teyit etmek için.

Mavi gözlerini yoldan ayırmadan başını iki yana salladı.''Ayhan da onlara bayılmıyor, Yaman'ı liseden tanıyor sadece.Diğerleriyle de onu o herif tanıştırdı, üst dönemin sınıf temsilcisi, haliyle çok insan tanıyor.Ayhan da bu sayede çok insanla tanıştı, çok arkadaş edindi.Canı yakınlığının da etkisi olmuştur elbette.Onlara, özellikle de Yaman'a vefa borcu olduğunu düşünüyor olmalı.Ne anlamsız değil mi?''

''Niye anlamsız olsun?Belki de haksız değil böyle düşünmekle.''Anlamamış gibi baktı.''Belki lisede ona çok yardım etti, belki kimse yoktu o vardı.Ayhan'ın ne düşündüğünü, o ikisinin neler yaşadıklarını bilemeyiz ki.Yaman iyi biri olmayabilir ama belki Ayhan'a karşı iyidir.Ona kardeşim dedi, belki gerçekten kardeşi olarak görüyordur.Belki onu korumuştur, kollamıştır, kötü gününde yanında olmuştur.''

''Öyle bile olsa, onun gibi birinin etrafında dolaşmak zarar verir.En yakınımız bile olsa toksik insanlardan uzak durmalıyız, yoksa er geç bizi de zehirlerler.''Cümlesini bitirir bitirmez dönüp bana uzun uzun baktı.İçim ürpermişti.Garip bir şekilde sanki bana nasihat veriyor gibi hissetmiştim.Okula yaklaştığımızda yağmur dinmişti, güneş açtı hava bir anda aydınlanmıştı.Güneşi görmek moral bozukluğumu alıp götürmüştü.Hiçbir umudum olmayan bu güne karşı içimde bir sıcaklık yeşerdi.

Fakültenin bahçesinde uygun bir yere arabayı park etti.Hala üzerimde olan montunu çıkarıp ona verdim ve teşekkür ettim.''Okula gidene kadar çıkarmasaydın, kabanın hala ıslaktır.''

Elimi arka tarafa alıp nemli kabanımı aldım.''Giymeyeceğim zaten.Şurada kapıya sadece 5 adım var.''

''Soğuğun seni kucaklaması için yeterli.'' dedi, dünkü konuşmamızı hala hatırlıyordu.Kaşlarımı kaldırdım.''Dün bahçede yanımda uzun bir süre soğukta kaldın ama gördüğüm kadarıyla hala hayattasın.''

''Ben kolay kolay hasta olmam.''

''Oradan bana bakıp zihin dünyanda bedenime narinlik mi atadın?'' dedim şakayla karışık.

Oturduğu yerde hafifçe öne doğru eğilip bana yaklaştı.''Bu utanacağın bir şey olmazdı.''

''Belki de ama hala seni peşin yargılı yapardı.''Gözleri kısılına kadar güldü.''Kahvaltı ettin mi?'' diye sordu.

''Hayır ama canım istemiyor.''

''Benim de, o zaman bir kahve içelim.''

Başımı salladım.''Olur.''Arabadan indik, fakültenin giriş kapısına değil, arka tarafa doğru, kantin kapısının olduğu tarafa doğru yürüdük.Yolda bizi gören birkaç kişi bir daha baktı, biri adımlarımızı bile takip edecek kadar garip bir şey görmüş gibi gözlerini dikmişti, başka bir grup yanındakilerle fısıldaştı.Gayri ihtiyari bir gariplik var mı diye kıyafetlerime baktım.Sonra da başımı kaldırıp yanımdaki uzun boylu adama...Çoğu zaman yüzünde taşıdığı o soğuk ve duygusuz ifadeye bürünmüştü.İnsanların rahatsız edici tavırlarını ya fark etmiyordu ya da umursamıyordu.Ondan aldığım güçle ben de dikkat etmemeye çalıştım.Kantin kapısından içeri girdik ve derin bir uğultunun içine düştük.İçerisi çok kalabalıktı.Sipariş alınan yerin önünde kuyruk vardı.

''Sen bir yer bul, ben kahveleri alıp geleceğim.''

İstediğim kahveyi duvardaki menüden işaret ettim ve onu sırada yalnız bırakıp etrafta boş bir yer aramak için gezinmeye başladım; ama yoktu, her yer doluydu.Biraz ötede bana coşku ile el sallayan Cemre'yi gördüm.Bizimkilerle oturuyordu.Yanlarına gidip, ''Boş yer var mı, hiç gördünüz mü?'' diye sordum.Cemre yanındaki boş sandalyeye beni büyük bir güçle çekip oturturken ''Burası boş.'' demişti.

Gökçe yabancılardan hoşlanmıyordu, onu bizimkilerle aynı masaya emrivaki bir şekilde oturtmak ayıp olabilirdi.O yüzden ben yine göz ucuyla etrafa bakmaya devam edecektim ki Bulut, ''Ne iş?'' diye sordu.Yüzünde sorgular bir bakış vardı.

''Anlamadım.'' dedim.

''Bu lavukla diyorum...Ne iş?''

Kaşlarım çatıldı.''Senin o lavuk dediğin bu sabah bana çok büyük bir iyilik yaptı.Otobüsü kaçırdığım için durakta sucuğa dönüyordum.Beni arabasına alma nezaketinde bulundu.''

''Sana acıdı yani?'' dedi Bulut.Sesinde söylediği şeye inanmıyormuş gibi bir tını vardı.

Arkama yaslandım.''Bilmem belki de.'' dedim.

''Dün Yasemin ile seni partiye götürüp getirdi.Bugün seni okula getirdi ve şimdi de sana kahve almak için sırada bekliyor.Acımadan fazlası olmalı.'' dedi Ece.

''Sadece nazik bir adam.''

''O nezaketi daha önce arkadaş grubu dışından birine gösterdiğine kimse şahit olmamıştı.'' dedi Yasemin.''Siz bir şey mi ima etmeye çalışıyorsunuz?'' diye sordum.

''İma etmiyoruz, doğrudan soruyoruz.Aranızda bir şey mi var?'' dedi Cemre.

Şokla kalakaldım.Ne diyeceğimi bile bilemedim.''Saçmalama.'' diyebildim en sonunda.''Olur mu öyle şey?''

''Neden olmasın?'' dedi Ece.''Sonuçta ikinizin de bir sevgilisi yok.''

''Öyle bir şey mümkün değil Ece.Biliyorsun.'' dedim üstüne bastırarak.Gürkan'ı sevdiğimi bildiği halde neden böyle konuştuğunu bilmiyordum ama çok rahatsız olmuştum.Masada Gürkan da vardı ve tam karşımdaydı.Onun olduğu tarafa bakamıyordum bile.

''Hayır bilmiyorum.'' dedi Ece ısrarla.

''Uyumsuz görünüyorsunuz ama garip bir adam zaten.'' dedi Bulut.''Seni otantik bulmuş olabilir.''O kadar öfkeleniştim ki dönüp Bulut'a onu öldürecekmiş gibi baktım.Böyle bir tepki beklemediği her halinden belliydi, şaşırmıştı.''Öyle bir şey yok.'' dedim dişlerimin arasından.

Masum olduğum bir konuda suçlanıyormuş gibi hissettim.Hiçbir şey bilmiyorlardı, defalarca anlattığım halde duygularım hakkında hiçbir şey bilmiyorlardı.Gökçe hakkında da...Hakkımızda bu şekilde atıp tutmalarına, üstelik ısrarcı olmalarına çok öfkelendim.Herkese teker teker bakıp tane tane konuştum.''Aramızda hiçbir şey yok, olamaz da.Ben başkasını seviyorum.''Son cümleyi söylediğimde bakışlarım Gürkan'ın üzerinde durdu.Fazladan bir an gözlerim yakışıklı yüzünde oyalandı.Hafifçe kaşları çatılmıştı, anlamaya çalışır gibi bir hali vardı.Tüm ruhumu görecek, içimdeki her şeyi öğrenecek gibi hissettim.Panikle bakışlarımı kaçırdım.Tam önüme, masanın üzerine ince uzun parmaklı beyaz güzel bir el dumanı tüten bir kahve bıraktı.Elin sahibine dönüp baktım ve Gökçe'yi gördüm.

Donuk bir ifadeyle bana bakmadan, ''Afiyet olsun.'' dedi ve tepemde oyalanmadan çekip gitti.Bakışlarımla onu izledim ve iki masa ötedeki arkadaşlarının masasına oturduğunu gördüm.Baran Bulut'a bir sonraki dersle ilgili bir şey sordu ve konu dağıldı.Onlara istedikleri magazin malzemesini veremediğim için bana olan ilgilerini kaybetmişlerdi.Bense sandalyede kimse ile konuşmadan bir ceset gibi derin bir sessizlikle içimdeki dipsiz huzursuzlukla oturuyordum.Gökçe'ye inanılmaz ayıp etmiştim.Bana boş bir yer bulmamı söylemişti ama beni arkadaşımla bir masada otururken bulmuştu.'Peki ya konuşmanın ne kadarını duymuştu?' diye düşündüm ve bir korkuya kapıldım.Hakkımızda söylediklerini duydu ise çok daha büyük bir rezaletti.

Dayanamayıp onun olduğu tarafa baktım, yan profilini görebiliyordum.Arkadaşları ile konuşmuyor, kimse ile göz teması kurmuyor sadece önüne bakıyordu.Çenesini ne kadar kastığını buradan bile görebiliyordum, bacağının üzerindeki elini yumruk yapıp sıktı.'Allah kahretsin, her şeyi duydu.' diye düşündüm.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.