Maç bitince seyirci sıralarını yavaş yavaş inip sahanın kenarına geldik.Bizi gören Uğur'la saha kenarında buluştuk.Bana sarıldı.''Çok teşekkür ederim geldiğin için.'' dedi sevecen bir sesle.Ondan ayrıldığımda, ''Ne demek, tebrik ederim çok güzel bir maçtı.''dedim.
''Güzel oynadın.'' dedi Gökçe.Uğur şaşkınlıkla arkadaşına baktı.Ondan övgü beklemediği çok belliydi.''Teşekkürler.''
''Hadi bu zaferi kutlamak için yemeğe gidelim.Ben ısmarlıyorum.''
''Siz ikiniz gidin ben Kartal'a gideceğim.''dedi Uğur.
Gökçe arkadaşına takılmak için, ''Daha dün onunla değil miydin?''diye sordu.
Uğur elini beline koydu sanki bir suçlama altındaymış gibi savunma pozisyonu almıştı, Gökçe ise sadece alaycıydı.''Okulda da sürekli yan yanasınız.Birbirinizden bıkmıyor musunuz?''
''İnsan aşık olduğu kişiden asla bıkmaz.'' dedi Uğur.''Bir gün dünya üzerinde böyle bir duygunun da var olduğunu kabul edersen, belki biraz olsun anlarsın.''Gökçe'nin dudağının sol kenarı yukarı doğru kıvrıldı, yere bakıp başını belli belirsiz salladı.Ama bu hafif hareket bile kaşının üzerindeki altın rengi tel tel saçlarını hareket ettirmişti.Gözlerim garip bir şekilde oraya takılmıştı, ama çok geçmeden kendimi toparlayıp bakışlarımı kaçırdım ve Uğur'a baktım.''Çarşamba günü Ayhan'ın doğum günü.Onun evinde bir parti vereceğiz.Okuldan insanlar da olacak.Sen de gelmek ister misin?''
''Tabi isterim.'' dedim.Uğur nedense çok sevinmişti.Onun bu içtenliği o kadar hoşuma gidiyordu ki...İyi niyeti insanın içini ısıtıyordu.''Tamamdır, Gökçe seni alır.''Gökçe başıyla onayladı.Duyduğum şeyle bir an donakaldım.''Gerek yok zahmet olmasın.Sen bana adresi yollarsın ben oraya gelirim.''
Uğur kısa bir nefes verdi.''Peki.''O sırada takım arkadaşlarından biri onun adını seslendi, kıza geliyorum anlamına gelen bir işaret yaptı ve tekrar bize döndü.''Ben gidiyorum, size afiyet olsun.''
Uğur soyunma odasına doğru gidince, Gökçe ve ben de salondan dışarı çıktık.''Arabam ileride sen burada bekle ben alıp geleyim.''O hareketlenmeden tereddütlü bir şekilde konuştum.''Ben yemeğe gelemeyeceğim.''İfadesinde bir hoşnutsuzluk belirdi.''Neden?''
''Yurtta yapmam gereken işler var.Çamaşır yıkamam da gerekiyor, haftasonu akşamı sıra çok oluyor.Makine sayısı çok az da o yüzden.''Ona kendimi neden uzun uzun açıklamak zorunda hissettiğimi bilmiyordum, açıklarken kendimi neden kendimi kötü hissettiğimi de...Aslında ifadesi okunaksızdı, ne hissettiğini ne düşündüğünü kestiremiyordum; ama içimdeki bir his beni kötü etkiliyordu.Kısa bir süre bir şey söylemeden bana baktı.Sonrasında sadece ''Anladım.'' dedi.Bu kez yurda bırakmayı teklif etti ama otobüs durağının yakın olduğunu söyleyerek onu da reddettim, bunu kibarlıktan yaptığını biliyordum ve hiç kimseye yük olmak istemiyorum.O sırada telefonum gelen bildirim ile titredi.Uğur, Ayhan'ın evinin adresini göndermişti.
Gökçe telefonuma göz ucuyla baktığı için gelen mesajı görmüştü.''Yurda götürmemi istemedin ama...''Devamında ne söyleyeceğini bildiğim için lafını kestim.''Gerçekten gerek yok, evi bulabilirim.''
İşte şimdi yüz ifadesini okuyabiliyordum, can sıkıntısı ve biraz da bıkkınlık vardı çehresinde.''Onun evi çok uzakta, oraya tek vasıta ile gidemezsin, gece gece boş yere sokaklarda perişan olma.Ben seni götürürüm, sonra da getiririm, yoksa içim rahat etmez, zahmet de olmaz.Tamam mı?''Son iki cümlesini bir çocuğa anlatır gibi tüm kelimelerin üzerine tek tek basarak kurmuştu.Nedense komik buldum ve istemsizce güldüm.''Tamam.''
Gözlerine kadar gülümsedi.''Tamam.''
Yurda gelince çamaşır makinelerinden birinin boş olduğunu gördüm ve çok sevindim.Hemen çamaşırlarımı içine atıp odama döndüm.O gün gerçekten şanslı günümde olduğumu düşünmüştüm ve bu düşünce zihnimin ortasında çok nadir belirirdi, çok çok nadir.Aslında eve çıkmak istiyordum, kendi evimde bir mutfağım olsun, kendi yemeklerimi yapayım, çamaşırımı istediğim saatte yıkayayım eve istediğim saatte girip çıkayım istiyordum.Ama tek başıma kira masrafını karşılayamazdım, bir ev arkadaşı bulmam gerekiyordu.Bizim kızlardan hiçbiri eve çıkmak istemiyordu.Tanımadığım birine güvenip sormak da istemedim.Sonuç olarak buraya tıkılmıştım.
Yine de bugün keyfim yerindeydi.Sallama paketle yeşilçay yaptım.Tadı iyi değildi, sadece idare ederdi.Hayattaki pek çok şey gibi, hayatımdaki her şey gibi, benim gibi...Islanmış ve suyunu damlatan küçük poşete çöpe atmadan son bir kez baktım.Onun sıradanlığını bile kendime benzetmem çok komik geliyordu.Komikti de zaten, doğru taraftan bakarsak hayattaki pek çok şey komediydi, diğer taraftan baktığımızda ise bir trajedi...Ben trajedi tarafını seçerdim, taşıyabildiğim yüke kadar...
Çayımı içerken Ece'nin bana birkaç tane fotoğraf attığını gördüm, bir tanesi sinema salonu önünden, birisi içeriden, birisi ise bir kafedendi.Sinemadan sonra gitmiş olmalılardı.Fotoğraflardan birini yakınlaştırıp Gürkan'a daha yakından baktım.Bir iç çektim, gerçekten çok yakışıklı görünüyordu.Başka bir zaman olsa Ece ile gidip onu bu haliyle yakından göremediğim için üzülürdüm ama o gün nedense kendimi kötü hissetmemiştim.Telefonu bir kenara koyup çayımdan bir yudum daha aldım ve yurdun penceresinden dışarı baktım.
Akşam Ece ile birlikte Yasemin ve Cemre de bizim odaya geldi.Uzun uzun günlerini anlattılar ve biraz da gittikleri filmi konuştular.Onları sessizce dinledikten sonra Cemre ilk kelimemi etmemi sağlayacak o meşhur cümleyi kurmuştu.''Eee sen ne yaptın?''
''Maça gittim.''
''Onu biliyoruz canım!'' dedi Cemre, eliyle daha çok anlat anlamına gelen bir işaret yaptı.''Yani...Nasıldı?''
''İyiydi, maçı kazandık.''
''Leydi Uğur nasıldı?'' diye sordu Ece.Çok kısa bir saniye duraksadım, çünkü tavrında meraktan ziyade tuhaf bir küçümseme sezmiştim.''Her zamanki gibi.'' dedim.
''Muhteşem?'' Bu kez tavrı daha belirgindi.Hafifçe kaşlarım çatıldı, niye Uğur'a sinirliymiş gibi davrandığını anlamamıştım.Anlamadığımı anlamıştı ama buna takılmadı.Hafif alaycı bir gülümseme takındı, aniden aklına bir şey gelmiş gibi Yasemin'e döndü ve parmağını şıklattı.''Hatırladım.O kadın daha önce Sessiz bir yerde de oynamıştı.Hani şu geçen final döneminden sonra izlemiştik ya.''
''A evet!'' dedi Yasemin.Tekrar aralarında konuşmaya başladıklarını fark edince telefonumu elime aldım ve onları dinlemeyi bıraktım.Uğur'a 'Ayhan ne sever, ne hediye alayım?' diye mesaj attım.Onun cevabını beklerken sıkıntılı bir nefes verdim.Giyecek bir şey de ayarlamam gerekiyordu.Dolabımın çoğu kot ve tişörtten oluşuyordu zaten, özel günlerde giyilecek bir kıyafetim yoktu, Erzurum'dan tek başıma geldiğim için yanımda pek bir şey getirememiştim.Hediyenin yanında bir elbise de almam gerekiyordu ama param kesinlikle yetmeyebilirdi.Yetse bile daha kredi gününe çok vardı.Kalan para bana yeter miydi bilmiyordum.
Uğur mesajımı, 'Bir şey almana gerek yok, senin gelmen yeterli ama illa ki almak istiyorsan gemileri seviyor.' diye yanıtladı.Ona teşekkür ettim ama iç sıkıntım geçmemişti.Parmağımın ucunu dişlemeye başladım.Cemre bendeki garipliği fark etmiş olacak ki, ''İyi misin Gülşah?'' diye sordu yüksek bir sesle.Kafamı kaldırdığımda diğerlerinin de bana baktığını gördüm.Elimdeki telefonu yatağa bırakıp derin bir nefes verdim.''Uğur beni doğum gününe davet etti de...''
Ece ile Yasemin aynı anda ''Doğum günü mü?!'' diye sorup sözümü kesmişlerdi.Niye bu kadar şaşırdıklarına şaşırdım.''Evet.'' dedim.''Ve giyecek kıyafetim yok.''
Ece'nin kaşları çatıldı.''Kimin doğum gününe?''
''Ayhan'ın.''
''NEEEE?!'' diye çığırdı Yasemin.
''Sakin ol, yurttan attıracaksın bizi.'' dedi Cemre.Ama Yasemin o kadar heyecanlıydı ki ona aldırış etmedi.''Niye daha önce söylemiyorsun kızım?!'
''Beni davet etti dedi, bizi değil, senlik bir durum yok.'' dedi Ece.Yasemin'in hemen omuzları düşmüştü.''Üzülme sen Uğur'a söylerim sen de gelirsin.'' dedim.''Gerçekten mi?''Sevinçli bir şekilde gelip yanıma oturdu.''Belki davetli sayısı sınırlıdır.'' dedi Ece.Yasemin'e dönüp çenesini hafifçe sıktım .''O zaman benim yerime o gider.''
''Sen bir tanesin.'' deyip bana sıkı sıkı sarıldı Yasemin.Ece'nin çatılmış kaşlarına aldırmadan gülümseye devam ettim.Uğur'a 'Yasemin de gelsin mi?' diye sorduğumda 'Tabi tabi ne demek, gelsin.' diye cevap verdi.Yasemin'in neşesi daha da arttı ama ardından hemen ciddileşip, 'Ne giyeceğim?' diye kendi kendine sordu endişeyle.
''Şu mavi elbisen var ya onu giy.'' dedi Cemre.Yasemin'in dudakları büzüldü.''Ama o yazlık.''
''Yazlık olsun, üzerine mont giyersin kapalı yerde olacak sonuçta.''
''Olmaz, onunla donar.'' dedi Ece.
''Benimkilerden bir şeyler ayarlarız.'' dedi Cemre bu kez.Yasemin sıkıntılı bir nefes verdi.''Yeni bir şey mi alsam, hediye de almam lazım.Sen ne alacaksın?'' diye sordu bana.''Gemileri seviyormuş, hediyelik eşyacılardan bir şey bakarım.''Biraz düşündü.''Ben öyle basit bir şey almak istemiyorum, güzel bir parfüm mü alsam ya da saat?''
''Uçma kızım o kadar, o bahsettiklerin ne kadar senin haberin var mı?'' dedi Ece azarlar bir tonla.
''Benim birikmişim var.'' dedi Yasemin altta kalmayarak.
Ece Yasemin'e parmağını salladı.''Erasmus için biriktirdiğin parayı buna harcarsan seni çok pis döverim.''
''Ne annem gibi konuşup duruyorsun, o kadar da salak değilim herhalde.''
''Çok emin olamıyorum.''
''Ece!'' deyip sert bir tonda uyardı onu Cemre.''Hevesini kırma kızın.''
''Aman tamam be sustum ne hali varsa görsün.''
Yasemin, Ece'nin sinir olmuş tavrına takılmış gibi görünmüyordu, çok mutluydu.Bana döndü, ''Yarın alışverişe gidelim mi?''Gülümsedim.''Olur, dersten sonra gideriz.''Yasemin ile Cemre biraz daha kaldıktan sonra odamızdan ayrıldılar.Onlar gidince Ece'ye, ''Merak etme, çok harcamasına izin vermem.'' dedim.
''Seni dinler sanki.Halini görmüyor musun?Rüyalar aleminde yaşıyor.''O kendi yatağının ucunda oturuyordu ben de kendi yatağımın, yüzünü çok net görebiliyordum ama kızgınlığının sebebini anlayamıyordum.''Aşık olduğu adamın doğum gününe, evine gidecek.Çok normal değil mi?''
''Aşık olduğu adam onun adını bile bilmiyor.''
''Daha önce siz voleybol maçı yaparken öğrenmişti.''
''Unutmuştur çoktan.''
''4 gün sonra yine öğrenir.'' dedim kendimden emin bir şekilde.
''Bir şey değişecek mi sanıyorsun?''
''Ya değişirse?''
''Nasıl olacak o?Ayhan'dan hoşlanan kaç tane kız var, Yasemin'in ne özelliği var ki o kadar kız içinde onu seçsin?''Başımı iki yana salladım, arkadaşımızı küçük görmesi hiç hoşuma gitmemişti. ''Yasemin güzel, iyi, akıllı...''Ece bana şaşkınlıkla bakıp lafımı kesti.''Akıllı mı?Aklı 5 karış havada.''
''Çünkü aşık.''Beni alaycı bir şekilde alkışladı.''Bravo.'' deyip durdu.''Siz bu romantiklikle 5 sene daha hayatta kalamazsınız.''
''Peki bu kadar realist olmak sıkıcı değil mi?''
''En azından beni hayatta tutuyor, üzülmemi engelliyor.Tek istediğim onun iyiliği, kendini ne kadar kaptırırsa o kadar üzülecek.Ben o üzülsün istemiyorum anlıyor musun?''
Derin bir nefes verdim.''Anlıyorum, ama ona ne kadar keskin olursan ol, duygularını da kişiliğini de değiştiremezsin.Tek yapmamız gereken şey yanında olmak.Ben durumun ümitsiz olduğunu düşünmüyorum ama diyelim ki öyle, diyelim ki kendini kaptırdı, hayalkırıklığına uğradı ve yaralandı.Nasıl ki mutluluğunda ona sarılıyorsak mutsuzluğunda da sarılmalıyız, ağladığında omzumuzu açmalıyız.Üzülmesi gerekiyorsa, üzülecek.Böyle büyürüz zaten.Darbe ala ala, yaralanarak...Kimse bir kafeste kalarak törpülenemez.''
Ece ellerini yatağa koydu, ellerinden güç alarak gövdesiyle geriye doğru yaslandı, çenesini hafifçe kaldırdı.''Vay!Yine konuştu filozofumuz.Tebrik ederim okyanus kızı, yine beni kötü polis kendini ise iyi polis yapmayı başardın.''
''Öyle bir amacım yok sen de biliyorsun.''
''Aslında bilmiyorum.Rasyonel konuşan ben, hayalperest olan sen olduğun halde her seferinde bu bilge edasını sen takınıyorsun.Ama çok da bilge değilsin değil mi?Aşk konusunda Yasemin'den çok da farklı değilsin.''
''Gürkan'dan konuşmak istemiyorum.''Bileklerini dizlerine dayayıp hafifçe öne doğru eğildi ve merakla sordu.''Neden?Vaz mı geçtin?''
''Onu sevmekten mi?Hayır.Sadece sana başka bir şey soracağım.Uğur'dan hoşlanmıyor musun?''Kendi kendine gülmeye başladı.''Ciddiyim.Onu küçümsüyor gibisin.''
''Ben kimim ki muhteşem Uğur'u küçümseyeyim?''
''İşte tam da bundan bahsediyorum.Bu garip tavırdan...Seni kızdıracak bir şey mi yaptı?''
''Hayır, hiçbir şey yapmadı.Evet onu samimi bulmuyorum ama...''
''Neden?''
Kısa bir an duraksadı.''Sürekli bir sevecen tavırlar, sürekli güler yüz, en iyi kalpli benim havaları...''
''Ama iyi biri?''
Tek kaşını şüphe duyan bir ifadeyle kaldırdı.''Gerçekten iyi mi sence?Yoksa rol mü yapıyor, her şeye çabasızca sahip olan biri gerçekten iyi olabilir mi?Ama beni esas sinir eden onunla arkadaş olma çaban.''
Gülüp ona doğru yaklaştım ve sevecen bir ifade takındım.''Kıskandın mı sen?Benim en yakın arkadaşım sensin, başka biri senin yerini alamaz.''
Ece'nin yüzü ekşidi, başını iki yana salladı.''O kadar körsün ki sana acıyorum.''
Donup kaldım, tüm gülümsemem silindi.Sert bir ifade takındım.Ayağa kalkıp soğuk bir sesle konuştum.''Ne demek istiyorsun?''
Ece de ayağa kalktı.Aynı soğuk tavır onda da vardı.''O kız idolün, peşinde arkadaşı olabilmek için koşuyorsun.Peki hiç düşündün mü, onun niye bütün arkadaşları erkek, niye hiç kız arkadaşı yok?Çünkü onun gibiler sadece kendileri gibi olan kızlarla takılır.Senin gibi kızları sadece ezerler, ya da alay ederler.''
Gülümsedim ve hafif ciddiyetsiz bir tavırla konuştum.''Benim gibi kızlar derken neyi kast ediyorsun bilmiyorum; ama sen eziksin o ise havalı demek istiyorsan bir yanlışın var.Beni defalarca kahve içmek, yemek yemek için çağıran oydu, maçı izlemem için çağıran da arkadaşının doğum gününe davet eden de oydu.Yani eğer biri diğerinin peşinden koşuyorsa, benim peşimden koşan o, ben değilim.Teziniz daha ilk dakikadan çürüdü Psikolog Ece Hanım, başka bir tez kurun.''
Yüzüme bir süre boş bir ifade ile baktı.Söyleyecek bir şeyi olmadığını anladığımda önünden çekilip banyoya gittim.O gece Ece ile hiç konuşmadık.Ertesi gün ilk derslerde de...Diğerleri aramızdaki soğukluğu fark etmişti ama ikimiz de bunun hakkında bir şey söylemedik.Öğle arası benimle özel olarak konuşmak istediğini söyledi.Dün söyledikleri için özür diledi.Bu ara canının sıkkın olduğunu, ailesel durumlar olduğunu söyledi.Daha fazla uzatmadan onu affettim.Konuşmak isterse benimle konuşabileceğini söyledim.Bir şey söylemeden sadece başını salladı.Öğleden sonra eski halimize dönmüştük.
Çıkışta Yasemin ile alışverişe gittik, önce kıyafet bakmıştık.Aldığı kırmızı elbiseyi çok beğenmiştim, o kalabalık kabinlerin önünde aynada kendini seyrederken yüzündeki gülümsemeye uzun uzun baktım.Etrafımda mutlu bir insan görünce istemsizce ben de mutlu oluyordum.Belki de mutlu bir ailede büyütülmediğim için, ufak mutluluklar bile belli koşullara bağlı kaldığı için...Genel olarak mutsuz, depresif ve kaygılı bir insandım.Ancak ufak sevinç kırıntılarının bile peşinde koşup onlara sıkı sıkı sarılmayı, onlarla kendimi ısıtmayı öğrenmiştim.
Kendime, kendi bütçeme göre siyah düz bir elbise aldım.Çok bir özelliği yoktu ama üzerimde duruşunu sevmiştim.Bir sonraki gidişimde Erzurum'dan elbiselerimi getirmeye karar verdim.Çift bavul taşımak zorunda kalsam bile bunu yapacaktım.Kıyafetlerin parasını ödedikten sonra hediye bakmaya gittik.Yasemin bir önceki gece neredeyse uyumadan saatlerce araştırmasını yapmıştı zaten, ne alacağını biliyordu.Odunsu kokulu bir parfüm satın aldı.Ben de hediyelik eşya dükkanından cam içinde bir gemi aldım.İksir şişesi şeklindeydi, içindeki geminin kırmızı yelkenleri mavi bir gövdesi vardı, çok şirin bulmuştum.
****************************
Çarşamba günü akşam yedide telefonum çaldı.Gökçe arıyordu.Yurdun kapısında olduğunu söyledi.Yasemin panikle makyajının son rötuşlarını da yapıp çantasını koluna taktı ve bana döndü.''Nasıl olmuşum, bir sıkıntı yok değil mi?''
''Hayır, çok güzelsin.''
''Adam kapıda ağaç oldu.'' dedi Ece.Yasemin panikledi.''Ay evet hemen inelim ayıp olacak.''Cemre bana yaklaştı.''Yurdun kapanış saatini biliyorsun sakın geç kalmayın.İçki falan verirlerse de içmesin, illa içeceğim diye tutturursa da sadece bir kadeh...Ona güvenmiyorum, sana güveniyorum.''Sol elimle asker selamı yaptım.''Emredersin patron.''Cemre kıkırdadı.Yasemin o sırada ayakkabılarını giymişti bile.''Hadi gidelim!''
Yurdun kapısının önünde birkaç tane merdiven vardı.Kapıdan çıkıp ilk basamağa adımını attığım an kafamı kaldırıp önüme baktım ve Yasemin'in sol omzunun üzerinden onu gördüm.Açık bırakılmış bahçe kapısının hemen önünde siyah arabasının kaputuna yaslanmış bekliyordu.Mavi kazağının üzerine siyah bir ceket giymişti, altında siyah rengi kumaş bir pantolon vardı, teni karanlıkta bile kıyafetinin koyu rengine tezat olacak şekilde parlıyordu.Kelimelerle tarif edilemeyecek kadar güzel bir insandı, başka bir dünyadan gibiydi, belki de bu yüzden göz göze geldiğimizde duraksadım.Görüntü irislerimi yakmış gibi hemen önüme baktım.
Topuklu çizmelerimle sakin ve yavaş adımlarla indim basamaklardan, ruhumdaki garip gerginliği görmezden geldim.Son basamağı da inince Yasemin aniden durmuştu, ben yanına ulaşınca kolumdan tutup kulağıma eğildi.''Öne ben otursam olur mu, evinin yolunu daha iyi görmek istiyorum.''
''Tabi ki.''Yasemin gülümsedi ve yürümeye devam etti.Arabanın yanına ulaşıncaya kadar birkaç sefer daha istemsizce ona doğru bakmıştım.Her seferinde gözleri üzerimdeydi, yüzü ifadesizdi ama uzaktan bile seçebildiğim mavi gözlerinde beni delip geçen bir keskinlik vardı.Yanına vardığımızda ise bir anda dünyanın en centilmen adamı olmuştu.Yasemin'in ön kapıya yöneldiğini fark edince onun için kapıyı açtı.Yasemin teşekkür ederek oturdu, onun koltuğa kurulduğundan emin olunca kapıyı kapattı.Ardından bana döndü ve gülümsedi.Benim için de arka kapıyı açtı ama binmeden ona, ''Çok bekledin mi?'' diye sordum.
Bir fısıltıdan sadece biraz daha yüksek bir tonla, ''Hayır.'' dedi.
''Keşke arabanın içinde bekleseydin, hava çok soğuk.''
''Katlanamayacağım kadar değil.'' Ne söyleyeceğimi bilemediğim için sustum ve sadece başımı salladım.Bir süre hiçbir şey söylemeden bana baktı.Kapıya binmemi işaret etmiyor ya da başka bir şey sormuyordu, hiçbir duygu belirtisi göstermiyordu.Daha fazla beklemeden arabanın arka koltuğuna oturdum ve kapıyı kendim kapattım.
Şoför koltuğuna oturdu ve emniyet kemerini bağlayıp arabayı çalıştırdı.''Şu senin yanında durabilir mi?'' deyip elindeki poşeti bana uzattı Yasemin.İçinde hediyesi vardı.Ben alırken, ''Dikkat et sakın kırma.'' diye uyarmıştı.Poşeti alıp yere, benimkinin yanına koyarken, ''Kırmam merak etme.'' deyip güldüm.''Valla hiç güvenmiyorum biraz sakarsın.''
Gökçe'nin aniden dönüp Yasemin'e doğru bir bakış attığını gördüm.Arka tarafta olduğum için nasıl baktığını tam görememiştim; ama Yasemin bu bakışın hemen ardından başını çevirip yan tarafındaki camdan dışarı bakmaya başladı.Gökçe ise ona bir iki saniye daha baktı ve tekrar önüne döndü.
Araba derin bir sessizliğe gömülmüştü.Uzun bir süre kimse konuşmadı.Gökçe şehrin trafiğinden çıkıp çevre yoluna girdi ve uzun bir süre daha sürmeye devam etti.Pencereden dışarıyı izlemeye başladım.'Ayhan gerçekten de uzakta oturuyormuş.' diye düşündüm.Bu yolu kendi başımıza gitmemiz zor olacaktı.Gökçe'ye bir kez daha müteşekkir oldum.Yine de bu sessizlik canımı sıkıyordu, konuşmayı seven Yasemin bile ağzını açıp bir şey söylemiyordu.Güzel arabaya neredeyse koklayabileceğim kadar yoğun, depresif bir hava dolmuştu.Biraz müzik bunu değiştirebilir diye düşündüm.
''Yasemin radyoyu açabilir misin?'' diye sordum.
Yasemin Gökçe'ye döndü.''Radyoyu açsak sorun olur mu?''Gökçe kendinden beklenmeyecek bir şekilde aniden gülmeye başladı, bunun için izin almamızı komik bulmuş gibiydi.''Hayır açamazsınız.'' dedi ve radyonun açma tuşuna bastı.İlk açılan frekansta İngilizce bir rap şarkısı çalıyordu.''Şu tuşla ileri gidebilirsin, istediğiniz kanalı seçin.''
Yasemin tek bir saniye bile düşünmeden Gökçe'nin gösterdiği tuşa bastı.Kısa süreli bir cızırtıdan sonra bir sonraki frekansta durdu.Bu kanalda Beatles'ın şarkılarından biri çalıyordu, şarkının adını çıkaramamıştım ama onlara ait olduğunu biliyordum.Yasemin kısa bir süre dinledi ama sevmedi, ileri tuşuna tekrar bastı.Schubert'in Serenad'ını duyar duymaz tanıdım.Yasemin yüzünü ekşitti, sadece hareketli müzik dinlerdi, yavaş melodilere tahammülü yoktu.''Bu ne ya?!' deyip yüzünü buruşturdu ve diğer kanala geçti.
'Yaz Yağmuru' çalıyordu, Yasemin onu da geçecekti ki hemen ileri atıldım.''Dur dur dur!Bu şarkıyı çok seviyorum.''Arkasını dönüp bana can sıkıntısıyla baktı.''Aşkım üzgünüm ama senin bayık şarkılarını hiç çekemeyeceğim.Yurda dönünce dinlersin.''Tekrar önüne dönüp ileri tuşuna bastı, ama radyo daha bir sonraki frekansı bulamadan, Gökçe geri tuşuna bastığı için arabanın içinde tekrar en sevdiğim şarkı çalmaya başlamıştı.''Kalsın, ben de seviyorum bu şarkıyı.'' dedi gözünü yoldan ayırmadan.Yasemin de ben de şaşkınlıkla ona baktık bir süre sonra ve bir şey demeden önümüze döndük.Kısa bir süre sonra onun olduğu tarafa tekrar baktım ve aynadan beni izlediğini fark ettim, bakışlarını uzun tutmadan tekrar önüne döndü.
Aşina olduğum melodi yine tüm kaygımı alıp götürmüştü.Kollarımı birbirine bağladım ve karanlık gecede akıp giden yolu izledim.İçim huzurla dolmuştu.
