İçeriğe geç

Okyanus

Bölüm 4 · 10 dk okuma

Okyanus

Bölüm 4

Ruh eşi

Kağıt bardağı çöpe attıktan sonra oluşan hasarı bildirmek üzere kütüphane görevlisinin olduğu bölüme gittik ve durumu anlattık.Neyse ki anlayışlı biri çıkmıştı.Bizi azarlamadan hemen birini yönlendireceğini söyledi.Gökçe'nin beyaz kazağının üzerine de biraz kahve sıçramıştı, o kısma bir göz atıp lavaboların olduğu tarafa doğru yöneldi.Ben de peşinden gitmiştim ama bana aldırmış gibi durmuyordu.O içeri girdi, ben dışarıda beklemeye başladım ve stresli olduğumda sık sık yaptığım gibi sol el başparmağımın uç kısmının iç tarafını dişlemeye başladım.

Birkaç dakika sonra kapıdan çıkıp beni gördü.Hala orada bulunmamı beklemiyormuş gibiydi.

''Bir şey mi söyleyeceksin?''

''Tekrar kusura bakma diyecektim.''

''Bilerek yapmadıysan niye özür diliyorsun ki?Sesimi yükselten bendim, benim özür dilemem gerekir.''

''Sen de bilerek yapmadın ki.O anki telaşla...'' yüzündeki ifadeyi görünce duraksadım.''Bilerek mi yaptın?''

Anlam veremediğim bir ifade takındı.''Bazen korkutucu olmak istiyorum.''

''Başarıyorsun.'' dedim hiç düşünmeden.Hafifçe gülümsedi ve yanımdan geçip gitti.Eşyalarını alıp ayrıldı kütüphaneden.Koca masa bana kalmıştı.Bir süre sonra elinde paspasla ellili yaşlarda gösteren bir adam geldi ve yeri temizledi.Ona teşekkür ettikten sonra nihayet dersime odaklandım.Gürkan'ların masası arka tarafımda kalmıştı, geriye kalan zamanda o tarafa dönüp hiç bakmadım.Yaklaşık bir saat sonra kütüphaneden ayrılmalarını görmüştüm sadece.

Akşamüstü kütüphaneden çıkarken kesif bahar rüzgarını tenimde hissettim.Yüzümü korumak için işe yaramayacağını bildiğim halde ceketimin yakalarını kaldırdım.Kollarımı birbirine kavuşturdum ve yavaş adımlarla durağa yürüdüm.Çok az kişi vardı bana eşlik eden orada.Güneş tüm umursamazlığı ile dünyanın bu tarafına hoşçakal deyip gezegenin diğer tarafını kucaklamak için ayrılıyordu tepemizden.Çok geçmeden otobüsüm geldi.Kartımı okutup en arkaya doğru yürüdüm.Boş olan en arkadaki üçlü koltuğun pencere kenarına oturdum.Kablolu kulaklığımı çıkarıp kulağıma taktım ve rahatsız edici gürültüden soyutlandım.Başımı cama dayadım ve Cem Karaca'nın rahatlatıcı sesine kulak kabarttım.

'Bugün sen çok gençsin yavrum, hayat ümit neşe dolu' diye başladı yine güzel şarkısına.Niye bilmiyorum ama hiç ilgisi olmamasına rağmen bu şarkıda aklıma her seferinde Gürkan geliyordu.Bu aralar ümit denilince beynimin ortasında beliren tek ışık oydu.Okyanusları düşündüğümden bile daha çok düşünmeye, daha çok hayal etmeye başlamıştım onu.Mutluluğun da temsili oydu, umudun da.Beynimde hep aynı ses yankılanıyordu.'O sana bakmaz, vazgeç bu sevdadan.' Ama ne vazgeçebiliyordum ne de sesleri susturabiliyordum.

Ah!O sesler...Kendimi sevmeme engel olan sesler...Beni yargılayan, yaralayan sesler...Hiçkimse bana o kadar hakaret etmezdi, babam bile beni o sesler kadar üzmemişti.Lisede de yalnız olmaktan ziyade yalnızlığımdan dolayı beni sorumlu tutan iç sesim yüzünden üzülürdüm.İşte yine beni suçlamaya başlamıştı.Bugün kütüphanedeki insanlara rezil olduğum için, Gürkan'a rezil olduğum için, uyuyan Gökçe'yi uyandırdığım için...Kendi kendime bunun ne kadar mantıksız bir düşünce olduğunu söylesem de durmuyordu.'Daha dikkatli olmalıydın!' deyip durdu.Zaten problem de buydu.Hep daha dikkatli olunabilirdi, daha akıllı, daha becerikli...Ama ben bunları yapamıyordum.Yeterli değildim.

***********************

Günler aynı yoğun tempoyla geçip gitti.Son sınav öncesi bizimkilerle bir grup çalışması yapmıştık.Hem çalışıp hem eğlendik.Bazen onları ne kadar sevdiğimi unutuyordum.Uğur da kendi arkadaşlarını çok seviyor gibiydi ama yine de haftanın çoğunda beni görmek istemişti.Sık sık mesaj attı, 2 kere daha öğle yemeğine davet etti, birine gidebildik ve o tek seferde sadece ikimiz vardık.Haftasonu maçına çağırdı.O kadar mutlu olmuştum ki...Arkadaşları gelemeyecekmiş, yalnız kalmamak için beni çağırdığını düşünmüştüm ama yine de çok sevinmiştim.

Cuma akşamı odada kızlarla toplandığımızda bundan bahsettim.Yasemin'in bir an gözleri parladı ama Ayhan'ın orada olmayacağını öğrendiğinde ışıltısı çabuk söndü.Hayalkırıklığıyla sırtını duvara yasladı ve önündeki yastığı kucağına alıp dudak büzdü.Ece'nin yatağında, onun yanındaydı.

''Kıyamam!'' deyip sarıldı ona Ece.''Üzülme sen, Gülşah Uğur'la arkadaş oldu sayılır.Daha çok fırsat yakalarız.''Çok kelimesini uzatarak söylemişti.Yatağımın başlığına sırtımı dayamış onları izliyordum, gözüm sonra biraz ötemde oturan Cemre'ye kaydı.Telefonuna gömülmüştü, bizi dinlemiyor gibiydi.''Şuna bak!'' dedi birdenbire.Telefonu Ece'ye doğru çevirip.''Bulut bu güzelim kızı beğenmedi.Bunu bile beğenmedi.''

''Üff aman bırak mal o çocuk ya, kendini bir şey sanıyor.'' dedi Yasemin.

Bulut onları bu konuda darladığı için ona arada sevgili olabileceği kız bakıyorlardı ama Bulut her seferinde kızlara bir bahane buluyordu.Kız ya çok uzun oluyordu ya çok kısa, ya çok içe kapanık oluyordu ya da çok geveze, ya çok zayıf ya da kilolu oluyordu.Beni de bu yüzden istememişti.Kilolu olduğum için.

Onların gruplarına ilk dahil olduğumda Ece, Bulut'la bana bir buluşma ayarlayabileceğini söylemişti.O zamanlar Gürkan'a karşı bir şey hissetmiyordum.Bulut da benim aksime çok eğlenceli bir çocuktu, iyi niyetli gibi de görünüyordu.Bu yüzden neden olmasın diye düşündüm.Ama Bulut bunu istememişti.Ece'ye sebebini sorduğumda, arkadaşıyla çıkmak istemiyormuş deyip geçiştirdi ben de olabilir diye düşündüm, başka bir şey sormadım.Ama sonrasında bu konu Yasemin'le baş başa kaldığımızda açıldı ve o Bulut'un benim hakkımda söylediklerini ağzından kaçırdı.

Yasemin'le konuşmam bitince internetten bir sağlık sitesine girip boya göre ideal kilomu hesapladım hemen.Bu konuyla daha önce ilgilenmediğim için merak da etmemiştim, o yüzden bilmiyordum.O gün öğrendim 16 kilo fazlam olduğunu.'Evet gerçekten kiloluymuşum' dedim kendi kendime.Ama mesele sadece fazla kilolu olmam da değilmiş aslında, güzel değilmişim.

Bunu duyunca ilk anın şokuyla ne hissedeceğimi bilememiştim.Akşam yurda gelince eskimiş banyo aynasında yüzüme uzun uzun baktım ve ister istemez Bulut'a hak verdim.Hiçbir çekiciliği olmayan sıradan bir yüz...Her ne kadar bu olguya aşina olsam da yine de böyle bir şeyi bir başkasından duymanın kalbimi kırdığı da bir gerçekti.

''Üzerine gitmeyin, belki de ruh eşini arıyordur.'' dedi Ece.

''He aynen onu 5 saniyede bir fotoğraftan tanıyacak.'' dedi Cemre.

''Belki de tanırsın ya.'' dedi Yasemin.''Hayatının aşkı olacak kişiyle ilk karşılaştığında bile onun farklı olduğunu hissetmez misin?O kişiyi bulan herkes aynı şeyleri söylemiyor mu?Onu bir yerlerden tanıyormuş hissi oluyormuş ya.''

''Midede kelebekler, kalpte bir çarpıntı...'' dedi Cemre.

''Hayır, hayır'' deyip hemen itiraz etti Yasemin.''O aşkın semptomu, çünkü vücudun gergin olur.Hiç karşılaşmayı beklemediğin biriyle karşılaştığın için panik olursun.Ama ruh eşini bulunca gergin yerine huzur dolu olursun.Sonunda ait olduğun yeri bulduğun için.Ait olduğun kişinin yanı...''

Ece gülmeye başladı.''Senin ne kadar iflah olmaz bir romantik olduğunu unutmuşum.''

''Aman sen ne anlarsın be aşktan.Burada hepimizin sevdiği biri var, senin yok.O yüzden konuşma lütfen.''Ece anlamlı bir şekilde gülümsedi ve bir yorum yapmadı.

''Sen ne düşünüyorsun?'' diye sordu Cemre bana dönüp.''İnanıyor musun bunlara?''

''İnanıyorum.''

''Gerçekten mi?'' diye sordu şaşkınlıkla Ece.Bir anda tüm dikkati bende toplanmıştı.

''Evet, herkesin bir ruh eşi olduğuna inanıyorum.Ama onu aramıyorum.''

''Neden?Bulduğun için mi?'' diye sordu Ece.

''Hayır.'' dedim iğnelemesini boşvererek.''Onun oralarda bir yerlerde benden habersiz yaşaması fikri daha çok hoşuma gidiyor.Tıpkı benim ondan habersiz olmam gibi.Kendimi özel biriymiş gibi hissediyorum.''

''Her zaman farklı bir bakış açın vardır zaten.'' dedi sarkastik bir şekilde Cemre.

''Ama niye?'' dedi Yasemin.''Onunla tanışmak, mutlu olmak varken.''

''Tabi ki ruh eşinle tanışmak isteyebilirsin veya onu bekleyebilirsin.Düşünsene herkes olabilir.Şu anda Afrika'nın ücra bir köyünde tifodan veya açlıktan ölmek üzere olabilir.Avustralya'da bir üniversitede mezuniyet kepini havaya atıyor olabilir.Ya da ne bileyim, Güney Kutbu'na araştırma için gitmiş bilim adamlarından biri olabilir.Cern'de çalışıyordur veya...Amerika'daki Wall Street'te her gün milyonlarla oynayıp geceleri hayat kadınlarına servet ödüyor olabilir.Mısır ordusundaki askerlerden biri olabilir mi?Ya da öle bayıla okuduğun kitabın gizemli yazarı...Herkes olabilir veya hiçkimse.Çoktan ölmüş olabilir, yaşıyor olabilir, doğmamış olabilir.Onun nasıl biri olduğuna sen karar verebilirsin.Sorun onu bulmak ya da bulmamak değil, sorun bilememek.Çünkü onu bulsan bile, onun o olduğundan asla emin olamayacaksın.

Yasemin'in dediği gibi işaretler olsa bile emin olamazsın.Bir şüpheyle yaşamaktansa, onun hayaliyle yaşamak daha iyi.''

Yasemin'in canı sıkılmış gibiydi.''Ben bir hayalle yaşayamam.Bu yüzden sonsuza kadar platonik kalmak istemiyorum.Ayhan'la milyonda bir bile bir şansım olacaksa o şansın peşinden gitmek istiyorum.''

''Gördün mü bak?Biraz örnek al.'' dedi Ece bana.Gürkan'a karşı hiçbir hamle yapmamamı eleştiriyordu.

''Rahat bırak kızı.'' dedi Cemre.''Herkesin aşk macerası aynı olmaz.''

''Bu gidişle hiçbir macerası olmayacak.'' dedi Ece.

''Ondan bana gelen bir şey yok Ece.Ona aşkımı itiraf etmemi istediğini biliyorum.Ama bunu yapamam.Yaparsam sonucunun iyi olmayacağını biliyorum çünkü.Beni reddedecek.''

''E ne güzel işte, sen de yoluna bakarsın.''

''O kadar basit değil.''

''Nesi basit değil Allah aşkına.Niye onunla vakit kaybettiğini anlamıyorum.''

''Buna vakit kaybı olarak bakmadığım için.''Ece anlamamış gibi bakınca açıklama ihtiyacı hissettim.''Hayatım boyunca kimseyi o şekilde sevmedim.Sevmeye değer birini bekleyip durdum ve onu da buldum.Onu sevmek benim hoşuma gidiyor, karşılık bulmasa bile.Duygular bir günde inşa edilmezler, dolayısıyla bir günde de kırılmazlar.O beni reddetse bile onu sevmekten vazgeçebileceğimden emin değilim.''

Ece düşkırıklığıyla baktı bana.''Enayisin.'' dedi.

''Hayır.'' dedim ve Cemre'ye döndüm.''Farklı bir bakış açım var.''

**************************

Ertesi gün maç için hazırlanırken çok heyecanlıydım.Ablamın bana aldığı kare desenli lacivert kırmızı mini eteği, üzerine de kırmızı kazağımı giymiş, tüm acemiliğimle yapabildiğim en iyi makyajı yapmıştım.Saçlarımı örerken içeri elinde kupasıyla kahvaltıdan yeni dönen Ece girdi.Beni baştan aşağı süzdü.

''Ooo bakıyorum süslenmişiz.''

''Kırk yılda bir dışarı çıkıyorum, bu kez paspal olmayayım.Sen de gel istersen.''

''Leydi Uğur seni davet etti, beni değil.''

''O ne demek Ece, bizim okulun maçı bu.Davet mi gerekiyor?''

''Şaka yapıyorum canım benim.Ben bizimkilerle sinemaya gideceğim.''

''Sinema mı?''

''Evet, Cemre mesaj attı biraz önce.Baran'ın fikriymiş.Sen maça gideceksin diye sana söylemedim.Ama sen de gel istersen.''

''Ha yok sağol.Şimdi gitmezsem Uğur'a ayıp olur.''

''Anladım, peki sen bilirsin.Gürkan'ın seni böyle görmemesi yazık oldu ama.''

''Güzel olmuş muyum gerçekten?''

''Hem de nasıl, peri gibisin.'' dedi Ece gülerek.Bir anda içimi sıcacık bir his kaplamıştı.Gidip Ece'ye sarıldım.

''Ay, ne yapıyorsun manyak!Çayımı dökeceksin.'' dedi kupayı benden uzaklaştırırken.''Asıl peri sensin güzelim benim.'' dedim isyanına aldırmadan.Ondan ayrılıp saçımı tekrar ördüm, ucuna siyah tokamı taktım ve daha fazla oyalanmadan odadan ayrıldım.

Spor salonuna ürkek adımlarla girdim.Takımlar ısınıyordu.Kimseyi tanımadığım için bizim okulun seyircilerin olduğu bölümü bulmakta zorlanmıştım.Birilerine sorarak boş koltukların çok olduğu, köşede bir yere geçtim.Çantamı kolumdan çıkarıp kucağıma koydum.Sonunda eylemsizlik moduna geçtiğim için hissettiğim gerginlik bir anda uçtu.Çünkü artık maç sonuna kadar hiçbir şey yapmam gerekmiyordu.

Etrafı gözlemlemeye başladım.Küçük salonun ancak yarısı doluydu ama yeni insanlar gelmeye devam ediyordu.Bakışlarım ısınan oyunculara kaydı.Gözlerim Uğur'u arayıp buldu.Sanki onu izlediğimi fark etmiş gibi, gözleri dolaştı seyirci koltuklarında.Beni fark ettiğinde sevinç dolu bir ifade takındı.Sağ kolunu kaldırıp bana el salladı.Aynı şekilde karşılık verdim.Yolda gelirken, acaba gelirim demeseydim iptal etme şansım olur muydu diye düşünüp kuşkuya kapıldığım olmuştu.Böylece Ece'lerle sinemaya gidebilirdim.Ama onun bu çocuksu mutluluğunu görünce tüm kuşkum uçup gitti.

''İyi ki buraya geldim.'' dedim kendi kendime.''İyi ki buradayım.''

Maç biraz sonra başladı.Takımımız ilk sette çok iyi gidiyordu.İlk sayıdan itibaren üstünlüğü ele aldık, fark açıldıkça açıldı.Uğur her zamanki gibi çok iyi paslar atıyor, takımı dengeli hücum ettiriyordu.Ön pozisyonda olduğunda bloklar da yaptı.O kadar hırslıydı ki, bambaşka biri gibi görünüyordu oyundayken.Bir yerde maçı bırakmış, sadece onu izlemeye başlamıştım.

''İnsan hayran olmasın da ne yapsın, değil mi?''

Duyduğum sesle irkildim.Uykudan uyanıp gerçekliğe döner gibi bir tepkiyle sesin geldiği yöne baktım ve tepemde dikilen Gökçe'yi gördüm.Salonun yapay ışığı güneşin öptüğü saçlarından yansıyordu.Düz ifadesi derin bakışlarıyla süsleniyordu.Bir süre aptal bir şaşkınlıkla boş boş baktım ona.Yarım ağız gülümsedi ve yanıma oturdu.Burada ne arıyordu?Uğur, arkadaşlarımın hiçbiri gelmeyecek, demişti.İç sesimi boş verdim.

''Onu izlediğimi fark ettin demek.''

''Fark edilmeyecek gibi değil.''

O sırada ilk set bitmişti.Gökçe bakışlarını sahaya çevirdi.Uğur muhtemelen beni görmek için oturduğumuz yöne doğru baktı.Arkadaşını fark edince yüzünde büyük bir şaşkınlık belirdi.Beni gördüğünde sergilediğinden çok daha büyük bir sevinç gösterisi sergiledi.Gökçe ise sadece sağ elini kaldırıp selam vermekle yetindi.Uğur çok mutlu bir şekilde takım arkadaşlarının yanına gitti.

''Geleceğinden haberi yoktu sanırım.''

''Gideceğim doğa kampı son anda iptal oldu.Ben de evde boş boş oturmak istemedim.Hem biri onu izlediğinde daha çok motive oluyor.''

''Her zaman birileri onu izlemiyor mu?'' diye sorup çevredeki insanlara baktım.

''O sayılmaz.Tanıdığı biri olmalı.''

''Demek bu yüzden seni görünce daha çok mutlu oldu.Seni beni tanıdığından daha uzun zamandır tanıyor.''

''Onunla ilgisi yok.Sadece takdirimi kazanmak istiyor.''

Yerimde biraz kaykılıp yönümü ona doğru döndüm.''Tüm başarısına rağmen onu takdir etmiyor musun?'' İster istemez yargılayıcı bir tutum takınmıştım.

''Ediyorum.Sadece bunu ona söylemiyorum.''

Söylediği şeye gıcık olmuştum.''Çünkü soğuksun.''

Düşündüğüm şeyi sesli dile getirdiğimi fark ettiğimde artık çok geçti.Cümlemin anlamını kavrar kavramaz dönüp bana baktı.Tüm çehresinde sert ve korkutucu bir ifade vardı.Garip bir şekilde çekindim ve kendimi savunma pozisyonuna geçtim.

''Yani...Demek istediğim dışarıdan öyle görünüyorsun.Bunu söyleyen sadece ben değilim.Herkes senin hakkında....''Konuştukça daha çok batırdığımı fark edip anında sustum.

''İnsanların hakkımda neler konuştuklarını biliyorum.Sadece daha önce kimse bunu yüzüme karşı söyleme cesaretini gösterememişti.''Yüzü ilk önce yumuşadı, sonra tatlı bir gülümseme belirdi orada.''Bu yüzden seni tebrik edebilirim.Düşündüğünün aksine bu konuda bu kadar cimri değilim.''

''Böyle düşünmüyordum.''

Alaycı bir şekilde güldü.Göz kontağını kaybedip, başını başka yöne çevirdi.''Böyle düşünüyorsun, yani diğerleri gibi.Ama önemli değil.En azından dürüstsün, diğerlerinin aksine.''

''Yine patavatsızlık yaptım, kusura bakma.'' dedim mahcup bir şekilde.

Nedense sinirlenmişti.''Bunu sana kim söyledi?'' diye sordu aniden yükselen sesiyle.

''Neyi?''

''Patavatsız olduğunu.İnsan kendi hakkında durduk yere böyle tanımlamalar yapmaz, bunu biri sana söylemiş olmalı.Sen de benimsemişsin.''

''Kimin söylediğinin ne önemi var?Gerçek bu.''

''Gerçek mi?Kime göre?Aynı durum için ben dürüstlük olduğunu düşünüyorum sense patavatsızlık.Elbette insan nerede ne konuşacağını bilmeli.Ama sen bunu bilmeyen birine benzemiyorsun.''

''Bunu nereden bilebilirsin ki?Beni tanımıyorsun.''

''Tanımaya çalışıyorum.Gözlemleyerek.''

''Tabi ki gözlemlersin.Sonuçta farklı bir vakayım, değil mi Psikolog Bey.'' Biraz da ortamı yumuşatmak için alaycı bir tavır takınmıştım.

''İnan bana çok farklı vakalar gördüm.Sen çok alışılagelmişsin.'' dedi hiç düşünmeden.Yüzüm düşünce kibarlık yapmak istemiş olmalıydı.Bu yüzden ''Üzülme.'' dedi.''Sıradanlıkta da sayısız güzellik vardır.''

''Yanılıyorsun'' dedim.Ama sorsa da sebebini açıklamadım.O da daha fazla üzerime gelmedi.Yeni başlamış ikinci seti izlemeye devam ettik.Sonrasında sadece maç hakkında ve Uğur hakkında konuştuk.Arada kalan zamanlarda da düşüncelere daldım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.