İçeriğe geç

Okyanus

Bölüm 3 · 7 dk okuma

Okyanus

Bölüm 3

Kıyılar

İşte yine kendimi tutamayıp söylediğim şeylere pişman olmuştum.Kendimi her seferinde ikaz ediyordum sessiz kalmam, politik olmam konusunda.Ama ortamda beni rahatsız eden şeyler söylendiğinde içimde bir hortum oluşuyor, ciğerlerime doğru dönmeye başlıyor, nefes almamı zorlaştırıyordu.Ancak aklımdakini söylersem rahatlarmışım gibi hissediyordum.Bu sebeple lisede 2 yakın arkadaşımı kaybetmiş, okuldaki erkeklerin yarısıyla kavga etmiş, uzun bir süre yalnız kalmıştım ve üniversitede benzerinin yaşanmaması için kendime sözler vermiştim.Ama o sözleri yine tutamıyordum işte.

''Sorun olmazdı.'' dedi Ayhan.''Şakaları bu kadar ciddiye almamalısın.''

Onun sesini duyunca gözlerimi Gökçe'den çekip onun olduğu tarafa baktım.Ben henüz bir şey söylemeden Uğur konuyu değiştirmek için sınav haftasına denk gelen cumartesi günkü maçı için dert yanmaya başlamıştı.Ben de bu mesele üzerinde çok durmadım.

Öğleden sonra yurda gittiğimde tam da tahmin ettiğim manzarayla karşılaşmıştım.Yasemin odadaydı.Ben daha üzerimi bile değiştiremeden oturduğu yataktan kalkıp beni soru bombardımanına tuttu.''Nasıldı, ne konuştunuz, bir şey söyledi mi, benim konum hiç açıldı mı?Sevgilisi falan var mıymış hiç bahsetti mi?''

''Kızı rahat bırak bir nefes alsın.'' dedi Ece.

Yasemin dudaklarını büzüp, usulca yerine geri oturdu.''Ne yapayım merak ediyorum.''

''Çok uzun oturmadık zaten, bir kahve içip dağıldık.O meselelerden hiç bahsetmedi.''

''Ne konuştunuz o zaman?'' diye soru Yasemin.

''Derslerden, ailelerden, Uğur'un maçlarından...Özel konular hiç açılmadı yani.Bir de Uğur'un ismiyle dalga geçip durdu.Sinir bozucu...'' son iki kelimeyi kendi kendime konuşur gibi söylemiştim.

Huyumu bildiği için Yasemin'in bir anda gözleri büyüdü.''Bir şey söylemedin değil mi?Bir patavatsızlık yapmadın.''

Ece Yasemin'in koluna hafifçe vurdu.Ben de asabım bozulmuş bir şekilde Yasemin'e bakmayı kesip, ''Bir şey söylemedim.'' dedim.

Yarın çok önemli bir sınavım daha vardı, gerçekten bu sonu gelmeyecek muhabbetle uğraşmak istemiyordum.Ama ben de birine aşık olduğum için Yasemin'in heyecanını da anlıyordum.O yüzden onu kıracak bir şey de söylemek istemiyordum.Benim yerime Ece onu sakinleştirmiş, başka zaman konuşmamız için ikna etmiş ve odadan kibar bir dille yollamıştı.Yasemin de kapıdan çıkmadan önce eğer yapabiliyorsam Uğur'la daha çok yakınlaşmamı istemişti benden.Gülümsedim.''Elimden geleni yaparım.''

Gerçekten de Uğur'la arkadaş olmayı çok isterdim.Ama bu pek de mümkün görünmüyordu.Yasemin gidince Ece bana döndü.''Sen ona bakma, aklı bir karış havada leylanın.''

''Onu anlıyorum.Biz Gürkan ile aynı arkadaş grubunda olmasaydık, onunla iletişime geçmek için ben de her yolu denerdim belki.''

Ece'nin yüzünden kısa bir süreliğine anlam veremediğim bir ifade geçti.''Onu bu kadar çok mu seviyorsun?''

''Seviyorum.'' dedim tereddüt etmeden.

Yatağımın başucundaki Pasifik posterine baktı.''Okyanusu mu daha çok seviyorsun onu mu?''

Muzip bir tavır takınıp, ''Biraz düşünmem lazım.'' dedim.

Yatağının üzerindeki yastığı alıp bana vurdu.''Köpek!'' dedi tatlı bir kızgınlıkla.

Ben de gülmeye başladım.Ece'yi gerçekten seviyordum.Kanımda her daim gezen depresyona çok iyi geliyordu.Ona çok şey borçluydum.O olmasaydı yine yalnızlığın kucağında uyuyacaktım.O olmasaydı bu yüzden yine kendimi suçlayacaktım.O olmasaydı belki de Gürkan'la hiç tanışmayacaktım.O olmasaydı o korkutucu ummanlarda tek başıma boğulmamaya çalışacaktım, yine.

O günümüz ders çalışmakla geçti, yatmadan önce bana biraz moral vermesi için en sevdiğim şarkıyı dinledim.Yaz Yağmuru'nu...Oldukça melankolik bir şarkıydı ama garip bir şekilde beni üzdüğü kadar ümit de veriyordu.Aşk gibiydi.Çölde bir göl aramak gibiydi.Her bir yeni tepeyi aşmadan önce o ümidi taşıyorsun, her aştığın tepenin ardında yine susuzluk...Başka bir tepe, başka bir hayalkırıklığı daha...Tıpkı Gürkan'ı sevmem gibi.Bugün de fark etmedi beni bugün de sevmedi.Ama belki yarın fark eder, belki yarın bir fırsat olur onu dinlemenin, ona kendimi anlatmanın, ona sarılmanın, elini tutmanın...Bu tepenin ardında da sevilmedim, ama belki bir sonrakinde sevilirim, başka bir günde sevilirim.

Tepeler tükeniyordu, her gün başka bir kalp ağrısı taşıyordu, ama umut da taşıyordu.Ne o aşkı ne o acıyı ne de o ümidi taşımaktan vazgeçemiyordum.

Ertesi günkü sınav biraz daha kolaydı, soruların çoğunu emin olarak yapmıştım.Yüksek alacağımı düşünmek beni bir sonraki sınav için de daha çok motive etmişti.Ders çalışmak için çalışma kabinleri yerine kütüphaneye gitmeye karar verdim.Gürkan ve diğerleri de bugün oraya gideceklerdi.Onlarla çalışırım diye düşündüm, bahaneyle Gürkan ile biraz daha vakit geçirmiş de olurdum.Hiç konuşamayacak bile olsak, onun çeperinde bulunmak istiyordum.Bu bile içimi tarifsiz bir mutlulukla dolduruyordu.Son zamanlarda pek konuşamamıştık, sesine bile hasret kalmıştım.

Kütüphaneye gitmek için fakültenin önünden ringe bindim.İçimde nereden geldiğini bilmediğim tarifsiz bir umut yeşeriyordu.Vakit geçsin diye kısa süreliğine Instagram'a girdim.Ablamın bir saat önce ameliyathanede çekilmiş formalı bir fotoğrafını paylaştığını gördüm ve beğendim.Annem altına yorum olarak 'Canımın içi, seninle gurur duyuyorum' yazmıştı.

Kırık bir şekilde gülümsedim, bana asla böyle bir yorum yazmayacağını bildiğim için okulumla ilgili bir fotoğraf hiç paylaşmazdım.Annem psikoloji yazdığım için aptal olduğumu düşünüyordu.İşsiz kalacağımı düşünüyordu.İş garantisi olan bir bölüm yazmalıymışım.Babamın problemi ise sadece yazdığım bölümle ilgili değildi.Erzurum'a yakın illere bile gitmemi istemezken, ülkenin diğer ucuna gelmiştim.

Haftalarca benimle konuşmadı, yüzüme bakmadı.Kayıt yaptırmaya bile gelmedi.O kadar zoruma gitmişti ki.Annem daha yumuşak yüzlüydü ama o da hala kızgındı bana.Ne zaman konuşsak kafama kakıyordu.1,5 sene olmuş ama hala öfkeleri dinmemişti.Okulu uzatırsam daha çok söylenirler diye korkuyordum.

Ring kütüphane durağına geldi.Aklımdaki kötü düşünceleri kovdum.Ders çalışıp, başarılı olacaktım.Gelecekteki danışamlarıma faydalı olmak için elimden geleni yapacaktım.Tabi bir de birazdan Gürkan'ı görecektim.Hüznü zihnimden def ettim.Yüzüme kocaman sahte bir gülümseme kondurdum ve kalbimi kandırmaya çalıştım.

Kütüphanede korkunç bir kalabalık vardı, sınav haftası olduğu için herkes buradaydı.İlk katta bizimkileri bulamadım ve üst kata çıktım.Sessiz, yavaş adımlarla etrafta gezinirken nihayetinde Bulut görüş açıma girmişti.Yanında Gürkan ve karşısında da Baran vardı.Ama maalesef 4 kişilik masada tanımadığım bir başka çocuk daha oturduğu için bana yer kalmamıştı.

Bulut beni fark etti ve vücut diliyle, 'Yapacak bir şey yok' manasına gelen bir hareket yaptı.Ben de, ''Önemli değil.'' dedim fısıldayarak.Hayalkırıklığımı olabildiğince gizlemiştim.

Yakınlarda boş bir yer bulurum ümidiyle etrafta göz gezdirmeye başladım.O sırada Gürkan'ların çaprazında, pencere kenarında oturan bir genç elini kaldırdı.Yüzümü ona döndüğümde bu kişinin Gökçe olduğunu fark ettim.Karşısındaki sandalyeyi işaret edip, 'Burası boş' dedi sadece dudaklarını oynatarak.

İlk şaşkınlığı atlattıktan sonra usulca yanına yürüdüm.Çantamı sandalyenin kenarına, kot ceketimi arkasına astım, kitabımı masanın üzerine koydum.Yerime oturunca teşekkür ettim sessizce.O da fısıltıyla, ''Önemli değil, iyi çalışmalar.'' dedi ve notlarına gömüldü.

Ben de kitaba çalışmaya başladım ama arada istemsizce gözlerim ona doğru kayıyordu.Daha fazla etrafta dolanmadan beni davet etmesinin nazikçe olduğunu düşündüm.Biliyorum, çok basit bir şeydi ama yine de hoşuma gitmişti.

Tekrar ona doğru bakıp okul birincisinin nasıl ders çalıştığını gözlemlemeye çalıştım.2 tane ders kitabı sağ tarafında üst üste duruyordu, o ise şu an kendi çıkardığı notlarından çalışıyordu.Arada bazı yerlerin altını çiziyor, bazı yerlere işaretleme yapıyordu.Saçlarını bugün bağlamamıştı.Yüzünün iki yanından dökülüyordu, zaman zaman onu rahatsız ediyor olmalıydı ki arada sol eliyle geriye doğru tarayıp, karıştırıyordu.

Baktığımı anlamasın diye bakışlarımı ona nadiren değdirmeye çalışıyordum.Ama benim burada olduğumu bile çoktan unutmuş gibiydi.Çok yorgun görünüyordu.Biraz daha dikkatli baktığımda, gözlerinin altındaki kızarıklıkları fark ettim.Arada esniyor, gözlerini ovuşturuyor, alnını kaşıyordu.Bir iki kere gözleri kendiliğinden kapandı, birkaç saniye öyle durdu.Sonrasında zorlukla açtı.Çok uykusuz olmalıydı.Yüksek ihtimalle sabahlamıştı.

Konsantrasyonumu sağlamakta zorlandığım için kısa bir ara verip, kütüphane kafeteryasına gitmeyi düşünüyordum zaten.Gelirken ona da bir kahve almaya karar verdim.2 gün önce filtre kahve almıştı, yine aynısını alırsam kabul eder diye düşündüm.Belki uykusunu biraz açmasına da yardımcı olurdu.

Ona bir şey söylemeden ve rahatsız etmekten korkar bir şekilde yerimden yavaşça kalktım, sessiz adımlarla kafeteryaya gittim.Bir tane sütlü kahve bir tane de filtre kahve aldım.Kütüphane kapısını tekrar açarken kahveleri dökerim korkusuyla kendi kahvemi hızlıca içip, soğumadan onunkini götürmeye karar verdim.

Sıcak kahvemi büyük yudumlarla içmeye çalıştığım için yanan dilim ve boğazım kısa bir süre sonra canımı yakmaya başlamıştı.Memleketimdeki insanlar, ailem de dahil, neredeyse kaynar çayı tek seferde içiyorlardı.Ama bende o yetenek de o alışkanlık da hiç oluşmamıştı.Kendimi yatağında sürüklendiği nehre ait hissetmeyen bir balık gibi hissetmeme sebep olan sayısız sebepten belki de sadece biri...

Kahvemi bitirip karton bardağı çöpe attım ve kütüphane kapısından elimde Gökçe'nin kahvesiyle girdim.Dikkatli bir şekilde merdivenleri tırmandım.Masamıza geldiğimde Gökçe'nin kafasını masaya koyup uyuyakaldığını gördüm.

'Zavallı çocuk, perişan olmuş' diye geçirdim aklımdan.İçimde, nereden geldiğini bilemediğim bir merhamet yükseldi.Kahvesini üzerine uzandığı sol kolunun olduğu tarafa bıraktım.Karşısına geçip oturdum yeniden ve notlarının üzerinde sakin nefeslerle uyumasını izledim.Uzun sarı saçları pencereden esen rüzgarla usulca dalgalanıyordu.

Çok geçmeden ona ulaşan rüzgarın pek de sıcak bir hava taşımadığını fark ettim, üstelik bir süre sonra şiddetlenmeye de başlamıştı.Sertleşen hava akımı onu hasta edebilirdi.Yerimden kalkıp camın önüne gittim, kapanmasın diye önüne 1,5 litrelik bir su şisesi koyulmuştu.Pervasızca onu hızlıca çekme gafletinde bulundum ve pencere ben daha ne olduğunu anlamadan hızlıca çarpıp kapandı.

Yaptığım hayatı fark ettiğimde artık çok geçti.Etraftaki pek çok kişi birden dönüp olduğum yere bakarken, Gökçe de gelen sesle irkilip aniden kalkmış, kolu yanına koyduğum kahveye çarpmış ve onu devirmişti.

Telaşla önce ona baktım, sonra çevredekilerden özür dilerken gözüm Gürkan'ların masasına ilişti.Gülüyorlardı.Gürkan bana gülüyordu.Sevdiğim adam en güzel gülüşünü rezil oluşuma bağışlıyordu.Kendimi o kadar kötü hissetmiştim ki anlatamam.O yöne bakmamaya ve bu manzaranın bu gece uyanık halde göreceğim kaç kabusu süsleyeceğini düşünmemeye gayret ettim.Hayatımda ilk kez rüya göremeyişime şükredebilirdim, böylece bu anı beni uyuduğumda rahat bırakabilirdi.Bunları ciddi bir gayretle boşverip dikkatimi Gökçe'ye yönlendirdim, hızlıca yanına gittim.O ise, az bir kısmı masaya, çoğunluğu yere dökülmüş kahveye bakıyordu.Çantamdan kağıt peçete çıkarıp masayı silmeye başladım.

''Bu kadar şiddetli çarpacağını düşünmedim, kusura bakma.'' dedim.

''Niye kahveni dibime koyuyorsun ki?''

''Bu senin kahven, sana almıştım.''

''Niye?'' diye sordu.Hala uyku sersemliğiyle olayı algılamaya çalışıyor gibiydi.

''Yorgun görünüyordun, belki faydası olur diye düşündüm.''

Hafifçe çatılmış ifadesini uzun tutmadı.Bakışlarını pencereye çevirip, ''Üşüdün mü?'' diye sordu.

''Hayır, sen üşürsün diye endişelendim.''

Aniden bana dönüp uzun kahve kirpiklerinin ardındaki mavi gözleriyle öyle bir baktı ki, zaman durdu sandım.Tıpkı geçen sefer olduğu gibi ne kadar istesem de gözlerimi çeviremedim.Bakışlarında taşıdığı ifadeyi anlayamadım, anlamlandıramadım.Sadece onun bana baktığı süre boyunca ben de ona bakmaya devam ettim.Anlar boyunca...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.