İçeriğe geç

Okyanus

Bölüm 2 · 14 dk okuma

Okyanus

Bölüm 2

Piyon

Kendimi anlatmak istemezdim aslında. Anlatılacak çok daha güzel hikayeler var. Benimki dinlemeye değer değil. Sıradanlıkta bir çekicilik yoktur. İnsanların arasından geçip giden bir gölgeyim ben. Bir bakanın bir daha bakmadığı kızım.

Çok talihsizim, gerçekten...Bunu öylesine çocuksu bir isyanla söylemiyorum, cidden öyleyim. Bütün aksilikler en olmayacak zamanlarda bulur beni. Koca bir mıknatıs gibi çekerim şansızlıkları küçüklüğümden beri.

Bunu çok iyi biliyordum, buna çok alışmıştım. Bu yüzden o sınav haftasının ilk günü alarm sesini duymayıp geç kaldığımı fark ettiğimde, yine çok kızdım kendime, ama şaşırmadım. Bu tam da benim başıma gelebilecek türden bir şeydi çünkü. Olup biteni algılar algılamaz bir hışımla fırladım yatağımdan.

Elime geçen ilk kıyafetleri üzerime geçirirken birkaç kez Ece'nin adını seslendim ve banyo tarafından cevap gelmeyince çoktan çıkmış olduğunu anladım. Sadece aynı odada kalmıyorduk, aynı zamanda aynı bölümde okuyorduk, aynı sınıftaydık, aynı sınava gitmemiz gerekiyordu. Tanrı aşkına! Beni neden uyandırmamıştı?

Otobüs durağına koşarak geldim, yine ana baba yeri gibiydi. Nefes nefese saatime baktım, sınavın başlamasına sadece 25 dakika kalmıştı. Otobüs sayısı yeterli değildi, çoğu zaman tıklım tıkış geliyordu, her duraktan çok az yolcu alabiliyorlardı bu saatlerde. Bu konuda belediyeye mail atmıştım ama beklenileceği gibi bir sonuç çıkmadı. 'Tercihlerde bu şehri yazan aklıma tüküreyim' dedim kendi kendime.

''Ablamı dinleyip Erzurum'da kalmalıydım. Annemi dinleyip hemşire olmalıydım. ''Sonra durup aklıma gelen şeyle yüzümü buruşturdum. ''Bok olurdum. Kan görünce bayılıyorum geri zekalı gibi.''

Saatime baktım, 23 dakika...O sırada üniversiteye giden otobüslerden biri geldi nihayet. Arka taraftan itiş kakış binebilen şanslı azınlıktan biriydim. Yanımdaki lüle saçlı kız yeni binenlerin kartlarını toplayıp ön taraftaki gence uzattı. O da bir öndekine... Böylece kartlar şoförün yanına kadar ulaşacaktı. Özellikle tek başıma otobüse arkadan bindiğim günlerde, 'Acaba kartım geri gelir mi?' endişesini yaşadığım çok olurdu, anksiyetem sağ olsun, ama bugün hiç umurumda değildi. O kart kara delikten geçip evrenin diğer ucuna bile gidebilirdi o an, yeter ki sınava yetişebilseydim. Tekrar saate baktım. 21 dakika....

Otobüs o kadar kalabalıktı ki lego gibi birbirimize geçmek üzereydik. Her saçmalıkta tetiklenen astım krizimin tutmaması için içimden dua ediyordum.

Nefes nefese sınav salonundan içeriye girdiğimde sınav başlayalı 8 dakika olmuştu bile. İlk dönem büte kalıp zar zor altmışla geçtiğim dersin ikinci dönemki ilk vizesine geç kalmıştım. Harika...Hocanın ters bakışını görmezden gelerek sınav kağıdını elinden aldım, yerime oturdum ve hızlıca çantamın ön cebinden kalem ve silgimi çıkararak, 140 atan kalp atışım ve dispnem eşliğinde soruları okuyup anlamaya çalıştım.

Sınavdan sonra bahçede bizimkilerle buluşmuştum. Ece, Cemre ve Yasemin... Ece hem oda arkadaşım hem de en yakın arkadaşımdı. Diğerleri aslında onun arkadaşlarıydı, geçen sene beni onlarla Ece tanıştırmıştı, bu sayede yalnızlığım bir parça baltalanmıştı. Bu yüzden ona ne kadar teşekkür etsem az. Diğerleriyle Ece ile olduğumuz kadar yakın değildik ama yine de arkadaştık ve çoğunlukla birlikte vakit geçiriyorduk.

İlk on dakika soruları konuşup durdular, yanlışlarımı dinlemek gerçekten asabımı bozuyordu. Sınav haftasının ilk sınavıydı, tüm hafta sonu ve hatta dün gece üçe kadar çalıştığım halde muhtemelen çakacaktım. Üstelik kendi aptallığım yüzünden. Sınavı ucu ucuna yetiştirmiştim, bir 10 dakikam daha olsa garanti 10 puan daha fazla alırdım.

''Sabah beni niye kaldırmadın?'' diye sordum Ece'ye.

''Kaldırdım ya, 5 dakika daha deyip tekrar yattın. Çıkmadan önce bir daha seslendim, tamam kalktım dedin. Uyandığını düşünmüştüm.''

Artık ne kadar yorulduysam, hiçbirini hatırlamıyordum.

''Yatakta çalışma diye kaç kere söyledim.'' dedi Cemre. ''Uyuyakalıyorsun, alarm kurmayı da unutuyorsun.''

''Ben kursam bile bazen alarmı kapatıp geri yattığım oluyor, uyanınca bunu hatırlamıyorum bile.'' dedi Yasemin. ''Bir keresinde kalkıp yürüyeyim diye telefonu masanın üzerine koymuştum. Uykumda kalkıp masaya yürümüş, orada alarmı kapatmış sonra da geri yatmışım.

''Ve bunu hatırlamıyorsun.'' dedim.

''Sence?'' dedi ve bizi güldürdü. Masamızdaki depresif atmosfer biraz olsun dağılmıştı.

O sırada grubun erkek üyeleri masaya geldi. Bulut her zamanki neşeli sesiyle enerjik bir 'Nasılsınız gençler!' selamı verdi. Baran gelip sevgilisi Cemre'nin yanağından öptü. Gürkan da tam karşımdaki sandalyeye oturdu. Ortama o dahil olduğunda dikkatim darmadağın oluyordu. Bir volkanın yamacında yürümek gibiydi onun yamacında nefes almak.

Bir sene sonra bile hala beni böyle dağıtıyor olması inanılmazdı. Benim zayıflığım mıydı yoksa onun çekiciliği miydi sebep bilmiyordum ama ondan çok etkileniyordum. Doğrudan bana soru sorduğunda elim ayağım birbirine dolanıyordu. Ona olan hislerimi belli etmemek için çok çaba sarf etmem gerekiyordu. Bir gün anlar da rezil olurum diye ödüm kopuyordu. Çünkü duygularıma asla karşılık alamayacağımı biliyordum. Onun gibi adamlar benim gibi kızlara dönüp göz ucuyla bile bakmazlardı.

Siyah kısa saçlı esmer bir adamdı. Genelde sakallarını da kısa kesim kullanırdı. Geçen yılın mart ayında ailesiyle kavga etmiş, kötü bir dönem geçirmişti. O dönem uzun bir süre kesmedi sakallarını. Giydiklerine de çok dikkat etmemişti. Yasemin 'İyice at hırsızına benzedi' demişti. Ama ben o halini de çok sevmiştim.

Üzgün halini görmeye dayanamamıştım. Ona o dönem cesaretimi toplayıp 'İstersen anlat, seni seve seve dinlerim' demiştim. Ama elbette reddetti. Dediğim gibi o kadar yakın değiliz. Ama ona hep çok aşıktım. Ece duyunca şaşırmıştı. Kahkaha atıp, 'Ne buldun o tipsizde' dedi. Bence hiç de tipsiz değildi. Dünyanın en güzel gülüşüne sahip adamıydı.

''Seninki geliyor.'' Derin düşüncelerimden Cemre'nin sesiyle çekilip alındım.

''Şşt!'' dedi Yasemin eliyle sus işareti yaparak.

''Bahçenin öbür ucundalar.'' dedi Bulut. ''Bizi duyamaz.''

Bakışlarımı arkadaşlarımdan görüş açıma giren gruba çevirdim. Bahsettikleri genç adamın adı Ayhan'dı. Yasemin'in aşık olduğu çocuk, çoğu kişinin aşık olduğu çocuk...Yeşil gözlü, kumral, güzel yüzlüydü. Yine arkadaş grubunun tüm neşesini sırtlanmış ve en önlerinde yürüyordu. Bir şeyler söyleyip diğerlerini güldürdüğünü gördüm.

Yasemin'in tüm dikkati yine ona kaymışken, benim tüm dikkatim de yine hayran olduğum arkadaşına kaymıştı. Uğur'a...Ayhan'ın bir adım gerisinde sevgilisiyle yan yana yürüyordu. Uzun boylu, sarışın bir kızdı. Çok çalışkandı ve üniversitenin voleybol takımının pasörüydü. Başarılı, güzel, cana yakın, akıllı bir kızdı. Yani benim olamadığım her şeydi. Belki de bu yüzden ona imrenirdim bu kadar.

Sevgilisinin adı Kartal'dı. Uzun boylu, esmer bir çocuktu. Hazırladığı makale için anket çalışması yaparken bir kere onunla konuşma fırsatı yakalamıştım. Kibar birine benziyordu. Sağ el işaret parmağının arkasıyla bıyığını düzeltti, kolunu Uğur'un omzuna uzattı ve Ayhan'ın söylediği şeye gülümsedi.

Ardından bakışlarım en arkadaki kişiye kaydı, Gökçe'ye. Onun hakkında bildiğim tek şey bölüm birincisi olmasıydı. Hepimizin onun hakkında bildiğimiz tek şey buydu sanırım. Çünkü arkadaş grubu dışından insanlarla pek konuşmazdı. Uzun boylu bir adamdı, omuzlarına gelen sarı düz saçlarını yine arkadan lastik bir tokayla bağlamış, önden bir perçemi sağ kaşının üzerine bırakmıştı. Mavi gözleri ve beyaz teni ile kalabalıklar arasında ışıldayan bedenlerden biriydi. Ayhan'ın anlattıkları karşısında sadece onun ifadesi değişmedi. Bunu tek fark eden ben olmamalıydım ki, Ayhan hakkında konuşan arkadaşlarım bir anda onu gündemlerine aldılar.

''Şuna bak, soğuk nevale.'' dedi Bulut.

''Yine birilerinin kıskançlık damarı kabarmış.'' dedi alaycılıkla Cemre.

''Neyini kıskanacağım lavuğun?''

''Kıskanmıyorsun ama geçen ayki maçtan beri bir gıcıklığın var kabul et.'' dedi Gürkan.

Geçen ay, bizimkiler grupları yakınlaştırmak amacıyla onlara bir voleybol maçı teklif etmişlerdi. Tabi bu Cemre ve Yasemin'in haftalar süren ısrarlarıyla erkekleri zor zahmet ikna etmeleri sonucunda olmuştu. Ama pek bir sonuç alınamadı, yenildiğimizle, daha doğrusu rezil olduğumuzla kalmıştık. Bizi ezip geçmişlerdi. Ömrümde ilk defa astım krizimin tutmasına ve acillik olmama sevinmiştim. Çünkü o kriz sayesinde maçta oynayamamıştım ve zaten beceremediğim başka bir şeyi daha onlarca kişiye sergilemekten kurtulmuştum.

Bu sırada Uğurların grubu da yürümeyi bırakmış yaklaşık 20 metre ötemizde durup kendi aralarında konuşmaya devam ediyorlardı. Bizimkiler ise hiç o tarafa bakmadan kendi aralarında sohbet etmeye devam ettiler.

''Gıcığım.'' dedi Bulut.'' Aldığı her sayıdan sonra ters ters baktı kibirli mahluk.''

''Sana baktığını sanmıyorum.'' dedi Ece.

''Çocuğun normalde de bakışı öyle.'' deyip savunmaya geçti Yasemin. "Boş yere çamur atma.''

''O herif sağlam pabuç değil ben size söyleyeyim, sosyopat bile olabilir.'' dedi Bulut.

''Sosyopatlar duyguları hissedemezler.'' dedi Cemre. ''Onun öyle olduğunu sanmıyorum. Ayça onu birkaç kez Güzel Sanatlar'ın orada inerken görmüş. Kesin orada bir sevgilisi ya da hoşlandığı biri var.''

''Zaten peşinde çok kız var.'' dedi Yasemin. ''Onlardan birine tutulmuştur.''

Arkadaşlarım kendi aralarında konuşurken ben de gayrı ihtiyari bakışlarımı Gökçe'ye çevirmiştim. Diğer arkadaşları gibi dikkatli bir şekilde Kartal'ı dinliyordu. Sonra sanki izlendiğini hissetmiş gibi kafasını çevirip bizim masamızın olduğu tarafa baktı ve bakışlarımı yakaladı. Göz göze gelmiştik. Yakalanmanın verdiği utancı da taşıyarak başımı çevirmem gerektiğini biliyordum ama anlam veremediğim bir sebepten ötürü bunu yapamadım. Bakışmamız bir anlıkken biraz daha uzadı. Rahatsız olmuş gibi, hafifçe kaşlarını çatıp bakışını keskinleştirdi.

Çok geçmeden ayak bileğimin üzerinde bir ağrı hissettim ve dikkatimi acıya yoğunlaştırdım. Ece beni uyarmak için bacağıma vurmuştu. Dönüp ona baktığında, kızgın bir şekilde 'Önüne dön' anlamını taşıyan bir ifade takındı.

''Yoksa sen de onlardan biri misin?'' diye sordu Bulut. İma ettiği şey açıktı.

''Hayır.'' dedim kesin bir şekilde. ''Onu tanımıyorum bile.''

Cemre söze girdi. ''Diğerlerinin de tanıdığını sanmıyorum.''

''Onları bilemem, ama ben tanımadığım birine karşı bir şey hissedemem.'' dedim.

''Bence aşkı kalıplara sokmamak lazım.'' dedi Yasemin. ''Ben Ayhan'ı ilk gördüğümde aşık olmuştum. Hakkında hiçbir şey bilmediğim halde.''

Bunu duyan Bulut yine alaycı bir şekilde Yasemin'e takılmış ve bitmeyen bir döngüye benzeyen o komik tartışmalardan biri daha başlamıştı. Bunlara olan ilgimi kaybedeli çok oluyordu. Merakıma yenik düşüp tekrar Gökçe'nin biraz önce bulunduğu yere baktım. Çoktan gitmişlerdi.

Acaba o da benim ona karşı boş olmadığımı, bu yüzden onu dikizlediğimi falan mı düşünmüştü? 'Umarım öyle bir saçmalık düşünmemiştir' diye geçirdim içimden. Belki de kendimi açıklamalıydım. Ama bu fikirden kısa bir süre sonra vazgeçtim. Nasıl olsa beni de o muhtemel yanlış anlaşılmayı da çoktan unutmuştur diye düşündüm ve yarınki sınava kafa yormaya başladım.

Tüm öğleden sonrayı fakültedeki çalışma kabinlerinden birinde geçirmiştim. Bu gece erken yatıp, yarın sabah bu sabahkine benzer bir şanssızlık yaşamak istemiyordum. Bu yüzden gece yarısına kadar kendimi tam olarak hazır hissetmeliydim. Eğer yeterince çalıştığıma ikna olmazsam, erken yatsam bile yatakta dönüp durur yine uyuyamazdım, biliyordum huyumu.

Kendimi ikna ettiğim sınavlardan da öyle aman aman yüksek notlar alamıyordum gerçi ama geçer not almak bile benim için yeterliydi. Hiçbir zaman çok parlak bir öğrenci olmamıştım zaten. Bu saatten sonra da kendimden büyük beklentilerim yoktu.

Ece burada yer olmadığı için yan kabinde çalışmıştı. Yaklaşık 1 saat önce Yasemin'le kahve molasına çıkacaklarını söylemiş beni de çağırmıştı ama istemedim. Bu gece sabahlamaya karar verirsem kahveleri sek halde shot atacağım için kafein komasına girmeye gerek yoktu.

Saat 5'te tüm çalışma odalarını kilitliyorlardı. Saatime baktım ve 5 dakikanın kaldığını gördüm. Bulunduğum odada sadece ben kalmıştım zaten. Eşyalarımı toplamaya başladım. Gün kötü başlasa da en azından öğleden sonrayı verimli geçirmiştim. Bu sırada telefonuma Ece'den bir mesaj gelmişti. Eşyalarını alıp aşağıya getirmemi rica etmişti. Yine sohbete dalıp vaktin nasıl geçtiğini unutmuşlardı muhtemelen. Mesajına cevap olarak 'Tamam, geliyorum' yazıp gönderdim.

Yan odaya girip Ece'nin çantasını aldım ama dikkatimi bir şey daha çekmişti. Diğer masanın üzerinde duran telefon...Yüksek ihtimal bizden birinin telefonuydu, burada unutmuştu. Telefonun fotoğrafını çekip sınıf grubuna attım. Altına, 'Bizden birinin mi?' yazdım.

Yaklaşık 30 saniye sonra Kartal'ın numarasından bol emojili bir mesaj geldi.

'Ay evet, benim o. Orada mı unutmuşum, çok teşekkür ederim. Uğur ben bu arada.'

Bahçeye indim, önce Ece'ye çantasını verdim. Sonra telefonunu teslim etmek için Uğur'u beklemeye başladım. Çok geçmeden erkek arkadaşının kullandığı motorun arkasında tam önümde belirdi. Kaskını çıkarıp motordan indi ve neşe saçan gülümsemesiyle birkaç kez daha teşekkür etti.

''Oyuna dalmışız, farkında bile değildim yanımda olmadığının.''

''Olur öyle, insanlık hali.''

''Resmen hayatımı kurtardın, bütün notlarım içinde.''

Gülümsedim.

''Sana bu iyiliğinin karşılığında bir kahve ısmarlayayım.''

''Hiç gerek yok. Alt tarafı telefonunu getirdim, ne olacak.''

''Olsun, lütfen beni kırma. Yarın sabahki sınavdan sonra keyifli bir öğle kahvesi içelim.'' dedi sevimli bir sesle. O kadar tatlı görünüyordu ki, bir kere daha reddedemedim.

Korktuğum başıma gelmemişti, o gece yurda gidip akşam yemeği yedikten sonra da çalışıp, konuları yeterince anladığıma kanaat getirdim ve güzel bir uykuya daldım. Ertesi sabahki sınavım da gayet iyi geçmişti. Bu yüzden bizimkilerle ayaküstü kısa bir sınav değerlendirmesinden sonra, Uğur ile kantindeki buluşmamıza huzur içinde gittim. Kapıdan girer girmez, büyük bir masada tek başına oturan Uğur beni fark etti ve el sallayıp, ''Buradayım.'' dedi mutlulukla.

Bu kızın her daim yüksek olan pozitif enerjisine hayrandım. Hızlı adımlarla yanına gidip oturdum, kısa bir selamlaşmanın ardından, ''İstersen şimdi alalım, bizimkileri bekleyelim.'' dedi.

''Bizimkiler?'' dedim anlamamış bir şekilde.

''Kartallar işte. Kırtasiyeye gittiler, birazdan gelirler.''

Beynimde sanki biri bir tuşa basmış gibi 'Yandık' sesi yankılandı. Duygularımı asla gizleyemediğim için aklımdan geçen her şey suratıma yansımıştı ve Uğur da bunu fark etmişti. ''Biz sürekli birlikte takıldığımız için, sorun olmaz diye düşündüm ama...İstersen başka bir yere de gidebiliriz, sadece ikimiz.''

''Hayır hayır, hiçbir sorun yok.''

Tabi ki vardı.

''Hepimiz aynı sınıftayız zaten.'' diye ekledim hemen ardından.

Uğur ikna olmuş gibi görünüp sıcak bir gülümseme sundu. Ama benim içimdeki düşünceler ikna olmamıştı. Birinci sorun yabancılarla aniden bir ortama girmek beni geriyor, kendimi rezil edecek bir şey yaparım diye çekiniyordum. İkinci sorun, Kartallar'daki o çoğulun içinde çok yüksek ihtimalle Ayhan da vardı. Benim onunla aynı masaya oturmamın Yasemin'in kulağına gitmesi 10 dakika bile almayacaktı ve akşama ciddi bir soru bombardımanına maruz kalacaktım. Yüksek ihtimal sonraki akşam ve sonraki akşam ve takip eden sayısız akşam...

Üçüncü ve en önemli sorunda tabi ki Gökçe'ydi. Her şeyi kafama takan ben bile dünkü olayı takmamıştım çünkü gelip geçiciydi, önemsizdi. Ama bugün de yakınında bulunursam belki de cidden onun ilgisini çekmeye çalıştığımı düşünebilirdi ya da düşünmese bile benim bu ihtimal ile kafamı yormam mümkündü. Ve sınav haftasında boktan zihnimin karanlık anksiyete dehlizlerinde kaybolup, gerçekle bağdaşmayan abartılı düşünceler arasında boğulmak en son isteyeceğim şey bile değildi.

Bu yüzden o an bir bahane bulup o masadan kalkmak istedim. Ama yapamadım. Zaten çok geçmeden popüler grubun diğer 3 elemanı da masaya teşrif etmişlerdi. Kartal sol tarafımdaki Uğur'un yanına, Ayhan karşıma, Gökçe de sağ tarafıma oturdu. Burada olduğumdan haberdar olmalılardı ki, hiç şaşırmadılar.

''Daha önce tanışmadık galiba, Ayhan.'' dedi elini uzatıp kumral genç.

Elini sıktım. ''Memnum oldum, Gülşah.''

Bu sadece formal bir tanışmaydı, herkes herkesin ismini biliyordu zaten. Kartal başıyla selam vermekle yetindi. Sağ tarafıma nihayet baktığımda buz gibi bir çift mavi gözle ve ifadesiz bir yüzle karşılaştım. ''Gökçe.'' dedi sadece.

Dilimin ucuna gelen 'Biliyorum' sözcüğünü yutup ona da başımla selam verdim. Kısa bir sınav muhabbetinden sonra kalkıp kahvelerimizi aldık ve yerimize geri döndük.

Ayhan abisinin onu nasıl kızdırdığından bahsederken, Uğur tek çocuk olduğundan dert yandı, Kartal 4 kardeşin abisi olduğundan.Bana sorduklarında bir tane ablam olduğunu söyledim.Ama bu kardeş konusu Gökçe'nin hiç ilgisini çekmemiş gibiydi, hali hazırda pek katılmadığı muhabbetten kısa süre sonra tamamen koptu.Yanında getirdiği Modern Psikoloji Tarihi kitabını açıp okumaya başladı. Ve geri kalan tüm zamanda kahve ve konuşma tükenene kadar kafasını bir an olsun kaldırmadı.

Sohbetin konusu daldan dala atlarken, yavaşça arkama yaslandım ve içinde bulunduğum durumu gözlemleyip gülmemek için dudaklarımı dişledim.Komikti, gerçekten.Benim için komikti.Hayatım boyunca kendimi bir piyon olarak görmüştüm.O an kendimi gerçek bir satranç tahtasında gibi hissetmiştim.Masadaki 4 gence de sırayla baktım bir kez daha.Güven veren sağlam kale, Kartal; yetenekli güzel at, Uğur; özgürlüğüne düşkün fil, Ayhan; ve güçlü, yenilmez vezir, Gökçe.

Sıradan bir piyon, hareket kabiliyeti kısıtlı değersiz bir er, o gün surları aştı ve komutanların sofrasına oturdu.Kendimi oraya ait hissetmedim ama huzursuz da değildim.Düşüncelerimi bölen Ayhan'dan gelen kör bir soruydu.''Uğur'un ismini ilk duyduğunda sen de çok şaşırdın değil mi?Ben şaka yapıyor sanmıştım.''

''Niye?''

''Ee Uğur erkek ismi ya.''

Kaşlarımı kaldırıp, 'Anladım' manasına gelebilecek bir bakış attım sadece.Ama kurduğu cümle hiç hoşuma gitmemişti.

''Sonrası daha cümbüşlü oldu.'' deyip devam etti Ayhan.''Kartal ile çıkmaya başladıklarında yani.Dışarı çıkıp arkadaşlarımızla buluştuğumuzda, bu Uğur'dan canım hayatım diye bahsedince, millet 'ne oluyoruz' oluyordu tabi.Durumu her seferinde açıklamak zorunda kalıyorduk.''

''Aman abart sen de, kaç tane fakülte dışından arkadaşın var Allah Aşkına!'' dedi Uğur.

''Bu dramayı her seferinde çektiğim içim yorulucağım kadar var sen merak etme.''

''Drama dediğin ne?'' dedim.''Kartal'ın bir erkekle sevgili olma ihtimali mi?''

Ayhan sorduğum soruyu niye sorduğumu anlamamış gibi bir tavır takındı.Bundan büyük olay olur mu?''dedi ve Kartal'a döndü.''Konya'daki akrabalarının yanında da telefonda Aşkım Uğur falan diye konuşma sakın, kan çıkar vallahi.'' deyip güldü.

Ayhan'ın bunu dalga geçerek önemsiz bir şekilde anlatması kanımı dondurmuştu.Arkadaşının adıyla dalga geçmesi de cabasıydı.Kim bilir bunu kaç kez yapmıştı?Uğur belki de çok rahatsız oluyordu ama söyleyemiyordu.

''Sen işine bak.'' dedi Kartal sadece.

''Ben seni düşünüyorum.'' dedi ve ardından Uğur'a baktı Ayhan.Şu adını değiştir dedim sana kaç kere?

''Niye değiştireyim ya?Ben seviyorum adımı.Babam koymuş bir kere.''

''Bence baban seni oğlan bekliyordu, hayalkırıklığına uğradı.Yoksa Gülşah'ın babası gibi ismini güzel bir hanım ismi koyardı, değil mi Gülşah?''

Kısa bir süre aklımdan geçenleri söyleyip söylememe konusunda kararsız kaldım.Kesinlikle konuyu geçiştirmeliydim, ama içimdeki dürtüye engel olamadım.''Bunlar saçmalık.'' dedim kararlı bir sesle.

Ayhan ne dediğimi anlamamış gibi yüzüme baktı.''Anlamadım.''

Sandalyemde hafifçe öne geldim.''Türkçe'de cinsiyet çekimleri yoktur ki.Uğur da Türkçe bir kelime olduğuna göre, onun da cinsiyeti yok.Tıpkı Ayhan gibi.''

Ayhan tek kaşını kaldırırken devam ettim.''Oğuz Kağan'ın annesinin adı Ay Kağan'dı.6 tane oğlu oldu ve onlardan birine annesinin adını verdi, babasının değil.Gün geldi Ay, han oldu.Hikayenin devamını biliyorsundur zaten.Hem benim adımı babam değil annem koymuş ama düşündüğün gibi güzel bir hanım adı olduğu için değil, sadece ablamın adıyla uyumlu olsun diye.Yani bir seçme şansım olsaydı, Uğur'un adını seve seve seçerdim ben.Peki sen?Aynı zamanda bir kadın adı olan kendi adını seçer miydin?Yoksa sadece erkeklere özel bir isim mi tercih ederdin?''

Konuşmanın sonunda biraz fazla gaza geldiğimi fark etsem de, artık kelimeleri geri alamazdım. Masada buz gibi bir sessizlik oldu. Ayhan'ın sertleşen ifadesinden, biraz utangaçlık biraz da pişmanlık duygusuyla çektim bakışlarımı. Sağ tarafıma baktığımla beni ne zamandır izlediğini bilmediğim Gökçe ile göz göze geldim ve onun yüzünde daha önce görmediğim bir ifadeye şahit oldum. Şaşkınlık...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.