İçeriğe geç

Okyanus

Bölüm 24 · 17 dk okuma

Okyanus

Bölüm 24

Aptallık

Gözlerimi boşluğa çevirdim. Daha fazla bakmadım ne Yasemin'e ne de Ece'ye...Arkadaşlıklar böyle ani bir şekilde ölmezdi genelde. Daha çok yavaş yavaş sonu gelirdi her şeyin. Ufak yanlışların fark edilmesi, araya mesafeler ve zamanın girişi, küçük bencillikler, lüzumsuz yalanlar büyür büyür her şeyi soldururdu. Benim başıma gelenler hiç de böyle olmuyordu. Ece'den sonra Yasemin ile olan arkadaşlığım da o dakika can vermişti. Böyle ani darbeler insanı derin kesiyordu. Kollarım kucağıma halsizce düştü. Hiçbir yerimi kıpırdatacak mecalim yoktu. Onların öfkesi bende yoktu ne garip. Kızmıyordum bile belki.

Zeynep Hanım onları odadan gönderdi, benimle yalnız konuşmak istediğini söyledi. Kapı kapanınca adımı seslendi. Gözlerimi boşluktan kurtarıp ona bakmak için zamana ihtiyaç duymuştum. Aklıma güvenlik kamerası görüntüleri geldi. Kayıtlara bakılmasını istedim. Belki orada Yasemin ile Ece'nin yalan söylediğine dair bir ipucu bulunabilirdi. Zeynep hanım oflar gibi bir nefes verdi. Bunlarla uğraşmak istemediği açıktı. Bana, 'Benim başıma niye ekstra iş çıkarıyorsun?' gibi bir bakış attı. Ama reddetmedi.

Birlikte yurdun dış kapısının orada olan güvenlik kabinine gittik. Güvenlik görevlisi Seyfullah Amca gelen ziyaretçiyi görünce şaşırdı. Zeynep Hanım'ın saklamak için hiçbir çaba göstermediği gerginliği onu endişelendirmişti. Zeynep Hanım bana dönüp olayın tam tarihini ve saatini sordu. Biraz düşündükten sonra söyledim. Kısa bir aramadan sonra görüntüleri bulduk ve izledik. Ama kamera koridorda olduğu için aramızda geçenler tam olarak kaydedilmemişti. Sadece Ece'nin koridora düşüşü ve sonrası görülüyordu. Zeynep Hanım Seyfullah Amca'ya teşekkür etti ve odasına geri döndük. O masasına kurulurken ben tekrar karşısına oturdum.

Bana görüntülerden yola çıkarak bir sonuca varamayacağını ve olayın tek şahidi olan Yasemin'in lafına itibar etmesi gerektiğini anlattı. Bunu bekliyordum aslında ama yine de canım çok sıkılmıştı.

''Bak Gülşah.'' dedi. ''Burası özel bir yurt. İnsanlar çocuklarını bize emanet ediyor. Onların güvenliğinden biz sorumluyuz. Eğer yurtta başka bir öğrenciye şiddet uygulayan bir öğrencinin varlığı duyulursa bu imajımız açısından hiç iyi olmaz. Kaldı ki bu yurt kurallarına da aykırı.''

''Anlamıyorsunuz. Size yalan söylüyorlar. Benim bir suçum yok. Bugüne kadar herhangi bir problem yaşadım mı? Biriyle kavga ettim mi, sorun çıkardım mı?''

''Bak kızım, ben yirmi yıldır bu işi yapıyorum. Sayısız öğrenci gördüm. Çoğu çok uyumluydu ama bazıları da sorunluydu. Birden kontrolü kaybedip arkadaşına yemekhanede saldıran, kafasını tabdlotla yaran bir öğrenci biliyorum ve o güne kadar yurttaki en uysal kızlardan biriydi. Önceki davranışlarınıza göre önümdeki olayı değerlendiremem. Veline haber vereceğim, durumu anlatıp kararımı bildireceğim.''

Sesimdeki kızgınlığı elimden geldiğince saklamaya çalışarak, ''Kararınız ne olacak peki?'' diye sordum.

''Kurallar gereği başka bir öğrenciye fiziksel şiddet uygulayan öğrencinin yurtla ilişiği kesilir. Bu kurallar sözleşmenizde de yazıyor. Ve hepiniz buna imza atıyorsunuz.'' Gözlerimi kapatıp derin nefes verdim. Mahvolmuştum. Bu ailemin kulağına gidince büyük çıngar çıkacaktı. ''Bu gece de burada kalabilirsin. Ama yarına kadar eşyalarını topla ve yarın da gece olmadan yurttan ayrıl. Velin de içeri gelip taşınmanda yardım edebilir. Ama annen gelebilir, baban dışarıda beklemek zorunda.''

Başımı halsizce salladım. Erzurum'dan buraya tabi ki gelmezlerdi, her şeyi kendim halletmek zorundaydım. Hele bana inanmazlarsa bir daha beni görmek isteyeceklerini bile sanmıyordum. Babamı bilmiyordum ama annem inanırdı değil mi? Tek umudum buydu. ''Üzülme, dönem bitmek üzere. Seneye de burada kalmayacaktın.''

Acaba ben artık onların müşterisi olmadığım ama Ece ve Yasemin hala müşterileri olduğu için mi onların sözüne daha çok kıymet verilmişti? Zeynep Hanım yurdun sadece müdürüydü, sahibi değildi. Bu yüzden bundan etkilenmiş olması düşük olasılıktı değil mi?

''Soracağın başka bir şey yoksa çıkabilirsin.'' dedi Zeynep Hanım soğuk bir sesle. Ben ayağa kalktığımda da, ''Konuştuğu için Yasemin'e bulaşma. Bulaşırsan haberim olur.'' diye ekledi. Moralim biraz daha düzgün olsaydı şu an deli gibi kahkaha atıyor olurdum ama sadece alaycı bir şekilde gülümsemekle yetinip müdür odasından ayrıldım. Kim kime bulaşıyordu?

Odama döndüğümde Yasemin orada yoktu. Benle yüzleşecek cesareti de yoktu demek. Yasemin mi Ece mi Gürkan mı? Hangisi daha korkaktı bilemiyordum. Üçü de birbirinden beterdi. Bunu bu kadar geç fark etmek de benim aptallığımdı. Yere oturmuş, sırtımı duvara yaslamış annemden ya da babamdan gelecek telefonu bekliyordum. Annemin araması daha iyi olacaktı benim için çünkü o en azından beni dinleyebilir, kendimi savunmama izin verebilirdi. Ama bir tarafım da tam tersini istiyordu. Çünkü eğer babam beni aramazsa artık beni kızacak kadar bile umursamadığı anlamına gelirdi ve bu canımı çok yakardı.

Dizlerimi kollarımla sarıp birleştirdim, başımı kollarımın üzerine koydum ve gözlerimi kapattım. Uzun düz saçlarım yan taraflarımdan sarkıp beni iyice sakladı. Bazen kendi içime kapanmak istiyordum. Bir cenin gibi kendi üstüme kıvrılmak, ufalmak, unufak olmak... Bana yaklaşan fırtına beni teğet geçer sanıyordum o zaman. Kumlar gözlerimi çizmez, saçlarımdan sıyrılıp giderler. Bedenim bir kaya gibi yere çakılı olursa devrilmem, sağ kalırım. Çocukken bunu çok yapardım. Babam bana bağırdığında, annem azarladığında bana sarılacak kimse olmadığı için kendime sarılırdım. Ama insanoğlu kendini ısıtamıyordu. Bu sadece aciz bir avuntuydu.

Çok geçmeden yanımda yerde duran telefonum acı acı çaldı ve ekranda hislerimi karmaşalara sürükleyen o yazıyı gördüm. ANNEM. Demek babam artık benimle, bana kızmak için bile konuşmak istemiyordu. Onunla olan ilişkimde beni her zaman zavallıymışım gibi hissettirmeyi başarıyordu. Hiçbir şey yapmadığı zamanlarda bile....

Derin bir nefes alıp verdikten sonra telefonu açtım. ''Efendim.''

''Gülşah sen birini dövdün?!'' Annemin bağırışı kulak zarımı zorladı.

''Tabi ki hayır.''

''Ne demek hayır, bana yalan söyleme. Yurt müdürü aradı şimdi. Kızlardan birine saldırmışsın.'' Yok öldürdüm, dedim içimden. Zeynep Hanım ailem yurttan atılmama itiraz etmesinler diye böyle mi anlatmıştı olanları? Gerçi annem de duyduklarına bire bir katıyor olabilirdi, yapmadığı şey değildi.

''Öyle bir şey yok anne. Yalan söylüyorlar. Kız yanlışlıkla kolunu kapıya çarptı ama bana iftira atıyor.''

''Başka biri daha görmüş.''

''O da yalan söylüyor. Bunu söyleyeceğim aklıma gelmezdi ama bir komploya kurban gidiyorum şu an.''

''Nasıl? Ne komplosu? Ne diyorsun kızım hiçbir şey anlamıyorum ben dediklerinden.''

''Yasemin ile Ece beni kıskanıyorlar, böyle saçma sapan bir oyun çevirdiler kendilerince ilkokul çocukları gibi... ''

''Ece mi? Şu seninle aynı odada kalan kız mı?''

''Artık aynı odada kalmıyoruz. O kız çok kötü biri çıktı. Beni kıskanıyormuş, ilacımı bile saklamış sonradan buldum.'' Annem endişelenmesin diye kriz geçirdiğimi anlatmadım, Gürkan ile olayları zaten anlatamazdım o yüzden sadece bu kadarını söylemeye karar verdim. ''Yeni oda arkadaşımın adı Yasemin, o iyi bir kız sanıyordum ama o da Ece gibiymiş. Kısacası bana iftira attılar. Müdür de iki kişi oldukları için onlara inandı. Yemin ederim benim bir suçum yok.''

''Hay Allah'ım! Nasıl çocuklar bunlar Ya Rabbim! Aileleri nasıl büyütmüş de böyle olmuşlar, kimlerle karşılaştın, kimlerin içine düştün kuzum sen?'' Annemin hiç sorgulamadan bana inanması beni o kadar mutlu etti ki tüm sinir harbim yatıştı. Kalbimde çiçekler açtı. Hiç olmadığım kadar güçlü hissediyordum şimdi. Elimdeki telefonla ayağa kalktım, fırtınayı ayakta karşılamaya karar veren bir asker gibiydim şu an.

''Hani hep dua edersin ya Allah sizi iyi insanlarla karşılaştırsın kızlarım diye, şimdi bunun anlamını daha iyi anlıyorum anne. Bu kez onlar kazanmış gibi görünebilir ama beni yıkamayacaklar.''

''Babana söyleyeyim de konuşsun bir müdürle tekrar. Böyle olmaz. Seni sahipsiz bellemesinler.''

''Bir şey değişmez ki anne, kameralar da bir şey kaydetmemiş, bizim sözümüze inanmaz. Zaten artık imkanım olsa bile istemem burada kalmak. Yasemin'i her gördüğümde sinirleneceğim bu da konsantrasyonumu bozacak. Haftaya finaller var. Bu saçmalıklarla uğraşamam.''

''Yurttan atmışlar şimdi seni, ne yapacağız?''

''Uğur'a söyleyeceğim anne. Bu iki hafta onda kalırım. Zaten seneye birlikte kalacaktık, önden bir prova yapmış oluruz.'' deyip gülümsedim.

''Kabul eder mi ki böyle aniden?''

''Eder anne o çok iyi bir kız.''

''Diğerleri de iyiydi ne oldu?''

''Doğru söylüyorsun ama ne yapayım iki manyak yüzünden insanlara güvenimi tamamen kaybedemem.''

''Aman kuzum sen yine de dikkatli ol, tekrar sana sataşırlarsa dön önüne git. Bulaştırma bu pislikleri kendine.''

''Öyle yaparım anne, çok sağ ol. Ben şimdi kapatayım. Odayı toplamam lazım''

''Ah yavrum ders çalışacağın zaman nelerle uğraşıyorsun. Hadi tamam, haber et bana.''

''Tamam anne görüşürüz.'' deyip telefonu kapattım. Rahatlayıp derin bir nefes verdim. Bazanın altından bavulumu çıkardım. Eşyalarımı toparlamak uzun sürecekti. Şimdiden başlamalıydım. Ben kıyafetlerimi bavula doldururken kapı açıldı ve içeri Yasemin girdi. Doğrulup keskin gözlerle ona bakmaya başladım. Bundan rahatsız olmuş olacak ki çok geçemeden gözlerini kaçırdı. ''Pijamalarımı almaya geldim, bu gece Ece ile kalacağım.''

''İsabet olur.'' dedim sert bir sesle. ''Seni görmek istemiyorum.''

Ne kadar bozulduğunu saklamadı. Yatağımın üzerine serdiğim kıyafetlerime bakıp, ''Bu yüzden mi oda değiştiriyorsun?'' diye sordu.

''Oda değiştirmiyorum Yasemin. Sayenizde yurttan atıldım.''

''Ne?''

''Niye şaşırmış gibi yapıyorsun? Amacınız bu değil miydi?''

''Ben sadece uyarı verirler sanıyordum.''

Alaycı bir şekilde sırıttım. ''Demek Ece seni de kandırdı. İyice oyuncağı oldun.''

Buna nedense çok alınmıştı. Gururu incinmiş olmalıydı. Aniden sesi yükseldi. ''Ben kimsenin oyuncağı değilim. Olanı söyledim. Bana kızmaya hakkın yok.''

''Ne olanı be? Ece'yi bilerek mi ittim?''

''Bilerek ya da bilmeyerek sonuçta canı yandı. Üstelik ona iğrenç bir hakaret ettin, bir de ilacımı sakladı yalanını söyleyip duruyorsun.'' Derin bir nefes alıp yukarı doğru baktım. Bu kıza artık cidden bir şey açıklamaya bile çalışmak istemiyordum. Tamamen beyni yıkanmış durumdaydı.

''Yurttan atılmana üzüldüm. Keşke böyle olmasaydı; ama sen de kabul et burada kötü arkadaş olan bizler değiliz.''

''Bari biz deme de Ece'yi bunun içine katma.''

''Tamam Ece büyük hatalı ben değil demiyorum, senin sevgilini çaldı. Ama sonuçta sadece birkaç hafta çıktınız, Ece'nin ise onunla geçmişi yıllar öncesine dayanıyor. Sen yokken de o Gürkan'ı seviyordu, sen sonradan dahil oldun.''

Şok olmuş vaziyette suratına bakıyordum. ''Sen şaka mısın?''

''Ece'yi savunmuyorum ben yaptığı yanlış diyorum zaten ama sen de çok masum değilsin. Sevgilin varken Gökçe ile görüşüyordun, Ece'ye küfrettin, sonra gidip benim iki yıldır sevdiğim çocukla flört ettin. Sen de çok iyi bir kız arkadaş sayılmazsın.''

''Ha şöyle! Sadede gelsene ne uzatıp duruyorsun? Tüm bunlar Ayhan ile ilgili, onu senden kıskandım o yüzden tüm bunları yaptım desene.''

''Alakası bile yok, konuyu saptırma!''

''Saptırılacak bir konu yok. Tek konumuz bu. Senin aklın fikrin Ayhan, tüm kararlarına o ve ona olan duyguların karar veriyor. Aşk elbette insanları kontrolden çıkarabilir ama bu yine de beni sırtımdan bıçaklamanı aklamaz. Şimdi kendine istediğin kadar yalan söyleyebilirsin zihninde kendini aklamak için. Ama gerçeği değiştiremeyeceksin. Benim gözümde Ece'den farkın yok. Bu arada onun yanında olacaksan dikkat et. O kız gerçekten manyak. İlacımı sakladığı da yalan falan değil. Canını sıktığın an sana da zarar verir. Hatta sınav günleri ekstra dikkatli ol, alarmını kapatabilir. Sınava geç kalırsın.''

''Yeni suçlaman bu mu?'' dedi. Beni hiç ciddiye almamıştı. ''Biliyor musun gerçekten Ayhan ile birlikte olmanı diledim. Birbirinize iyi gelmenizi, birlikte mutlu olmanızı diledim. Bunun için çabaladım. Ama bu saatten sonra hiçbir şey yapmayacağım. Onu istiyorsan kendin çabalamak zorundasın, bu konuda artık yalnızsın Yasemin.''

''Sanki çok şey yapmışsın gibi bir de havalı havalı konuşuyorsun. Ben söylemesem beni partiye çağırmak aklına bile gelmezdi. Orada da her şeyi mahvettin, bizi küçük düşürdün zaten. Sonra da Gökçe ile flört etmeye mutfağa gittin. Ayhan ile aramızı yapmanı istemiyorum. Benim hakkımda ona atıp tutup yalan söyleme yeter.''

''İnsan herkesi kendi gibi sanıyor değil mi Yasemin?''

''Keşke benim gibi dürüst olsaydın. O zaman bunları yaşamazdık.''

Ona doğru bir adım attım. Tam gözlerinin içine bakarak konuştum. ''Sen dürüst olduğunu mu sanıyorsun? Senin kendi kararların kendi fikirlerin bile yok. Ece en azından kendi başına kötü, sense sadece onun gölgesine sığınıp kötülük yapabiliyorsun.''

''Burada kötü ben oldum şimdi yani öyle mi?''

''Evet kötüsün ama bunun o kadar farkında değilsin ki onu Ece gibi sahiplenemiyorsun. Bu yüzden ondan nefret edebilirim. Ama senden edemem, sana sadece acıyorum. Ayhan ile birbirinize uygun olduğumuzu düşünmüştüm. Vazgeçtim. Sen ona hiç uygun değilsin. Sen onu hak etmiyorsun. Seni asla sevemeyecek.''

Gözleri doldu ancak üzüntüsü yerini hemen öfkeye bırakmıştı. ''Sen ne diyorsun be!'' diye bağırdı. Beni göğsümden ittirdi. ''Ne diyorsun?!!'' O kadar sert ittirmişti ki yere düşüp dirseğimi bazaya çaptım. Yüzüm acıyla buruştu ama o bunun farkında bile değildi. Öfkesi bedeninde çığ gibi büyüdü. ''Sen kendini ne sanıyorsun kaltak!''

Göğsü şiddetle inip kalkıyordu. Söylediği ve yaptığı şeyi fark edip donup kaldı. Büyük kızgınlığının yerini şaşkınlık aldı. Yaşlar yanaklarına ulaştı. Dizlerinin üzerine çöktü. Hiçbir şey demeden onu izliyordum. Amacıma ulaşmıştım, anlamıştı. Bir anda hıçkırarak ağlamaya başladı. Ellerini yüzüne kapattı. Yıllardır hiç ağlamamış gibi tüm içindekileri dökerek şiddetle ağlıyordu. Yavaşça ayağa kalkmadan dizlerimi sürüyerek yanına ulaştım ve ona sarıldım. Ellerini yüzünden çekip başını göğsüme dayadı. Bana sarılıp daha çok ağladı. ''Özür dilerim. Özür dilerim...'' dedi tekrar ve tekrar...

Bense ona üzülmekten başka hiçbir şey hissedemiyordum. ''Bu sana son sarılışım Yasemin. Her şeye rağmen mutlu olduğumuz çok zaman oldu. Ama artık bu aptallığı ardımda bırakıyorum.''

*******************

Cuma günü akşamı

Gökçe ile yan yana Uğur'un evinin salonundaki kanepede oturuyorduk. Gerçi burası artık benim de evimdi. Evi o kadar sevmiştim ki bu fikre alışmam uzun sürmeyecek gibiydi. Odamdaki yatak yurt yatağından daha büyük ve rahattı. Dolabım da kıyafetler içim yeterli büyüklükteydi. Sadece bir çalışma masam yoktu. Onu da bir ara alacaktım. Kampüs kütüphanesi 7/24 açık olduğu için Gökçe ile hep orada çalıştık bu hafta, dışarıda bir şeyler yedik. Eve yatmaya gelmiştim sadece.

Bu akşam Uğur yoktu. Kartal'a gitmişti, onlar birlikte çalışacaklar geceyi de orada geçirecekti. Evde yalnız kalmayayım diye Gökçe de bize gelmişti. Salondaki yemek masasında çalıştık. Biraz ara vermiştik. Meyve soymuştuk onu yiyorduk şimdi. Zaten konuları bitirmiştik. Üstünden geçiyorduk artık. Final haftası kapıdayken bu kadar stressiz olacağım aklımın ucundan bile geçmezdi. Şimdiye panik atak geçirmem, geceleri uyuyamamam gerekiyordu ama aksine kendimi çok iyi hissediyordum.

Gökçe tabaktaki son dilim elmayı bana uzattı. Ellerimi karnıma koyup, ''İstemiyorum çok yedim.'' dedim. Göz kırpıp son dilimi ağzına attı. Boş tabağı almak için öne doğru uzandım. Ne yaptığımı fark edince beni durdurdu. ''Sen dur ben götürürüm.'' dedi. ''Mutfaktan içecek bir şey istiyor musun?''

''Ay yok daha bir şey yiyip içmeyeyim. Verdiğim kiloları geri alacağım.''

''Fazla kilolu değildin ki.''

''Olsun yine de şu an kendimi daha dinç hissediyorum, eski halime dönmek istemem. Üstelik daha da vermem gereken bir 5-6 kilo var.''

''Daha sağlıklı, hareketli olurum diyorsan ver tabi ama biri sana öyle daha güzel olursun falan dediyse sakın onların sözüne takılıp bunu dert etme. Sen her türlü çok güzelsin.''

Ona gülümsedim. ''Yok o yüzden değil, sana yürüyüşlerinde daha kolay eşlik etmek istiyorum.''

Gülümsememe karşılık verdi. ''Tamam o zaman.'' dedi ve mutfağa gitti. Bu akşam yemeğini o yapmak istemişti. Bana hiçbir şeyi elletmedi. Kıymalı makarna yaptı. Güzel oldu mu diye de defalarca sordu. Onun bu hali bana çok tatlı gelmişti. ''Uzun süredir yalnız yaşıyorum ama yemekten pek anlamıyorum.'' dedi. ''Sorun değil, ben sana öğretirim.'' diye karşılık verdim.

''Tamamdır, sözünü aldım.'' Yemek yerken yaptığımız bu konuşmayı hatırlamak beni mutlu etti. Son zamanlarda sürekli yan yana olsak, artık sınıfta bile yan yana otursak dahi ondan bir an bile ayrıldığımda onu özlüyordum. Onunla daha çok vakit geçirmek, birlikte bir şeyler yapmak için başka başka bahanelerimin olmuş olması hoşuma gidiyordu.

Yurtta olanları öğrenince çok sinirlenmişti. Onlarla konuşacağım, dedi ama engel oldum. Yasemin'e gereken cevabı verdiğimi söyledim. Ece ile ise muhatap dahi olmak istemiyordum. Onu artık konuşmaya değer bile bulmuyordum. O kadar yok olmuştu gözümde. Uğur'un evine eşyalarımı Gökçe'nin arabasıyla taşımıştık, bu yüzden hiç zorlanmadım.

Uğur'a gelince, o da her şeyi duyunca sinirlenmişti ama bir taraftan sevindi. 'İyi tarafından bak, birlikte kalmak için bahanemiz oldu' demişti. Aslında haklıydı. Eve de onunla yaşamaya da alışmak için bir geçiş süreci olacaktı bu iki hafta. Şimdilik bir sorun yaşamamıştık. Dışarıda nasılsa evde de öyle pozitif ve yapıcıydı. Günlere bölmek yerine ikimiz de evde olduğumuz zamanlarda temizliği de yemeği de birlikte yapmaya karar verdik. Ama bana sık sık Kartal ile yemek yediğini de söylemişti. Ben de sorun olmadığını, yemek yapmayı sevdiğimi, sadece kendim için de bir şeyler hazırlayabileceğimi söyledim. Ne yalan söyleyeyim aslında çok hoşuma gitmişti. Yurtta çıkan yemeği beğenmesek bile yemek zorunda kalıyorduk, odalarda mutfak yoktu. Kendimiz bir şeyler hazırlayamıyorduk bu yüzden. Evde istediğim yemeği istediğim şekilde yapabilecektim. Ve makinenin boş olacağı zamanı kollamadan, sıra beklemeden, oda numaramı listeye yazmadan istediğim zaman çamaşırlarımı makineye atmak... Allah'ım ne büyük lüksmüş! Çayı demleyip içmek, kahvaltıyı uzun uzun daha çok çeşitle yapmak, son giriş saati gerginliği yaşamadan eve gelebilmek...Evdeki büyük televizyondan bahsetmiyordum bile... İstediğimiz zaman burada filmler, diziler izleyebilirdik. Yurdun çekmeyen internetine muhtaç değildim artık, sevdiğim şeyleri takılmadan izleyebilecektim. Daha dört gün olmuştu ama şimdiden evin konforu bana çok iyi gelmişti.

Gökçe salona geri dönüp yanıma oturdu. ''Kirli bulaşıkları makineye dizdim o yüzden biraz geciktim.''

''Zahmet etmeseydin keşke birlikte yapardık.''

''Ne zahmeti canım, hazır mutfağa gitmişken yaptım işte. Elime mi yapışır?''

''Bizim evde babam hiç iş yapmaz, elini hiçbir şeye sürmez. Suyunu bile bizden ister. O yüzden seni böyle görünce bir garip geldi.''

''Benim babam da öyleydi.''

''Her şeyi annenden mi isterdi?''

''Evde yardımcılarımız vardı ama annemden de istediği çok şey olurdu. Kravatını bile kendi bağlamazdı.''

''Bilmiyor muydu bağlamayı?''

''Öğrenmeye hiç çalışmadı ki. Onun için yapan birileri vardı nasıl olsa niye uğraşsın?'' Sesindeki sitemi saklamıyordu. ''Baban da Fransa da mı?'' diye sordum.

''Burada ama onunla görüşmüyorum. Benim için yok hükmünde.''

'Anladım' anlamında başımı salladım. Babasından bahsederken sesi hep duygusuz ve soğuk çıkıyordu. Aralarında neler geçtiğini merak ediyordum ama eski travmalarını da tetiklemek istemiyordum.

Gözü masanın üstündeki vazoya ve içindeki güllere kaydı. Dün sabah okula elinde kırmızı güllerle geldi. Çok mutlu olmuştum ama yine de bana bir daha çiçek almamasını rica ettim. Sebebini sorunca 'Bir şeylerin gözümün önünde solmasını sevmiyorum bana ölümü çağrıştırıyorlar.' dedim. Bir an şaşırdı ama itiraz etmedi. 'Sen nasıl istersen şahım.' dedi.

Şimdi o güllere bakarken bu anıyı düşündüğünü biliyordum. ''Sanırım neyi kast ettiğini biliyorum.'' dedi. ''Çiçekler dallarında kalmalı, doğada... Sırf güzellikleri ve tatlı kokuları için soldurulmamalılar. Ait oldukları yerlerde yaşamalarına izin verilmeli. Onları izlemeliyiz sadece. Sahip olmak, avuçlarımızda tutmak için öldürmemeliyiz.''

Bakışlarını güllerden ayırıp bana çevirdi. Elinin tersiyle saçlarımı omuzlarımdan arkaya doğru attı. ''Sen de tıpkı bir çiçek gibisin. Öyle narin, temiz, güzel ve mis kokulu...''

''Ben parfüm kullanmıyorum.''

Hafifçe gülümsedi. ''Parfümden bahseden kim?'' dedi. ''Ben teninin kokusundan bahsediyorum. Her sarıldığımızda seni rahatsız etmemek için gizlice ciğerlerime çektiğim o güzel kokudan...'' Gerçekten hiç fark etmemiştim. Tüm vücudum karıncalandı. Nasıl ki ben onun kokusunu seviyorsam o da benim kokumu seviyordu demek... Peki beni kokladığında benim hissettiklerimi mi hissediyordu? Sanmıyordum.

''Bir büyü gibi kokun. Aklımı başımdan alıyor.'' dedi. Gözbebekleri büyüdü, bakışı keskinleşti. Kalbim şahlandı, deli gibi kan pompalamaya başladı. Parmak uçları boynuma dokundu. Tüm tenim karıncalandı. Yutkundum. Gözleri boynumdaydı. Saçlarımı daha çok açıp boynumu daha çok ortaya çıkardı. Yavaşça üzerime eğildi. Burnunun ucunu derimde hissedince irkildim ama geri çekilmedim. Derin bir nefes aldı. Sağ eli omzumu tuttu, yavaşça kolumu okşayarak aşağı doğru indi. Kısa kollu tişörtümün kolumdaki kumaşı bitip eli tenimin çıplaklığına temas edince daha çok heyecanlandım. Elimle kumaş pantolonumu kavrayıp sıktım. Derin bir nefes daha aldı. Verdiği sıcak soluk boynumu boydan boya yaktı. Çenemi boynumla birleştiği yerden öptü.

Bir taraftan utanıyordum bir taraftan deli bir heyecan hissediyordum ama asla onu itmek, durdurmak aklımın ucuna bile gelmiyordu. Bunu istemiyordum. Yüzünü boynumdan yavaşça ayırıp yakın mesafeden gözlerimin içine baktı. Yüzündeki bu bakışı ilk kez görüyordum. Bu tutkuydu. Gözleri alev alevdi, irislerindeki mavi bile koyulaşmıştı sanki. ''Seni öpebilir miyim?'' dedi fısıltıyla.

Soluğum kesildi. Hayır demeliydim değil mi? Buna hazır değildim. Mantığım böyle diyordu ama bedenim mantığımı tamamen baypas etti. Ne yaptığımın bile bilincinde değildim, tamamen dürtülerimle hareket ediyordum. Gözlerim pembe dudaklarına indi. Dudaklarıma çok yakınlardı. Tekrar gözlerine baktım ve ''Evet.'' dedim. Tek bir an bile tereddüt etmeden dudaklarını dudaklarıma yapıştırdı. Eli enseme kaydı ve başımı tuttu. İlk şoktan sonra gözlerim yavaşça kapandı. Beni derin bir şekilde öptü. Dudakları oynamıyordu, sadece olduğu yeri öpüyordu, yine de baskısı fazlaydı. Yumuşak ve kalın dudaklarını olduğu gibi hissediyordum. Dudaklarını geri çekip yüzüme baktı. Onu durdurmak isteyip istemediğimle ilgili bir işaret bekliyordu. Bu işareti göremeyince beni tekrar aynı şekilde öptü. Ağzını açıp alt dudağımı kavradığında kalbim daha çok hızlandı. Tüm vücudumu bir ateş bastı. Daha önce hiç tatmadığım, bilmediğim bir duyguydu bu. Değil kontrol etmek, onu tanımlamakta bile zorlanıyordum. Alt dudağımı rahat bırakıp üst dudağımı öptü. Başını yan çevirdi ve aynı bölgeyi öpmeye devam etti. O kadar acemiydim ki karşılık bile veremiyordum. Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Derin bir korkuya kapıldım. Elimi göğsüne koydum ve hafif bir basınç uyguladım. Hemen geri çekildi ve elini ensemden çekti.

Göğsünün inip kalktığını görüyordum. ''İyi misin?'' diye sordu endişeli bir sesle.

''İyiyim. Sadece biraz panik oldum ilk seferim olduğu için.''

Kaşları çatıldı, bunu beklemediği açıktı. ''İlk seferin mi?''

''Evet.'' dedim. Böyle şaşırdığına göre onun ilk öpücüğü değildi belli ki. Tabi ki değildi. Kim bilir daha önce Şeyda'yı kaç kere öpmüştü? Hatta daha neler yapmışlardı kim bilir? Kalbime zifiri karanlık çökmeden önce büyük bir çabayla bu düşünceyi zihnimden def ettim. Şu an buna odaklanamazdım. Biraz önce ilk öpücüğümü yaşamıştım. Üstelik sevdiğim adamla... Bunun tadını çıkarmalıydım.

''Böyle aceleye getirmek istemezdim ama gerçekten seni öpmeyi çok istedim.'' dedi.

Gülümsedim ve kolunu okşadım. ''Biliyorum.'' dedim. ''Ben de istedim zaten, karşılık vermediğim için kendini kötü hissetme. Sadece ne yapacağımı bilmiyordum.''

''Sorun değil ben sana öğretirim.'' dedi kendinden emin bir şekilde. ''Daha çok pratik yaparız.''

O beni her utandırdığında yaptığım gibi hafifçe koluna vurdum. Gülmeye başladı. Güzel gülüşü benim de yüzümü güldürmüştü. Elini sırtıma atıp beni kendine doğru çekti, başımı göğsüne dayayıp sarıldı. Saçlarımı öpüp kokladı. ''Seni çok seviyorum şahım.''

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.