İçeriğe geç

Okyanus

Bölüm 23 · 14 dk okuma

Okyanus

Bölüm 23

İhanet

İlk şaşkınlığı atlattıktan sonra hangi yıl doğduğunu sordum, benimle aynı yılda doğmuştu. Aynı yılın aynı günü... Bu nasıl bir tesadüftü? Kaderin bir cilvesi miydi yoksa hayat benimle yine dalga mı geçiyordu? Gökçe gülümsedi. Yeni öğrendiği bu bilgi çok hoşuna gitmiş gibiydi. Ellerini belime koyup beni kendine doğru yaklaştırdı. ''Bunun bir sebebi olmalı şahım.'' dedi fısıltıdan bir ton yüksek çıkan bir sesle. ''Belki de birbirimiz için yaratıldık.''

İnsanlar birbirleri için yaratılırlar mıydı? Bu ruh eşi kavramı değil miydi? Ruh eşlerine inanıyordum ama Gökçe'nin söylediği şeye hiç ihtimal vermemiştim. Onun ruh eşi ben olamazdım. ''Mümkün değil.'' dedim.

Ellerini belimden çekip derin bir nefes verdi. ''Sadece hoş bir tesadüf diyorsun yani, başka hiçbir anlamı yok. Öyle bile olsa buna sevinmeyeceğim anlamına gelmiyor. Bundan sonra doğum günlerimizi hep birlikte kutlarız.''

Başımı salladım. ''İstanbul'da mı doğdun?'' diye sordum.

''Paris'te.'' dedi.

''Ben de Erzurum'da doğdum işte.'' dedim.

''Bir gün doğup büyüdüğün yeri görmek istiyorum.''

''Erzurum güzel bir şehir, tabi Paris kadar güzel midir bilemem ama...''

''Güzeldir tabi, içinde seni taşıyor. Senin ayağını bastığın her yer güzelleşir.''

Gülümsedim. Çok garipti. Aynı yılın aynı gününde bambaşka ülkelerde bambaşka hayatlara doğmuştuk ama 20 yıl sonra aynı yerde buluşmuştuk. Hayatımızda en ufak bir şey bile farklı gitse asla bir araya gelemeyecektik. Hatta Gökçe'nin varlığından bile asla haberdar olmayacaktım belki. Ruh eşim o muydu bilmiyordum ama ruhuma dokunduğu kesindi. Hayatın başka bir cilvesi, başka bir nüktedanlığı... Trajedinin izin verdiği nefes boşluklarında aralara sızan komedi gibi sızmıştı hayatıma işte. Dünya üzerinde her yere gidebilirdi. Ama benim yanı başıma konuvermişti. Sayısız kızın elini tutabilirdi ama beni seçmişti. Bunun için de öncesinde yollarımız öyle böyle kesişmişti. Bu milyonda bir görülecek bir şanstı. Onun kıymetini bilmeliydim. Bana olan sevgisinin de...

Salondan ayrıldıktan sonra butik bir kafede akşam yemeği yedik. Yorgun hissediyordum. Nefesim de çok iyi değildi. Neyse ki bu kez astım ilacım yanımdaydı. İlacı ciğerlerime çekince rahatladım. Artık onu saklayıp beni zor durumda bırakacak arkadaşım hayatımda değildi. Ece'nin ihanetine bu yönden de bakabilirdim. Bardağın dolu tarafında avucuma sığacak kadar az miktarda su vardı. Ne yapalım? Bazen elimizdeki ile idare etmeliydik.

Gökçe çok geç olmadan beni dinlenmem için yurda götürdü. Beni yolcu ederken arabadan benimle birlikte indi. ''Nefesin yine sıkışırsa hemen beni ara seni hastaneye götürürüm. Saat kaç olursa olsun aramaktan çekinme. Normalde sevgilin olarak bunu sana söylememem gerekiyor ama çekinirsin biliyorum.'' dedi.

Abartılı endişesini anlamlı bulsam da onu rahatlatmak için, ''Hayatım iyiyim ben.'' dedim haylaz bir sesle ve ne dediğimi geç fark ettim. Anında yüzünde güller açtı. ''Ne dedin şahım, tekrar söyle.''

Emreder gibi çıkan sözleri baştan çıkarıcıydı. Yanaklarım kızarmaya dünden razıydı. Bunu bildiğim için ellerimin tersi ile yanaklarımı kapatıp konuştum. ''Ağzımdan kaçtı.'' Ama çok aptalca bir bahane olduğu için daha çok utandım. Şu an yer yarılsa bir an düşünmeden yedi kat derine saklanıp orayı yuvam belleyebilirdim. Gökçe kahkaha attı. Allah'ım! Gülüşünün tınısı hep bu kadar tatlı mıydı yoksa bu sefer farklı bir şekilde mi gülüyordu? Kahkahası bile kalbimi hoplatıyordu. ''Bir yerden başlamak gerekiyordu.'' dedi. ''Hayatım, canım, bir tanem, aşkım... Adım adım kocama kadar yolu var.''

Elimi yüzümden çekip koluna vurdum. Daha çok güldü. Benimle uğraşmak çok hoşuna gidiyordu. ''Evlenmediğim kişiye kocam demem.'' dedim. ''Utanç verici ve çocukça geliyor.''

''Evleniriz o zaman.'' dedi.

Gözlerim büyüdü. ''Bunun şakasını yapma!'' dedim onu uyararak. ''Bu ciddi bir mesele.''

Birden yüzü buz kesti. Soğuk bir sesle, ''Şaka yaptığımı kim söyledi?'' dedi. Daha çok şaşırdım. Şimdiden bunları düşünüyor olabilir miydi? İfadesi tekrar yumuşadı. Yüzümü okşadı. Bana her dokunduğunda sadece o bölgeye değil vücudumdaki tüm sinir uçlarına dokunuyordu sanki. Ürperiyordum. ''Gerilme şahım. Dediğim gibi her şeyin bir zamanı var, acele etmeye lüzum yok.''

Ne düşündüğünü anlayamıyordum. Her şeyi hızlı yaşamak istediğini sanmıyordum. Öyle bir tavrı yoktu. Mesafesini benim istediğim şekilde ayarlıyordu. Ama aklında da başka şeyler vardı demek ki. Neden sormaya korkuyordum? 'Daha ne zaman tanıştık? Ne zaman çıkmaya başladık da hemen evlilik düşünüyorsun?' diyemezdim elbette. Bu onu kırabilirdi. Onu incitmeye katlanamazdım.

Nefsime her buhran çöktüğünde yapmayı alışkanlık haline getirmeye başladığım şeyi yaptım. Başımı göğsüne yasladım. Beni kollarıyla anında saracağını biliyordum. Bunu bilmek kendimi güvende hissettiriyordu. Ne zaman gerilsem, korksam, üzülsem bunu yapabilirdim. Dünyanın en dolambaçsız, en kesin çözümü...Gökçe'nin kolları... Cennetin kapıları ardına kadar açılıyordu kokusunu her aldığımda. Aslında bu kokuyu bir ömür boyu içime çekme düşüncesi çok baştan çıkarıcıydı. Yine de buna kendimi kaptırmak istemiyordum. Gökçe beni tüm korkularımdan azade edebilirdi. Biri hariç... Onu kaybetme korkusu.. O hep benimle kalacaktı.

*************************

Odama girip Yasemin'i görünce ona söylemem gerekeni hatırladım. Gökçe yine bana her şeyi unutturduğu için durumu hafifletecek bir şeyler söylemeyi planlayamamıştım. Bu yüzden Yasemin heyecanla, ''Ayhan'a sordunuz mu konser işini? Ne dedi?'' diye sorduğunda, dan diye ''Ayhan, Gökçe ile gitmekte ısrar ediyor.'' demek zorunda kaldım. Anında suratı asıldı. Yatağa boş bir çuval gibi bıraktı kendini. Onun bu çaresiz halini görünce kendime daha çok kızdım. Bu fikri onun aklına sokmamalıydım.

''Ne bekliyordum ki?'' dedi kendi kendine boşluğa bakarak.

Yasemin'in yanına oturup elimi omzuna attım. ''Üzülme aşkım seninle ilgisi yok. Ayhan bu ara daha çok yakın arkadaşları ile takılmak istiyormuş, hepsi bu.''

Omzunu kendine doğru çekip elimden kurtardı. ''Üzülme demek kolay, neler hayal etmiştim! Tüm gün o boktan grubun kafa şişiren şarkılarını dinledim.''

''Canım benim ya!'' dedim merhametle.

''Senin aklına uydum rezil ettim kendimi!''

''Rezil falan olmadın. Olur mu öyle şey?! Dedim ya...''

''Ya tamam Gülşah konuşmak istemiyorum.'' deyip sözümü kesti, yatağa uzandı ve bana arkasını döndü.

''Nasıl oldun peki? Öksürüğün var mı?''

''Çok az.'' dedi soğuk bir sesle bana bakmadan.

''Sana ballı süt yapayım mı boğazına iyi gelir.''

''İstemiyorum.''

''Meyve soyayım istersen, bende biraz elma olacaktı.''

''İstemiyorum Gülşah, beni rahat bırak!''

Üzgün bir halde iç çektim ve onun yatağından kendi yatağıma geçtim. 'Aptal Gülşah!' diye geçirdim içimden. Bugün düşündüğüm gibi bir daha asla bu çöpçatanlık işlerinin yanından kıyısından dahi geçmeyecektim. Bu hayatta neyi becermiştim de bunu becerecektim? Her şeyi sadece daha beter ediyordum.

******************

Pazar günü Gökçe ile buluşmak istemedim. Hem yurtta yapmam gereken işler vardı hem de Yasemin ile ilgilenmek istemiştim. Odanın tozunu aldım. Kendi çamaşırlarımdan sonra Yasemin'in çamaşırlarını da yıkayıp astım. Zavallı kız çok halsizdi. Bütün gün yataktan çıkmadı. İnternetten nöbetçi eczaneleri aradım. Neyse ki yakınlarda bir tane vardı. Gidip ilaç aldım. Dönüşte markete de uğradım. Mevsimi geçmiş olsa da portakal bulabilmiştim. Şanslı günümdeydim. Yurda dönünce Yasemin'in itiraz etmesine fırsat vermeden yemekten sonra ona portakal soyup yedirdim. İlacını içirip tekrar yatırdım. Kedi gibi sevimliydi. Bugün daha uysaldı. Hala morali bozuk olsa da beni dinliyordu.

Onunla ilgilenmek bana iyi gelmişti. Annem hastalandığında ona baktığım zamanlar aklıma geldi. Kan beni tutmasa cidden hemşire olabilirmişim diye düşündüm. Gün içinde zaman zaman Gökçe ile mesajlaştık. Ondan gelen mesaj bildirimleri bile beni deli gibi mutlu etmeye yetiyordu. Adını ekranda her gördüğümde göğsümde ılık bir rüzgar esiyordu. Bu hafta içi her gün kütüphaneye gidip ders çalışma konusunda sözleştik. Haftaya finaller vardı. Fazla vaktimiz kalmamıştı. Yalnız mesajlaşırken bir şey dikkatimi çekmişti. Gökçe beni 'Şahım' diye kaydetmişti telefonuna. O ise bende hala ismiyle kayıtlıydı. Aşkım diye de kaydetmek istemiyordum açıkçası. Adının yanına kalp koymak da fazla klişeydi. Onun benim için yaptığı gibi ona özel bir kelime bulsam fena olmazdı. Hem ikimiz arasında sevimli bize özel bir simge de olurdu. İşin zorluğu ise onu tanımlayacak bir kelime bulmaktı. Dünyada öyle bir kelime var mıydı acaba? Bunu uzun süre düşünmem gerekecekti.

***********

Ertesi gün, dersler arası uzun boşluk diliminde, okul kantininde Yasemin ile oturuyorduk. ''Sevgilin bugün yok.'' dedi.

''Öğleden sonra gelecek.''

''Pek huyu değildir ders kaçırmak. Uyanamamış mı?''

''Bir arkadaşını hastaneye götürecek.''

''Ciddi bir şey mi?''

''Yok değilmiş. Rutin kontrol için, poliklinik muayenesi yani.''

''O zaman neden o da gidiyor? Arkadaşı tek başına gidemiyor mu? Çocuk gibi elinden tutup götürmek için ders mi ekiyor? Ne saçma.''

''Kız sağır ve dilsiz. Gökçe de işaret dili biliyor. Doktor ile daha iyi iletişim kurması için eşlik etmek istemiş.''

''Kız mı!?'' dedi şokla Yasemin. ''Kız?!''

''Evet.'' dedim gülerek.

''Ay Gülşah ne rahat kızsın, ben hayatta izin vermezdim. Ne münasebet! Kızın başka arkadaşı yok mu da benim sevgilim ona yardım edecek?''

''Belki de yoktur.''

''Belki mi? Kızın tüm sülalesine kadar araştırmış olman gerekiyordu şimdiye. Bunları da ben mi söyleyeyim?''

''Gökçe onu kardeşi gibi gördüğünü söyledi.''

''Sen de yedin. Ne safsın ya! Sen daha önce aldatılmadın mı kızım? Bu kafayla daha çok boynuz yersin.''

Normalde acı tecrübelerimi hatırlattığı için bu sözlere üzülmem gerekirdi. Ama nedense beni bir gülme almıştı. ''Sen böyle gül gül, ben göreceğim seni sonra.'' dedi Yasemin kızarak.

Belki de haklıydı. Ama Gökçe'nin beni aldatma ihtimali bana o kadar uzak geliyordu ki bu senaryoyu sadece komik bulmuştum. Ona bu kadar kısa sürede bu kadar güvenmek akıl karı değildi muhtemelen. Ama ne yapayım, kafamın içinde o ve böyle bir kötülük yan yana bile gelemiyordu. Evet günün birinde benden bıkıp beni terk etmesinden korkuyordum. Hatta belki başkasına aşık olmasından bile... Ama benimleyken başka bir kızı da idare etmesi... Bu hiç mümkün gelmiyordu.

Gökçe bana birilerine karşı zar zor, çok nadiren hisler besleyebilen biri gibi geliyordu. Onun aklına da kalbine girmek imkansıza yakın gibiydi. O yüzden onu sadece daha önce aşık olduğu kızdan kıskanıyordum. Şeyda'dan... Her ne kadar sonu kötü bitse de Şeyda ile yaşadıkları muhtemel güzel anlar, paylaşılan anılar ve duyguları düşündükçe midem alt üst oluyordu. Ona yanaşmak isteyen başka bir kızın hayali sadece o kızın yerine hissedeceğim utanç duygusunu bende yükseltebilirdi. Ya da belki benim olana uzanmak isteyen bir elin rahatsız edici hissi... Ama bu kadar.

Aklımdan geçen şey beni dondurdu. Benim olan mı? Gökçe için benim olan mı demiştim kendi içimden? Tamam benim sevgilimdi ama... Bir saniye... Benim sevgilimdi. Evet Gökçe benim sevgilimdi. Bunu kendi kendime ne kadar tekrar etsem de o kadar imkansız geliyordu. Elini sadece ben tutabilirdim, yüzüne uzun uzun sadece ben bakabilirdim, onu sadece ben öpebilirdim. Benim sevgilim, benim erkek arkadaşım, benim yoldaşım. Benim. Aslında ne kadar sihirli bir kelimeydi. İçim anında sıcacık oldu. Gökçe'nin güzel yüzü zihnimde canlandı ve ipek sarı saçlarının tam üzerinde o yazı belirdi. Benim... Bundan daha çok keyif veren bir şey olamazdı.

''Ne düşünüyorsun da böyle sırıtıyorsun?'' dedi Yasemin.

''Saçma sapan şeyler işte...''

''Ona şüphem yok. Anlat da bari ne kadar saçma ben de bileyim.''

''Gökçe'ye güveniyorum.''

''Sana kendini çabuk kaptırma dedim ama beni dinleyen kim? Yine çok üzüleceksin ama sakın bana ağlama.''

''Ooo yengemiz buradaymış!'' başımı sesin geldiği yöne çevirdiğimde bizim masaya doğru yaklaşan Ayhan'ı gördüm. Ruh hali çok daha iyi görünüyordu. Bizim masanın tepesinde dikildi. Yanında Kartal ve Uğur da vardı.

''Yenge mi?'' dedim yüzümü ekşiterek. Gökçe arkadaşlarına sevgili olduğumuzu söylemişti demek.

''Gökçe öyle söylememizi istiyor.'' deyince Kartal ensesine hafif bir şaplak attı. ''Her şeyi yumurtlama lan!''

''Yeter be! Senin yüzünden beynimde nöron kalmadı.'' deyip isyan etti arkadaşına Ayhan.

''Var mıydı sanki?'' dedi Kartal.

''Didişmeyin çocuk gibi.'' dedi Uğur. Ardından bana döndü, Gökçe ile ilişkimizi tebrik etti. Kısa bir hal hatır sohbetinden sonra Ayhan tekrar söze girdi. ''Sana aldığım bilekliği niye takmıyorsun Gülşah? Beğenmedin mi?''

''Olur mu öyle şey, çok beğendim. Sadece unutmuşum.''

Bana doğru eğilip, kulağıma doğru fısıldadı. ''Sana söylediğim şeyi Gökçe'ye ya da Uğur'a anlatmadın değil mi?''

''Asla.'' dedim.

Ayağa kalktığında bana gülümsedi. Elini omzuma atıp, ''Sana güvenebileceğimi biliyordum yenge. Pardon, ortak.'' dedi ve beni güldürdü.

''Gidip bir şeyler alalım artık, kahvaltı etmedim ben, çok açım.'' dedi Kartal.

''Gidelim aşkım.'' dedi Uğur. ''Sen bir şey istiyor musun Gülşah?''

''Hayır canım, çok sağ ol.''

''Sen Yasemin?''

Yasemin de başını iki yana sallayınca masamızın yanından ayrıldılar. ''Ne söyledi kulağına?'' diye sordu Yasemin. Sesindeki sorgular tınıyı hiç sevmemiştim.

''Boş ver, onunla ilgili bir şey.''

''O yüzden söyle diyorum ya.''

''Söyleyemem Yasemin, ısrar etme.''

''Nasıl söyleyemezsin?'' dedi hayretler içinde.

''E onun özeli.''

''Arkadaşım olarak sevdiğim adamın özelini biliyorsun ve benden mi saklıyorsun?''

''Saklamamı o istedi, benimle ilgisi yok.''

''Sen onun için kimsin de sana özelini anlatıyor?'' Yasemin'in kızgınlığı giderek artıyordu.

''Sakin ol, sandığın kadar önemli değil.'' Aslında önemliydi elbette ama bunu söyleyip onu daha çok celallendirmek istemedim.

''Sana bileklik alıyor, sırlarını anlatıyor, omzunu okşuyor...''

''Omzumu mu okşuyor?'' dedim gülerek. ''Yok ensemi öpüyor Yasemin. Abart.''

''Onu da yapar yakında sen de biraz önce yaptığın gibi gözünün içine bakarak böyle gülersin.''

Sıkıntılı bir nefes verdim. Başka kızları Ayhan'dan kıskanması çok normaldi ama benden kıskanmasına inanamıyordum. ''Yasemin gerçekten o kadar basit şeylere takılıyorsun ki...''

''Aynen ya ben basit şeylere takılıyorum, ben abartıyorum zaten. Hep ben abartıyorum.''

''Sana söyledim Ayhan beni umursamıyor bile.''

''Umursamayan bir adam bunları yapmaz. Sen de yol veriyorsun.''

''Ne demek istiyorsun?''

''Ne demek istediğim gayet açık. Flört ediyorsunuz neredeyse. Gökçe geniş bir insan olabilir ama ben değilim. Sevdiğim adamla, sana yedi yirmi dört anlattığım adamla böyle içli dışlı olacaksan kusura bakma, ben seninle arkadaşlık yapamam.''

Kendimi savunmama bile izin vermeden arkasını dönüp masadan kalktı. Gerçi kendimi savunmamı gerektirecek ne yapmıştım o da ayrı bir meseleydi. Yasemin'in Ayhan konusunda canının sıkkın olmasını, kırgın olmasını, kolay sinirlenmesini anlayabiliyordum ama bana yenge diyen adamdan beni kıskanması... Bambaşka bir boyuttu. Bir de onunla flört ettiğimi söylemişti. Bunlar tamamen Ece'nin ağızlarıydı. Onun etkisi altında kalması normaldi. Ece çok manipülatif biriydi ama yine de beni hiç tanımamış gibi konuşmasına inanamıyordum. Bana böyle bir şeyi nasıl yakıştırırdı? Arkadaşlık konusunda pek çok şeyi alttan alabilirdim ama bu çok fazlaydı. Bu konuda asla ilk adımı atmayacaktım. Yasemin benden özür dileyene kadar onunla konuşmaya niyetim yoktu.

Akşam üzeri odamızdaki sabit telefon çaldı. Yemekten yeni gelmiştim. Derslerden sonra bir de Gökçe ile kütüphaneye gitmiştik. Kafam kazan gibiydi. Çok yorgundum. Tek istediğim yatağıma yatıp uzanmaktı. Bu da nereden çıkmıştı böyle? Telefonu açtım. Yurt müdürü Zeynep Hanım arıyordu. Beni odasına çağırıyordu. Ne olduğunu anlamak için sormama bile gerek yoktu. Ece söylediğini yapıp şikayet etmişti beni demek ki.

Telefonu, ''Tamam geliyorum hemen.'' deyip kapattım.

O sırada odanın kapısı açıldı. Yasemin içeri girdi. ''Ece seni şikayet etmeye gitmiş.'' dedi soğuk bir sesle.

''Biliyorum, şimdi aradılar. Gidip bir konuşalım bakalım. Ne yalanlar atmış bizim piton.''

***********

Feci şeyler bekliyordum ama bu kadarını da tahmin edemezdim doğrusu. Ece moraran kolunun resmini çekip müdüre göstermiş. Şu an kolundan pek bir iz kalmadığı için kanıt niteliği taşımasını istemiş vs.. Onu bilerek ittirdiğimi, ona zarar verme niyeti taşıdığımı söylüyordu. Tabi ki reddettim, olayı olduğu gibi anlattım. Aramızda sadece bir itişme olduğunu, onun da beni ittiğini, Ece'nin kolunu ise yanlışlıkla kapıya çarptığını anlattım.

''Onu bir kere daha ittirip yere düşmesine de sebep olduğunu anlatıyor Ece.'' dedi Zeynep Hanım. ''Bu doğru mu?''

''Hayır, aksine o üzerime saldırdı. Ben sadece kendimi korumak için onu bedenimden uzaklaştırdım, ayağı kapı eşiğine takılıp düştü. Bu kadar.''

Zeynep Hanım sıkıntılı bir nefes verdi. İkimiz de olayı farklı anlatıyorduk. Böyle olursa işin içinden çıkamazdı. ''Odada sizden başka birisi var mıydı o sırada?''

''Yasemin ile Cemre vardı.'' dedim.

''Evet Zeynep Hanım.'' deyip beni teyit etti Ece. Demek arada doğruları da konuşabiliyordu.

''O ikisini çağırın gelsinler.''

''Cemre aile evine gitti, birkaç gün yok. Nöbetçi ablanın haberi var, izin kağıdı doldurdu. Bakabilirsiniz. Şu an yurtta yok yani.'' dedi Ece.

O sırada odanın kapısı çaldı. ''Gel!'' dedi Zeynep Hanım. Kapı açıldı, eşikte Yasemin belirdi. ''Gel Yasemin, ben de seni çağıracaktım.'' Yasemin içeri girip kapıyı kapattı. ''Durumdan haberim var Zeynep Hanım. Hatta olay olurken oradaydım. Her şeye şahidim.''

''Anlat bakalım Yasemin, o gece ne oldu bir senden dinleyelim.''

Ece ile ben müdür masasının karşısındaki iki çapraz sandalyeye oturduğumuz için Yasemin tam ortamızda ayakta kalmıştı. ''Aslında çok basit bir olay büyüdü diyebilirim. Ece şu an Gülşah'ın eski sevgilisi ile birlikte. Bu yüzden Gülşah ile Ece'nin arası iyi değil. Gülşah'ın yakın zamanda yeni bir sevgilisi oldu.''

''Bunların konumuzla ne ilgisi var?'' dedi Zeynep Hanım. Sesinde bıkkın bir hal vardı. Bir an önce Yasemin'in sadede gelmesini istiyordu belli ki.

''Anlatıyorum işte müdüre hanım. Ece, Gülşah'ın yeniden sevgili yaptığını duyunca bizim odaya Gülşah'ı tebrik etmeye geldi. Ama alaycı bir tavırla konuşunca Gülşah'ın da zoruna gitti haliyle. İşte birbirlerine laf sokmaya başladılar. Klasik... Sonra Gülşah Ece'ye odadan çıkmasını söyledi. Ece dinlemedi. Gülşah da çok sinirlendi ve Ece'yi ittirdi. Ece kolunu kapıya çarptı. Gülşah Ece'nin canının yandığını görünce pişman oldu. Ama sonra Ece, Gülşah'ın kendisine attığı iftiradan bahsedince Gülşah daha çok sinirlendi...'' Dönüp Yasemin'e şaşkın bir şekilde baktım. Bu kız ne diyordu?

''Ne iftirası?'' diye sordu Zeynep Hanım.

''Gülşah Ece'nin onun astım ilacını sakladığını sanmış. Ama bunun sonra doğru olmadığı ortaya çıktı. Aslında ilaç yatağın altındaymış. Gülşah yanlış anlamış ama buna rağmen bunu söylemeye devam edip durdu, Ece ile aramızı bozmak için... Ece bunu söyleyince Gülşah'ın bu kez tamamen gözü döndü. Ece'ye kaltak dedi ve onu ittirip yere düşürdü. Sonra da özür bile dilemeden kapıyı yüzüne kapattı.''

Zeynep Hanım her şeyi huşu içinde dinledikten sonra çatılmış kaşlarıyla masasında öne doğru kaykıldı. ''Duyduğum şeyi doğru anladığımdan emin olmak için soruyorum Yasemin. Sen şimdi bana Gülşah'ın Ece'ye küfür edip bir de üstüne şiddet uyguladığını, buna şahit olduğunu mu söylüyorsun?''

''Evet Zeynep Hanım.''

Duyduklarıma inanamıyordum. Adeta donup kaldım. Ben Ece'ye iftira atmamıştım ama şu an bana büyük bir iftira atılıyordu. Ece'ye bakıp sırıtışını gördüğümde bunu önceden planladıklarına da emin olmuştum. Sadece beni yurttan attırmak değildi niyetleri, olayın aileme gideceğini de biliyorlardı, nasıl bir tepki göreceğimi de... El freni çekilmemiş bir arabayla beni uçurumdan aşağı atmak istiyorlardı. Bu gözüdönmüşlüğün yegane sebebi de kıskançlıktı. Bu keskin duygunun arkadaşlarımı bu kadar kısa süre içinde bu hale düşürdüğüne inanamıyordum. Bir ayda ikinci kez en yakınlarım tarafından ihanete uğruyordum. Yasemin Gökçe'nin bana ihanet edebileceği konusunda beni uyarmasının akşamında kendisi bana ihanet etmişti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.