İçeriğe geç

Okyanus

Bölüm 22 · 13 dk okuma

Okyanus

Bölüm 22

Tesadüfler

Nutkum tutulmuştu. O bu kadar yakınken ve dudaklarıma bakarken elbette tahmin etmek zor değildi. Beni öpecekti. Bunun daha önce imasını da yapmıştı. Utanarak geri çekildim ve başka yöne baktım. Acınası halimi görüp benden uzaklaştı. Beni öpmek mi istiyordu? Bunu ona soramazdım, ya evet derse? Onu reddetmek hiç kolay olmazdı. Ama gerçekten reddetmek istiyor muydum ki? Gökçe'yi öpmek... Bunu daha önce hiç hayal etmemiştim.

Şimdi aklıma gelince bile kalbim deli gibi çarpıyordu, gerçekten öpüşsek nasıl hissederdim acaba? Kesin mum gibi erirdim. Kendime deli gibi tokat atmak istedim. Neler düşünüyordum ben böyle? Yan taraftan ona bakınca bana düşünceli harelerle baktığını gördüm. Beni yine yanlış anlamasından korkuyordum. Kendimi açıklamalıydım yoksa benden yine uzak duracaktı. ''Rahatsız olmadım, sadece utandım.'' dedim.

Gülümsedi. Saçlarımı okşadı. Yaklaşıp alnımı öptü. Eli hala saçlarımdayken yakın bir mesafeden yüzüme baktı. ''Biliyorum şahım. Her şeyin zamanı var. Kendini asla kötü hissetme. Seni hiçbir şeye zorlamam, canını sıkacak hiçbir şey yapmam ya da istemem.''

Başımı salladım ve yarı hüzünlü bir ifade ile gülümsedim. Bu defa kaşımın üzerini öptü. ''Hadi gidelim.'' dedi.

Yurdumun önüne geldiğimizde son bir kez sarıldık. Gerçekten ondan ayrılmak istemiyordum. Ama yarın da buluşmak için sözleşince o arabadan ayrılmak için biraz olsun güç bulabilmiştim. Odaya girip ışığı açtığımda Yasemin'in yatakta uyuduğunu gördüm. ''Pardon.'' dedim suçlulukla. Başını yastıktan biraz kaldırdı, gelenin ben olduğumu görünce bir şey söylemeden tekrar gözlerini kapatıp uykusuna geri döndü. Onu rahatsız etmemek için çok fazla ses çıkarmadan üzerimi değiştirmeye başladım. O kadar mutluydum ki kendi kendime kıkırdamamak için büyük çaba sarf ediyordum. Yine yüzüme asılmış aptalca gülümsemeden kurtulamıyordum. Dışarıdan bakan biri deli olduğumu düşünebilirdi. Ama bu hafiflikle bu deliliği mutlulukla karşılardım. Yasemin burada olmasaydı müzik açıp dans bile edebilirdim.

Yatağıma uzandım ve uyuyamadım. O kadar heyecanlıydım ki... Yarın için, gelecek için... Gökçe her rengin gri olduğu hayatımın ortasına bir güneş gibi doğdu. Her şey kendi rengini buldu. İçimdeki buz dağları eriyordu. Artık daha az üşüyordum. Kendimi daha az yaralamak, suçlamak istiyordum. Her şey kötü gitse bile onun yüzüne bakıp, ellerini tutup umuda sarılabilirim gibi geliyordu.

Ertesi sabah erkenden kalktım. Yurdun kahvaltısı bile çok daha lezzetli gelmişti. Kahvaltıdan sonra içtiğim kahvenin kokusu bile daha keskindi. Ne giysem diye düşünüp durdum. Çok fazla seçeneğim yoktu ama olanlar arasında bana en yakışacak olanı tercih etmek istiyordum. Kumaş beyaz pantolonum ve ince mavi gömleğimde karar kıldım en sonunda. Saçlarımın her iki yanından bir tutamını ördüm. Aynaya baktığımda biraz çocuksu olduğunu fark ettim. Yine de çözmeye kıyamadım. Bu ergenlik heyecanı tüm bedenimi sarmıştı. Her kararımı etkiliyor gibiydi. Gökçe'nin yanında da saçma sapan çocukluklara devam edip onu kendimden ışık hızıyla soğutmamayı umdum. Makyajımı yaparken Yasemin de kahvaltısını bitirip odaya geri dönmüştü. ''Aşkım göz kaleminde bana yardım eder misin? Ben çok beceremiyorum çekmeyi.''

''Ben başkasına makyaj yapamıyorum.'' dedi Yasemin.

''Cemre'ye yapmıştın ya bir kere göz makyajı çok güzel olmuştu.''

''Off beni bulaştırma Gülşah ya, sonra beğenmezsin falan üzerime kalır. Zaten yorgun hissediyorum.'' deyip yatağına uzandı.

''Neyin var? Hasta mısın?''

''Henüz değilim ama olacağım galiba.'' Yanına yaklaşıp elimin tersini alnına koydum. ''Ateşin yok.''

''Şu an çok kötü değilim zaten.'' dedi, ama sesinden halsizlik akıyordu.

''Meyven var mı sana dönerken alayım mı?''

''Gerek yok, canım istemiyor. Ağrı kesici var o yeter. Sen nereye gideceksin?''

''Gökçe ile buluşacağım.''

''Saat daha erken değil mi, ne zaman gelecek?''

''O gelmeyecek bu sefer, saat kulesinin orada buluşacağız. Beni almak için yine ısrar etti ama reddettim. İyice şoförüm gibi oldu çocuk.'' Yatağıma oturdum. ''Yasemin... Biliyor musun biz dün sevgili olduk.''

Şaşırmış gibi durmuyordu. ''Tebrik ederim ama çok erken değil mi?''

''Onu ben de düşündüm aslında ama ondan çok hoşlanıyorum. Bu duygulara daha fazla direnemedim.''

''Sen yine de kendini hemen kaptırma. Daha çok tanımaya çalış. Erkek milletine çok güven olmaz.''

Başımı salladım ve makyajımı yapmaya geri döndüm. Yasemin tekrar üzülmemi istemiyordu. Bana gerçekten değer veriyordu. Bunu bilmek bana mutluluk veriyordu. Çünkü o da benim için çok önemliydi. ''Ayhan'a abisi doğum gününde bir grubun konser biletini vermişti hatırlıyor musun?''

''Evet.''

''O konsere gidecek birini bulamamış, o yüzden Gökçe ile gidecek ama Gökçe de çok gönüllü değil gibi.''

''Benimle gitmesini mi ayarlayacaksın?''

''Eğer istersen elimden geleni yaparım.''

Yatağında doğruldu. ''Kendimi ona kakalıyor gibi olurum. Çok belli olur.''

''Belli etmemeye çalışırız. Sen de o grubu seviyormuşsun gibi yaparız.''

''Hangi grup?''

''İron Maiden.''

''Hiç duymadım bile. Bana grupla ilgili bir iki şey sorsa direkt foyam ortaya çıkar.''

''Hmm... Yurtta canı sıkılıyor, konsere gitmek istiyordu ne zamandır; ama bizden kimse gelmiyor derim. Ne bileyim uydururum bir şey.''

''Gökçe çok zeki, kesin anlar ona aşık olduğum için gitmek istediğimi.''

Gökçe zaten senin duygularının farkında nasıl diyecektim ben şimdi Yasemin'e? Diyemeyecektim tabi... ''Gökçe bunu düşünmez bile. Hem zaten Ayhan'ın zorlamasıyla gidecekti konsere, onun hoşuna bile gider.''

''Tamam bir çıtlat o zaman ama çok istekli gibi gösterme sakın beni. Ne zaman konser?''

''Haftaya cumartesi.''

''Güzel. O zamana kadar grubun şarkılarını ezberlerim. Hem iyileşmiş de olurum.''

Başımı salladım ve hazırlanmaya devam ettim. ''Bakayım nasıl bir grupmuş?'' dedi Yasemin ve İron Maiden'in şarkılarını açmaya başladı. Kulaklığı takılı olmadığı için şarkıları ben de duyuyordum. Şarkıları hızlı hızlı geçti, hiçbirini baştan sona dinlemedi. ''Off bu ne yaa safi gürültü bu! Müzik mi bu şimdi? Nasıl dinleyeceğiz bunu 3 saat? Başım ağrır yemin ediyorum.''

Gülmeye başladığım için elimdeki fondöten fırçası titremeye başlamıştı. Yasemin müzik konusunda çok seçiydi. Asla başkalarının zevklerini beğenmez hatta katlanamazdı. Belki de onu böyle bir konsere gönderme fikri iyi değildi. Ama yanında sevdiği adam varken buna takılacağını da sanmıyordum.

****************

Gökçe ile buluşmaya eteklerim uça uça gittim. Saat kulesine vardığımda zaten oradaydı. Beni görünce gözlüklerini saçlarına doğru itti. Gülümseyip bana doğru hızlı adımlarla yürümeye başladı. Bense ona doğru koşmak ve bir an önce tekrar sarılmak istiyordum. Yüzüm olsa 'Seni dünden beri özledim.' derdim ve bu abartı olmazdı. Beni tekrar kollarına aldığında gözlerim anında kapandı. Birkaç derin nefes aldım, rahatlatıcı kokusu bir kez daha sinüslerime doldu. Benden ayrılıp yüzüme tepeden baktı. ''Çok güzelsin.'' dedi.

Bu kez utanıp yüzümü eğmemek için sonsuz çaba sarf edip teşekkür ettim. 'Sen de çok yakışıklısın.' diyebilirdim ama bu hem çok klişe olurdu hem de yeni yaptığım bir saptama sayılmazdı. Nasıl göründüğünü iyi biliyordu, benim onu nasıl gördüğümü de... Dün sözleştiğimiz gibi yakınlardaki bir çalışma kafesine doğru yürümeye başladık. Aslında bu benim fikrimdi. Gelecek pazartesi finaller başlıyordu ve Gökçe bölüm birincisiydi. Benimle takılmaya başlamadan önce eminim bu zamanlar deli gibi çalışıyor oluyordu. Benim gönlümü eğlemek için derslerinden geri kalmasını istemiyordum. Daha kötüsü sanırım biraz da ona ayak uydurmak istiyordum. Benim derslerim o kadar iyi değildi genel olarak. Çoğunlukla sınırda geçiyordum ya da büte kalıyordum.

Her konuda olduğu gibi bu konuda bile kendimi Gökçe'ye layık görmemem saçma bir düşünce olabilirdi. Ama ne yapayım? Kendime engel olamıyordum işte. Aylaklığımın onun ayağına dolanmasını istemiyordum. Ben onun hızına yetişmeliydim. O benimle yavaşlamamalıydı.

Kafeye gelip oturduk ve psikoloji etiği çalışmaya başladık. Ara verdiğimizde bir yerden lafa girip şu konser mevzusunu Gökçe'ye açmak için fırsat kolluyordum. ''Ayhan seni o konsere zorla sürüklemiyor değil mi?'' diye sordum şakaya vurarak. Tahmin ettiğim kadar dolaylı açamamıştım. Biraz dan diye sormuştum maalesef. Böyle konularda çok akıllı davranamıyordum.

''Bana gitar pratiğinde yardım etmesi karşılığında bir anlaşma yaptık. Ama o gece için ikimiz adına başka planlar yapıyorsun onu hemen ekebilirim.'' dedi imalı bir şekilde.

Hemen ellerimi havaya kaldırıp iki yana salladım. ''Hayır hayır yanlış anladın. Niyetim o değil.''

''Tüh, bir an ümitlendim.'' dedi yapay bir hüzünle. Benimle uğraşmaya bayılıyordu.

''Demek istediğim hiç gitmek istemiyorsan Ayhan'ın yanına başka birini ayarlayabiliriz.''

Göz kırpıp, ''Kimi mesela?'' diye sordu.

''Cemre son zamanlarda sürekli ya Ece ya Baran ile takılıyor. Ben de seninle birlikteyim her gün. Haliyle Yasemin yurtta yalnız kalıyor. Bugün de depresyonda gibiydi. Yataktan çıkmıyor. Ne bileyim üzüldüm kıza. Eğer Ayhan da kabul ederse ikisini birlikte yollasak mı? Ne dersin?''

''Ayhan'a bir sorayım.'' dedi Gökçe telefonunu eline alıp. Garip bir şekilde hiçbir şey ima etmemişti. Ama benim yine de içim çok rahat etmeyecekti. ''Gökçe bu arada bu tamamen benim fikrimdi. Asla Yasemin böyle bir şey istemedi, ben ısrar ettim.''

Başını iki yana sallayıp güldü. İçinden 'Ah aptal kız!' dediğine yemin edebilirdim. Omuzlarım çöktü. ''Niye her seferinde bana her şeyi uzun uzun açıklıyorsun. Ben insanları o kadar yanlış anlayan biri miyim?''

''Hayır, sadece... Bana o voleybol maçını neden ayarladığınızı biliyorum demiştin ya bunu da Yasemin'in ayarlamak istediğini düşünmeni istemedim.''

''Sadece seni değil, arkadaşlarını da yanlış anlamamı istemiyorsun yani.''

''Yanlış tanımanı istemiyorum diyelim.'' dedim.

''Bana sorarsan arkadaşlarını yanlış tanıyan sensin Gülşah. Yasemin'in Ayhan'a aşık olması sorun değil, onunla randevular ayarlamaya çalışması da... Ben onun sana olan tavrından hoşlanmıyorum. Yoksa hepimiz sevdiğimiz insanların peşinden koşarız. Ben senin peşinden koşmadım mı?''

Oturduğum sandalyede belimi dikleştirdim, hafifçe kaşlarımı çatıp meraklı bir ifadeyle ve haylaz bir sesle sordum. ''Koştun mu?''

''Koşmadım mı?''

''Çabuk yakaladın diyelim.''

Masaya kollarını koyup bana doğru yaklaştı. ''Bu koşu bitti mi sanıyorsun? Asla bitmeyecek Gülşah. Sen nereye gidersen git ben hep peşinden geleceğim.''

Biraz dalgın biraz da şaşkın bir şekilde yüzüne baktım. O kadar etkilenmiştim ki lügatımdaki tüm sözcükleri unuttum. Gökçe daha önce geleceğimizden bahsetmiş miydi hatırlayamıyordum. Bahsettiyse bile bunu bu kadar net dile getirmemiş olmalıydı. Ben bu adam benden bir iki aya sıkılır derken o çok daha uzun süreli düşünüyordu demek. Yasemin ona çabuk bağlanmamam konusunda beni uyarmıştı. Ama bu ne mümkündü! Kalbimden onun kalbine uzanan görünmez ipler her bir cümlesiyle her bir bakışıyla bir düğümle daha bağlanıyordu sanki. Ona doğru kördüğüme dönüşmüş bir duygu ile sonsuza kadar bağlanacaktım böyle giderse...

''Hadi Ayhan'a sorsana!'' dedim konuyu dağıtmak için. Gökçe Ayhan'a mesaj attı, kısa süre sonra cevap gelmişti. Bir süre daha mesajlaştılar. Ne konuştular bilmiyordum, Gökçe'nin ifadesi telefonunu masaya geri koyarken gölgeliydi. ''Ne dedi?'' diye sordum heyecanla.

''Kaçak mı yapıyorsun deyip işi şakaya vurdu. Sözünden cayamazsın.'' dedi. Bütün moralim bozulmuştu. Gökçe bariz bir şekilde durumu yumuşatıyordu, anlamıştım. Ayhan Yasemin ile gitmek istememişti.

''Bir yabancı ile mi gitmek istemiyor yoksa Yasemin ile mi?'' diye sordum can sıkıntısıyla.

Derin bir nefes aldı. ''Bu ara kedi gibi sadece sevdiği insanların yanında olmak istiyor bana sorarsan. Tüm dışadönüklüğünü kepenklerle kapattı. Sanki bir yarası var da diğer insanların o yarayı görmelerini istemiyor gibi... Bilemiyorum Gülşah. Onu anlamakta zorlanıyorum.''

''Ben anlıyorum.'' dedim. ''Bu kötü bir fikirdi, asla sormamalıydık. Yasemin'e de bundan hiç bahsetmemeliydim. Yazık kıza boşuna ümitlendi.''

''Denemekten zarar gelmez.''

Aslında gelirdi. Ben Emma Woodhouse gibi çöpçatanlık oynayıp şimdi tıpkı onun gibi pişman olmuştum. Niye asla beceremeyeceğim işlere kalkışıyordum ki? Ayhan şu an hala Aslı'yı seviyordu. Ne olacaktı yani? Konsere gitseler bile hemen Yasemin'e aşık mı olacaktı? Gerçi öyle de düşünmemiştim. Yasemin mutlu olur diye düşünmüştüm. Birbirlerini daha çok tanımaları için de güzel bir fırsat olabilirdi. Ama evdeki hesabım çarşıya uymamıştı. Şimdi ben yurda dönünce Yasemin'e durumu nasıl anlatacaktım? Of Gülşah salak Gülşah! Neden boyundan büyük işlere kalkışıyorsun?

''Yine sessizleştin.''

''Üzüldüm ya ne bileyim.'' dedim, dudaklarımı büzüp.

''Yasemin kendisi de davet edebilir Ayhan'ı bir yere başka zaman. Arkadaşımın bu depresif ruh hali dağılınca şansı da daha yüksek olur.''

''Yasemin böyle bir şeye hayatta cesaret edemez.''

''Yasemin kaçak dövüşmeyi seviyor. Ama ona söyle, aşk korkaklara göre değil. Zafer istiyorsa daha atılgan olmalı.''

''Verebileceğin bir taktik var mı peki? Yani Ayhan nasıl kızlardan hoşlanır?''

''Bilmiyorum, Ayhan bundan daha önce hiç bahsetmedi. Ne hoşlandığı kız tipinden ne de hoşlandığı kızlardan...''

Kaşlarımı kaldırdım. ''Yaaa...'' dedim şaşkın bir sesle.

Gökçe meraklı bir bakış attı. ''Sana bahsetti mi?''

Elimi enseme atıp kaşıdım. ''Yoo, bana niye bahsetsin?''

Gökçe başını anladım manasında salladı. İnanmadığı belliydi. Bende onu yalanıma inandıracak yetenek yoktu zaten. Yalan söylemeyi pek beceremiyordum. Hele onun karşısında iyice elim ayağım birbirine dolanıyordu. Ama Ayhan'a söz vermiştim. Ne olursa olsun onun sırrını saklayacaktım.

***********************

Ders çalışmaya iki etüt daha devam edip sonra kafeden ayrıldık. Gökçe bana nereye gitmek istediğimi sordu. Ben öyle romantik randevulardan anlamazdım. Bu konuda tecrübem zaten sıfırdı ama aklıma bowling geldi. Uzun zamandır gitmemiştim. Gökçe ile oynamak eğlenceli olabilirdi. Beni yenip mahvedeceğini düşünüyordum ama pek öyle olmadı. Yavaş attığım toplar pek çok lobut devirdi. O ise topu hızlı atsa da birkaç atışı kanala düşmüş ve sıfır çekmişti. Haliyle oyunun sonunda mucizevi bir şekilde ondan fazla puan toplamayı başarmıştım. Çok sevindim ve yaşasın deyip havaya zıpladım. Çocuksu sevincimi görüp güldü. ''Tebrikler şahım.'' dedi.

Bir anda durup ciddileştim ve parmağımı ona salladım. ''Bana bak bilerek yenilmedin değil mi?''

''Hayır. Her şeyde iyi olduğumu söylüyordun. Sonunda berbat olduğum bir şey buldun. Mutlu musun?'' Ama bunu sitemle değil, neşeli bir sesle söylemişti. Ona doğru iki adım attım. ''Evet, hem de çok.'' dedim. ''Ama dürüst davranmak gerekiyorsa şaşırdım. Daha hırslı olmanı bekliyordum. Yenilince öfkelenirsin, mızmızlık yaparsın sanmıştım.''

Bu kez o bana bir adım attı. Yüzüme yine en derin şekilde tepeden bakıyordu. ''Ben sana çoktan yenildim şahım. Tüm varlığımla yenildim. Basit bir oyun yenilgisi bana koymaz.''

Yine tüm kalbimin ritmi değişmişti. Bana her seferinde bambaşka bir şey söylüyordu ve ben çok etkileniyordum. Ben de ona bir şeyler söylemek istiyordum. Ondan ne kadar hoşlandığımı, beni nasıl hipnotize ettiğini anlatmak istiyordum. Ama böyle durumlarda donup kalıyordum. Zihnim boşalıyordu sanki. Bana bilerek bir oyun oynuyor gibiydi. Acaba çok mu aptal görünüyordum? Bu halimi görmekten zevk mi alıyordu? Bana yenilmiş... 'Gerçekten mi?' dedim içimden. 'Her saniye bana karşı ayrı bir zafer kazanıyorsun sen.'

Tepkisizliğim bu kez onu geri çekmedi. Biraz daha yaklaşıp bana doğru eğildi. Yanağımdan öptü, tüm tüylerim diken diken oldu. Dudakları bulunduğu bölgeden ayrılır ayrılmaz kulağıma yöneldi. O sırada elleri kollarımı tutmuştu. ''Seni seviyorum.'' Bu cümleyi daha önce de duymuştum ondan. Ama bunun bana çarpışı bambaşka oldu. Bir yaprak gibi titredim. Başımı sıcak göğsüne saklamamak için son direnişimi veriyordum ki hiç beklemediğim bir ses beni yerimden sıçrattı.

''Ooo burada kimler varmış!'' Gökçe'nin sinirli nefes verişin duydum ve yavaşça bir adım geriye çekildim. Sesin geldiği yöne bakınca Nilgün'ü gördüm. Yanında tanımadığım bir kız daha vardı. ''Demek siz de buradaydınız? Ne tesadüf!'' Yanındaki kıza döndü, ''Senem bak bunlar fakülteden arkadaşlar. Gülşah ve Gökçe. Senem de benim kuzenim.''

Gökçe başını salladı. Ben de Senem'in elini sıktım. ''Çok memnun oldum.'' dedim.

''Yalnız mısınız?'' diye sordu Nilgün.

''Evet sadece ikimiz varız.'' dedim.

''O zaman ikişerli takımla maç yapalım mı?'' diye sordu Nilgün.

Ben tam 'Olur.' diyecektim ki Gökçe araya girip ''Gerek yok.'' dedi. Üçümüz de şaşkın bir şekilde ona baktık. Nilgün alınmış gibiydi. ''Gökçe senin bana bir dargınlığın mı var?'' diye sordu.

''Tabi ki hayır, sadece Gülşah'la baş başa vakit geçirmek istiyorum.''

Nilgün gözlerini Gökçe ve benim aramda dolaştırdı. Başını arkaya atıp, ''Anladım.'' dedi ve tekrar Gökçe'ye baktı. ''Peki o zaman dün neden benden kaçtın?''

Gökçe'nin kaşları çatıldı. ''Anlamadım?''

''Dün seni metroda gördüm. Adını birkaç kez seslendim. Duyduğuna eminim ama duymazlıktan geldin, sonra da başka bir yöne yürüdün.''

''Ben uzun zamandır metroya binmedim. Benzetmişsin.''

Nilgün alaycı bir şekilde güldü. ''Sen de takdir edersin ki pek başkasına benzetilecek bir yüzün yok. Ne hikmetse boyun da tıpatıp aynıydı.''

''Dün Gökçe'yi metroda kaç gibi gördün?'' diye sordum.

''Akşam sekiz gibi.''

''O zaman o Gökçe olamaz çünkü o saatte birlikteydik.''

Nilgün yine de pek inanmışa benzemiyordu. ''Öyle olsun.'' dedi ve ardından, ''Okulda görüşürüz.'' cümlesini ekleyip kuzeniyle birlikte yanımızdan uzaklaştı. Onlar gidince ben de yönümü tekrar Gökçe'ye döndüm. ''Buna niye bu kadar taktı ki?''

''Bazı insanlar reddedilmeye katlanamaz bazıları ise önemsenmemeye... Nilgün iki gün ard arda bu iki muameleye uğratıldığını düşünüyor. Üstelik aynı kişi tarafından...Kendini değersiz hissetmiş olmalı.''

''Ayhan'ın çevresinde sizden başka bir tane normal insan yok mu? Bunu fark ettikçe sana daha çok yapışmaya kalkacak haberin olsun.''

''Onu Kartal'a şutlarım ve ben de sana yapışırım.'' deyip beni kollarına çekti ve tekrar sarıldı. Ellerim anında sırtına gitse de geniş omzunun el verdiğince çevreyi de kolaçan ediyordum. ''Çok fazla samimi olduk insanlar rahatsız olacak.'' dedim.

Başını çeneme yasladı. ''Hele bir bizi ayırmaya kalksınlar. Bu salonu başlarına yıkarım.''

Gülümsedim ve başımı göğsüne gömdüm. O an aklıma gelen şeyle kafamda bir ampul yanmıştı. Ayhan ona aldığım doğum günü hediyesini sevmişti. Ama Gökçe'nin doğum günü ne zamandı ki? Yakın zamanda ise yanmıştım. Başımı göğsümden kaldırıp yüzüne baktım. ''Gökçe senin doğum günün ne zaman?'' diye sordum.

''29 kasım.''

Aniden sarılmayı kesip bir adım geri attım. ''Ne?'' dedim şokla.

''Ne oldu ki?'' diye sordu şaşkınlıkla.

''Benim doğum günüm de 29 kasım.''

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.