Gülüşmeleri kulağımda yankılandı. Ben gülemedim, aksine ağlamak gelmişti içimden. Dizlerimin üzerine çöküp hüngür hüngür ağlamak... Neden? Böyle şeyleri duymaya hiç alışık olmadığım için mi? İnsan bazı şeylere hazır olamıyordu. Bazen sevilmeye bile... Yeterince sevilmemiş insanlar büyük sevgilerden korkardı. Benimki korku değildi. Başka bir şeydi. Adını koyamayacak kadar bilmediğim bir histi. Burnuma keskin bir sızı gelip oturdu, gözlerim ıslandı. Güçlü durmak için kendimi sıktım da sıktım. Gökçe'nin sırtını perdenin izin verdiği kadar, belli belirsiz görebiliyordum. İçimden gidip ona sarılmak geliyordu. Başımı güçlü sırtına gömmek... Tam da kürek kemiklerinin arasına, mavi dünyanın zorla kopardığı kanatlarının tam ortasına... Cildinden sızan, kazağının ilmeklerine işleyen o kokuya sızlayan burnumu dayasam, öylece kalsam... Nefeslerinin ritmine uysam, gözlerini bile görmeden yüzümü gizlesem. Fırtınada bir sığınak bulmuş yaralı bir geyik gibi, içeride, güvende, kanatlarının altında sağanağın geçişini beklesem...
''Bu çoktan Mecnun olmuş bile.'' Ayhan'ın sesi beni bir hülyadan uyandırdı. Ne yapıyordum ben? Burada böylece dikilemezdim. Onları gizlice dinlediğim anlaşılırsa çok ayıp olacaktı.
''Şimdilik sadece Leyla, ama aşkı bu kadar güçlüyse Mecnun olması da yakındır.'' dedi Kartal, Ayhan tekrar güldü. Onlara bir şekilde geldiğimi belli etmem gerekiyordu. Ayhan'ın odasının kapısının açık olduğunu gördüm. Odanın diğer köşesine doğru hızlı adımlarla yürüdüm ve kapıyı çarptım. Anında sustular. Terasa açılan kapının önündeki perdeyi çektim, üçü de dönüp bana baktı. Sesimi elimden geldiğince normal bir tonda tutmaya çalışarak, ''Çay oldu. Hadi aşağı gelin!'' dedim. Ayhan ile Kartal kısa bir an bakıştılar. Gökçe'nin tüm odağı bendeydi. Kartal ''Tamam geliyoruz, sağ ol Gülşah.'' dedi. Ona başımı salladım. Arkamı dönmeden önce son kez Gökçe'ye bir bakış attım. Yüzünde söylediklerinin duyulmuş olması ihtimalinden doğan bir endişe ya da utanç yoktu. Kararlı ifadesi bir belli belirsiz gülümseme ile perçinlendi. Ama ben karşılık veremedim. Başımı çevirip yutkundum. Yine konuşan oydu ama utanan bendim.
Salondaki masanın etrafına oturduğumuzda sohbet koyulaştı. Ayhan hala yorgundu ama şimdi daha moralli gibiydi. Zavallı çocuk, arkadaşları sayesinde biraz olsun kendi gündeminden uzaklaşmıştı. Aklıma Yasemin geldi ve derin bir iç çektim. Eğer Ayhan gerçekten Aslı'ya bu kadar aşıksa arkadaşımın hemen hemen hiç şansı kalmıyor gibiydi. Gerçi ben de Gürkan'a yakın bir zamana kadar çok aşıktım ama bana çektirdiği acı beni ondan kısa sürede soğutmuştu. Yalnız ne vardı ki Ayhan'ın durumu daha farklıydı. Aslı kötü biri olduğu için Ayhan acı çekmiyordu. Bu durumda onu unutması daha uzun sürebilirdi. Yine de o süreçten sonra belki Yasemin bir kez daha onunla yakınlık kurmaya çalışabilirdi. Bu konuda elbette Yasemin'i cesaretlendirmeyecektim ve olan bitene karışmayacaktım. Onun üzülmesini asla istemiyordum. Tek dileğim mutlu olmasıydı. Belki de kaderde bir şekilde bir araya gelmeleri yazılıydı. Belki de Ayhan, Yasemin sayesinde aşkın güzel tarafıyla karşılaşacaktı. Kim bilir?
Masanın üzerinde duran koluma temas eden elle irkildim. Dönüp baktığımda Gökçe'nin eli olduğunu gördüm. Karşımda oturuyordu. Kafamı kaldırıp ona bakmadan gözlerimi baktıkları yerde bilerek birkaç saniye oyaladım. Elleri o kadar güzeldi ki...Onunla ilgili her şeyin beni bu kadar etkilemesi hiç mantıklı değildi. Kesinlikle deliriyor olmalıydım. Başka bir açıklaması yoktu. Hiç normal değildim çünkü. Ona baktığımda bana göz kırptı ve diğerlerinin duymayacağı kadar alçak bir sesle, ''Neyin var?'' diye sordu. Dalgınlığımı fark etmiş olmalıydı. ''İyiyim.'' dedim.
O sırada Ayhan yan tarafında duran çayını yanlışlıkla Gökçe'nin üzerine devirdi. Masada Gökçe hariç herkesten bir şaşkınlık nidası yükseldi. Gökçe hemen ayağa kalktı. İnce kazağına sıvının döküldüğü yeri karnından uzaklaştırdı. Ben de onunla ayağa kalkmıştım. ''Yandın mı?'' diye sordum endişeyle.
''Hayır hayır, sıcak değilmiş.''
''Özür dilerim dostum. Bugün çok dalgınım.'' dedi suçlu bir sesle Ayhan.
''Sorun değil.''
''Gel sana benimkilerden bir şey vereyim.''
Ayhan ile Gökçe salondan ayrılırken, Kartal da masanın üzerindeki çayı sildi. Birkaç dakika sonra Gökçe üzerinde Ayhan'ın siyah kısa kollu tişörtü ile salona geri döndü ve eski yerine tekrar oturdu. Tam karşıma... Onu ilk kez kısa kollu bir kıyafetle görüyordum. Daha doğrusu elbette daha önce de görmüşümdür mutlaka ama yaklaşık 2 ay öncesine kadar Gökçe ile aramızda dağlar kadar mesafe olduğu için hatırlamıyordum. Masanın başında oturan Kartal'ın anlattığı çocukluk hatırasını daha iyi dinleyebilmek için yönünü arkadaşına doğru döndü ve sol kolunu masaya koydu. İşte o zaman gördüm, bileğindeki lastik tokayı...Nefesim kesildi. Çünkü bu benim tokamdı. Gökçe saçını kestirmeden önce ona bağlasın diye vermiştim. 'Ben de kalabilir mi?' diye sormuştu. Bu yüzden miydi?
Bindiğimiz hız treni tepeden düşerken karnımızda bir his oluşurdu ya işte aynı öyle bir his yaratmıştı o tokayı görmek bende. Nefeslerim hızlandı. Kaslı kolunda tişörtün bittiği yerde, ucu sivrileşen bir çizgi gördüm. İlk aklıma gelen doğum lekesi olabileceğiydi, ama çok geçmeden dövme olduğunu anladım. Gözlerimi yakalanma korkusuyla üzerinden çekip masaya baktım. Koluna uzanan kumaşı kaldırıp dövmenin devamını görmeye dair derin bir istek duydum. Yine konu Gökçe olunca merak denen duygunun cazibesine kapılıyordum.
''Sen de gelsene Gülşah.''
Kafamı aniden kaldırıp sesin geldiği yöne baktım. Uğur meraklı gözlerle beni süzüyordu. ''Efendim?''
''Sen de gelsene kafeye bizimle.''
Kaşlarım çatıldı. ''Hangi kafe?''
''Ohoo Gülşah benden önce uyumuş.'' dedi Ayhan. ''Bir arkadaşımın mekanı var. Canlı müzik çalınan bir mekan. Haftaya gidelim diyoruz. Sen de gel.''
''Olur, gelirim.''
''Çok güzel, hep birlikte gideceğiz.'' dedi Uğur.
*********************************
Yaklaşık bir saat daha o masada oturduk, sohbet ettik. Sonrasında tabu oynadık. Gökçe benimle takım olmak istemişti. Sayıca bir kişi eksik olmamıza rağmen o kadar akıllıydı ki onun sayesinde kazandık. Oyundan sonra Ayhan'ın uykusuzluğu giderek daha belirgin bir hale geldi, Kartal ile Uğur'un da baş başa yemek planları vardı zaten. O yüzden akşam çökmeden evden ayrıldık. Beni Gökçe yurduma bırakacaktı. O arabayı kullanırken ben yine yanında yolu seyrediyordum.
''Ayhan'ın hediyesini beğendin mi?'' diye sordu.
''Evet çok beğendim, çok güzel.''
''Sevindim. O bilekliği ben seçtim.''
Oturduğum yerde yönümü ona döndüm. ''Gerçekten mi?'' dedim şaşkınlıkla, başını salladı. ''Seninle konuştu mu?'' diye sordu.
''Bir şeyler anlattı; ama sana söyleyemem.''
''Bana söyle diye demedim. Sadece merak ettim.''
''Size anlatmadığı şeyleri bana anlatacağını nasıl tahmin ettin?''
''Bazen yabancılara daha kolay açılırız.''
''İnsanlar yakınlarının onları yargılamasından korkarlar değil mi?''
''Bazen o yüzden bazen de utanç duygusu yüzünden ya da onların bize yardım edemeyeceklerini düşünürüz, bizi anlamayacaklarını... Bu da daha önceki tecrübelerimizle ilgilidir.''
''İnsanlar bu yüzden mi en derin sırlarını psikologlara anlatırlar?''
''Belki de.''
Dikkat dağıtıcı yan profili bir süre öylece izledim. ''Senin de sırların var mı Gökçe Uluhan?''
''Klişe olmayan hiçbir şey yok benim hayatımda. Her şey çok sıradan.''
''Bana bir zamanlar sıradanlıkta da sayısız güzellik olduğunu söylemiştin.''
Gülümsedikten sonra dönüp bana baktı. ''Seninle flört ediyordum.''
Başımı iki yana salladım. ''Hayır etmiyordun.''
Tekrar yola baktı. ''Seninle sayısız kez flört ettim ama sen hiçbirini anlamadım. Hiçbir zaman duygularımı fark etmedin. Bizzat ben itiraf ettikten sonra bile sürekli sorguladın.'' Derin ve sıkıntı yüklü bir nefes verdi. ''Bana inanmadığını biliyorum şahım.''
Aklıma bugün söyledikleri geldi. ''Hayır, inanıyorum. Hislerinin sadece bir kafa karışıklığı olduğunu düşünmüştüm ama şimdi inanıyorum.''
Alaycı bir şekilde güldü. ''Kafa karışıklığı mı? Sence bununla gerçek aşkı ayırt edemeyecek kadar çocuk muyum?'' Yine kalbim teklemiş, nefesim kesilmişti. Ne diyeceğimi bilemedim.
''Ne o Gülşah Hanım, sessizleştin yine! Aşktan bahsedince rahatsız mı hissettin?'' dedi şakacı bir tavırla.
Nerdeyse mızmızlanarak, ''Tabi ki hayır.'' dedim.
''O zaman bunu benden daha çok duyacaksın. Sana aşığım, sana aşığım, sana aşığım...''
''Tamam yeter sus!'' deyip elimle hemen ağzını kapattım. O kadar utanmıştım ki...Sağ elini direksiyondan çekip elimi bileğinden yakaladı ve avcumu öptü. Yine aynı sıcaklığı hissetmiştim, elim sobaya değmiş gibi hemen geri çektim. ''Seni susturmak için başka bir yol bulmalıydım.''
''Bir dahaki sefere dudaklarını kullan. O zaman sonsuza dek susarım.''
Şoktan ağzım bir karış açık kaldı. Omzuna vurdum. ''Sen gittikçe daha utanmaz oluyorsun.''
''İkimiz de utangaç olursak nasıl ilerleyeceğiz? Birinin utanmazlık görevini üstelenmesi lazım.'' Şaka mı yapıyor yoksa ciddi mi tam anlayamamıştım. Tereddütle sordum. ''Yani... İlerlemek mi istiyorsun?''
''Seni seviyorum Gülşah. Elbette sevgilin olmak isterim ama önemli olan senin ne istediğin.''
İç çektim. ''Ben...Sanırım ne istediğimi bilmiyorum. Anormalim değil mi?''
''Hayır değilsin. Daha yeni başka bir ilişkiden çıktın, başka bir ilişkiye balıklama atlamak istemezsen bu çok normal. Bana hislerin var mı yok mu karar verememen de normal. Ben senden bir cevap beklemiyorum ama bir cevap vereceksen de ben seni istediğin kadar beklerim.''
''Ben bir cevabın peşinde koşmak istemiyorum. Zihnimde ne kadar soru olursa o kadar strese giriyorum. Ben senin yanında hiç kaygıya kapılmak istemiyorum. Seninle böyle yan yana oturup sessizliği dinlemek bile bana iyi geliyor. Bunu kaybetmek istemiyorum.''
''Kaybetmeyeceksin. Ne hissediyorsan ne düşünüyorsan neye karar verirsen ver beni asla kaybetmeyeceksin. Çünkü ben de seni kaybetmek istemiyorum.''
Ona gülümsedim. Gökçe'ye karşı hislerim vardı, içten içe bunun farkındaydım artık. Ama bunu ona söylemeye cesaretim yoktu. Onun sevgilisi olmaya cesaretim yoktu. Her şeyi mahvetmekten, aramızdaki ilişkiyi geri dönülmez bir biçimde baltalamaktan korkuyordum. Onun yanında sadece böyle kalabilirdim. Fazlasına ihtiyacım yoktu.
*******************
Odaya adımımı atar atmaz Yasemin başını elindeki telefondan kaldırdı, ''Yine o çocukla mıydın tüm gün?'' diye sordu. Ama ses tonunu beğenmemiştim. Çantamı sandalyeye koyarken, ''Evet. Niye?'' diye sordum.
Tek kaşını kaldırdı. ''Anladım.'' dedi imalı bir şekilde. Ayhan'ın hediyesini çantamdan çıkarıp çalışma masamın üzerine koydum. ''Gürkan gruba bir fotoğraf atmış da.''
Dönüp Yasemin'e baktım. ''Ne grubu?''
Yasemin kesik bir nefes aldı, gaf yapmış gibi telaşa kapıldı ve gözlerini kaçırdı. ''Bizim bir Whatsapp grubumuz var. Geçen sene başında başında Ece kurmuştu.''
''Haberim yoktu.''
''Cemre sen de bizimle takılmaya başlayınca seni gruba almak istedi ama Ece 'gerek yok' dedi.''
Güldüm. ''Hiç şaşırmadım.''
''Bence seni daha o zamanlardan kıskanıyordu.''
Elimi belime koydum. ''Ne fotoğrafı?'' Yatağından kalkıp yanıma yürüdü ve telefonu bana çevirdi. Gökçe ile dün çardakta oturduğumuz zamanlarda çekilmişti. Fotoğrafta çok yakındık. Neredeyse burun burunaydık. O anı dışarıdan görünce bir kez daha bana bakan gözlerini, nefesini hatırladım. Kalbimin yine hızlanmasına izin vermeden, düz bir ifadeyle başımı telefondan kaldırıp Yasemin'e baktım. ''Bunu Gürkan mı çekmiş?''
''Evet. Çıkıştan sonra ders çalışmak için okulda kalmış, ayrılırken de sizi görmüş.''
''Nasıl denk getirmiş? Bu manyak en başından beri bizi gözetliyor olmasın?''
''Bilmiyorum ki. Seni hiç sevmediğini söylemiyor muydun? Niye seni takıntı yapsın?''
''Gökçe'ye hırsı var. Belki de onu takıntı yaptı. Kafasından ne geçiyor bilmiyorum ki. Ama sadece bu fotoğrafı göndermemiştir. Altına bir şeyler de döşemiştir değil mi?''
Yasemin çekinceyle, ''Belki, biraz.'' dedi.
''Ne yazmış.''
''Senin de onu aldattığını yazmış. Sen de hiç masum değilmişsin falan. Böyle şeyler işte.''
Sinirlerim bozulmuş bir halde gülmeye başladım. ''Anlaşıldı şimdi derdi. Bana da benzer şeyler zırvalamıştı. O niye bu kadar öfkeli biliyor musun? Onu bu kadar kolay atlattığım için. O kadar egoist ki ondan sonra yerlerde sürünmemi istemişti. Çabuk toparlanmamı sindiremedi bir türlü.''
''Gökçe ile aranda ne var?'' dedi ciddi bir sesle Yasemin. ''Sakın bir şey yok deme var, belli.''
Kısa bir duraksamadan sonra, ''Gökçe benden hoşlanıyormuş. O yüzden bana bu kadar yakın davranıyormuş.''
''Peki sen?''
''Bilmiyorum.''
''Hiç boşuna bilmiyorum deme, insan beğenmediği birinin bu kadar dibine girmesine izin vermez. Açık açık flört ediyorsunuz işte.''
''Daha çok o ediyor.''
''Sen de rahatsız olmuyorsun.''
''Utanıyorum sadece.''
Başını salladı. ''Anladım. Cidden aranızda bir şeyler var. Gürkan ile sevgiliyken de var mıydı?''
Kaşlarım çatıldı, ''Tabi ki hayır.'' dedim hemen. ''Biz Gürkan ile ayrıldıktan sonra onun duygularından haberim oldu.'' Yasemin başını geriye doğru kaldırdı. Pek inanmışa benzemiyordu. ''Bak Yasemin ben Gürkan'ı aldatmadım. Aklımın ucundan bile geçmedi. Bu konuda bir şüphen varsa onu unut.''
Tam o sırada kapı ardına kadar açıldı ve Ece belirdi. ''Prenses dönmüş.'' dedi bana bakıp alaycı bir şekilde. ''Kapıyı çal.'' dedim emreder bir sesle. Açık kapıya iki kez tıklattı. ''Oldu mu?'' diye sordu ve içeri girdi. Arkasından Cemre de geldi ve kapıyı kapattı.
Derin ve can sıkıntısı yüklü bir nefes verdim. Bu kızdan cidden çok bıkmıştım. ''Ne istiyorsun?''
''Eski arkadaşımı tebrik etmek için geldim.'' dedi kollarını açarak, alaycı tavrını sürdürüyordu. ''Yeni sevgilinle mutluluklar dilerim.''
''Seni ilgilendirmez.'' dedim soğuk bir sesle.
Cemre şaşkınlıkla, ''Gerçekten birlikte misiniz?'' diye sordu. Ona dönüp, ''Hayır.'' dedim.
''Hadi ama inkar etme, o fotoğrafı eminim Yasemin sana göstermiştir.''
''Niye inkar edeyim? Sevgili olsak sevgiliyiz derim. Senden mi utanacağım?''
''Bak sen! Minik kuş havalandı, çenesi açıldı. Eskiden daha bir utangaçtın.''
''Utanmazlara karşı utangaç olamıyorum maalesef.''
''Buradaki tek utanmaz sen olmayasın. Gürkan'ı aldattın hala konuşuyorsun.''
Gülmeye başladım. ''Yemin ediyorum Gürkan ile birlikte olmanıza o kadar seviniyorum ki anlatamam. Bu toksiklik başka insanları zehirlememeli.''
''Bana istediğin kadar hakaret et, senin de benden bir farkın yok.'' Gözü masanın üzerindeki kutuya kaydı. ''Bakın, sevgilisi prensese hediye de almış.'' deyip takı kutusunu eline aldı.
''Bırak onu.'' dedim ama tabi ki beni dinlemeyip kutuyu açtı. Gördüğü bileklik karşısında yüzünde bir iğrenme ifadesi oluştu. ''Bu ne ya?! Ben pırlanta kolye falan bekliyordum. Gidip bir milyoncudan üç kuruşa bir şey almış. Amma da pintiymiş Gökçe Bey.'' Kutuyu kapattı ve masaya fırlattı.
''Ben Gökçe'den çöp bile kabul ederim de bu hediye Ayhan'dan.
''Ne?'' dedi Yasemin.
''Ona aldığım hediyeye karşılık bir şey vermek istemiş.''
''Ayhan o gece Yasemin dahil pek çok kişiden hediye almadı mı? Neden sadece sana özel bir jest yaptı ki acaba?'' dedi imalı bir sesle Ece.
''Saçmalamayı kes ve odadan çık.''
''Bir sonraki hedefin o mu yoksa?''
''Ne zırvalıyorsun yine?''
''Önce Gürkan, sonra Gökçe, şimdi de Ayhan mı? Bir de masum pozlarında takılıyorsun.''
Beni o kadar öfkelendirmişti ki artık kendime hakim olmakta zorlanıyordum. ''Defol odamızdan yoksa elimden bir kaza çıkacak.''
''Ne yaparsın? Döver misin?'' dedi Ece. Sonra da Yasemin'e dönüp, ''Sıra seninkine geliyor haberin olsun.'' dedi. Daha fazla dayanamadım ve onu kolundan tutup kapıya doğru sürüklemeye başladım. Kapıyı açtım ve onu odadan çıkarmaya çalıştım. Direnince aramızda bir arbede oldu ve kolunu kapıya çarptı. Acıyla bağırınca onu bıraktım. ''Ne yapıyorsun manyak?!''
''Arkamdan iş çevirdin, ilacımı sakladın, şimdi de Yasemin'le aramızı bozmaya çalışıyorsun.''
Kolunu tuttu. ''Esas sen benim arkadaşlarımla aramı bozmaya çalışıyorsun. İkidir bana iftira atıyorsun ilacımı sakladın da sakladın diye, sırf beni tamamen kötü biri gibi göstermek için. İyi kız rolü yapıyorsun ama yemezler. Eninde sonunda herkes senin gerçek yüzünü görecek, Yasemin de dahil. Senin nasıl yalancı, iftiracı, herkese mavi boncuk dağıtan ikiyüzlü biri olduğunu herkes görecek sonunda.''
Ona doğru bir adım attım, gözlerine bakıp keskin bir sesle konuştum. ''Bana bak kaltak, bugüne kadar senin anladığın dilde konuşmadığım iyice arsızlığı ele aldın ama şimdi dinle beni. Ne seni ne de o takıntılı manyak sevgilini etrafımda görmek istemiyorum artık. Bu odaya bir daha asla gelmeyeceksin, o geri zekalı bir daha benim fotoğraflarımı çekmeyecek. Arkamdan mı konuşacaksınız, yalanlar mı atacaksınız ne yapacaksınız yapın umurumda bile değil. Sadece benden uzak durun.''
Sözlerim onda şok etkisi yaratmış olacak ki, bir süre ağzı açık bir şekilde bana baktıktan sonra üzerime atıldı. ''Ne diyorsun sen be?! Seni parçalarım!'' Bana saldırmaya hazır kollarını tutup onu odanın dışına ittirdim, ayağı yere takıldı ve düştü. Cemre hemen yardımına koştu. Yere, yanına çömelip, ''İyi misin?'' diye sordu. Ece bana nefretle bakarken kattaki diğer odalardan gürültüyü duyan kızlar kapılarını açmış olanı biteni hayretle izliyordu.
Cemre bana baktı. ''Çok ileri gittin Gülşah.'' dedi ve Ece'nin kalkmasına yardım etti. Ece'nin gözleri ise hala benim üzerimdeydi. ''Bunun bedelini ödeyeceksin.'' dedi. ''Seni yurt müdürüne şikayet edeceğim.''
Gülümsedim. ''Selamımı da söyle.'' deyip kapıyı suratlarına kapattım. Sinirli bir nefes verip kapıyı kilitlediğimde hala Ece'nin hakaretlerle, tehditlerle karışık bağırışını duyabiliyordum. Ama umursamadım, sonunda odadan ayrıldığı için mutluydum. Arkamı döndüğümde Yasemin'in endişeli bakışlarını gördüm. ''Ne yaptığının farkında mısın?'' dedi.
''Üzerimi saldırdı, ne yapmalıydım?''
''Ona kaltak dedin. Nasıl böyle iğrenç bir şey söylersin?'' Yüzünde hayal kırıklığı vardı.
''Gözüm içine baka baka yalan söylüyor. Saçma sapan yakıştırmalar yaptı. Tüm hayat misyonu benimle uğraşmak olmuş.'' deyip yatağıma oturdum.
''Söylediği çoğu şey doğru olmayabilir. Ama bir konuda haklıydı. Ayhan bir tek senin aldığın hediyeye bir karşılık vermek istemiş.''
''En çok benim hediyemi beğendiğini duydum, belki de bu yüzden.''
Ümitsiz bir ifadeyle yatağına çöktü. ''Benim hediyemi ise arkadaşı aldı. Eğer ben de kafama göre pahalı bir hediye almak istemek yerine senin gibi onun sevdiği şeyi araştırsaydım belki o bileklik bana alınırdı.''
''Beğendiysen senin olabilir.''
''Bir kıymeti yok ki Ayhan sana almış. Hem bunu sana ne zaman verdi?''
''Bugün. Gökçe ile Ayhan'ın evine gittik. Kartal ve Uğur da vardı.''
''Yaa, öyle mi? Neden bana söylemedin?''
''Sabah uyandığımda odada yoktun.''
''Cemre ile yürüyüşe çıkmıştık. Dün gece niye söylemedin?''
''Bilmem, unutmuşum. Dün biraz fazla heyecanlıydım sanırım. Sana söylemek aklımdan çıkmış. Yoksa sen de mi gelmek isterdin?''
''Nasıl geleyim? Sadece seni davet etmiş.''
''Beni Gökçe davet etti.'' Başını sallayıp öne eğdi. Üzgün ifadesi canımı sıkmıştı. ''Ece senin kafanı karıştırmaya çalışıyor, daha da devam edecek. Onun sözlerine kanma olur mu? Ben Ayhan'ın umurunda bile değilim.''
''Seninle hiç ortak noktamız olmadığını düşünürdüm. Ama sanırım bir tane varmış.''
''Ya Yasemin...'' deyip gülmeye başladım. Ece yüzünden tırmanan gerginliğim uçup gidiyordu.
*********************************
Ertesi gün sabahtan kuaföre gittim. Haftanın gelini ve ailesi teşrif etmeden işimi halletmem gerekiyordu. Yoksa o kalabalıkta sıranın bana gelmesi mümkün olmazdı. Çoğu kuaför özellikle de hafta sonları randevusuz müşteri kabul etmiyordu. Ama ara sokaktaki küçük bir işletmeye gittiğim için o gün şansım yaver gitmişti. Saçlarımı biraz kısalttım ve kahkül kestirdim. Kendime hiçbir şeyi yakıştırmayan ben beklenmedik bir şekilde yeni saç modelimi sevmiştim. Yasemin de yakıştığını söyledi, ertesi gün okulda karşılaştığım Uğur çok beğendiğini söyledi. Gökçe'ye de fikrini sordum. Aslında en çok onun tepkisini merak ediyordum. ''Sana ne yakışmaz ki?'' dedi. Gün içinde sık sık bana dalıp gittiğini fark ettim. Önceden de böyle hayran bakıyor muydu yoksa ben onun duygularını duyduktan sonra mı daha çok fark etmeye başlamıştım? Doğru cevap ne olursa olsun önemli değildi. Bakışları kalbimi eritiyordu.
Ders arasında Gökçe ile kantindeydik. O kadar kalabalıktı ki oturacak bir yer bulamamıştık. Kahvelerimiz elimizde öyle ayakta dikiliyor, karşı karşıya konuşuyorduk. Final haftası artık çok yaklaştığı için insanlar daha çok derslere katılma eğilimi gösteriyordu. Normalde bu zamanlar o kadar stresli olurdum ki geceleri bile uyumakta zorlanır, vücudum sürekli bir alarm halinde gibi aşırı rahatsız hissederdim. Ama bu final haftası öncesi hiç stresli hissetmiyordum. Ya artık dersleri eskisi kadar takmıyordum ya da Gökçe'nin varlığı kaygımı azaltıyordu. İkinci ihtimal daha olasıydı. O hayatıma girdikten sonra pek çok şey iyi yönde değişiyor gibi hissediyordum. Hayat onun söylediği gibi dalgalı bir denizde yelken açmaksa bana çarpan dalgalar onun sesiydi, gözleri, sevgisi... Tüm bedeniyle gemime çarptı ve her şey yön değiştirdi, artık bambaşka bir kıyıya sürükleniyordum.
Gökçe ile konuşmaya kendimi o kadar kaptırmıştım ki yanıma gelen Bulut'u fark etmedim. ''Nasıl gidiyor Gülşah?'' diye sordu. Tüm odağı bendeydi, Gökçe orada yokmuş gibi davranıyordu.
''Nasıl olsun aynı işte.''
''Ece ile fena kapışmışsınız.''
Dudağımın kenarı kıvrıldı. ''Hemen de yetiştirmiş bakıyorum.''
''Arkadaşlar arasında sır olmaz. Ece çok öfkeli. Benden duymuş olma ama yurt müdürü tatilden döner dönmez seni şikayet edecekmiş.''
''Etsin bakalım.''
''Ailesine de kesin haber verirler dedi yalnız dikkatli ol.''
''Zaten esas amacı bu, şunun şurası dönemin bitmesine ne kadar kaldı, yurttan atılsam ne olacak? Ama o ailemin de haberi olsun da hır gür çıksın niyetinde.''
Gökçe'ye ilk kez bakış attı ardından bana dönüp, ''Olayı bir de senden dinlemek isterim, bir ara baş başa konuşalım.'' dedi. Gökçe'nin anında ifadesi sertleşti, sinirlendiğini anlamıştım ama ben hiç umursamadım. Bulut'a, ''Bu kadar meraklı olmak iyi değil.'' dedim. ''Unutma, kediyi merak öldürür.''
''Kedi mi?'' dedi alaycı bir şekilde Bulut. ''Ben ancak bir kaplan olabilirim.''
''Bir kaplanla tek ortak noktan fazla uyumak olabilir.''
Bulut şaşırmıştı. ''Cemre değiştiğini söyledi ama ben pek inanmadım. Şimdi görüyorum ki haklı galiba. Ama bu kötü değil, iyi yöne evriliyorsun. Son zamanlarda güzelleştin de.'' Bulut elini saçlarıma doğru uzatırken gayri ihtiyarı omuzumu geriye çektim. Gökçe öne doğru atılıp Bulut'un bileğini yakaladı ve eklemini arkaya doğru büktü. Bulut'un acı dolu sesini duydum. ''Ona izin almadan dokunmaya kalkma, bileğini kırarım.'' dedi Gökçe.
Bulut elini Gökçe'den sert bir hamleyle kurtardı. ''Arkadaşlar arasında olur böyle şeyler, tabi sen nereden bileceksin?''
''Olanlardan sonra Gülşah'ın değil de o şerefsizin yanında durduğuna göre, onun arkadaşının. Gülşah'ın değil.''
Bulut öfkeli gözlerle bakıyordu karşısındaki sarışın adama. ''Gürkan senin hakkında o kadar haklı ki...''
Gökçe kaşlarını kaldırdı. ''Farkındaysan ne dediğini sormuyorum bile, o kadar sikimde değil.''
Bulut kendi kendine fısıltıyla küfür etti ve yanımızdan uzaklaştı. Gökçe o gittikten sonra, yanımda kendi ettiği küfür için özür diledi. ''Sinirlendiğim zaman ben de ediyorum.'' dedim. ''Hatta geçen Ece'ye küfrettim. Zaten biraz da o yüzden bu kadar delirdi.''
''Seni bu kadar sinirlendirecek ne yaptı?''
''Boş ver, hiç önemli değil. Ondan bahsedip canımı sıkmak istemiyorum.'' Gökçe anlayışla başını salladı ve başka bir şey sormadı. Kollarını kavuşturunca gözlerim bugün yine bileğinde olan tokaya kaydı. Tokayı işaret edip, ''O benim mi?'' diye sordum.
Gülümsedi. ''Evet. Umarım geri istemeyeceksin.''
''Hayır istemeyeceğim. Onu sürekli takıyor musun?''
''Her gün.''
''Neden?''
''Sana ait bir şeyi yanımda taşımak beni mutlu ediyor.'' Derin bir nefes alıp başımı 'Anladım.'' anlamında salladım ve gözlerine daha fazla bakmaya dayanamadığım için öne eğdim. Ara vakti bitmişti. Ders başlamak üzereydi. Sınıfa dönmemiz gerekiyordu. Ama olduğum yere çakılmış gibiydim. Kafamı bile kaldıramıyordum. Yine... Onun derin bakışları beni her daim savunmasız bırakıyordu.
*******************************
O hafta Gökçe ile zaman buldukça kütüphaneye gittik. Ona anlamadığım her şeyi sordum, sabırlı bir şekilde tüm sorularımı cevapladı. Hatta bazı yerleri oturup baştan anlattı. Bir gün elimde benim için çıkardığı notlarla geldi ve bana verdi. O kadar uğraşmıştı ki gözlerim dolmuştu. Daha önce hiç kimse benim için bu kadar çaba göstermemişti. Kendimi onun yanında ufacık hissediyordum. Keşke ben de onun için bir şeyler yapabilseydim.
Yoğun bir haftadan sonra cuma çıkışı Gökçe ve arkadaşları ile birlikte gidip bir yerde yemek yedik. Ardından bahsettikleri şu müzikli kafeye gittik, her birimiz birer içecek sipariş ettik. Çok geçmeden sahneye müzisyen gelmişti, yirmili yaşlarının ortasında gösteren esmer bir adamdı. Herkese ''Hoş geldiniz.'' dedi ve kısa bir konuşma yaptı. Ardından, ''Bu tatlı bahar akşamında da sizinle çok güzel şarkılar söyleyeceğiz ama önce benim için açılışı çok kıymetli bir arkadaşımızın yapmasını istiyorum.'' dedi ve bizim masaya baktı. Şaşkınlıkla kimden bahsettiğini çözmeye çalışıyordum. ''Pamuk sesli ve çok yakışıklı bu genç arkadaşımızı sahneye davet ediyorum. Huzurlarınızda Gökçe Uluhan.''
Gökçe yerinden kalktı ve sahneye yürümeye başladı. Kafede bir alkış tufanı koptu. Resmen şokta olduğum için ben alkışlayamamıştım. Hareketsiz biçimde öylece olanı biteni seyrediyordum. ''Umarım batırmaz.'' dedi Kartal.
''Mümkün değil o kadar çalıştık.'' dedi Ayhan. Gökçe sahneye çıktı ve sandalyeye oturdu. Gitarı da kucağına aldı ve mikrofonu boyuna göre ayarladı. Şu an burada neler oluyordu? Gökçe gitar konusunda hiç iyi olmadığını söylemişti, hatta ondan çalmasını istediğimde beni reddetmişti. Şimdi bu kadar insanın içinde hem şarkı söyleyip hem gitar mı çalacaktı yani?
Herkes susmuştu, kafe şimdi çok sessizdi. Gökçe performansına başlamadan bana baktı. Mikrofondan duyulan nefes sesi kalbime hiç iyi gelmiyordu. ''Sevdiğim kadın için...'' Donup kaldım. Nefes bile alamadım. Gitarının teline vurduğu an şarkıya girdi. ''Çok seneler geçti senden sonra...''