İçeriğe geç

Okyanus

Bölüm 19 · 11 dk okuma

Okyanus

Bölüm 19

Evrendeki Başka Bir Oda 2

Hayat dediğimiz sonuçta kendi korneamızdan izlediğimiz anılar bütünüydü. Zihin bu anıları depolardı. O andaki kokularla birlikte... Bu yüzden özellikle çocukluğumuza ait bir koku duyduğumuzda o çocukluktaki bir anı bilinçsizce gözümüzün önüne gelirdi. Yazık ki bu anıların çoğunu hatırlamazdık. Yıllar geçip yaşlandıkça, zaman hızlandıkça anılar da silikleşirdi. Hayat zorlaşır, zihin ağırlaşırdı.

Yaşlanabilecek miydim? Nasıl bir insana dönüşecektim? Bilemiyordum. Ama bu anıyı hep hatırlayacaktım. Gökçe'nin benden sadece birkaç santim uzaktaki yüzünü, güzel kokusunu zihnime kazıyacaktım. Transtan çıkmam kolay olmamıştı ama başarınca ondan biraz uzaklaşıp bakışlarımı kaçırdım. ''Saçmalama.''

Gözleri hala benim üzerimdeydi. Ona kaçamak bir bakış attığımda meraklı gözlerle beni izlediğini gördüm. Acaba doğru mu söylüyor diye düşünüyordu muhtemelen. Aynı soruyu ben de kendime soruyordum maalesef. Gökçe'nin sorusu kafamın içinde bir aydınlanma yaratmıştı. Onu gerçekten kıskanıyor olamazdım öyle değil mi? Neden kıskanacaktım ki? İnsan hoşlandığı birini kıskanırdı öyle değil mi? Hayır, hayır kesinlikle kıskanmıyordum. Benimki sadece meraktı. Elbette Gökçe'nin eski sevgilisini merak etmem çok doğaldı. Belki de onu kendimle karşılaştıracaktım. İyi ama neden? Gökçe onu sevdiği için mi? Bana benziyor mu diye merak ediyordum belki de. Diyelim ki benziyordu, ne olacaktı? Gökçe'nin duygularından daha mı çok emin olacaktım?

İçimdeki sese 'Sus artık!' diye bağırdım ve biraz sakinleşince yönümü tekrar karşımdaki sarışın adama döndüm. ''Kıskanmıyorum.'' dedim üzerine bastırarak.

Ellerini havaya kaldırıp uysal bir halde, ''Tamam peki öyle olsun.'' dedi. ''Sana bir suçlama yöneltmedim, sadece şüphelerimi dile getirdim.''

''Şüphelerin gerçek değil.'' diyerek karşı çıktım. Hafifçe gülümseyip başını salladı. Çırpınışlarım ona komik geliyor gibi hissettim ve gururum incindi. Durumu acilen toparlayıp onu bu konudan uzaklaştırmam gerekiyordu. Şeyda konusunu da sonsuza kadar kapatmaya karar verdim.

''Neden ne sevmezsin diye sordun. İnsanlar genelde karşıdaki kişinin neyi sevdiğini merak ederler.''

''Neleri sevdiğini az çok biliyorum. Okyanusları seviyorsun, maviyi, haşlanmış patatesi, tulumba tatlısını, yeşil çayı, müzik dinlemeyi...''

Şaşkın bir şekilde ona baktım. ''Bunların hepsine nasıl dikkat ettin?''

''Seninle ilgili her şey ilgimi çekiyor. Farkında olmadan dikkat ediyorum. Ne söylediğine, nasıl söylediğine, nasıl baktığına... Yemekhanede hangi yemeği yiyip hangisini çatalınla ayırdığına kadar...''

Sıkıntılı bir nefes verdim. Onun hakkında, onun benim hakkımda olduğu kadar dikkatli olmadığım için kendimi kötü hissetmiştim. Bu yüzden, benim sormam gerekiyordu. ''Peki sen ne seversin?''

''Yeşil rengini severim. Doğayı ve onunla ilgili her şeyi... Dağları, ormanları, nehirleri... Operaya gitmeyi, yürüyüş yapmayı, elmalı turtayı, şarabı, deniz ürünlerini... Böyle şeyler işte...'' Onu dinlerken istemsizce gülümsedim. Gökçe hakkında yeni bir şeyler öğrenmek beni çok mutlu ediyordu. Öğrendiğim her şey bahçesindeki duvarları biraz daha inceltiyor, şeffaflaştırıyor gibiydi. Günün birinde onu tamamen tüm çıplaklığı ile görme arzusu kalbimde büyüyordu.

''En sevdiğin film ne peki?'' diye sordum.

''Ran.''

''Kurosawa'nın değil mi?''

''Evet.''

''Onun filmlerini duydum ama hiç izlemedim. Sadece Yedi Samuray'ın yarısına kadar izlemiştim, ama devamını getiremedim. Lise yıllarım için fazla depresifti.''

''Tarzı biraz öyle. Senin favori filmin ne?''

''Rüzgar gibi geçti.''

''O da bir klasik.''

''Evet.''

''Filmini izlemedim, ama kitabını okumuştum.''

''Ben de kitabını hiç okumadım. Ama çok güzel diyorlar, bu yüzden merak ediyorum açıkçası.''

''Benim kütüphanemde var, sana getiririm.''

''Gerçekten mi? Çok memnun olurum.''

''Yarın Ayhan'ın evinde toplanacağız. Sen de gelmek ister misin?''

Bu teklif bir anda tüm enerjimi yükseltti. Neşeli bir sesle, ''Olur tabi, çok isterim.'' dedim. ''Ama Ayhan için sorun olur mu?''

''Neden sorun olsun?''

''Siz bir arkadaş grubu olarak toplanacaksınız sonuçta, ben bir yabancıyım.''

''Artık yabancı sayılmazsın. Uğur'un ev arkadaşı olmayacak mısın?''

''Sadece sözlü bir anlaşma yaptık.'' dedim şakayla karışık.

''Uğur da sen de sözlerini bozan insanlar değilsiniz. Hem belli mi olur belki yakında sadece Uğur'un ev arkadaşı değil, Ayhan ile Kartal'ın da yengesi olursun.''

Duyduğum şok edici cümle karşısında ağzım bir karış açık kaldı, öyle ki birkaç saniye sonra zorla kapatabilmiştim. Gökçe ise gülmeye başladı. ''Özür dilerim.'' dedi. Ama mahcup bile görünmüyordu, aksine söylediği şey onu çok mutlu etmiş gibiydi. Onda görmeye hiç alışık olmadığım muzip çocukça bir sevinç vardı. Gittikçe daha açık sözlü oluyordu ve ben bunların hepsine hazırlıksız yakalanıyordum.

''Komik mi gerçekten?'' diye çıkıştım.

''Hayır, sadece utangaçlığını çok tatlı buluyorum.''

''Ve beni utandırmak için elinden geleni yapıyorsun. Tıpkı korkutucu olmaya çalıştığın o zamanlardaki gibi bu da başka bir taktik mi?'' Göğsüne hafifçe 2 kere vurmaya çalıştım ama sadece bir tanesine müsaade etti. İkinci yumruğu engelleyip bileğimi yakaladı ve dudaklarını elime bastırıp öptü. Sonra diğer kolunu uzatıp yanağımı elinin tersiyle hafifçe okşadı ve derin bir ifadeyle bana baktı. Yine kalbim güm güm atmaya başlamıştı. ''Hayır, senin yanında hiçbir taktiğim yok şahım. İçimden nasıl gelirse öyle davranıyorum.''

Tekrar bakışlarımı kaçırıp başımı salladım. Fakülte çevresinde hemen hemen kimse kalmamıştı. Derin bir sessizliğin ortasında biz de sustuk.

**********************

Beni evime Gökçe bırakmıştı. Ertesi gün öğle vakitlerinde de almaya geldi. Artık bunlara çok itiraz etmiyordum, hem kabul etmiyordu hem de ne yalan söyleyeyim işime geliyordu. Kendi başıma bir yerlere gitmekten üşendiğim için değil, onunla bahaneyle daha uzun süre baş başa kaldığım için. Arabayla seyahat ederken her daim onun yanına oturuyordum. Bazen gözlerini yoldan ayırıp uzun uzun bana bakıyordu. Öyle durumlarda onu uyarmak zorunda kalıyordum. Onun gözlerinde kaybolur ve ben de ona eşlik edersem kaza yapabilirdik. Benim yüzümden başına bir şey gelmesini asla istemezdim.

Çok garipti. Kazayı düşününce bile kendi yaralanmamdan önce onun yaralanma ihtimalini aklıma getiriyordum. Kendi canımdan çok onun canının yanmasından korkuyordum. Gerçekten ona karşı hisler mi besliyordum? Aslında bu beni bir taraftan heyecanlandırsa da bir taraftan çok korkutuyordu. Ona kapılmak, Gürkan'a kapılmaktan çok daha farklı olacaktı çünkü. Belki de geri dönülmez bir yola girmek üzereydim. Ama duygularımı kontrol etmekte güçlük çekiyordum. Her zamanki gibi....

Ayhan'ın evine vardığımızda kumral çocuk evde yalnızdı. Henüz Uğur ile Kartal gelmemişlerdi. Ayhan bizi içeri buyur etti. Ama onda tuhaf bir hal var gibiydi. Sanki hastaydı, yavaş yürüyordu ve halsiz gibiydi, yüzü de asıktı. Gözleri çökkündü. Ağlamış mıydı acaba? Biz oturduktan kısa bir süre sonra Ayhan bana, ''Sana bir şey göstermek istiyorum.'' dedi.

Şaşırmıştım. ''Tabi.'' Ayhan ayağa kalkınca ona eşlik ettim. O sırada Gökçe'nin telefonuna bir bildirim geldi. Gelen mesajı okuduktan sonra Gökçe, Ayhan'a döndü. ''Uğur'un maçı bitmiş. Birazdan yola çıkacaklarmış. Evde atıştırmalık bir şey var mı?''

''Hayır, çay bile yok.'' dedi Ayhan soğuk bir sesle.

''Ben alıp geleyim.'' dedi Gökçe.

Ben tam 'Ben de geleyim.' diyecektim ki Gökçe bana yaklaşıp kulağıma eğildi ve fısıldadı. ''Onu dinle, belki sana anlatır.'' Şaşkın bir yüzle başımı sallayıp onayladım. Sonra da odasına kadar Ayhan'ı takip ettim.

Büyük ama sade bir odaydı. Duvar rengi açık maviye boyanmış, mobilyalar beyazdı. Odadaki ikinci kapı terasa açılıyordu. Yatağının üzerindeki duvarda kocaman bir tablo asılıydı. Fırtınada savaş veren bir gemi...Köşede kahverengi klasik bir gitar, kutusundan çıkarılmış bir halde tek başınaydı. Tellerine yeşil bir pena sıkıştırılmıştı. Bu geniş odada sıkışıklık çeken tek nesne o olmalıydı. Duvarlardan birine dayandırılmış mavi bir ikili kanepe vardı. Gözüm kanepenin yanındaki sunta kitaplığa kayınca kendi aldığım hediyeyi orada gördüm ve gülümsedim. Tabi artık cam korumalığı olmadığı için anlamını kaybetmiş gibiydi, yine de hala sevimliydi.

Ayhan çekmecesinden bir şey çıkarırken, ''En çok senin hediyeni beğendim.'' dedi.

''O gün de söylemiştin.''

Kaşları çatıldı. ''Söyledim mi? Unutmuşum.'' Oryante olmakta zorlanıyor gibiydi, ondan hiç içki kokusu almıyordum ama sarhoş bir hali vardı. Belki de hiç uyumamıştı, uykusuzluk da insanı bu hale sokardı. Bana doğru yavaş adımlarla yürüdü ve elindeki hediye kutusunu bana uzattı. ''Senin için aldım.'' dedi. ''Hediyeni çok beğendiğim için ben de sana bir hediye almak istedim.''

Kısa bir tereddütten sonra, kutuyu avuçlarımın içine alıp teşekkür ettim. Benim doğum günüme daha çok vardı ve bana hediye almak için başka bir bahanesi de yoktu aslında. Biz Ayhan'la arkadaş bile değildik. Belki de bu yüzdendi, hediyemin altında kalmak istememişti. Ambalajı yırtmamaya çalışarak yavaşça açtığımda mavi bir takı kutusu gördüm. Kutunun içinden boncuklu bir bileklik çıktı. Beyaz boncukların arasında yer yer dalga motifleri olan küçük taşlar vardı. Gülümsedim ve Ayhan'a tekrar teşekkür ettim.

''Kabul etmene sevindim.'' dedi.

Kutuyu tekrar hediye paketinin içine koyarken, neden böyle bir şey söylediğini anlamlandırmaya çalıştım ama çözemedim. ''Reddetmek kabalık olurdu.'' dedim.

Alaycı bir şekilde gülümsedi. ''Diğer kişi reddetti.''

''Bunu aslında başka birine mı almıştın?''

''Tabi ki hayır. Başka birine başka bir takıcıdan başka bir hediye almıştım. Ama o reddetti.'' Sessiz kalıp başımı salladım. Bu kadar perişan görünmesinin sebebi bu muydu acaba? Kanepeye çöker gibi oturdu. Gözlerini kapatıp alnını ovaladı. ''Başım çatlıyor.''

''Hiç uyumadın mı?''

''Uyuyamadım.''

Yutkunup, cesaretimi topladım ve o soruyu sordum. ''Neden, bir şey mi oldu?'' Cevap vereceğini sanmıyordum, muhtemelen sadece 'Boş ver' deyip geçiştirecekti. Ama Gökçe onu dinlememi istememişti, bu yüzden bunun için bana çok düşük gibi gelen şansımı denemekten zarar gelmezdi.

''Hiçbir şey olmadı. Bu yüzden üzgünüm belki de pişmanım. Ama niye pişman olduğumu bilmiyorum. Onu sevdiğim için mi yoksa söylediğim için mi?'' Bunu duymayı kesinlikle beklemiyordum işte. Yatağına, tam karşısına oturdum. Demek bir gönül meselesiydi.

''Birini mi seviyorsun?''

Gözlerini açıp bir süre hiçbir şey söylemeden bana baktı. ''Sır tutabilir misin?''

''Evet.''

''Gökçe çok dürüst biri olduğunu söylemişti ama sırların anlamını biliyorsun öyle değil mi? Hiç kimseye anlatamazsın. Gökçe'ye bile...''

''Biliyorum, çocuk değilim.'' dedim.

Derin bir nefes aldı. ''Evet. Uzun zamandır bir kızı seviyorum. Sonunda cesaretimi toplayıp açıldım ama reddedildim. Çok komik değil mi? Okuldaki pek çok kız benim sevgilim olmak istiyor, benim sevgilimi olmasını istediğim kız ise beni bir çocuk olarak görüyor. Benden sadece üç yaş büyük ama beni bir çocuk olarak görüyor. Bunu her söylediğinde biri kalbimi kerpetenle sıkıyormuş gibi hissediyordum. Bizzat ağzından duyunca üzerimden dozer geçmiş gibi hissettim. En büyük korkum abime aşık olmasıydı ama zaten aşık olduğu başka bir adam varmış. Bir süredir sevgililermiş hatta. Abimin askerdeki o arkadaşı... O gece, doğum günümün olduğu gece ona ilanı aşk etmiş. Demek o yüzden o kadar mutluydu...'' deyip kendi kendine güldü Ayhan.

''Aslı...'' dedim sadece. Başıyla onayladı. Yüzünde acı çeker bir ifade vardı. ''Geç kaldığını mı düşünüyorsun?'' diye sordum.

''Geç ya da erken... Bu zaman mefhumuyla ilgili değil. Biz zaten her zamanda imkansızmışız. Bunu bana olabilecek her şekilde anlattı.'' Gözleri dolmuştu. ''Şimdi rahatlamam gerekiyor öyle değil mi? Zaten mümkün değilmiş deyip koyvermem gerekiyor. Neden yapamıyorum?''

''Çünkü henüz çok erken. Zamana ihtiyacın var.''

''Sen de sevgilinden yakın zamanda ayrıldın, aşk acısı çekiyor olmalıydın ama çok iyi görünüyorsun. Onu sevmemiş miydin?''

Başımı iki yana salladım. ''Hayır, çok sevmiştim. Ama o benim sandığım gibi biri değilmiş. Belki de bu yüzden, artık sevmiyorum.''

''Aslı da kötü biri olsaydı, onu daha kolay mı unuturdum yani?''

''Bilmem belki de. Burada senin canını yakan, Aslı değil aşkın kendisi çünkü. Ve aşkın kendisini atlatmak bir insanı atlatmaktan çok daha zordur.''

Göğüs kafesi inip kalktı. ''Bir labirentte kayboldum.''

''Neden arkadaşlarına anlatmıyorsun? Onlar seni herkesten iyi tanıyor. Seni o labirentten onlardan başka kim çıkarabilir? Çıkaramasalar bile en azından karanlıkta bir meşale yakarlardı, yolunu daha kolay bulurdun.''

''Utanıyorum Gülşah.''

''Utanıyor musun? Gerçekten mi? Kendinden büyük birini sevdiğin için mi? Ne var bunda, ne olmuş yani, olamaz mı? Ayıp mı bu?''

''Aslı'yı tanıdığımda 16 yaşındaydım. Ergenlik aşkı olduğunu düşünecekler.''

''Ve seni ciddiye almayacaklar. Duygularını küçümseyecekler, öyle mi? Onları tanımıyormuş gibi konuşuyorsun. Hem diyelim düşündüler, düşünsünler. Ne yaşadığını ne hissettiğini sen biliyorsun. Başka birine açıklamak zorunda mısın? Başka birine kabul ettirmek zorunda mısın duygunun, acının büyüklüğünü? Sen anlatırsın. İnsanlar da anlamak istedikleri kadar anlarlar işte, ne yapalım.''

''Anlattım. Sana anlattım.''

Hafifçe gülümsedim. ''Ben Gökçe değilim ki.''

''Duygularımı en yakınımdakilere daha zor açıyorum. Güler yüzlü bir maske takıyorum ve altındaki ağlayan palyaço görünmüyor. Sonuçta kimse bana acımıyor. Sadece bazen içimde sakladıklarım taşıyamadığım bir boyuta geliyor ve biriyle konuşmak istiyorum. Sen sadece beni dileyerek bile bana bir meşale yakmış olabilirsin Gülşah.''

Ona kırık bir şekilde gülümsedim. O sırada zil çaldı. Ayhan elinde hayali bir maske tuttu ve yüzüne yerleştirdi. Kıkırdamaya başladı. Aniden oturduğu yerden enerjik bir şekilde fırladı. ''Gökçe gelmiştir, hadi inip ne almış diye bakalım.''

Gerçekten gelen Gökçe'ydi. Kapıdan içeri elinde poşetlerle girdi. Yakın arkadaşı ile birlikte mutfağa taşıdılar poşetleri. Ayhan çaydanlığa su doldurup ocağın üzerine koydu. Çok geçmeden Uğur ve sevgilisi de gelmişti.

****************************************

Kartal sigara içecekti, bu yüzden erkekler terasa çıktılar. Uğur ile ben de mutfaktaydık. Uğur çayı demledi. Ben de o sırada tabaklara kuru pasta ve kekleri koydum.

''Sen zayıfladın mı?'' diye sordu Uğur.

Kendi bedenime kısa bir bakış attım. ''Bilmem, belki de.''

''Diyet mi yapıyorsun?''

''Yoo hayır, bu ara yürüyüş yaptım biraz.'' Gürkan yüzünden de bir ara iştahım hep kapalı olduğu için aç gezmiştim, muhtemelen onun da etkisi vardı ama bunu elbette Uğur'a söylemedim. Gidip Gökçe'ye söylerse, Gökçe kesin sinirlenirdi.

''Bildiğim benim eve yakın bir spor salonu var. Bir dönem orada yogaya gitmiştim, sonra takım antrenmanları yüzünden bıraktım. Ama güzel bir yerdir, çalışanları ilgili. Aşırı pahalı da değil. İstersen gidip bir görüşebilirsin.''

''Bu sene zaten çok az vaktimiz kaldı ama seneye belki giderim.''

''Şimdi adını unuttum, eve giderken bakıp ben sana ismini yazarım.''

''Tamam, teşekkür ederim.''

Çay kaynamaya başlayınca, erkekleri çağırmak için üst kata çıktım. Ayhan'ın odasına girdim. Terasa açılan kapı açıktı ama önüne tül perde çekiliydi. Üstelik yönleri orman manzarasına dönüktü. Geldiğimi fark etmemiş, kendi aralarında konuşmaya devam ediyorlardı.

''Bu kızı sevdiğinden eminsin yani.'' dedi Kartal.

''Evet eminim.'' Gökçe'nin keskin sesini duyduğumda olduğum yere çakılı kaldım. Benden bahsediyorlardı.

''Daha ne kadar zaman oldu ki? Ne kadar zamandır tanıyorsun? Ne ara bu kadar deli divane oldun?''

''Aşkın olgunlaşması için ille de uzun zamanlara ihtiyaç olmaz. Bazen birine birden bire öylece tepetaklak düşeriz bir daha da kalkamayız.''

''Öyle tabi.'' dedi Kartal. ''Acele karar verme diye dedim. Büyük laflar ediyorsun, üzmeyesin kızı.''

''O üzülmesin diye tüm dünyayı yakarım, kendimi de yakarım. Hem sen benim ne zaman hissetmediğim bir şeyi söylediğimi gördün kardeşim.''

''Ben görmedim.'' dedi Ayhan.

''Ben de görmedim ama şaşkınım. Daha önce herhangi bir kıza gözünün ucuyla bile baktığını görmemiştim. Şimdiyse bu kızı dilinden düşürmüyorsun. Ne oldu? Büyülendin mi?''

''Öyle olmalı. Onun yanında farklı, zaman daha farklı akıyor onun yanında, ben daha farklı biri oluyorum. Kalbim de beynim de farklı çalışıyor, gözlerim başka görüyor. Hissettiklerim de farklı bildiklerim de... Onun yanı evrendeki başka bir oda ve ben en iyi orada nefes alıyorum. Bu bir büyücünün işi değil de ne?''

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.