Yanlış mı okudum acaba diye düşünüp ekrana tekrar tekrar baktım. Aramayı kapattım, Gökçe'nin ekran aydınlığı söndü. Kafamı kaldırıp ona döndüm. Başını hafifçe sağ tarafa doğru eğmiş derin bir ifadeyle bakıyordu bana. ''Güzel bir tesadüf değil mi?'' dedi. ''İsmini kafamın içinde böyle kısaltmayı sevdiğim için seni böyle kaydettim. Ama eğer dünya satranç tahtasıysa bile değişmez, ön sırada ilk ölüme gönderilecek piyade değilsin, bu tahtadaki en değerli taş sensin.''
Bana gerçekten değer veriyordu, bunu gözlerinde bile görebiliyordum. Gürkan'ın ancak sözlerinde duyduğum şey onun gözlerinde asılıydı. Ama niye bana bu kadar değer veriyordu? Hepi topu bir aydır tanışıyorduk. Daha mühimi onun hayatına hiç dokunmamıştım, o bana her zaman yardımcı olmuştu. Benim ona minnettar olmak için çok sebebim vardı, tıpkı hayran olmam için sebeplerim olması gibi. Benimse ne imrenilecek ne de hayran olunacak hiçbir özelliğim yoktu. Onun için neden değerliydim?
Sessiz bir şekilde birbirimize öylece baktık. Düşüncelerim dilime dökülemiyordu. ''İngilizce'de Şah Kral, Vezir ise Kraliçe aslında.'' dedi.
Gülmeye başladım. ''Onu öyle düşünmemiştim. Oyunun kökeni batıya ait değil hem de İngiltere'de yaşamıyoruz. Sen hiç kadın vezir gördün mü?''
''Erkek şah da görmedim. Yine de en değerli taşın bir erkek olması doğru mu emin değilim.''
''O zamanlar ülke yöneticilerin çoğu erkekti, bugün bile öyle. Zamanla değişecektir.''
''İngiltere monarşi tarihinde son 500 yıldaki en önemli ve meşhur iki hükümdarın da kadın olması bir ironi olmalı o zaman.''
''Sanırım öyle. Ben aşırı klişeleşmiş cinsiyet kalıplarından hoşlanmıyorum. Velhasıl şimdi düşününce güç konusu hariç şahla benzer taraflarım da var. Hareket alanım kısıtlı ve etrafımdakilere fazla bağımlıyım. Onların seçimleri beni etkiliyor. Sense özgürsün, en uzak diyarlara bile gidebilirsin, diğerlerinde olmayan yeteneklerin var. Ve teksin, biriciksin. At, kale ya da fil gibi değilsin. Senden bir tane daha yok.''
''Senden de bir tane daha yok Gülşah.''
Başımı hafifçe iki yana sallayıp gülümsedim. ''Demek ismimi kafamın içinde kısaltıyorsun.''
''Bazen evet. Aslında dışarıdan da söyleyebilsem çok iyi olurdu. Tabi rahatsız olacaksan asla söylemem, bir daha lafını bile etmem.''
''Rahatsız olmam sadece komik olan şu ki uzun bir süre ismimi bile söylemedin. İlk kez Ayhan'ın partisinde söyledin. Yoksa içinden hep bu kelimeyi mi geçiyordun?''
''İlk o partinin ertesi sabahı arabama bindiğinde geçirmiştim. Koltuğu ıslatmaktan duyduğun endişeyi görünce... Bu kadar basit bir şeyi bile dert edecek kadar düşünceli olman çok etkileyiciydi. Aslında seninle ilk tanıştığımızda niyetinin iyi olmadığını düşündüm.''
Şaşırdım ve oturduğum yerde gövdemi geri çektim. ''Nasıl yani?''
''Arkadaşının Ayhan'dan hoşlandığını, diğerleriyle birlikte bizim hakkımızda sık sık konuştuğunu fark etmiştim. O voleybol maçını niye ayarladıklarını da biliyordum.''
Şaşkınlığım arttı. ''O yüzden mi o gün o kadar suratsız davrandın? Bulut öyle söyledi.''
''Tanımadığım insanlara karşı mesafeliyimdir ama o gün Bulut'un gereksiz kıskançlıkları beni daha çok irrite etti, haset insanlardan hoşlanmıyorum. Sen o gün masamıza geldiğinde amacının bizden istihbarat toplayıp arkadaşlarına yetiştirmek olduğunu düşünmüştüm. Ama beklediğimden farklı davrandın. Hemen hemen hiçbir soru sormadın, anlatılanlardan fazlasını öğrenmeye çalışmadın ve Ayhan'a karşı çıkışman da beni şaşırttı. Onu daha çok şaşırttı aslında. Zengin, yakışıklı, dışadönük ve çevresi olan insanların yaşadıkları tüm pozitif ayrımcılığa hayatı boyunca sahipti. Pohpohlanmaya alışık. Tam tersi bir tepki beklediği bir şey değildi, benim de değildi. O zaman seni yanlış yargıladığımı düşündüm.
Sonrasında zamanla ne kadar düşünceli olduğunu fark ettim. Kütüphanede yorgun göründüğümü düşündüğün için bana kahve aldın, üşüyebileceğimi düşündüğün için pencereyi kapattın. Arkadaşın bile değildim senin, tamamen bir yabancıydım. Ayhan da aynı şekilde, ama ona doğum gününde en seveceği şeyi almaya çalıştın. Uğur yalnız kalmasın diye maçına gittin.
Elbette insanlar birbirlerine jestler yaparlar ama genelde bir çıkar için yaparlar bunu. Karşılığında bir şey beklerler. Sen hiçbir şey beklemiyorsun. Hiçbir şey beklemeden insanlara iyilikler yapıyorsun, hiçbir şey beklemeden bir adamı seviyorsun. Tanıdığım kimseye benzemiyorsun Gülşah.''
''Sen de benim tanıdığım kimseye benzemiyorsun. Bana şahım demek istiyorsan diyebilirsin ama başkalarının yanında söyleme, insanlar yanlış anlayacaktır.''
Bakışlarını masaya çevirdi, yüzü kaskatı kesilmişti. Tamam anlamında başını salladı. Bakışlarımı ondan alıp göle çevirdim. Güneş batmış, ay belirmişti çoktan. Yakamoz tüm ihtişamıyla gölün üzerinde süzülüyordu. Nice şiirlerin, şarkıların yazıldığı o eşsiz manzara... Ne yazık ki buna uzun süre bakamayacaktım, şehirden çok uzaktaydık. Şimdi ayrılmazsak yurda geç kalacaktık.
Yönümü tekrar Gökçe'ye döndüm. ''Kalkalım mı?'' dedim.
''Nasıl istersen.''
********************
Arabaya bindiğimde yolların kötülüğünden kaynaklı sallantı uykumu getirmişti. Başımı arka koltuğa yasladım ve gözlerimi açık tutmaya çalıştım. Açık radyoda hiç bilmediğim yabancı şarkılar çalışıyordu. Gökçe biliyor olmalıydı, arada kendi kendine mırıldanıyordu. Çıkan İspanyolca şarkılardan biri çok hoşuma gitti. ''Bu hangi grup biliyor musun?'' diye sordum.
''İl divo.''
Şarkı bitince reklamlar başladı, Gökçe radyoyu kapattı. Ben de telefonumdan grubu araştırdım. ''Aa üyelerden biri vefat etmiş.'' dedim.
''Evet salgında öldü.''
''Yazık çok da gençmiş. Ölüm kavramı ne kadar acımasız değil mi?''
''Çoğu zaman öyle.''
''Yengemi küçükken çok severdim, o da genç yaşta öldü. O zamanlar çok üzülmüştüm, keşke ölümü durdurabilsek diye düşünmüştüm. Tabi böyle bir şey mümkün değil. Çocuk aklı işte...''
''Bazen ben de böyle düşünürdüm, özellikle sevdiklerini kaybettikten sonra ölümden nefret etmek, onu yok etmek istemek çok normal. Ama şu an öyle düşünmüyorum. Bunun olması gereken bir şey olduğunu düşünüyorum.''
''Sonsuza kadar yaşamak sıkıcı olurdu cidden.''
''Sorun o değil. Biz sonsuza kadar yaşarız, sevdiklerimiz de... Ama kötü insanlar da öyle yaşayacaklar. Diktatörlerin, seri katillerin, tecavüzcülerin sonsuza kadar yaşadığını düşünsene. Sonsuza kadar kötülük yapmaya devam ettiklerini...''
''Aslında haklısın galiba. Zaten güçlülerin çoğu suçlu ve kötü, yaptıkları için bedel ödemiyorlar. Biz de onlara bakıp en azından bir gün ölüp gidecekler diyoruz. Belki de senin olmadığını düşündüğün adalet böyle geliyordur.''
''Bunun adil olduğunu düşünmüyorum çünkü herkes ölüyor. Sadece artık diğer insanlara zarar veremeyecekleri için rahatlıyorum.''
''Onlar ölüyor, sonra yerlerine başka kötüler geliyor ve aynı döndü devam ediyor.''
''Doğru, bataklığı kurutmadan sinekleri yok edemezsin. Sonsuza kadar o bataklığın içinde yaşayıp bak bir sinek daha ölmüş diye kutlama yapmak da gereksiz. Ancak en azından seni sokan sinek öldüğünde için biraz olsun için rahatlayabilir.''
Gökçe'nin söyledikleri beni düşündürmüştü. Ölünce mutlu olacağım kadar kimseden nefret etmiyordum sanırım. Gürkan ile Ece'nin yaptıkları elbette kötüydü ama dünyadaki gerçek saf kötülükle mukayese edilemezdi bile. İnsanlar neler yaşıyordu! Göz ucuyla yan taraftan arabayı huşu içinde süren Gökçe'ye baktım. Acaba o bu kadar büyük kötülüklere maruz kalmış mıydı ya da en azından şahit olmuş muydu? Hala onun hakkındaki pek çok şeyi bilmediğimi fark ettim. Ensemi tekrar koltuğa dayadım, gözlerim yavaşça kapandı.
''Gülşah...'' yan tarafımda hafif bir fısıltı şeklinde adımı duydum. Saçlarımda yumuşak bir el hissettim. Gözlerimi araladığımda bir çift mavi göz görmüştüm. İrkildim ve hafifçe geriye çekildim, uyku sersemliği ile nerede olduğumuzu anlamak için etrafa baktım. Hala Gökçe'nin arabasının içindeydik. Camdan dışarı bakınca yurdun önünde olduğumuzu gördüm.
''Geldik mi?''
Gökçe elini benden uzaklaştırırken ''Evet.'' dedi.
Emniyet kemerimi çözdüm. ''Uyuyakalmışım. Bıraktığın için teşekkür ederim.'' dedim ve yerdeki çantamı aldım.
''Önemli değil, akşam kendini yine kötü hissedersen ara mutlaka.''
''Artık Gürkan için kendimi kötü hissetmeyeceğim. O buna değmez.''
Kocaman gülümsedi ve başını salladı. ''İşte benim şahım.'' dedi.
Ona bu hitap biçimini kullanabileceğini söylemiştim ama yine de tuhaf gelmişti. Nedense utandım ama belli etmemek için çabaladım. ''Yarın okulda görüşürüz.'' dedim.
''Görüşürüz.''
*****************
İmza defterine son giriş saatine beş dakika kala imzamı atmıştım. Bugün de yine ucuz yırttım diye düşündüm. Eğer eve taşınırsam böyle bir derdim olmayacaktı. O yüzden bu fikre gittikçe daha da sıcak bakmaya başlamıştım. Odaya girdiğimde Yasemin'in kendi yatağında pijamaları ile oturduğunu gördüm. ''Geç kaldın Gülşah neredeydin?'' diye sordu.
Ceketimi askıya asarken, ''Gökçe ile dolaştık biraz.'' dedim.
''Bütün gün o çocukla mıydın?''
''Evet.'' dedim yatağa oturduğumda. ''Sahile gittim. Aradı, sesimin kötü olduğunu duyunca yanıma geldi. Ona olanı biteni anlattım. O da moralimi düzeltmek için beni bir balıkçıya götürdü.''
''Bu saate kadar balıkçıda mıydın?''
''Çok uzaktaydı, gidiş ve dönüş saatler sürdü. Onun arabası ile gittik.
İnanamaz bir ifade ile baktı. Yönünü bana dönüp ayaklarını yataktan sarkıttı. ''Gülşah sence bu normal mi? Henüz bu kadar yeni tanıdığı biri sevinsin diye bu kadar çaba göstermesi yani...''
Derin bir nefes verdim. Evet durumdaki garipliği ben de fark ediyordum ama Gökçe'nin kişiliğine veriyordum. ''Bence değil, ama fazla nazik biri.''
''Bunu daha önce de söylemiştim ama sadece sana nazik. O gün bizi partiye götürürken bana ne kadar kaba davrandı. Bence gayet ikiyüzlü biri...''
''Bu biraz ağır oldu.''
''Kişiliği baştan aşağı öyledir demiyorum ama öyle davranıyor. Farklı kişilere farklı zamanlarda farklı davranıyor. O yüzden, evet ya bu adam çok iyi o yüzden bu kadar çileyi çekiyor, deyip geçemiyorum.''
Merakla Yasemin'e baktım. ''Ne düşünüyorsun?''
''Senden bir çıkarı olmasın.''
İster istemez güldüm. ''Onun benden ne çıkarı olabilir?''
''Daha iki gün öncesine kadar aynı şeyi Gürkan için de söylerdim ama başımıza gelenlere bak. Beni yanlış anlama ama ben artık erkeklere zerre kadar güvenmiyorum.''
Yasemin'in endişesini anlıyorum. Beni korumak istiyordu. Tekrar üzülüp kırılmamdan korkuyordu. Söyledikleri çok mantıklıydı ama içimden asla Gökçe'den şüphe etmek gelmiyordu. Bu bir aptallık bile olsa bunu yapmak istemiyordum. ''Haklısın ama yine de... Bilemiyorum.''
''Neyi bilemiyorsun Gülşah. Erkekler hoşlanmadıkları kız için kıllarını bile kıpırdatmazlar. Ya senden hoşlanıyor ki bunu çok olası görmüyorum ya da Gürkan gibi başka bir şey planlıyor.''
''Ya da sadece nazik ve iyi biri.'' dedim, gözlerini devirdi. ''Gerçekten hala nasıl bu aptal olabiliyorsun ya..''
Gülmeye başladım. ''Amacım bu değil, sadece bir şüphe ile üzerini çizmek istemem.''
''Kim üzerini çiz diyor. Sadece biraz daha dikkatli ol.'' Sıkıntılı bir nefes verdi. ''Aslında senden hoşlansaydı çok iyi olurdu ama...''
''Bunun mümkün olduğunu zannetmiyorum.''
''Bence de.'' dedi enerjisi düşük bir şekilde. ''Onun gibi erkekler bizim gibi kızlara bakmazlar değil mi?'' Omuzları düşmüştü. Gökçe'den bahsetmediğini anladım.
''Ayhan konusunda eskiden daha pozitiftin.''
''Partide konuştuğumuzda çok ümitlenmiştim. Sonra fakültede bir iki kez selam da verdim, ama o da sadece selam vermekle yetindi. Benimle konuşmaya çalışmadı, hiçbir şey sormadı. Bana ilgisinin olmadığı o kadar bariz ki... Etrafında dolanıp kendimi rezil etmek de istemiyorum. Bunu diğer kızlar da yapıyor, o zaman ne farkım olacak? Beni daha çok görse bir şekilde daha çok konuşsa benden hoşlanacağına inansam çabalayayım ama... Bir etrafındaki kızlara bakıyorum bir de bana...Ben olsam ben de bana bakmazdım.''
Yasemin'in ilk kez kendini böylesine aşağıladığını görüyordum. Bu beni çok rahatsız etti, hatta kızdırdı. ''Kendin hakkında böyle konuşma.'' dedim yarı sert bir sesle.
''Ama yalan mı?''
''Yalan! Kesinlikle doğru değil. Sen çok güzel bir kızsın üstelik olmasan ne olacak? Sevilmek için dünya güzeli olmamız şart mı?''
''Erkeklerin bakış açısına göre...''
''Erkeklerin canı cehenneme! Her şeyimizi onlara göre mi ayarlayacağız?''
''Ayhan'ı istiyorsam evet.''
''Ben de Gürkan'ı istiyordum. Ne oldu? Mutlu oldum mu? Halime bak. Ya Ayhan da dışarıdan göründüğü gibi değilse bok gibi bir kişiliği varsa... Ayhan senin nasıl biri olduğunu göremeyecekse, sendeki güzelliği, değeri, senin onu ne kadar sevdiğini göremeyecekse ne faydası var? Sakın bir başkası için kendine bir daha böyle saçma sapan şeyler söyleme. Hele de bir erkek için asla...Sen Ayhan'dan daha değersiz değilsin. Kimseden daha değersiz değilsin.''
Yasemin'in gözlerinin nemlendiğini gördüm. Kollarımı açtım. İtiraz etmeden yanıma geldi, yanıma oturdu ve sarıldı bana. Gökçe de benimle konuşurken, bana sarılırken böyle hissediyor olmalıydı. Kendine haksızlık eden bir kıza destek olmak istiyordu. Tek derdi buydu. Ne bir amacı vardı ne de başka bir duygusu. 2 sene sonra psikolog olacaktı. Hepimizden çok daha iyisi de olacaktı şüphesiz. İnsanlarla konuşmak konusunda yetenekliydi. Onlara ümit verme konusunda da... Belki de benimle prova yapıyordu. Her ne amaçlıyorsa önemli değildi, onu itmeyecektim. Ona ihtiyacım vardı. Bunu asla ona söylemezdim ama vardı.
*************
Yasemin kendi yatağında çoktan uykuya dalmıştı. Ben kulaklığımı taktım, pek çok sefer yaptığım gibi yine uyumadan şarkı dinlemek istemiştim. Asya'nın 'Beni Aldattın' şarkısını açtım. Tabi ki aklıma direkt olarak Gürkan gelmişti. Gözlerimi kapattım. Onu ilk gördüğüm an gözlerimin önünce canlandı. Bana ilk baktığı, ilk güldüğü, ilk sarıldığı an... Üzüldüğünde titreyen o kahve gözleri...Kalemini tutuşu, yürüyüşü, kahkahası... Ona dair bölük pörçük aklıma kazınan bir sürü anı vardı. Onu düşündüğüm nice gece olmuştu, bu gece ise düşündüğüm son gece olacaktı, biliyordum. Yine de içim sızlıyordu. Gökçe'nin yanında unutmuştum, ama yurda döndüğümde, yatağa tek başıma uzandığımda, zihnimle tekrar baş başa kaldığımda nüks etti. Artık sebepleri sorgulamayacaktım, kendimi ya da onu suçlamayacaktım. Bu aşkı nasıl içime kabul ettiysem aynı öyle beni terk etmesine izin verecektim.
Okul bahçesinde tek başıma oturduğum an geldi gözümün önünde, elinde kitapla uzaklaşan Gürkan'ın ardından bakmıştım. Ona baktığımı fark edince omzunun üzerinden dönüp bana bakıp gülümsemişti bir an. Bin an gibi gelmişti. O gün nasıl bedenimden uzaklaştıysa bugün de öyle ruhumdan uzaklaşıyordu. Bir rüzgar gibi geçip gidiyordu işte... Gelişi gibi mutlu edici ya da heyecan verici de değildi, acı vericiydi. Kendi mutluluğu için birilerinin canını yakmaya karar vermişti, kurban olarak seçilmiştim. Belki de onu asla affetmeyecektim. İlk aşkımın kalbimde böyle bir yara olarak kalmasını hiç unutmayacaktım. Şarkı biterken gözlerimden yaşlar döküldü ve yastığı ıslattı. Her şey başladığı güzellikle bitmiyordu.
*********
Ertesi gün durakta Ece ve Cemre ile karşılaştık ama birbirimizden uzak durduk. O tarafa bakmadım bile. Cemre de durumun rahatsız ediciliğinin farkındaydı. Ne Yasemin ile ne de benimle konuşmadı. Okulda da Yasemin ile yan yana bizim gruptan ayrı oturduk. Ece ile Cemre de erkeklerden ayrı oturmuşlardı. Gürkan ile niye birbirlerinden uzak durduklarını anlamadım. Neticede artık aralarında bir engel kalmamıştı. Ama bunu artık çok da önemsemediğimi fark ettim ve bu konu hakkında daha çok düşünmedim.
Öğle arası Yasemin ile kantinde yemek yedik. Sonrasında yanımıza Cemre de gelip oturdu. ''Baran ile Bulut de durumu öğrenmiş.'' dedi.
''Baran ne dedi?'' diye sordu Yasemin.
''Hayvan herif dedi ne diyecek.''
''Ay amma çok kızmış haspam, bir de kulağını çekseydi. Yine aralarından su sızmıyordu, gayet şakalaşıyorlardı. Adamların hiç umurunda değil.'' dedi Yasemin.
''Aman erkekleri bilmiyor musun kendilerine bir yamuk yapılmadığı müddetçe kıçlarında olmaz, hatta kollarlar birbirlerini.'' dedi Cemre. Sonra bana baktı. ''Ece ile hala takılmama bozulmuyorsun değil mi? Kız yalnız kalmasın diye yoksa desteklediğim için falan değil.''
''Olur mu canım, hem benim derdim seninle değil biliyorsun.''
Derin bir nefes verdi. ''Sevindim. Onun tarafını tutuyormuş gibi gözükmek istemem. Benim de başıma gelse...'' kulağını çekip tahtaya vurdu. ''Allah korusun! Düşünemiyorum bile. Ona ben de çok kızdım, ağzıma geleni söyledim. Ama bana çok iyiliği oldu şimdi yalan yok. Baran ile bile aramızı o yaptı sayılır. O yüzden arkamı da dönemiyorum.''
''Ben gerçekten anlıyorum Cemre. En yakın arkadaşın sonuçta, öyle kolay değil silip atmak. Ben ne kızıyorum ne de alınıyorum. Zaten benim derdim başka.''
''Ay evet korkunç bir durum ya.'' dedi Yasemin. ''Ama iyi tarafından bak, kolay gösterdi gerçek yüzünü. Her şey çok daha geç de ortaya çıkabilirdi.''
''Bence çıkmazdı ya, Ece sabredemezdi.'' dedim ve Yasemin gülmeye başladı. ''Asabım bozuldu.'' dedi. O gülünce ben de gülmeye başladım. İkimiz de sinirlerimiz bozulduğu için gülüyorduk, bu halimizi gören Cemre de gülmeye başladı. Kısa bir an da olsa kendimi biraz daha iyi hissetmiştim.
**********************
Artık bahar tamamen geldiği ve hava bugün biraz daha sıcak olduğu için yürümek istemiştim. Yasemin'i beklemeden önden çıktım. O nasıl olsa otobüse binecekti. Fakülteden çıktığımda arkamdan birinin koştuğunu hissettim. Arkamı dönüp baktığımda Gürkan'ı gördüm. ''Gülşah bir konuşabilir miyiz?''
''Zaten konuşmadık mı?'' dedim soğuk bir sesle.
''Başka bir şey daha söylemek istiyorum. Bana yüzümü bile görmek istemeyecek kadar kızgın olmanı anlıyorum, bu yüzden sana mesaj atacaktım ama beni engellemişsin.''
''Arka arkaya bin tane mesaj atmandan rahatsız olduğum için olabilir mi?''
Bana doğru bir adım attı. ''Son bir kez beni dinle, sonra istersen hiç konuşmayız.''
''Hayır.'' dedim kesin bir şekilde.
''Gülşah..''
''Hayır dedi. Duydun.'' Sesin geldiği yöne baktığımda az ilerimizdeki Gökçe'yi gördüm. Gürkan ile aramıza girdi ve onun karşısına dikildi.
Gürkan, Gökçe'ye öfke ile baktı. ''Bu onunla aramızdaki bir mesele dostum, sen karışma.'' dedi.
''Ben senin dostum değilim. Düşmanın olmamı da hiç istemezsin.''
Gürkan alaycı bir biçimde güldü. ''Hadi ya! Sen kim olduğunu sanıyorsun?'' Bana dönüp baktı. ''Yeni sevgilin mi?'' diye sordu suçlayıcı bir sesle.
''Saçmalama!'' dedim hemen. Bunun üzerine tekrar Gökçe'ye baktı. ''O zaman karışmaya hakkın yok. Aramızdan çekil.''
''Hayırın anlamını öğreneceksin. Öğrenmezsen biri gelip sana öğretmek zorunda kalır.''
Gürkan'ın yüzünde derin bir öfke belirdi. ''Kibirli piç!'' dedi. Gökçe bir an bile tereddüt etmeden yüzüne şiddetli bir yumruk attı. Gürkan geriye doğru savruldu. Çabuk toparlanıp o da Gökçe'ye vurdu. Gökçe bundan kaçınmamıştı bile, sadece yanağı yan tarafa savruldu başka hiçbir tepki vermedi. Tekrar Gürkan'a baktığında alaycı bir şekilde gülümsedi, Gürkan kısa bir şaşkınlık yaşadı. Gökçe bundan faydalanıp onu omuzlarından tutarak geriye doğru ittirdi ve sırtını duvara yapıştırdı. Gürkan acıyla kısık bir inleme koyverdi. Kaşları çatıldı ve nefretle baktı karşısındaki adama. O kadar şaşkındım ki kaskatı kesilmiştim, hiçbir tepki veremiyordum.
''Seni etrafında istemiyor bu yüzden ondan uzak duracaksın.'' dedi Gökçe emreder gibi. ''Değil onunla konuşmak, onun etrafında dolaşmak, onun yüz metre yakınında bile nefes almayacaksın. Anladın mı?''
Gürkan dişlerini sıktı ve onu duvara iten güçlü kollardan kurtulmaya çalıştı ama başaramadı. ''Anladın mı?!'' dedi bir kez daha yüksek sesle Gökçe. Nihayet uykumdan uyanmış gibi ileri atıldım ve Gökçe'nin koluna yapıştım. ''Gökçe lütfen bırak.'' Gökçe bana baktı ve Gürkan'ı rahat bıraktı. Bir adım geriye gitti, bakışları hala bendeydi. Nedense yüzünde bir hayal kırıklığı ifadesi vardı. Muhtemelen bunu Gürkan'ı korumak istediğim için yaptığımı düşünüyordu. Ama ben sadece onu korumak istiyorum. ''Boş ver.'' dedim. ''Değmez.''
Hafifçe gülümsediğini gördüm. Gürkan'a tekrar baktığımda yüzündeki o duyduğu şeye inanamadığını gösteren ifadeyi gördüm. ''Değmez öyle mi?'' dedi kaşlarını kaldırıp. Sırtını duvardan kurtardı. Kafasını hafifçe yukarı kaldırdı ve kendini beğenmiş bir ifade takındı. Söylediğim şeyin egosunu incittiği çok açıktı. ''Ece ile artık birlikte olduğumuzu söyleyecektim. Başkasından değil, benden duy istedim. Tekrar incinme istedim.''
''Ece ile ya da her kimle olursan ol artık umurumda bile değil. Bu saatten sonra beni istesen bile asla incitemezsin. Bu yüzden Gökçe'yi de beni de daha fazla kışkırtmaya çalışma. Bizden uzak dur.''