Beni saran lavlar içimde derin bir öfke tetikledi. Yanımdaki kapıyı sertçe ittim, duvara çapma sesiyle sevgilim ve en yakın arkadaşım irkilip birbirlerinden ayrıldılar. Sesin geldiği tarafa baktıklarında beni gördüler. Büyük bir şaşkınlıktan kısa süre sonra farklı duygulara sürüklendiklerini gördüm. Gürkan'da utanç vardı. Ece'de ise bıkkınlıkla karışık bir kızgınlık. Neredeyse onları böldüğüm için bana öfkeli olacak kadar yüzsüz olduğunu düşünececektim. Tanıdığım Ece asla böyle biri değildi ama bu karşımdaki kız benim Ecem miydi ki? Bu kızı tanımıyordum. Bana yabancı olan o kıza bakmanın, ona bir şeyler söylemenin anlamsız olduğunu düşündüm.
Gürkan'a doğru hızlı ve hoyrat adımlarla yürüdüm. Ona hiddetle baktım. Ağzıma geleni söylemek, bağırıp çağırmak istiyordum. Yakasına yapışmak, hesap sormak... Ben tam bir şey söyleyecekken bakışlarını kaçırdı. Laflarımı yutup sinirlerim bozulmuş bir şekilde, istemsizce alaycı bir gülümseme yerleşti yüzüme. Gözlerime bile bakmaya cesaret edemeyen bu korkak adama ne söyleyebilirdim ki? Ne söylesem beni anlardı ya da daha kötüsü anlasa bile umursar mıydı? Yine rol yapacaktı, yine yalan söyleyecekti. Boşluğa konuşmaktan farksız olacaktı ona konuşmak.
Ben onun için bir hiçtim. İnsan bir hiç olarak gördüğü birinin duygusuna önem verir miydi? Öyleyse ona ne hissettiğimi söylemenin bir anlamı da yoktu. Ona baktıkça acım mide bulantısına dönüştü. Şu an resmen ondan iğreniyordum. Onun bana yaptığı gibi ben de ona daha fazla bakamayacağımı anladım. Arkamı döndüm ve amfiden çıktım. Arkamdan gelmedi, gelmesini de beklemiyordum. Bana hiçbir şey açıklamadı, açıklanacak bir tarafı da yoktu zaten. Söyleyeceği hiçbir şey durumu hafifletmeyecekti.
Fakülte binasından çıktığımda beynim bomboştu. Düşünemez olmuştum. Sorular da suçlamalar da uçup gitti. Şoktan sonraki fikirlerin silindiği, duyguların bedeni ele geçirdiği o evreye geçmiştim. Yaralayıcı duygular tüm ağırlıklarıyla boğazıma çökmeye başladı. Birbirlerine dolanıp koca bir düğüm oldular ve taş gibi çöktüler oraya. Konuşsam konuşamayacak durumdaydım. Nefes almakta bile zorlanıyordum. Bir damla gözyaşı döksem bir damla ile kalmayacaktı. Şelalelerce ağlayacaktım biliyordum, bu yüzden kendimi kastım. Kimseye belli etmemek için tüm gücümü kullandım.
Yurda ulaştığımda koşar adım odama gittim. Bavulumu açıp içine eşyalarımı tıkmaya başladım. Artık bu odada Ece ile kalamazdım, onun yüzüne bakamazdım. Yasemin ve Cemre ile konuşmalıydım. Onlara olanları anlatırsam içlerinden biri benimle oda değiştirmeyi mutlaka kabul ederdi. Sığdırabildiğim kadar eşya ile bavulumu doldurdum ve kapattım. Temizlik için kullandığım diğer eşyaları da bir poşete koydum. Notlarımı tasnif ettim ve kitaplarımın üstüne yığdım. Cemre'ye döndüklerinde bana haber vermesini istediğim bir mesaj attım. Halsiz bir halde yere çöktüm, sakinleşmek için derin nefesler aldım. Kendimi bırakamazdım, ne olursa olsun güçlü kalmak zorundaydım.
Dizlerimi karnıma çektim ve kollarımla sardım. Başımı kollarımın üstüne koydum. O kadar yorgun hissediyorum ki o halde bile uyuyabilirdim. Cemre'den beklediğim mesaj gelince, kapılarını çaldım. Bavulu görünce şaşırdı. ''Bir yere mi gidiyorsun?''
''Bu odaya taşınabilir miyim?'' diye sordum.
''Niye? Bir şey mi oldu?''
''Çok şey oldu.''
''Korkutma beni, yüzün de kireç gibi.''
''Ne oldu?'' diye sordu Yasemin odanın bir ucundan. Cemre beni içeri çekti, üzerimdeki bin bir ağırlıkla onun yatağına çöktüm. Yasemin karşımda kendi yatağında oturmuş bana merakla bakıyordu. Cemre de onun yanına kuruldu. Anlatmam için bana zaman tanıyorlardı. Söyleyeceğim şeyler o kadar ağırdı ki nereden başlayacağımı bilmiyordum.
''Birbirlerini seviyorlarmış.'' diyebildim en sonunda.
''Kim?'' diye sordu Cemre.
''Gürkan ve Ece.''
''NE?!'' deyip şaşkın bir nida kopardı Yasemin.
''Çıkışta amfide buluştular, konuşmalarını tesadüfen duydum ve gördüm.''
''Neyi gördün?'' diye sordu Cemre.
Kendi kendime güldüm. ''Öpüşmelerini..''
''Ne?'' dedi bir kez daha Yasemin. En az benim kadar şaşkındı. Cemre ise başını iki yana salladı hafifçe, bunu kabul etmek istemiyor gibiydi. ''Ece böyle bir şey nasıl yapar?''
''Aşktan gözü dönmüş olmalı. Benden o kadar nefret etmiş ki ilacımı bile saklamış.'' Dönüp birbirlerine baktılar. Cemre tekrar bana baktığında, ''Bu kadarını yapmış olamaz. Sen yanlış anlamışsındır.'' dedi. O sırada kapı çaldı. Soğuk bir sesle, ''O gelmiştir. Açın.'' dedim. Cemre hemen yerinden kalkıp kapıyı açtı. Ece önce bize tek tek baktı, sonra gözü kapının iç tarafında köşede duran bavula ilişti ve davet beklemeden içeri girdi. ''Bir de benden dinleyin.'' dedi.
''Neyi dinleyeceğiz? Gürkan ile ilişkini mi?'' diye sordu Cemre ve kapıyı kapattıktan sonra yürüyüp tam Ece'nin karşısına dikildi.
''Gürkan ile ilişkim falan yok.'' dedi Ece.
''Gülşah sizi öpüşürken görmüş.'' dedi Cemre.
''O bir anlık hataydı. Yoksa bir ilişkimiz yok.''
Yasemin yerinden kalktı. ''Ece çok pardon ama sen şu an bizimle taşak mı geçiyorsun?''
''Gürkan ile birbirimizi uzun yıllardır seviyoruz, ta liseden beri. Lisede birlikteydik ama o beni aldattı ve ben onu hiç affetmedim.''
''Bugüne kadar.'' dedim.
Ece tüm dikkatini bana yöneltti. ''Bugün bile affetmedim.'' Sonra tekrar Yasemin ile Cemre'ye baktı. ''Bu yüzden sizden sakladık. Ben öyle istediğim için... Ama Gürkan kafasında bir plan yapmış. Beni kıskandırırsa ona geri döneceğimi düşünmüş.''
''Başarılı da oldu.'' dedim. Ece tekrar bana baktı, gözlerini devirmemek için kendini ne kadar zorladığını görebiliyordum. Aslında bir taraftan artık rol yapmaması, benim hakkındaki gerçek hislerini ortaya çıkarmasından memnumdum. Aramızdaki perde kalkmıştı ve şimdi onu tüm çıplaklığı ile görebiliyordum.
''Ona geri döndüğüm falan yok. Dediğim gibi o şahit olduğun şey benim yok edemediğim hislerle bir anlık zayıflık göstermem sonucunda oldu. Başka bir anlamı yok. Yani ilişkinizi sürdürebilirsiniz, ben aranızda üçüncü kişi olmayacağım.''
Yerimden kalktım ve ona doğru bir adım attım. Bu söylediği gerçekten bardağı taşıran son damla olmuştu. Yasemin haklıydı, bu kız cidden dalga geçiyordu. Bunun başka hiçbir mantıklı açıklaması yoktu. ''Ben bundan sonra onun yüzünü bile görmek istemiyorum.'' dedim. ''Ne onun ne de senin...''
''Ne düşündüğünü tahmin edebiliyorum. Benden nefret ediyorsun. Senin yerinde olsam ben de ederdim. Bu yüzden sözlerim sana samimi gelmeyecek ama inan ki bir erkek yüzünden seninle asla böyle olmak istemezdim.''
''Benden gerçekleri saklamasaydın böyle olmazdı.''
''Herkesin sırları vardır. Ben duygularımı senin gibi dışa vuran biri değilim. Hele ki bu duygular kendime bile hala itiraf etmekte zorlandığım duygularsa... Gürkan'ı hala seviyor olmaktan nefret ederken bunu gidip başkalarına anlatamazdım.''
''En azından onun beni kullanmasına seyirci kalmamalıydın.''
''Seni onun hakkında defalarca uyardım, kaç defa onun doğru adam olmadığını, sana layık olmadığını, seni sevmediğini ima ettim. Ama gözün o kadar kördü ki beni dinlemedin. Gerçekleri görmek istemedin. Yoksa kim bugüne kadar kendisine hiçbir ümit vermeyen bir adamın bir anda ona deli gibi aşık olduğuna inanır ki? Sen inandın.''
''Maalesef... Sevdiğim insanlar konusunda biraz aptal olabiliyorum. Tüm belirtilere rağmen onlara inanmayı seçiyorum. Tıpkı sana inandığım gibi...''
''Seni aldatan kişi Gürkan. Bunun suçunu benim üzerime yıkamazsın.''
''Gülşah'ın ilacını sakladın mı?'' diye sordu Cemre araya girip.
Ece şaşkın bir ifade takındı. ''Ne ilacı?''
''Astım ilacı.'' dedi Yasemin.
''Tabi ki hayır! Saçmalamayın o kadar da değil.''
Şaşırma süresi bendeydi. ''Her şeyi duydum, niye inkar ediyorsun?''
''Ne duydun ya? Sana söyledim ya, çantanı devirdim ilaç yatağın altına yuvarlanmış. Yanlışlıkla olmuş bir şey ve özür diledim. Bunun konumuzla ne ilgisi var şimdi?''
Ona doğru bir adım daha attım. Hala anlamazlıktan geliyordu, durum hiç de komik olmayan çiğ bir şaka gibiydi. ''Ece beni artık aptal yerine koymayı bırak. Gürkan sana kızın ilacını niye sakladın diye sordu sen de inkar etmedin. Hatta bana ne kadar gıcık biri olduğumu, hastalığım konusunda rol yaptığımı söyledin.''
Ece'nin yüzündeki şaşkınlık katlandı. ''Gülşah böyle bir şey uydurmana gerek yok. Benden zaten nefret edecekler, bir de katil yakıştırmasına gerek yok.'' O kadar iyi rol yapıyordu ki neredeyse gaipten sesler duyduğuma, aslında hiç öyle bir şeyin yaşanmadığına inanacaktım.
''Sen nasıl bir yılansın ya!'' dedim kendimi tutamayarak.
''Tamam, yeter artık! Daha fazla kavga etmeyin. Olay başka yerlere gidiyor.'' dedi Cemre ellerini havaya kaldırıp.
''Doğruyu söylüyorum Cemre.''
''Tamam dedim Gülşah, uzatma.'' Derin bir nefes alıp duraksadı. ''Ben Ece'nin yanına taşınırım. Zaten dönemin bitmesine birkaç hafta kaldı, şimdilik böyle idare edelim. Sen de gelecek sene başka bir oda arkadaşı bulursun.''
Sıkıntılı bir nefes verip başımı iki yana salladım. Gerçekten bana inanmamıştı, inanılmazdı. Gerçi niye inansın ki diye düşündüm. Ece ile benden daha eski arkadaşlardı ve çok yakınlardı, elbette ona inanacaktı. Cemre'nin yatağına sinirle oturdum.
''Biz çıkalım.'' dedi Cemre Ece'ye.
Yasemin karşıma oturdu. ''Sen iyi misin?'' diye sordu. Başımı iki yana salladım.
''Keşke en başından sana söyleseydi. O zaman bunları yaşamazdınız.''
''Keşke...'' dedim. Yatağa uzandım. Burası artık benim yatağım olacaktı. Yurttaki tüm yataklar aynıydı ama çok farklı hissettiriyordu. Ben çok farklı hissediyordum. Bir taraftan çok üzgündüm, deli gibi ağlamak istiyordum ama hiç ağlayasım gelmiyordu. Gözlerim ağır ağır kapandı.
Gecenin bir yarısı uyandığımda tüm bu olanların bir kabustan ibaret olmasını umdum. Ama yan tarafıma bakıp sokak lambasının ışığı altında zar zor da olsa seçebildiğim uyuyan Yasemin'i görünce kabus olmadığını anladım. Ben hiç rüya görmezdim, dolayısıyla kabus da görmezdim. Kendimi avutmak için her zaman bunu söylerdim kendi kendime. Rüya yok ama kabus da yok. Hayatımda ilk kez kabus görebilmeyi bugün diledim. En kötü kabus bile gerçeklik kadar can yakamazdı çünkü. Onun kadar korkunç olamazdı. Telefonuma saatin kaç olduğuna bakmak için uzandım. Gürkan'dan gelen bir mesaj olduğunu gördüm. Benimle yarın buluşmak istiyordu. Kabul ettim. Son bir kez onunla konuşup bugün o şokla söyleyemediklerimi söylemek istiyordum.
Ertesi gün öğle saatlerinde yurda yakın bir kahvecide buluştuk. Erken gelmiş, bir kahve söylemişti. Ben ise hiçbir şey sipariş etmedim. Dün gece uyuyakaldığım için hiçbir şey yiyememiştim ama ona rağmen bu sabah kahvaltıda iki lokma ekmeği bile zor yutmuştum. Boğazımdaki yumru hala orada iken bir şeyler yemek çok zordu. İştahım da hiç yoktu zaten. Tüm kanım çekilmiş gibiydi. Ruhum bedenimde kaybolmuştu. Hissiz ve yorgun hissediyordum.
Gürkan'da da benzer bir ruh hali vardı. Saçları dağınıktı, yüzü solgundu. Bugün gözlerime bakma cesareti gösterebiliyordu ama yine de mahcuptu. İnsan yanlışlıkla yaptığı şeye karşı mahcubiyet duyardı bana göre. Bile isteye planlı olarak yaptığı bir şey için neden kendini kötü hissediyordu ki? Öğrenebileceğimi hesaplamamış mıydı?
''Üzgünüm.'' deyip söze başladı sonunda. Zamanı bükecek kadar ağırlaşan bir kütle olan sessizliğimizi bir bıçak gibi kesti. Önceden onu sessizlikte oturup saatlerce bıkmadan izleyebileceğimi düşünürdüm. Şimdi ise buna katlanamıyordum.
''Niye?''
''Seni üzdüğüm için.''
''Öğrendiğim için mi üzüldüğümü sanıyorsun? Amacına ulaştığında beni terk edip Ece ile birlikte olmaya başladığında anlayamayacak mıydım sanki? Beni üzmeyi çoktan göze almış olmalısın. Öyleyse şimdi niye....''
''Ben bir aptalım.''
''Aksine sen çok kurnaz bir adamsın, aptal olan benim... Ne düşündün ki? Bunu ne kadar sürdürecektin, ne zaman kesecektin?''
''Hiçbir şey düşünemedim. İnan ki hiçbir planım yoktu. Çok çaresiz kalmıştın.''
''Elbette bir planın vardı. Ece'nin huyunu biliyordun. Geçmişiniz de düşünülürse ne kadar kıskanç biri olduğunu benden çok daha iyi biliyor olmalısın. Bu yüzden bunun üzerine oynamak istedin. Ve sana bir kurban gerekiyordu. Sana karşı hislerimden emin olunca da hedefini tam olarak belirledin. Hem Ece'nin de sürekli gözünün önündeydik. Bu senin için de çok daha avantajlı bir durumdu. Onun yanında elimi tuttun, sarıldın, beni evine çağırdın. Seninle öpüşseydik akşamına gidip Ece'ye anlatacaktım ve o daha çok delirecekti değil mi?''
Kekeleyerek konuştu. ''Onu öyle... Yani onun için yapmadım, gerçekten.''
''Öyleyse daha kötü. Her şeyi aşk için, aşkına kavuşmak için yapmış olsaydın her şeye rağmen seni bir nebze olsun anlayabilirdim. Ama amaçsızca, sadece kendine eğlence aradığın için hiç sevmediğin biriyle yakınlaşmaya çalışmak... Üstelik o kişinin seni sevdiğini bilirken... Bu çok daha korkunç.''
Sıkıntılı bir nefes verdi. ''Beni nasıl gördüğünü biliyorum. Öyle görmekte de haklısın. Seni buna alet etmemeliydim. Gerçekten pişmanım. Beni affetmeni istiyorum, arkadaşlığımızın hatırına.''
Hafifçe gülümsedim ve bir süre ona bir şey söylemeden baktım. ''Seni nasıl gördüğümü bilmiyorsun. '' dedim. ''Sen açgözlüsün, açgözlü insanlar hayattan onlara karşı çok cömert olmasını beklerler, başka insanların sürekli fedakar ve affedici olmasını bekledikleri gibi... Pek çok şeye aynı anda sahip olmak isterler. Bana bir keresinde ne demiştin hatırlıyor musun? Çarktaki bir dişli olmak istemiyorum demiştin. Yıllar geçip kendime baktığımda, yalancı insanlarla kuşatılmış bir halde, her şeyi çıkarları için yapan, sistemin parçası olmaktan gocunmayan o sahte insanlardan biri olduğumu görmek istemiyorum demiştin. O kadar etkilenmiştim ki...Ne derin bir adam demiştim.
Sen bana nazik davrandın ve ben iyi bir insan olduğunu düşündüm. Ama yanılmışım. Ne farkın var söylesene? Sen sadece onlardan birisin. Akıp giden kalabalıkta bir noktasın. Tek derdi koşmak, kaçmak, haz almak olan yığının bir parçasısın. Kendi arzuların için insanları kullanırsın ve sonuçları umursamazsın. Bir gün kendi tuzağına düşeceksin, yorulup yıpranacaksın. Ece ya da başka bir kadın, sahte dostların, kuyunu kazan iş arkadaşların, sanma ki vazgeçilmez olacaksın herhangi biri için. Seni de kullanacaklar, çiğneyip tükürecekler bir sokak köşesine. Ölü zaman, öldürdüğün duygular, kırdığın tüm o kalpler sanma ki sana pişmanlıktan fazlasını vadedecekler. Hadi git şimdi, git ve görevini yap. Çarktaki bir dişli gibi dönüp dur, paslanana kadar.''
Ayağa kalktım, çantamı koluma taktım. Onun söyleyecek hiçbir şeyi yoktu ama benim son bir sözüm daha vardı. ''Hayatım boyunca sevilmeye değer bir adamı sevmek istedim. Senin öyle biri olduğunu düşünmüştüm. Kendimi hayal kırıklığına uğrattığım için üzülüyorum sadece.''
*********************************
O gün Gürkan bana arka arkaya mesajlar atmaya devam etti. Ne kadar üzgün olduğunu, pişman olduğunu anlatıp duruyordu. Bir yerden sonra çok sıkıldım ve onu engelleyip internetimi kapattım. Biraz olsun huzur istiyordum.
Cemre odadan tamamen taşınmıştı. Ben de Ece dışarıda iken kalan eşyalarımı da aldım ve günün kalanını onları yeni odama yerleştirmekle geçirdim. Yurt yönetimi oda değiştirme konusunda zorluk çıkarmamıştı. Gelecek sene için burada kalacaksam şimdiden babamın onlarla iletişime de geçmesi gerekiyordu. Ama o kadar canım istemiyordu ki. Garip bir şekilde ne gitmek ne de kalmak istiyordum. Hiçbir şey istemiyordum.
Ertesi gün hava almak için tek başıma yürüyüşe çıktım. Sahile gittim. Sağ olsun Yasemin benimle gelmeyi teklif etmişti ama yalnız kalmak istedim. Düşünmeye ihtiyacım vardı. Zihnimdeki sesler beni hep ürkütürdü ama bugün yok olmuşlar gibiydi. Sanki beynim komple boşalmıştı. Bir banka oturup boş boş denizi izledim. Hiçbir şey yapmadan, hiçbir şey düşünmeden... Kısa bir süre sonra telefonum çaldı. Arayan Gökçe'ydi.
''Efendim.'' dedim telefonu açıp.
''Gülşah sana dün mesaj attım ama görmemişsin. Endişelendiğim için bir aramak istedim.''
''Kusura bakma, internetimi kapatmıştım görmedim.'' dedim. Sesimdeki mutsuzluğu anlamaması mümkün değildi.
''Bir şey mi oldu?'' diye sordu.
''Gürkan....'' dedim sadece.
Sinirli bir şekilde verdiği nefesi duydum. Kısa bir duraksaman sonra, ''Neredesin?'' diye sordu.
Yarım saat geçmeden çıkıp gelmişti. Yanıma oturdu. 'Ne yaptı?' diye sormasını bekledim. Ama hiçbir şey sormadı, sadece bana bakıp anlatmamı bekledi. Ben de her şeyi anlattım. 'Sana söylemiştim.' demesini bekledim ama onu da söylemedi. Yüzünde ben konuştukça artan öfkeyi görebiliyordum, ama ne Gürkan'a sayıp sövdü ne de beni körlükle suçladı. Sadece, ''Hepsi geçecek.'' dedi anlayışlı bir sesle.
''Onlar benim en yakınlarım.'' dedim. ''En sevdiklerim. Bana nasıl böyle ihanet edebildiler.''
''Zaten ihanet dediğimiz şey sevdiğimiz insandan gelir. Sırtını dönmediğin biri seni oradan bıçaklayamaz.''
Kendi kendime güldüm. Başımı önüme eğdim. ''Bir daha birine sırtımı dönebilir miyim bilmiyorum. Bir daha birine nasıl güveneceğim?''
Elini omuz başıma koydu ve hafifçe okşadı. ''Bana güvenebilirsin. Ben sana asla yalan söylemeyeceğim, asla kandırmayacağım, asla incitip kırmayacağım. Yemin ederim.''
Dönüp ona baktım. Gözlerinin içine baktım ve anında gözlerim doldu. Gücümün sınırındaydım. Başımı omzuna koydum ve koyar koymaz ağlamaya başladım. Hıçkıra hıçkıra ağladım. 2 gündür içime oturmuş tüm acıyı boşaltırcasına ağladım. Kolunu omzuma atıp beni daha çok kendine çekti ve saçlarımı öptü. ''Ben buradayım.'' dedi. ''Güvendesin. Hepsi geçecek. Her şeyi unutacaksın. Unutman için her şeyi yapacağım, söz veriyorum.'' Sol elimle gömleğine yapıştım ve başımı olduğu yere daha çok gömdüm. Gömleği deli gibi ıslanmıştı ama ağlamamı durduramıyordum.